İSMET İNÖNÜ

Konuşma, Demeç, Makale,

Mesaj ve Söyleşileri

1965 – 1967

(11.03.1965 – 25.12.1967)

ANKARA – 2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sunuş ve Teşekkür

 

 

 

İsmet İnönü’nün “Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri”ne ilişkin kronolojik eksiklikleri gidermeyi bu kitapla sürdürüyoruz.

 

TBMM konuşmaları dışında, İsmet İnönü’nün basılı kitaplarında önemli boşluk ve eksikler bulunmaktaydı. İsmet İnönü’nün ölümünün 30. yıldönümünde, Aralık 2003’te yayınlanan 26.10.1933–03.12.1938 ve 13.12.1944–28.05.1950 tarihlerine ilişkin iki ayrı cildin ardından 11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsayan üçüncü kitap ve şimdi de 11.03.1965–25.12.1967 tarihlerine ilişkin dördüncü kitapla kronolojik eksiklerin 60’lı yıllara ilişkin önemli bir kısmını tamamlamış bulunuyoruz.

 

Bu kitap, İsmet İnönü’nün Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, ana muhalefet liderliği, Başbakanlık yıllarının ardından yeniden ana muhalefet liderliğinin başlangıç yıllarını kapsamaktadır. İsmet İnönü için devletin başında bulunmak ile muhalefet liderliğinde bulunmak arasında bir fark bulunmadığı bu kitapla yeniden görülebilecektir. İsmet İnönü için demokrasi ve demokratik rejimin yerleştirilmesi, siyasi partiler ve vatandaşlar arası ilişkilerin iyi kılınması, cumhuriyetin temel prensiplerinin korunması ve ülke çıkarlarının temel alınması önemli bir ideal ve sürekli çaba konusu olmuştur. İşte bu kitapla bu çabaları bir kez daha tarih içinden izleme olanağına kavuşuyoruz.

*     *     *

Başta sözünü ettiğimiz İsmet İnönü’nün kitaplarındaki eksikleri giderme konusunda TBMM’nin gösterdiği süreklilik içindeki kurumsal yaklaşımı nedeniyle, TBMM Başkanlığı’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri Ercan DURDULAR’a öncelikle ve yeniden teşekkür ediyoruz.

Bu çalışmaların veri kaynağı TBMM Kütüphanesi ile Vakfımızın arşivi olmuştur. Ancak TBMM Kütüphane Müdürlüğü’nün özel katkıları olmasaydı, bu çalışma belki de bu tamlıkta olmayabilirdi. Bir yılı aşkın bir süreyle TBMM Kütüphanesi, bu çalışmanın araştırma ve veri toplama safhasına ilişkin İnönü Vakfı’na duyarlı bir ev sahipliği yapmıştır.

TBMM Kütüphanesinin bir önceki Müdürü Ali Rıza CİHAN’ın çok özel katkılarını burada anıyor ve kendisine sevgi ve teşekkürlerimizi yineliyoruz.

Yine TBMM Kütüphanesi yönetici ve görevlilerinden,

Kütüphane eski Müdür Yardımcısı ve yeni Müdürü İsmet BAYDUR,

Müdür Yardımcısı Tuncer YILMAZ;

Mikrofilm Bölümü eski Sorumlusu ve eski Müdür Yardımcısı Cihan ERKAL,

Bu çalışmalar için ciddi emekleri bulunan Mikrofilm Operatörleri Ömer İMAMOĞLU ile Şevket ERCİL,

Mikrofilm Operatörleri İhsan Güler ve Yaşar Bilgin,

Araştırma Bölümü Görevlisi Alev SARI,

Ödünç Verme Bölümü Şefi Necla ERYURT,

Fotokopi Görevlileri Mehmet YILDIRIM ile Mehmet SAĞIR’a ve adlarını burada belirtemediğimiz bir çok Kütüphane görevlisine;

TBMM Basımevi Müdürlüğü’ne,

Basımevi Elektronik Dizgi Bölümü Sorumlusu Ali İPEK’e,

Basımevi Elektronik Dizgi Görevlisi Mihriban ATMACA’ya;

Ve son olarak, büyük titizlik ve özveri ile yaptığı araştırma sonucunda bu kitapları gerçekleştiren İlhan Kamil TURAN’a içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

01.07.2004

Özden TOKER

         İnönü Vakfı Başkanı

 

 

 

 

 

 

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

 

 

Bu kitap ve ardından yayınlanacak diğer yeni kitaplar hakkında

 

Bu kitap, İnönü Vakfı için yapılan süreli bir çalışmanın dördüncüsüdür.

İsmet İnönü’nün (TBMM dışındaki) söylev, konuşma, demeç, söyleşi, makale ve mesajlarının kronolojik eksiklerinin ilk kısmına, yani 26.10.1933–03.12.1938 ile 29.12.1944–25.05.1950 tarihlerine ilişkin iki kitabın ardından 1961–1973 yıllarına ilişkin ikinci kısmına ilişkin 11.11.1961–26.02.1965 tarihlerine ilişkin ilk kitaptan sonra, şimdi 11.03.1965–25.12.1967 tarihlerine ilişkin olan bu kitapla birlikte dördüncü aşaması tamamlanmış olmaktadır.

01.01.1968–23.07.1970 ve 25.07.1970–10.12.1973 tarihlerine ilişkin kitapların yayına hazırlanma çalışmaları ise hızla sürmektedir..

Çalışmanın yürütülüşü

Söz konusu tarihleri kapsayan kitaplar için yapılan çalışma, TBMM Kütüphanesi ve Mikrofilm Bölümünde, Ulus ve Cumhuriyet gazeteleri esas alınarak ve bu gazetelerdeki verilerden hareketle gerektiğinde diğer gazetelerden yararlanılarak ve ayrıca dönemin önemli dergileri taranarak yürütülmüştür.

Dil/Türkçe kullanımı ile kaynakçalara dair

Kitapta yer alan metinlerin dil–yazı–konuşma özgünlükleri korunarak aktarılmıştır. Kaynak olarak kullanılan eski metinlerde, kimi zaman farklı yayınların kendilerince farklı “dil uyarlamaları” yapması ve bunların üstüne gelen dizgi/basım yanlışlarının olduğu gözetilmelidir. Metinleri yayıma hazırlarken yalnızca bariz dizgi/basım yanlışlarında az sayıda harf düzeltileri yapılmış; yine az sayıdaki harf veya tekil sözcük ekleri köşeli parantez içinde verilmiştir. Ancak bu tür az sayıdaki düzeltilere karşın, kullanılan bazı harf ve sözcükler itibarıyla metinler arası farklılıklar ve hatta bir metin içinde kimi farklılıklar bulunduğu gözetilmelidir.

Bir tek metne ilişkin farklı kaynaklar arasında yapılan seçim ise, dizgiye elverişlilik ve metnin tamamının bulunması ölçütüne dayalı olmuştur.

Gazete kaynaklı verilerde az sayıda sözcüğün, gazetenin cilt kenarına gelmesi veya dizgi/baskı problemlerinden ötürü okunamaması sözkonusudur. Bu tür durumlar, köşeli parantez içinde [okunamadı] kaydı eşliğinde belirtik kılınmıştır.

Tam metni bulunan veriler dışındaki metinlerin bir kısmı gazetelerin özet aktarımı veya gazetelerin yorumlu aktarımı eşliğinde İsmet İnönü’nün konuşmalarını içermektedir. Bu tür, doğrudan İsmet İnönü’nün konuşmasını içermeyen yorum vb. aktarımlar çıkarılarak parantez içinde üç nokta (...) eşliğinde verilip, kitabın yalnızca İsmet İnönü’nün konuşmalarına referans oluşturması sağlanmıştır.

Gazetelerin özet aktarımlarında birbirini tutmayan veya eksik veri aktarımı sözkonusu olduğu durumlarda, [Tamamlayıcı haber] ara başlığı eşliğinde tamamlayıcı metinlere ayrıca yer verilmiştir.

Kaynakça bilgilerine her metnin ilk sayfasının altında yer verilmiş; gerekli kimi açıklayıcı bilgiler de sayfa altı dipnotu olarak, özgün metinlerden ayrıksı olarak belirtilmiştir.

Konu başlıklarına dair

Konu başlıklarında, ilgili metinlerin hangi konuyu içerdiğinin yansıtılmasına azami düzeyde özen gösterilmiştir.

Sözlük hakkında

Kitabın arkasında bulunan “Sözlük”te sözcüklerin doğru yazımı verilmiştir. Kitaplarda yer alan metinlerin içinde, (çıkış yeri ve dilin durumuna göre) “kalın ünlü” harfler [a, ı, o, u] ile “ince ünlüler”in [e, i, ö, ü];  (dudakların durumuna göre) “düz ünlüler” [a, e, ı, i] ile “yuvarlak ünlüler”in [o, ö, u, ü] ve (ağzın açıklığına göre) “geniş ünlüler” [a, e, o, ö] ile “dar ünlüler”in [ı, i, u, ü] sözcükler içindeki kullanımı bazen yer değiştirebilmektedir. Ayrıca a-ı, e-i, i-ı, u-ü; b-p, c-ç, d-t, ğ-v, n-m değişmeleri; ünsüz türemesi olarak y-v değişimi de olabilmekte ve nihayet eski dilin kimi özgünlükleri yansıyabilmektedir. Bu nedenle okuyucu sözlükte arama yaparken, mantıksal olarak iki ve daha çok seçenekli tarama yoluna başvurmalıdır.

Dizin hakkında

Kitabın arkasında yer alan “Dizin” coğrafi yerler, kişi adları, kitabın içerildiği döneme ilişkin temalar ile İsmet İnönü’nün değinilerindeki vurgular esas alınarak hazırlanmış, böylece ilgili dönemlere yönelik ayrıntılı araştırma yapanlara yardımcı olmaya çalışılmıştır.

Teşekkür

Son olarak, bu kitapların hazırlık aşamasındaki sayısız katkısı için ender insanlardan sevgili Ali Rıza CİHAN’a; bu çalışmaların önemli yanlışlardan korunmasını sağlayıcı yönlendirme ve katkıları nedeniyle Şerafettin TURAN ve Selim İLKİN’e; başta Ömer İMAMOĞLU ve Şevket ERCİL olmak üzere TBMM Kütüphane çalışanlarına; dizgi yardımlarından ötürü Nuray ÇALI’ya; yeni veri bulmaya ilişkin katkısından dolayı arkadaşım Serdar Ömer KAYNAK’a; kitaplaştırma sırasındaki yardımlarından ötürü arkadaşlarım Tamer İNCESU, Evrim KARAKOÇ, Murat KARAKOǒa; ve yine kitaplaştırmaya yönelik teknik desteği için Atatürk Araştırma Merkezi Uzmanı Ali TUNA’ya içtenlikle teşekkür ediyorum.

İlhan K. Turan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları*

 

 

 

TBMM Konuşmaları

İsmet İnönü’nün T.B.M.M.’deki Konuşmaları 1920–1973; 3 Cilt, Derleyen: Ali Rıza Cihan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1992…29.05.1920–06.11.1973 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma, Söyleşi, Demeç, Makale ve Mesajları

İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları 1920–1933; Başvekalet Matbaası, Ankara, 1933...25.09.1920–29.10.1933 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1933–1938; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....26.10.1933–03.12.1938 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Milli Şef’in Söylev, Demeç ve Mesajları; Derleyen: Kadri Kemal Kop, Akay Kitabevi, Ankara, 1945.. 11.11.1938–28.12.1944 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1944–1950; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....29.12.1944–28.05.1950 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1956...31.05.1950–29.07.1956 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1959...16.08.1956–09.09.1959 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü (1959–1960); Derleyen: Sabahat Erdemir; Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962.. 13.09.1959–26.05.1960 tarihleri arasını kapsamaktadır.

İhtilâlden Sonra İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Toktamış, Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962...28.05.1960–10.11.1961 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1961–1965; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004....11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Defterleri

İsmet İnönü; Defterler (1919–1973); 3 Cilt, Hazırlayan: Ahmet Demirel; Yapı Kredi Yayınları, 1.Baskı: İstanbul, Aralık 2001 01.01.1919–11.12.1973 tarihleri arasında tuttuğu notları kapsamaktadır.

 

Yurt Gezisi Konuşmaları

İsmet İnönü’nün Kastamonu Gezileri: 1938–1949–1958; Mustafa Eski; Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1995...05–10.12.1938, 18–26.04.1949 ve 24–25.10.1958 tarihlerini kapsamaktadır.

Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati: 1949; Hazırlayan: Kemal Zeki Gencosman; Ankara, 1949.. 30.07.1949–21.08.1949 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Anıları

İsmet İnönü; Hatıralar; 2 Cilt, Hazırlayan: Sabahattin Selek; Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985...Kurtuluş Savaşından Cumhurbaşkanlığına seçilişine kadarki konuları kapsamaktadır. İlkönce 1968’de yazı dizisi olarak  yayınlanmıştır.

 

Anı, Atatürk, İstiklal Savaşı ve Lozan Konferansına İlişkin Eser, Söyleşi ve Konferansları

İsmet İnönü; Aziz Atatürk; Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 196 ...Bu kitapçık, Atatürk’ün ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla (10.11.1963) hazırlanan bir makaleyi içermektedir.

 

İnönü Atatürk’ü Anlatıyor; Hazırlayan: Abdi İpekçi; İstanbul, Cem Yayınevi, 1968...Kurtuluş Savaşından Atatürk ile ilişkilere dek birçok konuyu içermektedir.

İsmet İnönü; İstiklal Savaşı ve Lozan; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1993…23 Ekim 1973 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda verdiği  konferans metnini içermektedir.

İsmet İnönü; Televizyona Anlattıklarım; Hazırlayan: Nazmi Kal; Ankara, Bilgi Yayınevi, 1993...1968–1973 yılları arasındaki 10 ayrı televizyon söyleşisini kapsamaktadır.

İsmet İnönü; Lozan Barış Konferansı–Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri; Hazırlayan İlhan Turan; Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, Temmuz 2003...Lozan Konferansının öngünlerinden yaşamının sonuna dek yapılan konuşma, demeç, makale, mesaj anı ve söyleşileri kapsamaktadır.

 

Mektupları

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar; Basıma Hazırlayan: Sevgi Özel; Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1988…Erdal İnönü’ye yazılan 02.09.1947–14.08.1960 tarihleri arasındaki mektupları kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma ve Eserlerinden Yapılan Seçmeler

İsmet İnönü’nün Vecizeleri; Ali Toygar–Cumhuriyet Kitabevi, İstanbul, 1941

İnönü Diyor ki: Nutuk, Hitabe, Beyanat, Hasbihaller, Hazırlayan Herbert Melzig; İstanbul, 1941

İsmet İnönü; Millet ve İnsaniyet: Milli Şef İsmet İnönü’nün Nutuklarından En Güzel Parçalar; Derleyen: Herbert Melzig; İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1943

İnönü’nün Söylev ve Demeçleri, T.B.M. Meclisinde ve CHP Kurultaylarında, 1919–1946; Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1946

İsmet İnönü’nün Maarife Ait Direktifleri; Maarif Vekilliği Yayını, İstanbul 1939

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri (içinde); Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Milli Eğitim Basımevi, 1946–Ankara

İsmet İnönü ve Tek Dereceli İlk Seçimler (1946–1950–1954–1957); Hazırlayan: İlhan Turan, İnönü Vakfı Yayınları, Ajans–Türk Basım ve Basım A.Ş., Ankara, Aralık 2002

İsmet İnönü; Eğitim–Öğretim Üzerine; Hazırlayan: İlhan Turan, Türk Eğitim Derneği–İnönü Vakfı Ortak Yayını, Ankara, Aralık 2002

 

 

 

 

 

 

İçindekiler

 

Sunuş ve Teşekkür – Özden TOKER

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları

İçindekiler

11.03.1965...“Muhalefette Görevimiz” (Makale

14.03.1965...Zonguldak Kozlu Olayları ile İlgili Verilen Demeç

21.03.1965...Grizu Patlaması Sonucu Meydana Gelen Ölümler Üzerine Yeni Çeltek Maden İşletmesine Gönderilen Mesaj

22.03.1965...Cumhuriyet Gazetesinden Ecvet Güresin ile 1950 ve Öncesinde Neden Tarafsız Olmadığına İlişkin Yapılan Söyleşi

23.03.1965...Cumhuriyet Gazetesinden Ecvet Güresin ile 1950 Öncesi ile 1961 Sonrası Koalisyon Hükümetleri Üzerine Yapılan Söyleşi

24.03.1965...Cumhuriyet Gazetesinden Ecvet Güresin ile 1961 Sonrası Koalisyon Hükümetleri Üzerine Yapılan Yapılan Söyleşi

25.03.1965...Cumhuriyet Gazetesinden Ecvet Güresin ile CHP Muhalefeti, İktidarın Tutumu, Dış Politika ve Kıbrıs Sorununa İlişkin Yapılan        Söyleşi

27.03.1965...Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’nın Ziyaretinin Ardından Söyledikleri

28.03.1965...Milletvekili Ödeneklerinde Yapılmak İstenen Zamma Karşı Söyledikleri

01.04.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Sorunlar, Milletvekili Ödenekleri, TRT ve Bütçeye İlişkin Yapılan Konuşma

02.04.1965...İkinci İnönü Zaferinin 44. Yıldönümünde Aܒden TMTF Üyesi Gençlere Yapılan Konuşma

05.04.1965...CHP İçel Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

07.04.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında TRT ile İlgili Söyledikleri

09.04.1965...KTTL Rauf Denktaş ve Kıbrıs MSB Osman Örek’in Ziyaretleri Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

13.04.1965...“Siyasi Huzur” (Makale)

19.04.1965...CHP Karabük Gençlik Kolu Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

19.04.1965...CHP Karabük Gençlik Kolu Üyeleri ve Karabüklülere Gönderilen Mesaj

19.04.1965...Erzurum’da Yayına Başlayan Devrim Gazetesine Gönderilen Mesaj

19.04.1965...Aܒden Gençlerin Ziyaretinde Gençlerin Parti Gençlik Kollarında Çalışmak İstemeleri Üzerine Söyledikleri

25.04.1965...Eskişehir Cer Atölyesi İşçilerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

30.04.1965...28-29 Nisan 1960 Olaylarının Yıldönümünde DTCF’de Yapılan Törene Gönderilen Mesaj

06.05.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Seçimlerde İzlenecek  Çizgiye İlişkin Yapılan Konuşma

06.05.1965...1939-1940 Yıllarında Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliğini Yapan Rene Massigli’yi Fransa Büyükelçiliği Ziyaretinden Sonra Çıkartma Gemileri Konusunda Söyledikleri

08.05.1965...Eski MBK Üyelerinden Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer’in CHP’ye Katılma Töreninde Yapılan  Konuşma

08.05.1965...Ankara İstiklal Ortaokulu Öğrencileri ile Yapılan Söyleşi

09.05.1965...“Günün Siyasi Meseleleri” (Makale)

10.05.1965...CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

10.05.1965...NATO Bakanlar Konseyi Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısı

14.05.1965...CHP İstanbul İl Merkezinde Güncel Konular Üzerine Yapılan Sohbet

17.05.1965...EDÇT’nin Bazı Ünitelerinin Faaliyete Başlaması Dolayısıyla Ereğli’de AA’ya Verilen Demeç

20.05.1965...SSCB Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko ile Görüşmeye İlişkin Türkiye Radyolarına Verilen Demeç

20.05.1965...19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Dolayısıyla Türkiye Radyolarına Verilen Demeç

22.05.1965...CHP Meclis Grup Toplantısında 14’lerden Bazılarının CHP’ye Katılmaları ve Diyanet İşleri Teşkilatı Yasası Üzerine Yapılan Konuşma

23.05.1965...Eskişehir Şeker Fabrikası İşçilerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

23.05.1965...SSCB Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko’nun Türkiye’yi Ziyareti Dolayısıyla SSCB Büyükelçiliğindeki Resepsiyonda Söyledikleri

24.05.1965...CHP Ankara İl Gençlik Kolu Kongresinde Yapılan Konuşma

27.05.1965...27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yayınlanan Mesaj

03.06.1965...Hindistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Zakir Hüseyin’in Ziyareti Dolayısıyla Söyledikleri

04.06.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Petrol Yasasına İlişkin Yapılan Konuşma

05.06.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Seçim Sistemine İlişkin Yapılan Konuşma

07.06.1965...Ankara Polatlı Topçu Okulunda “Topçu Günü” Dolayısıyla Yapılan Konuşma

09.06.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Petrol Sorunu Üzerine Yapılan Konuşma

13.06.1965...CHP Sakarya İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

15.06.1965...CHP Ankara Yenimahalle Kadın Kolunun Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma

06.07.1965...Nasreddin Hoca Şenliklerine Giderken Afyon Bolvadin’de Yapılan Konuşma

06.07.1965...Nasreddin Hoca Şenlikleri Dolayısıyla Konya Akşehir’de Yapılan Konuşma

06.07.1965...Garp Cephesi Komutanlığı Odasında Anıları Üzerine Söyledikleri

07.07.1965...Ankara Dönüşünde Ilgın, Kadıhan, Konya CHP İl Merkezi, Konya Valiliği, 2. Ordu Karargahı, Cihanbeyli ve Kulu’da Yapılan Konuşmalar

10.07.1965...Gülhane Askeri Tıp Akademisi Mezuniyet Töreninde Yapılan Konuşma

10.07.1965...1961 Anayasasının Halkoyu ile Kabulünün 4. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

15.07.1965...Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’yü Ziyaret Sonrası Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

16.07.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında İç ve Dış Politika ile Genel Seçimler Üzerine Yapılan Konuşma

19.07.1965...İstanbul’da Oğlu Ömer İnönü’nün Evinde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

23.07.1965...Heybeliada Öğretmenler Kampını Ziyarette Söyledikleri

24.07.1965...Akşam Gazetesi ile Seçimler ve Güncel Siyasi Sorunlar Üzerine Yapılan Söyleşi

24.07.1965...Erzurum Kongresinin 46. Yıldönümü Dolayısıyla Hazırlanan Bir Makale

24.07.1965...Konya Akşehir CHP İlçe Başkanı Ali Kantarcı’ya Gönderilen Teşekkür Mesajı

24.07.1965...Lozan Barış Antlaşması’nın 42. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

24.07.1965...Lozan Barış Antlaşması, Meşrutiyetin İlanı ve Basında Sansürün Kaldırılışının Yıldönümü Dolayısıyla CHP’li Gençlere Söyledikleri

26.07.1965...CHP PM Toplantısında Yapılan Konuşma

29.07.1965...CHP PM’de Devletçilik ve Petrol Konuları Üzerine Yapılan Konuşma Özeti

29.07.1965...Milliyet Gazetesinden Abdi İpekçi ile “Ortanın Solu ve Aşırı Sol” Konularında Yapılan Söyleşi

30.07.1965...Milliyet Gazetesinden Abdi İpekçi ile Yapılan “Seçimlerden Sonra Koalisyon, Toprak Reformu ve Petrol” Konularında Yapılan Söyleşi

30.07.1965...CHP PM Toplantısında Devletçilik Konusunda Yapılan Konuşma

30.07.1965...İstanbul CHP Şişli İlçe Binası Önünde Seçimler Üzerine Yapılan Konuşma

31.07.1965...Tahsin Banguoğlu’nun Mektubuyla İlgili Yapılan Açıklama

03.08.1965...CKMP Genel Başkanlığına Seçilen Alpaslan Türkeş’e Gönderilen Kutlama Mesajı

03.08.1965...CHP PM Toplantılarının Sona Ermesi, Kıbrıs Sorunu ve Güncel Siyasi Konular Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısı

06.08.1965...AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in Kıbrıs Konusundaki Görüşlerine İlişkin Yapılan Basın Açıklaması

08.08.1965...AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in Kıbrıs Konusunda Söylediklerine İlişkin Yapılan Açıklama

12.08.1965...Kim Dergisi’nden Sadun Tanju ile Ortanın Solu’na İlişkin Yapılan Söyleşi

14.08.1965...Türkiye’deki Yabancı Basın Temsilcilerinin Davetinde Yapılan Konuşma ve Sorulara Verilen Yanıtlar

18.08.1965...Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün SSCB Gezisi Dolayısıyla Novosti Haber Ajansına Verilen Demeç

19.08.1965...İstanbul Gezileri Sırasında Söyledikleri

24.08.1965...İstanbul Büyükada CHP İlçe Yönetim Kurulu Defterine Yazılanlar

24.08.1965...İstanbul Beykoz Köylerini Dolaşırken Yapılan Sohbetler

25.08.1965...Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayürek ile Güncel Siyasi Konulara İlişkin Yapılan Söyleşi

27.08.1965...İstanbul’da Halkla Yapılan Sohbet ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

27.08.1965...26 Ağustos Taarruzunun 43. Yıldönümü Dolayısıyla HMŞDYC’nin Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma

28.08.1965...İstanbul Gezileri Sırasında Yapılan Sohbet

28.08.1965...İstanbul İçerenköy Muhtarı, Koşuyolu, Çatalca ve Silivri’de Halkla Yapılan Sohbetler

30.08.1965...Seçimler, İstanbul İzlenimleri, Toprak Reformu ve Komünistlik İthamına İlişkin AA’ya Verilen Demeç

31.08.1965...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

09.09.1965...Hindistan ile Pakistan Arasındaki Çatışmalar Dolayısıyla Verilen Demeç

10.09.1965...CHP MYK Üyeleri ile Kadın ve Gençlik Kolları Yöneticilerinin Katıldığı Bir Toplantıda Parti İçi Önseçimler ve Genel Seçimlere İlişkin Yapılan Konuşma

10.09.1965...Pakistan Büyükelçisi Makbul Rabb ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

11.09.1965...Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün Hindistan–Pakistan Çatışmasına İlişkin Parti Genel Başkanları ile Yaptığı Toplantıdan Sonra Söyledikleri

20.09.1965...Genel Seçimler Dolayısıyla Yayınlanan Bir Seçim Mektubu/Bildirisi

20.09.1965...Genel Seçimler Dolayısıyla Muhtarlara Yönelik Bir Seçim Mektubu/Bildirisi

21.09.1965...Malatya Seçim Söylevi

21.09.1965...Belediye Başkanlığını CHP’nin Kazanması Dolayısıyla Kastamonululara Gönderilen Teşekkür Mesajı

22.09.1965...Elazığ Seçim Söylevi

23.09.1965...CHP Malatya Kadın Kolunun Düzenlediği Sohbet Toplantısında Yapılan Konuşma

26.09.1965...Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

30.09.1965...Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

04.10.1965...Trabzon Seçim Konuşması

05.10.1965...Samsun Seçim Konuşması

05.10.1965...Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

08.10.1965...Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

08.10.1965...Ankara Mamak, Çınçın Bağları ve Yenidoğan Kahvelerinde Yapılan Seçim Konuşmaları

09.10.1965...İstanbul Taksim’de “İleri Türkiye Mitingi”nde Yapılan Seçim Konuşması

11.10.1965...Seçim Günü ve Oy Kullanırken Gazetecilerle Yapılan Sohbet

12.10.1965...Seçim Sonuçları Üzerine Gazetecilerle Yapılan Söyleşi

14.10.1965...Seçim Sonuçları Üzerine Söyledikleri

14.10.1965...Seçim Sonuçları Üzerine AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’e Gönderilen Kutlama Mesajı

19.10.1965...Cumhuriyet Gazetesinden Mehmet Barlas ile Seçim Sonuçlarına İlişkin Yapılan Söyleşi

20.10.1965...Ortanın Solu Politikasında Israr ile İlgili Söyledikleri

25.10.1965...Genel Sayım Günü Sayım Memurlarının Sorularına Verilen Yanıtlar

29.10.1965...Cumhuriyetin 42. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

29.10.1965...Başbakan Süleyman Demirel’i Kutlama Görüşmesi Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri

03.11.1965...CHP Meclis Grup Toplantısında Grubun Yeni Dönem Meclis Çalışmalarına Katılımına İlişkin Yapılan Konuşma

10.11.1965...Atatürk ile İlk Görev Arkadaşlığına İlişkin Anı Anlatımı

11.11.1965...Atatürk’ün Ölümünün 27. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

11.11.1965...ODTܒde Düzenlenen Atatürk’ü Anma Toplantısında Yapılan Konuşma

14.11.1965...DTCF’de Düzenlenen Atatürk’ü Anma Toplantısında Verilen Söylev

16.11.1965...CHP Ankara Gençlik Kolu Temsilcileriyle Yapılan Seçim Sonuçları ve CHP Konulu Söyleşi

17.11.1965...Ulus Gazetesi Fotoğrafçısı Cemal Işıksel’in “Atatürk” Konulu Fotoğraf Sergisi Defterine Yazılanlar ve Sergide Söyledikleri

20/21.11.1965...CHP PM, Meclis ve Senato Grupları Ortak Toplantısında Ortanın Solu Politikasında Israr ve Grup Toplantılarından   Basına Sızmalara İlişkin Yapılan Konuşmalar

27/28.11.1965...CHP Parti Meclisi Toplantısında Ortanın Solu Politikasında Israra İlişkin Yapılan Konuşmaların Özeti

28.11.1965...Bulgar Gazetecileri ile Türk-Bulgar İlişkileri ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

29.11.1965...CHP Genel Sekreterliği ve MYK Seçimleri Dolayısıyla Verilen Demeç

03.12.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında CHP’nin Meclis’te İzleyeceği Tutum ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

17.12.1965...CHP Meclis Grup Toplantısında Seçimlere İlişkin Yapılan Konuşma

17.12.1965...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

18.12.1965...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Seçimler ve CHP Hükümetlerinin Politikalarına İlişkin Verilen Söylev

20.12.1965...Kıbrıs Konulu Basın Toplantısı

25.12.1965...Gaziantep’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali ve Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

01.01.1966...Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

11.01.1966...Birinci İnönü Zaferinin 45. Yıldönümü Dolayısıyla Ziyarete Gelen Üniversiteli Gençlere Yapılan Konuşma

19.01.1966...CHP PM Toplantısında Demokratik Rejim, Af Yasa Tasarısı ve AP İktidarının Tutumuna İlişkin Yapılan Konuşma

20.01.1966...CHP PM Toplantısında Kıbrıs ve Af Yasa Tasarısına İlişkin Yapılan Konuşma

26.01.1966...Bayram Duyguları” (Makale)

29.01.1966...CHP Ortak Grup Yönetim Kurulunda Rejim ve Gençlik Konularına İlişkin Yapılan Konuşma Özeti

02.02.1966...ABD’ye Gidecek Olan Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e Yapılan Ziyaretin Ardından Söyledikleri

08.02.1966...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

16.02.1966...“Suskunluğu”na İlişkin Gazetecilerin Bir Sorusuna Verilen Yanıt

28.02.1966...Eski MEB Hasan Ali Yücel’i Anma Toplantısında Yapılan Konuşma

01.03.1966...CHP Meclis Grup Toplantısında Seçimlerden Sonra Parti Politikaları ve Demokratik Rejimin Yaşayıp Yaşamayacağı Kaygısına İlişkin Yapılan Konuşma

10.03.1966...Cumhurbaşkanı Vekili İbrahim Şevki Atasagun ile Görüşmenin Ardından Söyledikleri

11.03.1966...Pembe Köşk Çevresindeki Yürüyüş Sırasında Gazetecilere Yönelik Baskılar Üzerine Söyledikleri

12.03.1966...Cumhurbaşkanı Vekili İbrahim Şevki Atasagun ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

13.03.1966...Parti Üyeliklerinin Yenilenmesi Dolayısıyla CHP’ye Yeniden Üye Yazılması Sırasında Söyledikleri

17.03.1966...CHP Meclis Grup Toplantısında Parti Politikalarına İlişkin Yapılan Konuşma

20.03.1966...Güncel Siyasi Durum ve Hükümetin Politikalarına İlişkin Düzenlenen Basın Toplantısı

20.03.1966...Çanakkale Zaferinin 51. Yıldönümü Dolayısıyla DTCF’de Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

22.03.1966...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

01.04.1966...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

03.04.1966/05.04.1966...İkinci İnönü Zaferinin 45. Yıldönümü Dolayısıyla TMTF Temsilcileri ile Yapılan Sohbet

05.04.1966...“Bayramı İyi Karşılayalım” (Makale)

11.04.1966...CHP Ankara Yenimahalle İlçe Kongresinde Milli Mücadele ve Senato Seçimlerine İlişkin Yapılan Konuşma

14.04.1966...Mevhibe İnönü ile Evliliklerinin 50. Yıldönümü Kutlamasında Söyledikleri ve Yapılan Sohbetler

18.04.1966...28–29 Nisan 1960 Olaylarının Yıldönümü Dolayısıyla İstanbul Taksim’deki “Atatürk ve Cumhuriyet Anıtı”nda 29 Nisan’a Kadar   “Atatürk’e Ulusal Bağlılık Nöbeti” Tutan TMTF ve TMGT Adına Cavit Savcı’ya Gönderilen Mesaj

18.04.1966...Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 26. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

29.04.1966...28–29 Nisan 1960 Olaylarının Yıldönümü Dolayısıyla Ankara’daki Zafer Anıtı’nda Başlayan “Atatürk’e Ulusal Bağlılık Nöbeti”ne Kendisi Adına Doğan Araslı’nın Katılacağına İlişkin TMTF’ye Gönderilen Mesaj

07.05.1966...CHP Meclis Grup Toplantısında Meclis Çalışmaları ile Rejim Sorunları Arasındaki Bağa İlişkin Yapılan Konuşma

08.05.1966...AP’lilerin CS Üyesi Sıtkı Ulay’a Senatoda Saldırması Üzerine CHP Ortak Grup Toplantısında Yapılan Konuşma

13.05.1966...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

16.05.1966...CHP İstanbul Kadıköy İlçe Kongresinde Kısmi Senato Seçimleri ve AP Hükümetinin Politikalarına İlişkin Yapılan Konuşma

17.05.1966...CHP İstanbul İl Merkezinin Bahçesinde Kısmi Senato Seçimleri ve AP Hükümetinin Politikalarına İlişkin Yapılan Konuşma

18.05.1966...Ankara Dönüşünde İzmit ve Sakarya’da Yapılan Konuşmalar

23.05.1966...Kayseri’ye Giderken Kırşehir’de CHP Binasından Yapılan Konuşma

23.05.1966...Kayseri Seçim Konuşması

24.05.1966...Niğde Seçim Konuşması

25.05.1966...Adana Seçim Konuşması

27.05.1966...27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

28.05.1966...İzmir’e Giderken Yolda Söyledikleri ve İzmir’de Verilen Demeç

29.05.1966...CHP İzmir İl Örgütüne Gönderilen Mesaj

29.05.1966...Söke Konuşması

29.05.1966...Milas Seçim Konuşması

29.05.1966...Muğla Seçim Konuşması

30.05.1966...Denizli Seçim Konuşması

31.05.1966...Uşak Seçim Konuşması

01.06.1966...Kütahya’da Bir Salon Toplantısında Milli Mücadele ve AP Hükümetinin Politikalarına İlişkin Yapılan Konuşma

01.06.1966...Afyon Seçim Konuşması

02.06.1966...Eskişehir’de CHP Binasından Din İstismarı ve İnkılaplar Sonrası Kurulan Yeni Düzene İlişkin Yapılan Konuşma

02.06.1966...Ankara Polatlı ve Haymana’da Din İstismarı ve Komünistlik İthamlarına İlişkin Yapılan Konuşmalar

04.06.1966...Diyarbakır Seçim Konuşması

06.06.1966...Seçim Günü Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

08.06.1966...Senato Seçimleri, Nurculuk, Din İstismarı ve Af Yasasına İlişkin  Düzenlenen Basın Toplantısı ve Gazetecilerin Çeşitli Konulardaki Sorularına Verilen Yanıtlar

09.06.1966...CHP PM’de Başbakan Süleyman Demirel’e Yanıt Olarak Söyledikleri

29.06.1966...“Kara Kuvvetleri Günü” Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural’a Gönderilen Mesaj

30.06.1966...CHP Ortak Grup Toplantısında Grup Çalışmalarına İlişkin Yapılan Konuşma

04.07.1966...TÖDMF Kurultayına Gönderilen Mesaj

05.07.1966...CHP Gençlik Kolları Genel Merkezi “Gençlik Danışma Merkezi”nin İlk Toplantısında Seçim Kampanyasına İlişkin Yapılan Konuşma

08.07.1966...CHP Ortak Grup Toplantısında AP Hükümetinin Politikaları, Seçimler ve Ortanın Solu’na İlişkin Yapılan Konuşma

09.07.1966...İstanbul’da Deniz Banyosundan Önce Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

25.08.1966...Doğu İllerindeki Deprem Dolayısıyla Başbakan Süleyman Demirel’e Gönderilen Mesaj

10.09.1966...Kaçırılarak Şiddet Uygulanan Gazeteci İlhami Soysal’a Gönderilen Mesaj

15.09.1966...Eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Ölümü Üzerine TRT ve AA’ya Verilen Demeç

19.09.1966...Eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Defni Dolayısıyla Verilen Demeç

19.09.1966...Eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Cenaze Töreninde Başbakan Süleyman Demirel ile Doğu Depremi Üzerine Yapılan Sohbet

20.09.1966...Deprem Felaketzedeleri Heyetinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

24.09.1966...CHP İstanbul İl Kongresinde 1965 Seçimleri, AP Hükümetinin Politikaları, Ankara Barosunun Bildirisi, Güvenlik, Deprem ve Ortanın Soluna İlişkin Verilen Söylev Notları

26.09.1966...83. Yaş Günü Dolayısıyla CHP İstanbul Beyoğlu Örgütünün Düzenlediği Yemekte Yapılan Konuşma

27.09.1966...İTÜ Talebe Birliği Lokali’ni Ziyarette Yapılan Konuşma

01.10.1966...İGSA Talebe Cemiyeti ve TMGT Ziyaretlerinde Yapılan Konuşmalar

08.10.1966...CHP Ankara İl Kongresinde Parti Politikaları ve AP Hükümetinin Uygulamaları Üzerine Verilen Söylev

09.10.1966...CHP İzmir İl Kongresinde, Parti Politikaları, AP Hükümeti ve TİP ile Ayrımlar Üzerine Verilen Söylev

09.10.1966...CHP İzmir İl Kongresinde Yapılan İkinci Konuşma

10.10.1966...CHP İzmir Karşıyaka İlçe Örgütünün İl Kongresine Katılan Delegeler İçin Düzenlediği Yemekte Yapılan Konuşma

10.10.1966...CHP Elazığ İl Kongresine Gönderilen Mesaj

11.10.1966...İzmir Büyük Efes Otelinde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

11.10.1966...CHP Ankara İl Merkezini Ziyarette Başbakan Süleyman Demirel’in Son Konuşmasına Verilen Yanıt

12.10.1966...CHP Ankara Yeni İl Yönetim Kurulu Üyelerini Kutlama Sözleri

14.10.1966...CHP 4. Gençlik Kolları Kurultayına Gönderilen Mesaj

18.10.1966...CHP 18. Kurultayını Açış Söylevi

22.10.1966...CHP 18. Kurultayını Kapama Söylevi

25.10.1966...CHP PM Seçimiyle İlgili Verilen Demeç

30.10.1966...Cumhuriyet Gazetesinden Ecvet Güresin ile Güncel Konular Üzerine Yapılan Söyleşi

01.11.1966...CHP’nin Yeni MYK’sı ile Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı Ziyaretten Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

07.11.1966...Fikret Otyam’ın “Anayasa Diyor ki” Sergisinde

08.11.1966...Türk Dil Kurumu’nu Ziyarette Yapılan Sohbetler

11.11.1966...Atatürk’ün Ölümünün 28. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

12.11.1966...TMTF ile 27 Mayıs MDD’nin Birlikte Düzenlediği  “Atatürk’ü Anma” Toplantısında Yapılan Konuşma

12.11.1966...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.11.1966...ABD Büyükelçisinin Davetini Reddettiğine İlişkin Haber Üzerine Akşam Gazetesine Gönderilen Mektup

15.11.1966...CHP Ortak Grup Toplantısında Başbakan Süleyman Demirel ile Yapılan Görüşme ile İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

21.11.1966...“İktisadi Araştırma Tesisi”nin Düzenlediği “Türkiye’de İktisadi Planlama” Seminerine Gönderilen Mesaj

24.11.1966...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

25.11.1966...TMTF Kongresi Dolayısıyla Milliyet Gazetesine Verilen Demeç

07.12.1966...Nazilli’yi İl Yaptırma Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

09.12.1966...3. Ordu Komutanı Orgeneral Fikret Esen’e Gönderilen Mesaj

15.12.1966...Semih Balcıoğlu’nun “Seramikle Karikatür” Sergisinde Yapılan Sohbet

15.12.1966...CHP Senato Grubunda Memurlara Verilecek Avans Konusuna İlişkin Yapılan Konuşma

17.12.1966...Deniz-İş Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

23.12.1966...SSCB Başbakan’ı Aleksi Kosigin’in Türkiye Ziyareti Dolayısıyla SSCB Büyükelçiliğinde Verilen Resepsiyonda  Yapılan Sohbet

24.12.1966...CHP’ye Katılan Üniversiteli Gençlere Yapılan Konuşma

26.12.1966...Şinasi Nahit Berker’in “Matbuat Hazretleri” Sergisinde Yapılan Sohbet

30.12.1966...CHP PM’deki Tartışmalar Sırasında Söyledikleri

01.01.1967...CHP PM Toplantısında Parti Politikaları ve Ortanın Solu’na İlişkin Yapılan Konuşma

01.01.1967...Yeni Yıl Dolayısıyla AA ve TRT’ye Verilen Demeçler

02.01.1967...Kıbrıs Bayrak Radyosu ile Yapılan Söyleşi

04.01.1967...CHP PM Toplantısı Sonucu Yayınlanacak Bildiri Üzerine Yapılan Konuşma

12.01.1967...Genel Sekreter Bülent Ecevit Ve MYK’nın Çalışmaları ile İlgili CHP Örgütüne Gönderilen Bildiri

12.01.1967...Ramazan Bayramı Dolayısıyla Yurttaşlara ve CHP Örgütüne Yayınlanan Mesajlar

16.01.1967...“Gazi Ömer ‘Eski Kumandanı’ ile Görüşüp Köye Döndü”

24.01.1967...Grup Yönetim Kurulları ve MYK’nın Ortak Toplantı Yapmalarına İlişkin Öneri ile İlgili CHP Grup Başkan Vekilliklerine Gönderilen Yazı Özeti

25.01.1967...CHP Meclis Grubundaki Tartışmalar Sırasında Söyledikleri

26.01.1967...CHP Meclis Grubundaki Tartışmalar Sırasında Söyledikleri

26.01.1967...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Tartışmalara İlişkin Yapılan Konuşma

29.01.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşme Sonrası Yapılan Açıklamalar

30.01.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeye İlişkin Yeni İstanbul Gazetesi’ne Gönderilen Açıklama

31.01.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeye İlişkin Yapılan Ek Açıklama

04.02.1967...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

05.02.1967...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Ortanın Solu, Kurultay Kararı, Kurultay Sonrası 8’lerin Bildirisi ve CHP’deki Tartışmalara İlişkin Verilen Söylev

05.02.1967...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Yapılan ikinci Konuşma

06.02.1967/07.02.1967...CHP İl Başkanları ve Temsilcileri Toplantısında Yapılan Üçüncü Konuşma

09.02.1967...CHP Meclis Grup Toplantısında Gensoru Önergesi ve Ordunun Siyaset Dışı Kalmasına İlişkin Yapılan Konuşma

10.02.1967...TÖS Yöneticilerinin Ziyaretinde Söyledikleri

10.02.1967...Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural’a Yönelik Akşam Gazetesince Kendisine Atfedilen Sözlere İlişkin Yapılan Yalanlama

12.02.1967...Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali Necmeddin Karaduman’a Gönderilen Mesaj

23.02.1967...Eski HKKB Em. Org. Hatay Milletvekili Hüsnü Özkan ile HKK Org. İrfan Tansel Arasındaki Tartışmada Adının Geçmesi Üzerine Verilen Demeç

25.02.1967...CHP Grupları Ortak Yönetim Kurulu Toplantısında 8’lerin Durumuna İlişkin Yapılan Konuşma

05.03.1967...CHP Ankara İl Örgütü Mensuplarının Katıldığı Toplantıda Kurultay Sonrası Partide Ortaya Çıkan Gelişmelere İlişkin Yapılan Konuşma

16.03.1967...CHP PM Başkanlığına Parti Kurultayı ile İlgili Olarak Gönderilen Mektuplar

21.03.1967...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yurttaşlara ve CHP Örgütüne Yayınlanan Mesajlar

07.04.1967...Üniversite ve Yüksek Okullar Spor Haftası Dolayısıyla Söyledikleri

10.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerle Yapılan Sohbet

12.04.1967...4. Olağanüstü CHP Kurultayına Çağrı Bildirisi

12.04.1967...Urfa’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Mustafa Kılıç’a Gönderilen Mesaj

12.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ile Birlikte Gazetecilerle

13.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerle Yapılan Sohbet

14.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte 51. Evlilik Yıldönümü Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

15.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerle Yapılan Sohbet

17.04.1967...ODTÜ ve Atatürk Orman Çiftliği Gezilerinde Öğrenciler ve Gazetecilerle Yapılan Sohbetler

19.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

21.04.1967...Federal Almanya Eski Başbakanlarından Konrad Adenaur’un Ölümü Dolayısıyla Verilen Demeç ve Büyükelçilik Defterine Yazılanlar

21.04.1967...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilere 8’lerin Son Bildirisi Hakkında Söyledikleri

23.04.1967...23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Dolayısıyla Verilen Demeç

27.04.1967...CHP Grup Başkan Vekillerinin Kurultay ile İlgili Başvurularına Verilen Yanıt

28.04.1967...Sovyet Kozmonotu Albay Vladimir Komarov’un Bir Kaza Sonucu Ölümü Üzerine SSCB Büyükelçisi Smirnov’a Gönderilen Mesaj

28.04.1967...4. Olağanüstü CHP Kurultayını Açış Söylevi

29.04.1967...4. Olağanüstü CHP Kurultayı “Parti İçi Sorunları İnceleme Komisyonu”na Sunulan Rapor

29.04.1967...4. Olağanüstü CHP Kurultayını Kapama Konuşması

01.05.1967...CHP Denizli Kurultay Delegelerinin Ziyaretinde Söyledikleri

02.05.1967...CHP Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Öktem’i Hastane Ziyaretinde Yapılan Sohbet

05.05.1967...CHP Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Öktem’i Hastane Ziyaretinde Yapılan Sohbet

05.05.1967...CHP Senato Grup Toplantısında Kurultay Sonrası Partiden Ayrılmalar Üzerine Yapılan Konuşma

06.05.1967...CHP Meclis Grup Toplantısında Partiden Ayrılmalar ve Yerel Seçimlerle İlgili Yapılan Konuşma

06.05.1967...İngiliz Gazetecilerle Güncel Siyasi Konular ile İlgili Yapılan Söyleşi

10.05.1967...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Gündemler Üzerine Yapılan Konuşma

12.05.1967...Edirne Uzunköprü’de Düzenlenen CHP Bölge Toplantısına Gönderilen Mesaj

17.05.1967...Garp Cephesindeki Eski Silah Arkadaşları ile Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

18.05.1967...Garp Cephesindeki Eski Silah Arkadaşları ile Yapılan Sohbetler

19.05.1967...“19 Mayıs’ın İlhamları” (Makale)

24.05.1967...Eski Silah Arkadaşlarını İstanbul’a Uğurlarken Yapılan Sohbetler

05.06.1967...Ankara Polatlı Topçu Okulu’nda Düzenlenen “Topçu Günü” Töreninde Yapılan Sohbet ve Konuşma

07.06.1967...Orta Doğu’daki Olaylarla İlgili Verilen Demeç

12.06.1967...CHP Ankara Kırıkkale İlçe Kongresinde Orta Doğu’daki Gelişmeler, Ortanın Solu Politikası ve Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşma

14.06.1967...CHP Ortak Grup Toplantısında Orta Doğu’daki Gelişmeler ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma

25.06.1967...İnönü Şehitlerini Anma Törenine Gönderilen Mesaj

30.06.1967...Elbistan Olayları Üzerine Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

01.07.1967...SSK Genel Kurulu Dolayısıyla Ankara’da Bulunan İşçi Temsilcilerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

18.07.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Kıbrıs Sorununa İlişkin Söyledikleri

19.07.1967...İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Fred Muiley ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

22.07.1967...CHP PM Toplantısında Kıbrıs ve Ortadoğu Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

23.07.1967...Deprem Dolayısıyla Adapazarı Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

25.07.1967...Lozan Barış Antlaşması’nın 44. Yıldönümü Dolayısıyla TRT’ye Verilen Demeç

26.07.1967...Lozan Barış Antlaşması’nın 44. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Mesajına Verilen Yanıt

25.07.1967...24 Temmuz İşçi Bayramı Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

26.07.1967...Sansürün Kaldırılışının 59. Yıldönümü Dolayısıyla GCB Burhan Felek’e Gönderilen Mesaj

29.07.1967...Adapazarı ve Kocaeli Deprem Bölgesine Giderken Bolu ve Gerede’de Yapılan Konuşmalar

30.07.1967...Adapazarı, Düzce, Akyazı, Karabürçek, İzmit Deprem Bölgelerinde Yapılan Konuşmalar

17.08.1967...İstanbul’da Yapılan CHP Bölge Toplantısında 27 Mayıs Sonrası Parti Politikaları ve AP’nin İthamlarına İlişkin Yapılan Konuşma

27.08.1967...26 Ağustos Taarruzunun Yıldönümü Dolayısıyla Malül Gaziler Yurdunda Düzenlenen “Şeref Günü”nde Yapılan Konuşma

31.08.1967...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Verilen Demeç

09.09.1967...CHP’nin Kuruluşunun 44. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

10.09.1967...CHP’nin Kuruluşunun 44. Yıldönümü Dolayısıyla CHP İstanbul İl Merkezinde Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

10.09.1967...Mezun Olduğu Askeri Okulu Ziyarette Söyledikleri

13.09.1967...Başbakan Süleyman Demirel’in Kıbrıs Konusundaki Görüşlerine İlişkin Verilen Demeç

18.09.1967...Yapılacak Olan CHP Parti Meclisi Toplantısı Dolayısıyla Yakın Dönem Parti Politik Çizgisine İlişkin Verilen Demeç

21.09.1967...Başbakan Süleyman Demirel’in Dış Politikaya İlişkin Sözlerine Verilen Yanıt

22.09.1967...HKK İrfan Tansel ile İlgili Bir Soruya Verilen Yanıt

23/25.09.1967...Antalya Elmalı’nın Köylerindeki Baskılarla İlgili İçişleri Bakanı Faruk Sükan’a Gönderilen Telgraf

25.09.1967...84. Yaş Gününde Yapılan Konuşma

26.09.1967...Doğu Gezisine İlişkin Bilgi İleten CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’e Gönderilen Mesaj

26.10.1967...CHP Kayseri İl Kongresine Gönderilen Mesaj

29.10.1967...Cumhuriyetin 44. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

02.11.1967...CHP Meclis Grup Toplantısında Partinin Muhalefet Olarak Görevleri ve Hükümetin 1961 Anayasasına İlişkin Yapılan Konuşma

05.11.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Rauf Denktaş’ın Durumu, Öğretmen Sendikasının Şikayetleri ve Başbakanın Dış Gezileri ile İlgili Yapılan Açıklama

10.11.1967...TÖDMF ve TÖS Heyetlerinin Ziyaretinde Söyledikleri

11.11.1967...Atatürk’ün Ölümünün 29. Yıldönümü Dolayısıyla DTCF’de Düzenlenen Anma Toplantısında Yapılan Konuşma

14.11.1967...KTTL Rauf Denktaş’ın Türkiye’ye Gelmesi Dolayısıyla Gönderilen Mesaj

16.11.1967...CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresinde Kalkınma Planı, Atatürk Devrimleri ve Ortanın Solu Üzerine Yapılan Konuşma

21.11.1967...Diyarbakır’da Yapılacak CHP PM Toplantısının Kıbrıs’taki Olaylar Nedeniyle Ankara’ya Alınmasına İlişkin Yayınlanan Bildiri

25.11.1967...CHP PM Toplantısında Kıbrıs Konusunda Yapılan Konuşma

26.11.1967...CHP Urfa İl Kongresine Gönderilen Mesaj

28.11.1967...Kıbrıs’ta Yayınlanan Bozkurt Gazetesi Aracılığıyla Kıbrıs’lı Türkler’e Gönderilen Mesaj

28.11.1967...CHP Siirt ve Bitlis İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

28.11.1967...Başbakan Süleyman Demirel ile Kıbrıs Konulu Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

29.11.1967...CHP Muş ve Tunceli İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

30.11.1967...CHP Ortak Grup Toplantısında Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeye İlişkin Yapılan Konuşma

02.12.1967...Genel-İş Sendikası 3. Genel Kurulundan Bir Heyetin Ziyaretinde İşçi Haklarına İlişkin Söyledikleri

03.12.1967...Genel-İş Sendikası 3. Genel Kurulunda Yapılan Konuşma

08.12.1967...New Day (New York) Muhabiri Flora Lewis ile Kıbrıs, Dış ve İç Politika Konularına İlişkin Yapılan Söyleşi

09.12.1967...CHP Parti Meclisi Toplantısında Kıbrıs Sorunu Üzerine Yapılan Konuşma

10.12.1967...CHP Ankara İl Gençlik Kolu Kongresinde Kıbrıs, Dış ve İç Politika Konuları ile Ortanın Solu’na İlişkin Yapılan Konuşma

16.12.1967...İkinci Dünya Savaşıyla İlgili Bir Filmde Winston Churchill ile Buluşmasını İzlerken

17.12.1967...“İnönü Yunan Politikacılarını Anlatıyor

18.12.1967...CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

22.12.1967...Başbakan Süleyman Demirel İle Görüşmeden Sonra Dış Politika ve Abana’nın Yeniden İlçe Yapılmasına İlişkin Söyledikleri

25.12.1967...Gaziantep’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla GMGC BaşkanıTahsin Saraçoğlu’na Gönderilen Mesaj

İçindekiler ve Konu Başlıklarına İlişkin Kısaltmalar

Kaynakça

Sözlük

Dizin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Muhalefette Görevimiz” (Makale)**[1]

Muhalefette bizim görevimizin ne olacağını düşünmenin ve merak etmenin bugünün bir meselesi olduğunu biliyorum. Aslında böyle bir husus düşünce konusu da, merak konusu da olmamak gerekir. Alışılmış demokraside asıl iktidar ne şekilde ve neden çekinir, [bunu] herkes bilirse, muhalefetin nasıl çalışacağını da herkes tahmin edebilir. Övünmek gibi olmasın ama, iktidardan ne kadar kolaylıkla çekileceğimizi ben her zaman söylemiştim. İktidar hayatının bir tek şartı Anayasanın istediği Meclis güveninin bulunması veya bulunmamasıdır. Bu icabın işlemesini o kadar kolaylaştırdı ki, Anayasada belirtilen sayıyı bile şart koşmadığımızı önceden ilân ettik ve samimiyetimizi misâli ile gösterdik.

Bir iktidarın nihayete ermesi bu kadar basit olunca, ondan sonra onun muhalefeti çok tabiî olarak anlaşılmak icap eder. İktidarda bulunanlar prensipler veya önemli sebeplerle çekilince, yahut düşürülünce aynı insanların prensiplerini ve dâvalarını muhalefette savunmalarını ve bunları millete mal etmeye çalışmalarını beklemek gerekir.

Demek ki, Anayasa nizamında iktidarın görevi belli olduğu gibi muhalefetin görevi de besbellidir.

Bu başlangıçtan sonra, muhalefette ne yapacağımızın bilinmek istenmesi arzusuna uyarak gene birkaç düşünce söyleyeceğim.

Yirmi senelik çok partili hayat denemesinde benim kanaatimce çok mesafe alınmıştır ve çok dersler öğrenmişizdir. Daha doğru tabirle çok mesafenin alınmış ve çok derslerin öğrenilmiş olmasını beklerim. İlk hatırıma gelen, iktidar ve muhalefet münasebetlerini memleketin huzuru bakımından bir mesele halinden çıkarmaktır. Benim tecrübeme göre bunun temel şartı, iktidara gelenin imkân bulduğu müddetçe aklının erdiği gibi hizmet etmek kararında olması ve iktidarda kalması artık mümkün olmadığı zaman da suni olarak iktidar mevkiinde kalmaya heves etmemesidir. Biz CHP’liler olarak bu siyasî geleneğe kendimizi iyice alıştırmış ve ısındırmış bir durumdayız. Karşımızda bulunan partiler de bu geleneği tabiî gördüklerini fiilen ispat ettikleri halde rejim tabiî dalgalarını arızasız geçirecektir. Anlaşılıyor ki karşı partilerin de bu tecrübeleri geçirmesi zamana muhtaçtır.

Bugünkü halimizde karşımızdaki partilerin demokratik gelişmeleri ve değişmeleri tabiî gördükleri inancı üzerine siyasî hayatımızı yürütmek görevimizdir. Bugün partiler arasında bu esas noktada cereyan eden tartışmaların köklü olmadığını ümit ediyoruz. Sayın Başbakan bu tekâmülde başlı başına bir müspet tesir sahibi olmak istidadındadır.

Bununla beraber dünkü iktidar ile bugünkü iktidar arasında beliren farkları küçümsemek doğru olmadığına dikkati çekmek isterim. Siyasî durumumuzun özelliklerine ne kadar doğru teşhis koyarsak, siyasî hayatımızı normal yollardan zehirsiz olarak yürütmek o kadar kolaylaşır. Hükûmet değişikliği arzusu bütçe vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Buradan hareket edersek büyük ayrılık bütçe üzerinde olmak gerekir. Gelecek büyük tartışmalar da bütçe üzerinde olacaktır. Gerçektir ki bütçe görüşmelerine ciddî olarak hazırlanıyoruz. Geçen bütçeyi yaparken ne kadar esaslı çalıştığımızın imtihanını bir daha geçirmeyi düşünüyoruz. Bu karşılaşma nihayet bu ay içinde bitecektir ve memleketin bir an evvel kan dolaşımına ihtiyacı olduğu için yeni bütçe uygulanmaya başlanacaktır. Bunu kolaylaştırmak maksadıyla biz, geçici bütçeyi Başbakanın muvaffakiyetiyle Meclise takdim etmeyi görev saydık. Yardımın ne kadar lâzım olduğunu zaman gösterdi. Biz bir hükûmeti bütçe üzerinde düşürenlerin kafasında yeni bütçe için esasların lâzım olması geldiğini kabul ediyoruz. Her halde yeni bir geçici bütçeye daha lüzum görülecek kadar hazırlıksız bir tertip karşısında bulunduğumuzu düşünmek istemiyoruz.

Geçen Hükûmetin düşmesi görüşmelerinde, özellikle yeni Hükûmetin programı görüşmelerinde iktidarla muhalefet arasında siyasî ayrılıkların ne kadar ciddî olduğu meydana çıkmıştır. Oysa ki, sorumluluk sahiplerinin yani iktidar ve muhalefette açıktan görevlilerin bütün konuşmalarındaki üslup ve edadan, esaslı bir ayrılık olmadığına inanılmak isteniliyordu. Şimdi şu iddiaya dikkat etmek lâzımdır. Geçmiş Hükûmete aşikâr bir ima yapılarak partizanlık mücadelesi açılacağı yeni Hükûmet için bir program ifadesi olarak gösterilmiştir. Türlü sosyal sebeplerin tesiri altında bulunan partizanlık hastalığından memleketin kesin olarak tedavi edilmesi için daha oldukça çok iktidarın birbirinden sonra çalışması icap edecektir. Burasını anlıyorum. Ama bize karşı söylenen söz bizim iktidarımız zamanındaki partizanlık ithamlarına dayanılarak bir mücadelenin açılmak istendiğinin ifadesidir. Meselenin bu şeklini kabul etmediğimiz gibi, haksız olarak böyle bir meselenin icat edilmesini bize karşı düşünülen bilmediğimiz tedbirlerin işareti olarak da önemle karşılamamız tabiîdir. İlk anda başlayan Radyo Teşebbüsü çok uyarıcı olmuştur. Demek ki tarafsız idare ve partizanlık yapmamak taahhüdü üzerinde dikkatle durmakta her türlü haklı sebeplerimiz vardır. Yapılmış bir partizanlık varmış da, onu tamir ediyoruz bahanesini kullanıp açık partizanlığa teşebbüs etme oyunu hiç kimseyi kandıramayacağı gibi, bunun sahiplerini de hiçbir yere götürmeyecektir.

Bütçe görüşmelerinde plâna dayanan kalkınma programının gerçekleşmesi için bütün tedbirlerde ısrar ettik. Zaten son dört senelik, hususîyle son bir senelik iktidarda plânlama ve reform konularını hükûmetlerin temel görevi olarak ele almıştık. Son hükûmet düşürülmesi çekişmelerinde de bu yüzden ciddî tartışmalar geçti. Hükûmet programı görüşmelerinde plânlama anlayışında, tedbirlerinde ve uygulanmasında aramızda ciddî fark ve ayrılık olduğu meydana çıkmıştır. Plânı, plân fikrini her parti kabul ettiğini söylüyor. Bu tutumun plânlama hususunda CHP ile karşısında bulunan partiler arasındaki farkları ve ayrılıkları azaltmadığı anlaşılmıştı. Demek ki bizim bundan sonraki siyasî hayatımızda da kalkınma meselesi ve onun plânlanması keyfiyeti esaslı ayrılığımız olacaktır. Şimdiden, yani daha ilk günlerde, yeni iktidarın Plân hususunda başlıca sorumlusuyla sorumsuz, fakat sorumsuz olarak plânla ilgili başlıca şahsiyeti bugünkü Plânlama Teşkilâtı ve hesapları karşısında vaziyet almışlardır. Tartışmayı bugün anlamamız henüz mümkün olmamaktadır. Sayın liderlerin tashih etmek istedikleri hesaplarda aynı rakamı söylemedikleri görülmektedir. Karşılarına aldıkları plânlamanın başından beri onun içinde çalışan [kişi] milletlerarası bir büyük uzmandır. Bu tarafsız ilim adamının plânın müspet yönleri hakkında ifade ettiği inançlar, karşımızdaki sayın siyaset adamlarının hoşuna gitmemiş bulunabilir. Hattâ haksız ve müşkül mevkide de kalmış olabilirler. Ama korkarım ki, hesaplar üzerinde ihtilâf dış yardımlar meselesinde müspet etki yapacak bir nitelikte olmayacaktır.

Hülâsa, Plân meselesinde iktidarla aramızda sorumlular ve sorumsuzlar tarafından açılmış olan ciddî tartışma önemini ve genişliğini arttırarak devam etme istidadında görülüyor. Bizim kanaatimizce memleketin kalkınması Türkiye’nin bir numaralı meselesidir ve bu, ancak plânlı bir düzenle mümkün olabilir. Bunu millete anlatabilmişizdir. Bu fikri yürütebilmek başlıca siyasî görevimizdir.

İktidarla aramızda açılmış olan bir tartışma konusu da seçim güvenliğinin ancak dört partinin birleştiği bir koalisyonda mümkün olduğu fikrinin ileri sürülmesidir. Böyle bir prensibi kavramak, tabiî düşünen insanların karı olamayacağı için o prensibin arkasında nelerin yattığını merak etmemek kabil değildir. Karamsar ihtimâllere yer vermek istemiyorum. Çünkü aklı başında bir insan için anormal arzuların mümkün görüleceğini zannetmiyorum.

Şimdi bütün mülâhazalarımı bağlamak isterim. İktidarla muhalefet arasında bulunan görünür görünmez meselelere, iktidar kanadının sorumlularının ve sorumsuzlarının sözlerinden çıkarabildiğim kadar işaret ettim. Bu ortam içinde münasebetlerimizin zehirlenmeden karşılıklı devam etmesini hal için ve ati için memleket menfaati gereklerinden sayıyoruz. Bu uğurda iyi niyetli çalışma kararındayız. Başarı hepimizin ve demokrasinin olacaktır.

 

 

 

 

Zonguldak Kozlu Olayları İle İlgili Verilen Demeç[2]

Zonguldak hâdiselerini büyük üzüntü ile öğrendik. Sayın Başbakan dün öğle vakti beni makamına davet buyurdu. Koalisyon partilerinin liderleri de orada idiler. Sayın Başbakan, hâdiseyi baştan sona anlattı. Toplantı, hâdise ve Hükûmetin almış olduğu tedbirler üzerine bilgi verme mahiyetindedir.

İşçi hakları üzerine, son senelerde alınan tedbirlerin, türlü güçlüklerden ve dar geçitlerden geçtiği malûmdur. İyi bir talih eseri olarak, çalışma düzeni oldukça tekâmül etti. Şimdiye kadar, kan dökülme gibi esef verici olaylar vuku bulmamıştı.

Zonguldak hâdisesinin birden bire vahamet almasının sebepleri olacaktır. Bunları bilmiyoruz. Mesele adalete intikal etmiştir. Adaletin vereceği hükümle gerçekler daha iyi anlaşılacaktır. Sayın Başbakanın, hâdise hakkında Meclisi tekrar aydınlatma vaadi kıymetlidir.

 

 

 

 

Grizu Patlaması Sonucu Meydana Gelen Ölümler Üzerine Yeni Çeltek İşletmesine Gönderilen Mesaj[3]

Yeni Çeltek İşletmesi

AMASYA

Elem verici bir kaza yüzünden işçi vatandaşlarımızın görevleri başında vefat etmeleri bize çok üzüntü vermiştir. Bu acıyı Türk milleti derinden duyacak ve daima hatırlayacaktır.

Vazife şehitlerine rahmet, acılı ailelerine başsağlığı ve sabır dilerim.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ecvet Güresin ile 1950 ve Öncesinde Neden Tarafsız Olmadığına İlişkin Yapılan Söyleşi[4]

“Eğer 1950’ye geçtiğimiz zaman rejimin yerleşmesi için milletçe yeni imtihanlar gerektiği endişesi bende bulunmasaydı siyasî hayatımı nihayete erdirmek benim için en uygun karar olacaktı.”

2 Aralık 1961’den 1965 bütçesinin ilk oylamasında düşürülünceye kadar Türkiye’nin kaderini elinde tutan ve şimdi ana muhalefetin başı İnönü, kendisine sorduğum, “1950’de ya da daha önce neden tarafsızlığı seçmediniz?” sorusuna karşı böyle cevap veriyordu.

(...)

Neden çekilmedim?

1965’in bütçe müzakerelerinde İsmet Paşa “İnönüsüz bir hükûmet” temasıyla düşürüldü. 1950’den önce ve sonra ise “İnönüsüz demokratik rejim” sloganı o günlerin geçer akçasıydı. Bu arada istifa ederse eğer, Cumhurbaşkanlığında kalacağından bile bahsediliyordu. 1950-1960 devresinde bu sözleri, o günün ileri gelenlerinden çok duymuşuzdur.

İnönü’yle Çankaya’daki evinde konuşurken sözü özellikle bu konuya getirdim ve 1950’ye geçiş [konusu] görüşmemizin büyük kısmını kapsadı. Sorum şöyle idi: “Sizin daima siyasî hayattan çekilmeniz, hiç değilse CHP’den ayrılıp tarafsız kalmanız istenmiştir. Meselâ 1950’den önce ve sonra aynı istek ileri sürüldü. Hattâ tarafsız kaldığınız taktirde yeniden Cumhurbaşkanı seçileceğinizden de bahsedildi. 1961’den sonra da bu hükme varanlar çok olmuştur. Nitekim gerek birinci koalisyon, gerekse ikinci koalisyonun kurulması sırasında, meselâ AP meselâ YTP, tarafsız İnönü’nün başkanlığında kurulacak bir kabineyi öngördüklerini açıkça ortaya attılar. Daha çok demokratik rejimin muvazeneli olması temeline dayanır gibi görünen bu fikrin siz genellikle karşısına geçtiniz. Sebebi nedir bunun?”

İnönü, baş tarafa aldığım geçmişin şartına bağlı hüküm cümlesinden sonra devam etti:

“Fakat daha 950’ye gelmeden önce demokratik rejime geçmek için gösterdiğimiz ciddî arzu ve kesin kararın layıkıyla anlaşılmadığı tecrübesini geçirmiştik. Şimdi unutulmuştur. 1950’ye, iktidar ve muhalefet, husumet andı ile karşı karşıya bir mücadeleden sonra geçmişlerdir. Seçimdeki şikâyetleri, Meclisteki şikâyetleri bertaraf etmek için en radikal tedbirleri üst üste alıp tamamlamaya çalışan bir iktidar şahısları ve meslekleriyle çok insafsız ithamlardan sonra değişmiştir. Ben bunları ne zaman demokrasiye geçersek mutlaka karşımıza çıkacak hastalıklar olarak kabul ediyordum ve ona göre sabrı tahammülü daha önceden en geniş ölçüde göze almıştım. Ancak benim tahammülümle işin bitmeyeceğini, ufukta görülen ihtimâllerin düzelmesi için daha çok hâdiselerin geçeceğini de tahmin ediyordum. İnkılâpların, CHP’nin ve benim zorumla, yeni bir yola girmiş olan siyasî düzen istikrar buluncaya kadar siyasî mücadelelerin ve bu hâdiselerin içinde çalışmanın vazifem olduğu kanaatine varmıştım. Mizacım ve yetişme tarzım memleket için bir vazife teveccüh ettiğini gördüğüm zaman, vazifenin kolaylık ve güçlük, parlaklık ve nankörlük vasıflarından hangisinin yakın olduğunu ölçmeği düşünmemektir. Vazifeyi bütün riskleriyle, iyi yürekle kabul etmeyi borç bilmişimdir. Bu sebeple siyasî hayat içinde kaldım. Bana izzeti ikbalin her çeşidini layık görmüş olan siyasî partinin dar zamanlarını beraber yaşayarak, onu memlekete daima hizmet edecek bir hayat standardı içinde bulundurmak için kudretimi sarf etmeğe çalıştım.”

Dert nedir?

İnönü’nün cevabında, konuyu bir başka açıdan belki, kendi devresinde ve kendi isteğiyle getirilmiş demokratik rejimin yerleştirilmesi açısından ele almanın izahı vardı. Ancak bu izahatın biraz daha deşilmesi gerekiyordu bana göre. Sordum:

“–İsmet Paşa eğer çekilseydi, daima akıl danışılır fakat dokunulmaz bir kişi olarak daha fazla faydası olacaktı yargısına varanlar o gün de bugün de çoğunluktadır. Bu yargıya ne dersiniz?”

İnönü anlaşılan yukarıdaki cevabını zaten böyle bir soruyla devam ettirmek istiyor, daha doğrusu böyle bir soruyu bekliyordu; nitekim devam ediverdi:

“–Kaldı ki hâdiseler ispat etmiştir ki, siyasî hayattan çekilsem de maruz olduğum sitemler ve iftiralardan gene geçecektim ve CHP gene aynı ithamlara uğrayacaktı. Uzun lafın kısası esas dert bir noktada toplanıyor:

Demokrasiye alışmak için iktidara gelenin bir gün o iktidardan gideceğini diliyle ikrar ve halleriyle iman etmesi gerekir. Biz hem iman, hem de ikrar etmişizdir. Herkes bu geleneğe kendisini alıştırırsa mesele kalmaz.”

Söz buraya gelince yeni bir soruyu sormaktan kendimi alamadım:

“–Siz 1950 seçimlerinden önce iktidarı kaybedeceğinizi tahmin etmiş miydiniz?”

 

 

 

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ecvet Güresin ile 1950 ve Öncesi ile 1961 Sonrası Koalisyon Hükümetleri Üzerine Yapılan Söyleşi[5]

“–Derler ki, 1950 seçimini, o seçimi bütün demokratik tedbirleriyle göze alışımızın sebebi, kaybedeceğimize ihtimâl vermemiş olmaktır... Hafif tabir kullanayım... Saflıktan olmuştur.

Halbuki 1950’de seçimleri kaybetmek ihtimâli olduğunu kuvvetle hesaba katıyordum. Hattâ demokratik rejimin tabiî tekâmülü için seçimle iktidar değişikliğinin lâzım olduğu kanaatini de besliyordum. Tamamen doğru söylemek için ilâve edeyim ki, iktidar değişikliği 1950’de eğer olmazsa demokratik rejim için alınacak bâzı gerekli tedbirleri almağa da fırsat bulacağımızı ümit ediyordum.”

“–Meselâ ne gibi tedbirler?”

“–Bir takım Anayasa değişiklikleri bu aradadır. İki Meclis, Anayasa Mahkemesi vs. gibi.”

Bir yanlışlık

“–Paşam madem ki demokratik rejimin yerleşmesini istiyordunuz neden daha 1946’da da nispî temsil sistemine gitmediniz ve neden çoğunluk sisteminde ısrar ettiniz? Nitekim 1950’den, yani muhalefete geçtikten sonra CHP nispî temsil sistemini savunmuş, 1960’dan sonra da Kurucu Meclis aynı sistemi kabul etmiştir. 1946’da çoğunluk sisteminin getirilmesinin sebebi neydi?”

“–Birkaç defa söyledim. Nispî temsil yerine çoğunluk sistemini kabul etmemiz yeni başlayacağımız siyasî hayatta bu sistemin daha kolay bir yol olduğunu zannetmemizdendir.

Birkaç yıllık tecrübe ile kolayca anlaşıldı ki çoğunluk sistemi çok daha ileri bir medeniyet ve tekâmül sistemidir. Nispî temsilin çok parti yaratması, koalisyonlara mecburiyet hasıl olması, özetle kuvvetli ve istikrarlı hükûmet hususuna müsait olmaması gibi güçlüklerinin bulunduğu öteden beri biliniyordu. Ancak bu güçlüklerin hepsinin üstünde demokratik sistemin yaşaması gibi temel fikirle nispî temsil sisteminin imtihanından geçmenin yeni demokrasimiz için bir mecburiyet olduğu kanaatine vardık.

20 yıl ister

Önce ki muhalefet devresinde söylediğim gibi hiç değilse 20 yıl nispî temsil geçidinden geçmeye mecbur olduğumuzu zannediyorum. Nispî temsilin mahzurları çokluk sisteminin kolayca suiistimal edileceği cemiyetlerde daha önemsiz olmuştur. Cemiyet kemale gelince, nispî temsilin mahzurlarını azaltmak veya ortadan kaldırmak güç olmayacaktır. Mesele, partizanlık ve adaletsizlik heveslerini yahut istidatlarını cemiyetimiz 20 veya 25 yılda ahlâk dışı bir anlayışa getirebilecek midir? Önemli olan budur.”

“–Nispî temsil sisteminin yürütme organının zayıf ve istikrarsız oluşunda, dolayısıyla bir takım meselelerin kolay halledilmemesinde etkisi yok mudur?”

“–İktidarın zayıflığında partizanlık ve siyasî çekişme ortamının da menfî bir etki yaptığı kanaatindeyim.”

“–Peki ekonomik ve sosyal meseleler?”

“–Zaruretler benim kanaatime göre, koalisyonları gittikçe daha iyi işler hale getireceklerdir. Koalisyonlar işler hale gelince dâvalar daha kolay hal yoluna girebilecektir. Başka türlü söyleyeyim, çokluk sisteminin, demokrasiye yeni alışan memleketlerdeki mahzurlarına karşılık, koalisyonların işletilmesinin daha kolay olduğu anlaşılacaktır.”

Millî koalisyonu neden istemedim?

1961’den sonra iki koalisyon devresi geçiren ve üçüncü hükûmeti bir avuç bağımsızla kuran İsmet İnönü, ortak hükûmetler sistemine gürültü, patırtı sonunda alışabileceğimiz kanısındaydı ve bu alışmanın zamanla mümkün olabileceğine inanıyordu. Nitekim bir diğer soruya verdiği cevapta İsmet İnönü şöyle demektedir:

“–Günün meseleleri arasında millî koalisyonu neden istemediğimi ve 1961’den sonra başında bulunduğum iki koalisyonda ne gibi tecrübeler edindiğimi soruyorsunuz. Söyleyeyim; koalisyonlarda ben, ciddî bir tekâmüle erişmek için çok kesin kararla çalıştım. Her ikisinde de hem kendi tecrübem, hem de memleket tecrübesi olarak büyük faydalar sağlanmıştır. Ancak bu güç ve ilk tecrübelerin başlangıçtan gelen çeşitli hastalıklarını da farkettim. Hal için, gelecek için istifadeli olur diye bahsediyorum.

Bir koalisyon hükûmeti kurmak için partilerin anlaşması ve anlaşmayı bir protokol üzerinde tespit etmeleri gerekir. Ondan sonra hükûmetin teşekkülü ve işlemesi ihtilâfsız ve istikrarlı olmak gerektir. Bunu temin edemiyoruz. Bu temin olmadıkça protokoller derhal ve zamanında tatbik olursa dahi bir hükûmet çalışması kurulamıyor. O zaman istikrarsız ve daimî ihtilâflı bir hükûmet iş başında oluyor ki, memleket kararsızlık helecanından hiçbir zaman kurtulamıyor.

İstikrarsızlığın sebebi

“–Neden istikrar temin edilemiyor?”

“–İstikrarsızlığın sebebi protokolde şartlar tespit olunurken onun dışında esaslı münakaşa konularından partilerin ciddî olarak, isterse geçici şekilde olsun, vazgeçmeye karar vermemeleridir. Bu tekâmül olmazsa protokol yapmanın amelî faydası kalmamış oluyor. Her gün yeni bir çekişme kapının önünde beklemektedir. Benim her iki koalisyondan aldığım tecrübe budur. Bu zihniyet düzelmedikçe daha geniş bir koalisyon için arzumun kalmamış olmasını tabiî görmek icap eder. (İnönü’nün bahsettiği daha geniş koalisyon, zaman zaman ortaya atılan millî koalisyondur.)

Ümidim kuvvetlidir ki, her koalisyon tecrübesi ondan sonraki koalisyon için yeni bir ders ve kolay çalışma için yeni bir imkân sağlayacaktır.”

 

 

 

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ecvet Güresin ile 1961 Sonrası Koalisyon Hükümetleri Üzerine Yapılan Söyleşi[6]

İnönü gibi sabrıyla şöhret yapmış bir insan için her zorluğun yeni bir ders, yeni bir tecrübe olduğunu kabul etmek, ve bunlarla ümidini kuvvetlendirmek kolay gibi görünür. Ne var ki, sabrıyla şöhret yapmış İsmet Paşa iki tecrübeden sonra bir üçüncüsünü denemek yoluna gitmemiş ve bağımsızlarla birlikte CHP kabinesi kurmayı tercih etmiştir.

Nitekim;

“Sizin iki tecrübeniz yeni bir ders, kolay çalışma için yeni bir imkân sağladı mı?” sorusuna İnönü şu cevabı verdi:

“Meselâ birinci koalisyonda parti liderleri dışarıda kaldı (Gümüşpala), ondan çok ıstırap çektim. İkincide liderler, içinde kaldı. Evvelki mahsurlar olmadı. Fakat yeni hastalıklar çıktı. Onlarla uğraştık.”

“–Hastalıklar neydi?”

“–Başlıcası protokol bittikten sonra yeni mesele çıkarmak hürriyeti ve ortakların daha kuvvetli partinin dümen suyunda yürüdükleri ithamına karşı son derece mukavemetsiz bir alınganlıkta olmaları gibi.”

İnönü’nün söz ettiği mesele çıkarmak hürriyetiyle, alınganlık gerçekten, birinci ve ikinci koalisyonların yıkılmasına sebep olan başlıca hastalıklardandı. CHP-AP koalisyonunda af konusu daima mesele haline getirilmiş ve dümen suyu kompleksi, diğer sebeplerle birleşerek ortaklığı yıkmıştı. Üçlü koalisyon ise birinciye rahmet okutacak ihtilâflarla gününü geçirdi. Nihayet Başbakan Amerika’da iken Ekrem Alican’ın istifasıyla çöktü.

Azizlik derecesi

Söz buraya geldiği zaman bir soru daha sordum İnönü’ye. İkinci koalisyon, kendisi Amerika’da bulunduğu sırada dayanaksız kalmış, üçüncü İnönü hükûmeti ise bütçe oylaması sırasında düşürülmüştü. İkisinin arasında bir benzerlik görüyor muydu? Bunlardan hangisi parlâmento kurallarına daha uygun bir davranış olarak kabul edilebilirdi?

İşte kısa cevap;

“–Bir benzerlik vardır ve her ikisinin azizlik derecesi ifrat ölçüde olmasıdır.”

Kısacası İsmet İnönü gerek ikinci, gerekse üçüncü hükûmetlerin düşürülüşünü azizlik derecesinin ölçüleri bakımından farklı bulmuyordu. Ama daha sonra konuşma sırasında anladım ki, özellikle yurt dışındayken Türkiye’yi hükûmetsiz bırakacak davranıştaki azizlik derecesini son bütçe olayından biraz daha ifrat ölçüde görmekteydi.

Destekçi partilerin dargınlığı

İnönü’yle görüşürken gerek CHP çevrelerinde ve gerekse bütçe müzakereleri sırasında kırmızı oy veren küçük partilerdeki yaygın bir dargınlık ya da alınganlık gerekçesinin doğru olup olmadığını yine onun ağzından öğrenmeyi denedim:

Soru şu idi.

“–Üçüncü İnönü hükûmeti ancak destekçi partilerin oylarıyla ayakta durabilen bir hükûmetti. Bütçe müzakerelerinde oy çokluğu muhalefete geçti ve hükûmet düştü. Onlarla gerektiği gibi temaslarda bulunulmaması ve onların destekçi değil de, birer muhalif partilermiş gibi karşıya alınmış olmaları destek partilerdeki kırgınlığın sebebi olarak gösteriliyor. Gerçekten böyle mi olmuştur? Onlarla istişare edilmemiş midir?”

“–Muhalefetle dayanışma ve muhalefete danışma nazariyesinin anlaşılmasında da bir tekâmüle ihtiyaç olduğunu zannediyorum. Tekâmül sözü için de mübalağâ ettiğimiz ve yanlış gördüğümüz noktaların bulunduğunu ima etmek istiyorum. Memleketin haline ve meselenin önemine göre muhalefetle temas muhtelif tabiatta olmak gerektir. Bir programla hükûmete gelen bir iktidarın tedbirlerinde ve tekliflerinde muhalefetle mutabakat halinde bulunması düşünülemez. Bu arada hükûmet dışında bulunduğu halde desteklerinden istifade edilen partilerin daha çok bilmek ve karışmak istemelerini oyları nispetinde tabiî görmek icap eder.

“Memleketin büyük bir meselesi olur. Çoklukla dış meselesi ya da iç meselesi olabilir. Böyle bir konuda muhalefetle tartışma havasının mutlaka ve mümkün olduğu kadar ortadan kalkması gerekir. Bu durumda münasebetler ve anlaşma başka karakter taşır ve çok zaman büyük mesele ortadan kalkıncaya kadar koalisyondan başka çare olmaz. Bu misâller bir dereceye kadar benim başımdan geçmiş sayılabilir.”

(...)

 

 

 

 

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ecvet Güresin ile CHP Muhalefeti, İktidarın Tutumu, Dış Politika ve Kıbrıs Sorununa İlişkin Yapılan Söyleşi[7]

İnönü geçenlerde çıkan bir yazısında muhalefetteki görevin nasıl anlaşılması gerektiğini izah etmiş ve bu yazı CHP’nin ılımlı ya da olumlu muhalefet yapacağı şeklinde yorumlanmıştı. Yorumlanmıştı ama doğrusunu söylemek gerekirse olumlu muhalefetin hudutlarının nerede başlayıp nerede biteceği hâlâ merak konusudur. İşte bu merakı tatmin için sorduğum soruyu bakınız İnönü nasıl cevaplandırdı:

“–Hudutlarını tayin etmeğe kadar merak ettiğiniz olumlu muhalefet üzerinde uzun boylu tariflere girişmeliyim. Bugün için olumlu muhalefetin, işlerin yürütülmesine ve başarılmasına güçlük çıkarmamak, hattâ yardımcı olmak, yani olumsuz tartışmalardan sakınmağa çalışmak gibi bir tarifi yapılabilir. Tabiî üzerinde hassas olarak durduğumuz politik ve ekonomik ayrılık konuları hususî bir ilgiye muhtaçtır.”

“–Ayrılık konuları nelerdir?”

“–Meselâ plân, seçim güvenliği meselesi ve partizanlık musibeti gibi.”

“–Hükûmet programı görüşmelerinde plânlama anlayışında, tedbirlerinde, uygulamasında aramızda ciddî fark ve ayrılıkların bulunduğu ortaya çıkmıştır zannediyorum. Plân veya plân fikrini bütün partiler kabul ettiklerini söylemektedirler. Ancak böyle söylemek plân konusunda bizimle karşı partiler arasındaki ayrılıkları azaltmış değildir. Nitekim belirtiler bunu gösteriyor.”

Partizanlık

“–Partizanlık meselesi?”

“–1961’den sonra hemen daima koalisyon hükûmetleri kurulmuştur. Ben Mecliste de Meclis dışında da bize ima veya doğrudan doğruya isnat yoluyla tevcih olunan ithamlara kesin olarak karşı koydum.”

“Koalisyon zamanlarında eski manâda bir partizanlık güç yapılabilir. Gerçek şudur ki, zayıf bir ekonomik bünyede devlet kapısı büyük ölçüde bir geçim kaynağıdır. İktidarda bulunan her partinin mensupları ondan faydalanmak isteyeceklerdir. Bu hal, iktidar başındakilerden revaç görmezse o iktidarın mensupları şikâyet edeceklerdir. Dört yıldan beri bizim başımızda olan hal budur. Eğer kendi iktidarları hususî bir gayret gösterirlerse diğer partiler şikâyet edeceklerdir. Bu, partizanlığın nimet tarafıdır. Zahmet tarafı ise herkesin memurdan ve kendi partisine mensup olmayandan işinin görülmesinde, umduğunu bulamazsa, şikâyetçi olmasıdır.Geçmişte bu hal sistem idi. Dört yıldan beri sistem olmaktan çıkmıştır. Yeni dörtlü koalisyon nasıl idare edecek göreceğiz. Bu koalisyonun özel tarafı, eğer partizanlığa saparsa bütün sakıncaların diğer partilerin değil, bir tek partinin omuzlarına yüklenecek olmasıdır. Bakalım âlemin ahvali ne gösterecek?”

İnönü’ye göre yeni hükûmetle düşürülen hükûmet arasındaki önemli siyasî ayrılıklardan biri partizanlık meselesidir ve bu konu üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Ürgüplü hükûmetinin programına alınmış olan geçmiş kabinenin partizanlıkla ithamı hakkında İnönü’nün görüşü şudur:

“–Yeni hükûmet CHP iktidarı zamanındaki partizanlık ithamlarına dayanarak bir mücadele açmak niyetindedir. Böyle bir meselenin icat edilmesi ise, muhalefete karşı düşünülen ve şimdilik bilinmeyen tedbirlerin işaretidir. Bu bakımdan TRT konusunda girişilen teşebbüs uyarıcı olmuştur.”

İnönü diyor ki:

“–Yapılmış bir partizanlık varmış da onu tamir ediyoruz bahanesini ileri sürerek açık partizanlığa teşebbüs etme oyunu, bu oyunu oynayanları hiçbir yere götürmez, çünkü oyun kimseyi kandırmaz.”

Ayrılıklar

Ve arkasından ilâve ediyor:

“–Politik ve ekonomik konulardaki ayrılıklar, bütçe konuşmaları sırasında açık açık ortaya çıkacaktır.”

“–Bütçe üzerinde ayrılıklar var mı?”

“–Bir takım özelliklere doğru teşhis koymak gerekir. Hükûmet bütçe yoluyla değiştirilmiştir. Bu bakımdan büyük ayrılığın bütçe üzerinde olması lâzımdır. Biz ona göre ve ciddî hazırlık içindeyiz.”

“–Dış politikada bir ayrılık görüyor musunuz?”

“–Uzun tartışmadan sonra dış politikada aynı istikamette bulunduğumuz resmen ifade ve ilân olunmuştur: Şu halde dış politikamızı tâkip ederken geçen ve bugünkü iktidarlar millî menfaatlerin icap ettirdiği bir tek istikameti bulmuşlar demektir.”

Amerikancılık-Sovyetçilik

“–Böyle olmasına rağmen partiler arasında Amerikancılık ya da Sovyetçilik gibi bir tefrikin yaratılmasına çalışılmaktadır. Buna ne dersiniz?”

“–Dış politikada millî menfaatlerin icap ettirdiği bir tek istikamet bulununca, Amerikancılık veya Sovyetçilik gibi bir yanlış ve zararlı tesirin doğmaması icap ederdi. Ama insaf ile düşünülürse, bu konuda bizim, CHP iktidarı ve muhalefetinin hiçbir hatası yoktur. Aksine iktidarda ve muhalefette haksız tarizlere uğrayan odur.”

Cevapsız kalan soru

İnönü dış politika konusunda ve özellikle Kıbrıs konusunda hükûmet programı müzakerelerindeki konuşmasının sınırları içinde kalmaya özel bir dikkat gösteriyor ve tatbikatı bekliyordu.

Meselâ şöyle bir soru sordum:

“–Kıbrıs ihtilâfı sırasında açılan genel görüşmelerde, bugün iktidarda bulunan partilerden bâzıları sizi hatalı bir politika izlemekle suçlamışlar, hattâ güvensizlik göstermişlerdi. Demek ki izlemek istedikleri politika değişikti. Şimdi iktidara geldiklerine göre o günkü görüşlerin tatbikatını beklemez misiniz?”

Yüzüme bakıp güldü ve cevap vermedi.

 

 

 

 

Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’nın Ziyaretinin Ardından Söyledikleri[8]

Habib Burgiba, Tunus’un Ankara Büyükelçisi Jilani Safer, Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi Faruk Berkol, Tunus Protokol Genel Müdürü Abdülaziz Mehiri ile mihmandar Tümgeneral Şefik Erensü beraberinde olduğu halde İnönü’nün evine gelmiş ve İnönü tarafından kapıda karşılanmıştır.

İnönü, Burgiba’nın elini sıkarken, Fransızca olarak “Sizi bu mütevazı evimde karşılamaktan büyük bir memnunluk duyuyorum” demiş, Habib Burgiba da İnönü’ye cevaben, ziyaretten büyük bir memnunluk duyduğunu belirtmiştir.

(...) İsmet İnönü, Tunus Cumhurbaşkanı Burgiba’nın kendisini ziyaretiyle ilgili olarak gazetecilerin yönelttikleri sorulara karşılık olarak şunları söylemiştir:

“Bu kadar büyük bir mücahidin ziyaretinden çok memnun oldum, çok bahtiyar oldum.”

İnönü, Burgiba hakkında “Hakikaten büyük bir ıslahâtçı, büyük bir vatanperver” sözleriyle takdirlerini açıklamış ve “Ne görüştünüz?” sorusuna da şu karşılığı vermiştir:

“Dünya meselelerini görüştük. [Burgiba] Her meselede Türkiye için müsait bir görüş taşıyor.”

Bu görüşme sırasında Burgiba’nın Kıbrıs konusundaki görüşünün ne olduğunu soran gazetecilere İnönü “Her meselede Türkiye’nin dostudur, buna şüphe yok” karşılığını vermiştir.

Tunus gazetecilerinin de, Burgiba’dan ayrı olarak kendisini Tunus’a davet ettiklerini açıklayan İnönü, Tunuslu gazetecileri “Çok kibar insanlar” diyerek övmüş, daha sonra Habib Burgiba’nın Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmayla ilgili bir soruya da cevap vererek, görüşlerini şu sözlerle açıklamıştır:

“Memleketimize ait her meseleyi açık yürekle konuşan bir insan. Adamın kıymeti de buradadır.”

Habib Burgiba’nın Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada kendisinden de bahsettiğini söyleyen gazetecilere İnönü, “Tarih olarak bahsetti, bugün için bir şey söylemedi” demiş, daha sonra da gülerek sözlerine şunları eklemiştir:

“Müşkülat çıkarmayın bana.”

 

 

 

 

Milletvekili Ödeneklerinde Yapılmak İstenen Artışa Karşı Söyledikleri[9]

Parlâmento üyelerinin ödeneklerinde 1200 lira kadar bir artış sağlayan dilekçe karma komisyon raporunun kabul edilişi ve kesinleşmesi üzerine CHP Genel Başkanı İsmet İnönü dün “Benim görüşüme göre bu karar Anayasaya aykırıdır. Bir kere Anayasa Mahkemesinden geçmelidir kanaatindeyim.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Sorunlar, Milletvekili Ödenekleri, TRT ve Bütçeye İlişkin Yapılan Konuşma[10]

(...) Genel Başkan, tasviple karşılanan bu konuşmasında özetle şunları söylemiştir:

“Bence bugün Grup ve Parti olarak en mühim meselemiz parti içinde çekişmeyi durdurmak ve tesanütü temindir. Arkadaşların birbirini kırmaları genel olarak sakınılacak bir iştir. Hiç kimsenin diğerini eksik görmek ve kırmak maksadıyla hareket edeceğine ihtimâl vermiyorum. Grup toplantısı ihmal edilmiş bir mülâhaza değildir. Bunun üzerinde kurullar görüşmüşlerdir. Grup toplantısı yapmaksızın arkadaşların yapıcı olarak birbirlerine yardım edeceği zannolunmuştur. Bu mülâhazaları dinledikten sonra ben, Grubun toplanmamasına karar verdim. Aranızda esaslı bir ayrılık yoktur.”

Daha sonra Parti Meclisi’nin çalışmaları ve alınan kararlar üzerinde izahattâ bulunan İsmet İnönü sözlerine devamla demiştir ki:

“Ödenekler meselesi Parti Meclisi’nde de usul bakımından inceleme konusu oldu. Neticede Parti Meclisi kanunlar içinde kalmayı tercih etmiş ve Anayasa Mahkemesine müracaat yolunu kararlaştırmıştır. Dikkat buyurursanız Parti Meclisi ödenekler meselesinde hiçbir vaziyet almış gözükmeksizin Anayasa Mahkemesine müracaat etmeye karar verdiğini tebliğ etmiştir. Şimdi Anayasa Mahkemesi vardır. Bu merci ihtilâfı halleder. Bana göre memlekette bir Anayasa buhranı yoktur. Fikir ayrılıkları vardır. Bunu da Anayasa Mahkemesi halledecektir.

Tenakuza düşmemekliğimiz için, beraberlik halinde parti politikasını zayıf düşürmemek lâzımdır. İktidarı bıraktığımız günden beri, bizim zamanımızın yapmadığı hatalar kısa bir zamanda meydana çıkmış ve size kısa bir zamanda itibar kazandırmıştır.”

CHP Genel Başkanı İnönü, TRT konusunda da özetle şunları söylemiştir:

“TRT meselesini ortaya atmışlardır. İktidardan düşmeyi hazmedemeyen çevrelerden bahsediyorlar. Bu biziz, biliyorsunuz radyo memlekette umumî bir ithama uğramıştır. Radyolar iktidarın gözü kapalı bir unsurudur, itibar edilmez yolundaki propagandalar yüzünden bu müessesenin itibarı zedelenmiştir. Anayasa gereğince Hükûmetin radyo üzerinde tesiri olmasın diye, kayıt üzerine kayıt koyan bir kanun çıktı. İktidarda bizdik. Bugün istedikleri şey istedikleri nesneyi şu veya bu şekilde ilân ettirebilsinler. Hâdise budur. Arkadaşlarım hazır olsunlar, ciddî bir mücadele vereceğiz.”

Bütçe konusunda da görüşlerini açıklayan İnönü: “Bütçe üzerindeki tutumumuza Grubumuzun dikkatini çekmek istiyorum. Ne renkte oy aldıksa o renkte oy vereceğiz. Bütçe komisyonunda olan arkadaşlarımın çok dikkatli olmalarını rica ederim. Samimî kanaatim seçime kadar Hükûmete suni bir müşkülat çıkarmayarak muhalefet vazifemize devam etmektir” demiştir.

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 44. Yıldönümünde Ankara Üniversitesinden TMTF Üyesi Gençlere Yapılan Konuşma[11]

“Milletin tarihiyle Atatürk ilkeleriyle yakından ilgili olarak cemiyetin içinde gençlik hayatı yaşıyorsunuz. Atatürk size büyük itimat besledi ve ilkelerini sizlere emanet etti. İkinci İnönü Muharebesi’nden hatırımda kalanları anlatmak için huzurunuzda bulunuyorum.

Sevgili arkadaşlarım,

İkinci İnönü Muharebesi 44 sene evvel 1921’de cereyan etmiştir. Millî Mücadelenin askerî bakımdan özel bir karakteri vardır. Siyasî hâdiselerle bir arada cereyan etmiştir. İkinci İnönü Zaferi Londra’da toplanan konferansın hemen sonrasında patlatılmıştır. Birinci İnönü Zaferi’nden sonra Londra’da bir konferans toplânmıştır. Bu toplantıda Türk murahhasları da hazır bulunmuştur. Orada bir müzakere zemini hazırlamak için çalışılmıştır. Yunanlılar siyasî sahada bir anlaşma yerine askerî sahada bir zafer elde etmek istemişlerdir. İkinci İnönü Zaferi çok ciddî bir şekilde başlamıştır. Yunanlılar dört istikametten istilâya kalkışmışlardır. Kuzeyimizde İzmit’e, Eskişehir’e, Afyon’a güneyimizde ise bir kol istilâya başlamıştır. Gayeleri her yerde büyük bir zafer kazanarak [Anadolu’yu] istilâ etmekti.

İkinci İnönü Zaferi ilk günlerde çetin mücadeleler halinde geçmiştir. Metris tepesinin kuzey ve güneyinde savaşılmış ve Yunanlılar mağlup edilmişlerdir. Atatürk o zaman bana ve ordumda görev alanlara çok iltifatkâr sözlerle iltifat etti. Metris tepeden sonra Yunanlılar çok telâşlı bir halde Bursa civarında hazırlanmış ve tahkim edilmiş mevkilerine döndüler.

Bu muharebenin bizim bünyemizde o zaman derin neticeleri olmuştur. O zaman düzenli bir ordu ihtiyacını kabul ettirmek için ortaya çıkmış bulunuyordu[m/k]. Bu fikrin karşısında olanlar bizim karşımıza çıkmışlardı. Bu suretle yeni kurulan Büyük Millet Meclisi büyük bir istikrar kazanmıştır. İkinci İnönü Zaferi ile millette Büyük Millet Meclisi’nin başlı başına bir kuvvet olduğu kanaati hasıl oldu. Bir ucundan öbür ucuna kadar istilâ altında bulunan bir memlekette birden bire her güçlüğü yenecek bir canlılık hasıl oldu. Memlekete getirdiği istikrar ve güven çok verimli olmuştur.

Dış memleketlerde hususîyle düşmanlarımızda hasıl ettiği siyasî tesir çok büyük olmuştur. Büyük Meclisi’ni de dikkate almak ve bir masaya oturmak lâzım geldiği anlaşılmıştır.

İkinci İnönü Zaferi’nden sonra Yunanistan seferberlik ilân etmiştir. Bir iktidar değişikliği yapılarak askerî tecrübelerinden faydalanılmak üzere kral orduların başına getirilmiştir.

Türkiye’de ise siyasî faaliyet şöyle idi: Biz bütün Türkiye’yi kurtarmak için memleketin bütün menbalarını seferber edecek bir durumda bulunmuyorduk. 12 yıldır harp ediyorduk. Zaten çok isteksiz bir şekilde muharebe etmek durumunda kalmıştık. Nitekim bütün kuvvetlerin seferberliği meselesi ilk defa Sakarya Muharebesi’nde başlamıştır. Dünya tarihi bakımından Sakarya Muharebesi’nin bir özelliği vardır. Bu muharebede memleketin bütün menbaları seferber edilmiştir. Atatürk memleketin bütün insanlarını seferber etmek yetkisini bu muharebede almış ve yerine getirmiştir.

İkinci İnönü Muharebesi içerde büyük bir mücadele kudreti, dışarıda ise bizim aleyhimize büyük bir hazırlık sebebi olmuştur.

O zaman Afyon’da bulunan büyük bir devletin askerî temsilcisi Anadolu’daki ayaklanmayı basit bir şekilde başlamış ve sönmeye mahkum bir hareket olarak görmüştür. Disiplinsiz ve düzgün olmayan bir hareket olarak görmüştür. Ona göre hareket kendi içinde kendisini yiyecek ve sönecektir.

İkinci İnönü Zaferi vasıtalar bakımından da çok güç şartlar altında başlatılmış ve kazanılmıştır. Kumandanlarımız avcı hatlarında yaralanmışlardır. Ordu teçhizat bakımından çok zayıftır. Bununla beraber, kanlarını bu vatan için feda etmiş olanları şehit oldukları yerde mahzun etmeyecek neticeler alınmıştır.

Millî Mücadele Türk tarihinde başlı başına bir devirdir. Şu bakımdan yeni bir devir olmuştur: Tarihimizde yeniden bir uyanma devri açılmıştır. Başka ülkelerde bu devre Rönesans denir. Batı memleketlerinin tarihinde Rönesans devirlerinde memleketler her alanda sanat, bilimde ilerlemeye doğru yönelmişlerdir.

Daima ilerleme kararında olan bu millet yeni meselelerle karşılaşacaktır. Her yeni mesele ile karşılaşınca sanılacaktır ki o zamana kadar karşılaşılan meselelerin en gücü budur. Meseleler ne kadar çetin olursa onu halledecek olan yeni kuşakların gururu o kadar büyük olacaktır. Ve ben 44 yıldır her zaman çetin meselelerin içindeyim. Çekilip bütün emaneti size devretmek için fırsat bulamadım. Yaşarken bunu bulursam çok bahtiyar olurum. Ömrümün sonuna kadar bu çark içinde dönersem bu kaderimin bir neticesi olacaktır.”

Bu sırada alkışlarla sözleri kesilen İnönü, “Pek hararetli bir sonla beni nihayetine kadar uğraştırmak için zorluyorsanız kabul etmiyorum. Bir an önce bu vazifeleri alıp beni azat etmeye mecbursunuz.”Gençlerden biri defterini İnönü’ye uzatarak imza etmesini istemiştir. İnönü bu gence hitaben “Boş deftere imza etmem” demiş daha sonra şunları söylemiştir:

“İki satırlık yere yazı yazmamı istiyorsun. Benim yaşıma gelinceye kadar bekleyeceğim ve o zaman bu yazıyı sana yazdırıp intikamımı alacağım.

Sizinle her temasım memleketin 44 yıl öncesine göre nasıl ilerlediğini bana gösteriyor. Mustafa İsmet olarak geldim, Erdinç Soydan bay ile konuşuyorum. Siz yeni bir tarih içinde yetiştiniz.

İyi yetişmek lâzım unutmayın. Memlekete hizmet için iki şey lâzım. Bilgi ve karakter. Bilgili olmaya çalışın, karakteriniz Atatürk’ün de belirttiği gibi kanınızda vardır.”

 

 

 

 

CHP İçel Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[12]

Siyasî faaliyetimizin verimli bir devrinde kongre yapıyorsunuz. Gençlik kolları olarak CHP’nin idealist ve canlı çalışmalarında önemli bir yer tutuyorsunuz. Yakın arkadaşlarımızdan Kâmuran Evliyaoğlu, sizin çalışmalarınızda yakından bilgi alıp bize getireceklerdir. Sizden iyi haberler alacağıma yürekten inanıyorum.

Yeni kuşaklar, ideal yollarında, siyasî ve ekonomik kalkınmada ön plânda görev almışlardır. Bu görevlerin sizin ellerinizde vatandaşı memnun edecek başarılar vereceğine kesin inancımız vardır. Kongreniz olumlu çalışmada örnek olsun.

Hepinizi sevgilerle anıyorum. Gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında TRT ile İlgili Söyledikleri[13]

(...) “Biz bu meselede Anayasayı savunuyoruz. Haklı olduğumuz bir konuda tahriklere kapılmayınız. Meseleyi hukuki mesnetlerine istinat ettirerek anlatınız.”

 

 

 

 

Kıbrıs Türk Topluluğu Lideri Rauf Denktaş ve Kıbrıs MSB Osman Örek’in Ziyaretleri Üzerine Gazetecilere Söyledikleri[14]

Kıbrıs Türk Topluluğu Başkanları ile görüştüm. Birisi Topluluğun lideri Rauf Denktaş, diğeri Savunma Bakanı Osman Örek. Tabiî Kıbrıs’taki durumdan müteessirdirler. Oradaki vaziyeti hikâye ettiler. Kendilerine temin ettim ki, Kıbrıs’taki Türk topluluğunun hakları ve dâvası Türk milletinin siyasî parti farkı olmaksızın her ailenin ve her hükûmetin dâvası olmuştur. Kıbrıs dâvası başladığı güne nispetle dünya nazarında çok daha haklı ve kuvvetli duruma gelmiştir. Türk Cemaati haklarını bilir ve şuurlu zihniyetini ilk günde bütün dünyaya göstermiştir. Yeryüzünde insan cemiyeti haysiyetine ve haklarına hürmet eden bir zihniyet oldukça Kıbrıs Türk Cemaati’nin hakkı zail olmayacaktır. Bu esaslar üzerinde konuştuktan sonra hükûmetle tam bir güvenle temasta bulunmalarını ve daima Türkiye’nin desteğinden emin olmalarını anlattım. Türk Cemaati’nin her iki liderini kararlı, sebatlı, haklarını bilir, sarsılmaz bir irade sahibi olarak görmekle bahtiyarım ve müftehir oldum.

 

 

 

 

“Siyasi Huzur” (Makale)*[15]

Kurban Bayramı münasebeti ile aziz vatandaşlarıma yürekten tebriklerimi sunuyorum. Dört gün vatandaşlarım tam bir dinlenme geçirmek için hak kazanmışlardır.

Bu tebrik esnasında, vatandaşlarıma belirtmek isterim ki, siyasî hayatımızın huzursuz olması için hiçbir sebep yoktur. Aksine, siyasî hayatımız çetin devreleri başarı ile atlayarak hem kendi içimizde, hem içinde bulunduğumuz milletler ailesinde siyasî tekâmül yolunda başarılar kazanmış bir durumdayız. Siyasî tartışmalarımız eksik olmuyor ve bunlar bazen hırçın ve sert oluyor. Ama nihayet Türk milletinin tabiatında olan sağduyu tesirini gösteriyor. Hepimiz aklımızı başımıza toplayarak milletimizi ileri götürmenin yolunu buluyoruz.

Aziz vatandaşlarım bilsinler ki, demokratik rejim, idare sistemlerinin en iyisi ve ilerisidir. Kuvvetleri yenilmez. Bu kuvvetleri rejim aleyhine yani millet aleyhine kullanmak çabaları mutlaka itibardan düşer ve millet doğru yoldan şaşmaz.

Zannediyorum ki, vatandaşlarım bu söylediklerimin inandırıcı misâllerini vakit vakit görmektedirler.

Siyasî huzur kısmına böyle serin kanlı ve geniş yürekli bir açıdan baktıktan sonra, şimdi size, kalkınma ve ilerleme konusunda hep beraber, birbirimizi tamamlayarak çalışma ve ilerleme yolunda olduğumuzu hatırlatmak isterim.

Sevgili vatandaşlarım; Kıbrıs’ta bulunan soydaşlarımızın ıstırabı bayram günlerinde de bizi üzüntü ile işgal edecektir. Türk cemaati bir buçuk seneye yakın bir müddetten beri emsalsiz fedakârlıklarla kendi dâvasını dile getirmiştir.

Cumhuriyet hükûmeti ve Türkiye’nin her hükûmeti vazifesini yapacaktır. Meselenin karar devrine girdiği zamanlarda milletçe yürekten hükûmete yardımcı olmak ve Kıbrıs Türkleri’ni selâmete çıkarmakta hükûmetin başarı kazanmasını sağlamak vazifesini ifa etmeğe hazır olmalıyız.

Haklıyız, başarı kazanacağız. Azimle ve sebatla devam edeceğiz. Hakkımız olan neticeleri elde edeceğimize güveniyoruz.

Sevgili vatandaşlarım; bayramdan sonra tekrar sıkı bir çalışmaya gireceğimizi düşünerek rahat ve ümitli bayram günleri geçirmenizi ve çocukların neşelerine büyüklerin katılmasını tavsiye ederim.

Saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

CHP Karabük Gençlik Kolu Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri[16]

(...) İnönü, CHP Karabük Gençlik Kolları mensuplarının aynı zamanda fabrikada çalışıp çalışmadığını sormuş, çoğunun çalıştığı haberini alınca bundan sevinç duyduğunu açıklamış, fabrikanın üretimi, Karabük’ün şehir olarak gelişmesi gibi konularda bilgiler almıştır.

Karabük CHP Gençlik Kolu Başkanı Nihat Yavuz’un kendisini, gençlik kolları lokalinin açılışına arkadaşları adına davet etmesi üzerine İnönü, şunları söylemiştir:

“Bütün akıllı arkadaşlara örnek olacak bir açık yürekle beni davet ediyorsunuz. Gelemezsem mesaj yollarım, beni mazur görürsünüz.”

İnönü, daha sonra gençlere “Memleketin en büyük sanayiinde, demir-çelikte çalışanlar, büyük hizmet görüyorlar. Ağır endüstridir, o” demiş, Karabük Demir-Çelik Fabrikalarının imal ettiği yuvarlak demirin memleket ihtiyacının tamamını karşılayabilmesi için ham maddenin yeterli olmadığını öğrenince de şunları söylemiştir:

“Bunların çaresi bulunur. Esas mesele, yapıcı müessese fabrika olsun, içinde çalışacak ehliyetli işçiler olsun. Ham madde bulunur.”

İnönü, sözlerine şunları da eklemiştir:

“Ereğli Demir-Çelik’le Karabük Demir-Çelik, birbirlerine paralel olmalı. Bir ân önce demir-çelik mamûlü ihraç edecek hale gelmeliyiz. İhracatta bulunabileceğimiz çok yer var.

Arkadaşlarınıza benden selâm ve sevgiler götüreceksiniz. Sizin çalışmalarınız bütün işçi çalışmalarının en verimlisi ve en çalımlısıdır. Dünya, demir-çelik işçilerinin omuzlarında duruyor.”

 

 

 

 

CHP Karabük Gençlik Kolu Üyeleri ve Karabüklülere Gönderilen Mesaj[17]

Karabük Gençlik Kolu, içlerinde bir çok kıymetli işçiler olarak, bugün Ankara’da bulunuyorlar. Karabük’ten iyi hatıralar andık, çalışmalar hakkında konuştuk.

Karabük’ün çalışmalarındaki başarıları yakından tâkip ediyoruz. Karabük, memleket için büyük bir kudret kaynağıdır.

Bütün ümidimiz, Karabük’ün pek yakında bir misline ve daha ileriki senelerde de birkaç misline çıkarılmasıdır. Karabük yuvarlak, Ereğli düz imalat yapacak ve ikisi birden Türkiye’nin demir ve çelik ihtiyacını karşılamış olacaktır.

Karabüklüler, burada arkadaşlarınıza da söylediğim gibi, hem güç ve verimli bir işin temsilcisidirler, hem de özel bir çalımları vardır. Kendilerine de söyledim, size anlatacaklardır.

Beni Gençlik Kolu lokalinin açılışına davet ettiler; inşallah bir ay sonra iyi hatıralar anacağız.

Sağ olun arkadaşlarım.

 

 

 

 

Erzurum’da Yayına Başlayan Devrim Gazetesine Gönderilen Mesaj[18]

Devrim’in gazete âlemine katılacağını sevinçle öğrendim.

Avukat Dündar Özden ve Avukat Cahit Solakoğlu, gazetelerinin adını, tâkip edecekleri yazı istikameti için dikkatle seçmişlerdir.

Atatürk devrimleri, Cumhuriyetle beraber Türkiye’de yeni bir devir açmıştır. Devrimler, yeniden uyanma ve bir aydınlık dünyasının ifadesidir. Garp medeniyeti, yeniden aydınlanma devrine geçtiğinden beri yeni bir hamle ile ilerlemeğe başlamıştır. Devrimci idealistler, ilk güçlükleri başarı ile geçmişlerdir. Sebatla, sarsılmaz irade ile milletimizi her alanda ilerletmek kudretindedirler.

Tam bir güvenle daima kendilerine başarı dileyeceğim.

 

 

 

 

Ankara Üniversitesi’nden Gençlerin Ziyaretinde Gençlerin Parti Gençlik Kollarında Çalışmak İstemeleri Üzerine Söyledikleri[19]

(...) CHP Genel Başkanı İnönü, daha sonra Genel Merkezde kendisini ziyarete gelen Ankara Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde okuyan kalabalık gençlik topluluğunu kabul etmiştir. İnönü, gençlerin ayrı ayrı ellerini sıkmış, hangi fakültelerde okuduklarını sormuş, sınıf durumlarıyla ilgilenmiş, nereli olduklarını sormuştur. Bu arada İnönü, Kayseri’nin İncesu ilçesinde doğduğunu bildiren üniversiteli genç kıza “O, İncesu’yu çok iyi bilirim” demiş, bu sözle İncesu olaylarını hatırlayan toplantıdaki partililer ve gençler gülüşmüşlerdir.

Bülent Ecevit’ten başka, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Cihad Babacan ile Gaziantep Milletvekili Ali İhsan Göğüş’ün de katıldıkları bu toplantıda İnönü, bir genç hanımın Kızılcahamam’ın bir köyünde öğretmen olduğunu bildirmesi üzerine “Benim kahraman kızım” diyerek iltifatta bulunmuştur.

Gençlerin CHP Gençlik Kollarında çalışmak istediklerini bildirmeleri üzerine de şunları söylemiştir:

“Bir bayram kutlayışında hazır bulunduk. Bunu, parti işi yapmayalım.

Gençlik kollarında vakit buldukça çalışacaksınız, CHP ideal ve ilkelerini korumak için karar vereceksiniz. Bu karar, bizim için çok önemlidir. İstiyorum ki, bu kararınız bir menfaat karşılığında olmasın. Serbest olarak karar vereceksiniz. CHP’nin ortak menfaatlerini, ülküsünü ve ilkelerini beraber savunacağız.”

 

 

 

 

Eskişehir Cer Atölyesi İşçilerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma[20]

Bizi hatırladınız, hoş geldiniz. Zahmetinize minnettarım. Çok teşekkür ederim.

Demiryollarına ve demiryolları işçilerine yürekten bağlıyız. Bunu, başlı başına bir politika olarak geniş şekilde tatbik ettik.

Eskişehir Devlet Demiryolları idaresine ve onun Cer Atölyesi’ne benim ayrı bir minnetim vardır.

Cer Atölyesi, bir dar zamanda kurulmuştur. Dar günlerde ağır topların kamalarını, ben Eskişehir Cer Atölyesi’nde yaptırdım. Bu hatırayı hiç unutmam.

Ordunun karanlık günlerinde benim karargâhım Eskişehir’deydi. Sizin kanatlarınız altında güç zamanlarım geçmiştir. Bunun için de Eskişehir’e yürekten bağlıyım.

Siz, endüstri hayatımızda, demiryolu işçilerimiz olarak, çok kıymetli evlatlarımızsınız.

Yüreğimiz geniştir, bütün değer sahiplerini alabilir. Kimse kıskanmasın ama, Eskişehir Cer Atölyesi mensuplarına ayrı bir bağlılığım vardır.

 

 

 

 

28-29 Nisan 1960 Olaylarının Yıldönümünde DTCF’de Yapılan Törene Gönderilen Mesaj[21]

Büyük Atatürk, Türk istikbâlinin evlâdı olan gençlere Cumhuriyetini ve ülkülerini emanet etmişti. Gençlik yürekten benimsediği öğüdü ve O’nun verdiği görevleri, 28-29 Nisan günlerinde zor bir imtihandan geçirdi. Gençlik imtihandan şerefle çıktı. Cumhuriyetin ve onun ilkelerinin sağlam teminat altında bulunduğu, genç kuşakların vicdanında yerleşmiş olduğu anlaşıldı. 28-29 Nisan olaylarında milletçe büyük kazancımız, yeni Türkiye’nin temellerinin gençlerin damarlarındaki asil kanda gerçekten sarsılmaz bir güçte olduğunun ortaya çıkmasıdır. Bu şerefli günlerde verdiğimiz aziz şehitlerin hatıralarını milletçe yüreğimizde taşıyoruz. Genç kuşakların iradesi ve ideal kuvveti önünde vatanın geleceğini emniyette görüyoruz. Minnetimiz ve ümitlerimiz, sağduyusu kuvvetli genç nesillerimizin bilgili, ehliyetli ve hiçbir güçlükten yılmayan iradeli karakterlerinde toplanmıştır.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Seçimlerde İzlenecek Çizgiye İlişkin Yapılan Konuşma[22]

(...)

İnönü, Parti Meclisi çalışmaları, seçim hazırlıkları, seçmen kütükleri ve seçmen sandıklarıyla merkez kontenjanı konuları üzerinde görüşlerini açıklamış ve şunları söylemiştir:

“İlerici olacağız. Islahâtçı olacağız. Sosyal ihtiyaçların sahibi olacağız. CHP, ancak bunları makûl ölçüde ifrattan kurtararak tâkip edebilir, tatbik edebilir. Bize bu konuda güven müphem surette vardır. Bunu sağlam bir güven haline getirmeğe çalışacağız.”

İnönü daha sonra, merkez kontenjanının tanınması hususunda Grup Başkanlığı’na bir önerge vermiş, müzakerelerden sonra İnönü’nün önergesi oya sunularak kabul edilmiştir.

 

 

 

 

1939-1940 Yıllarında Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliği’ni Yapan René Massigli’yi Fransa Büyükelçiliği Ziyaretinden Sonra Çıkartma Gemileri Konusundaki Söyledikleri[23]

(...) Elçilikten çıkarken etrafını saran gazetecilerden birinin:

“Çıkartma gemilerinin Türk tezgahlarında yapımına vaktiyle siz muhalefet etmişsiniz. Buna ne dersiniz?” şeklindeki sorusunu şöyle cevaplandırmıştır:

“Böyle şey olur mu? Çıkartma gemileri Türk tezgahlarında yapılırsa, ilk tebrik edecek olan bizleriz.”

 

 

 

 

Eski MBK Üyelerinden Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer’in CHP’ye Katılma Töreninde Yapılan Konuşma[24]

(...)

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Kabibay, Erkanlı ve Solmazer’in partiye girişlerinden sonra, kendilerine hitaben, şu konuşmayı yapmıştır:

“Muhterem arkadaşlarım,

Siz fevkalâde şartlar içinde ve kısa zamanda büyük siyasî tecrübeler edinmiş vatandaşlarımızsınız. Şimdi, normal şartlar altında, bir siyasî partide çalışmak istediniz. Bizimle beraber çalışmayı ihtiyar ettiniz. Sizinle beraber çalışmaktan şeref duyacağız.

Bizim partinin bir geleneği vardır: Bütün arkadaşlar ilk günden beri eşit şartlar altında çalışırız. Sizler de, kırk yıldan beri arkadaşlarımız gibi çalışacaksınız.

Partiye girmenizin CHP’ye yeni imkânlar sağlayacağına inanıyorum.”

Bundan sonra Kabibay arkadaşları adına İnönü’ye şu karşılığı vermiştir:

(...)

Bunun ardından Genel Başkan İnönü, şunları söylemiştir:

“Siz siyaseti en yüksek seviyede yaptınız. Şimdi bir parti içinde çalışmayı ve siyaset yapmayı tecrübe edeceksiniz.

Kırk yıllık ideal arkadaşımız gibi çalışacaksınız. Bütün ideallerinizin tatbikî imkânını CHP’de bulacaksınız.

Memleketin ıstırapları için beraber ıstırap çekeceğiz.

Her partinin bir geleneği vardır. Bunları kısa zamanda öğreneceksiniz. İdeallerimizin hepsine sahip çıkacaksınız. Samimî inancımız budur.”

(...)

Genel Başkan İnönü, konuşmasına şu şekilde devam etmiştir:

“Memleket, bir demokratik rejim çabası içindedir. Bu çaba içinde türlü dernekler, partiler kurulmuştur. Bunlar içinde on–on beş yıllık olan partiler, uzun ömürlü sayılmışlardır. CHP Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir tarafa bırakılırsa, [okunamadı] 1923’den beri memleket hizmetindedir.

Umumî olarak CHP’nin geleneklerini ve hesaplarını müspet olarak biliyor ve görüyoruz.”

Genel Başkan İnönü, “Hususî bir hatıra olarak arz edeyim” diyerek yeniden söze başlamış ve şunları söylemiştir:

“Bu partiyi Atatürk kurmuştur. Atatürk, hususî olarak meşgul olduğu hâdiseye bütün çalışma gücünü bağlardı. Atatürk, aramızdan ayrıldığı güne kadar bu partiyi korumaya ve meselelerine büyük önem vererek, yaşamıştır. Hiçbir kurucu, onun gibi, partinin ilk kurulduğu günkü gibi ve aynı heyecanla, son anına kadar böyle yakın bir ilgi ve bağlılık göstermemiştir. Çok hizmeti ve emeği vardır.

Çok partili siyasî hayat, Cumhuriyet devrinde de tecrübe edildi ve nihayet tekâmülü tâkip ederek 1945’den sonra, devamlı ve köklü bir müessese olarak bünyemize girdi.

Bizden önce aşılamamış birçok engeller olmuştur. Pek çok güçlükler geçirdik. Bütün bu çabalar içinde siyasî hayatımız çok tekâmül etmiştir. Benim samimî kanaatimce sonuç müspet olmuştur.

Öyle hâdiseler olmuştur ki, elli yıl önce bunlardan bir teki bile, bir haftada memleketi alt-üst etmeye yeterdi. 27 Mayıs oldu ve ihtilâlciler ilk gün demokratik hayata geçmeyi vaat ettiler. Birçok hâdiseler ve şikâyetler arasında hedef şaşmadı. Bu bir merhaledir.

Şimdi, nispî temsil içindeyiz. Bunun kendine göre güçlükleri var. Bugün beş yıldan beri yeni Anayasa ile rejim –içinde bulunduğumuz için pek çok şikâyetlerimiz var– benim kanaatimce ciddî bir ilerleme ve tekâmül geçirmiştir.

Hepiniz, bundan çok daha ileri ve çok daha iyi günler göreceksiniz.”

(...) İnönü, bir ara Solmazer’e “Eski yazıyı bildiğinden şüphem var” demiş, Solmazer, “Bilmiyorum Paşam” karşılığını verince de, “Ben de bilmiyorum” demiştir.

Öte yandan, Kabibay, Erkanlı ve Solmazer’in partiye giriş törenlerinden sonra, İnönü bir gazetecinin “Bu girişten sonra partinizin kuvvetlendiğini söylediniz. Seçim hücumuna ne zaman geçeceksiniz?” sorusuna, “Lüzum yok hücuma geçmeye, çalışıyoruz.” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Ankara İstiklal Ortaokulu Öğrencileri ile Yapılan Söyleşi[25]

Ankara İstiklâl Ortaokulu öğrencilerinden Lâle, Hilâl, Fatoş ve Semiha adındaki dört kız, dün İsmet İnönü ile bir röportaj yapmışlardır. Türkçe öğretmenlerinin verdiği ödev sebebiyle bu röportajı yapan öğrencilerle İnönü arasında şu konuşma geçmiştir:

Öğrenciler– Siyasî hayata atılmadan önce ne olmayı düşünüyordunuz?

İnönü– Ben oldum olası asker olmayı düşündüm. Küçüklüğümden beri arzum budur.

Öğrenciler– Hayatta en çok değer verdiğiniz şey nedir?

İnönü– Aile reisiyim, ailemdir hususî hayatımda. Cemiyet hayatında hedeflerimdir. Kendimi bildim bileli, bir hedefe varmak için çalışırım. Bir hedeften sonra öteki hedef başlar. Böylece ardı arası kesilmeden devam edip gider.

Öğrenciler– Türkiye’nin geleceği hakkında düşündükleriniz nedir?

İnönü– Türkiye’nin geleceği hakkında düşündüğüm sizlerin çok ileri bir cemiyet içinde yaşayacağınıza emin olmamdır. Yeni nesillerin elinde Türkiye, daha çok ilerleyecek ve Türkler çok itibarlı insanlar olarak yaşayacaklardır.

Gelecek için tahminlerim çok olumludur. Çok daha iyi günler yaşayacağınızdan zerre kadar tereddüdüm yoktur.

Bütün bu dileklerimin elde edilmesi bir tek şarta bağlı:

O da sizlerin çalışkan olmanız, çok bilgili olmanız, çok sağlam karakterli Türkler olarak yetişmeye önem vermenizdir. Her başarının anahtarı sizin elinizdedir.

 

 

 

 

“Günün Siyasi Meseleleri” (Makale)*[26]

Siyasî hayatımız araştırma çabası içinde ve yeni istikametler bulma gayretindedir. Anayasa düzeni fazla gürültü yapmaksızın memleket idaresine yeni konular getirmiştir. Her zaman ki iç ve dış siyasî olaylara ek olarak yeni fikir cereyanları, başlıca, kalkınma meselesi, sosyal adalet, sosyal güvenlik konuları üzerinde toplânmıştır. Tartışma ve araştırma devirlerinin özelliği olarak kalkınma ve sosyal münakaşalar serbest ve yaygın ortamda, türlü ölçülerle incelenmektedir. Başlıca bu konuların etkisi ile fikir akımları ve ona bağlı olarak siyaset akımları bugünkü cemiyetimizi işgal eden başlıca meseleler olmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi bu meseleler karşısında açık fikirleri olan ve amelî tedbirlerin istediği yolları isabetle bulduğunu zanneden bir sorumlu teşekkül olarak vaziyet almıştır. Biz plâna müstenit kalkınma idealinin çok eskiden beri tâkipçisi durumundayız. Sistemli bir surette plânlı bir kalkınmayı hem teşkilât, hem uygulama olarak ele almak ve yürütmek bize nasip olmuştur.

Plânlama Teşkilâtı devletimizin bünyesinde önemli bir eser olarak vücut bulmuştur. Bu teşkilât başarı ile kurulmuştur ve şimdi de olumlu tesirlerini memleket bünyesinde hissettirmiştir. Teşkilât mensuplarının görgülerinde ve bilgilerinde bilerek, bilmeyerek öne sürülen tenkitler benim kanaatimce yersizdir.

Devletin bütün idari, malî ve ekonomik dertlerinin toplu bir surette senenin muhtelif devirlerinde memleket sorumluluğu taşıyan insanların gözü önünde birkaç gün içinde bir tablo halinde gözden geçirilebilmesi devletimizin hayatında çok ehemmiyetli bir hâdise olmuştur. Böyle bir çalışmanın asırlar içinde bir misâlini bulmak mümkün değildir. Demek istiyorum ki, teşkilât olarak ve çalışma usulü olarak plânlamanın devletimize getirdiği yenilik temel bir ilerleme değerindedir. Teşkilât mensuplarının uzmanlıkları ve ehliyetleri hususunda gösterilen arzuları iyi yürekle ve iyi maksatlara atfetmek gayreti ile karşılıyorum. Bu hususta bütün iyi niyetleri temin etmek için sebepler çoktur. Bu kadar büyük işleri sistemli bir surette görev alarak üzerine almış insanlar devamlı bir ilerleme ve yükselme halindedirler. İşin tabiatı budur ve temas ettiğim birkaç sene içinde, gördüğüm amelî netice de budur. Dört sene evvel başlamış olan kadro bu yolda tecrübesi olmayan çok çalışkan ve dikkatle seçilmiş insanlardı. Dört sene zarfında inanılmayacak kadar ileri derecede mesafe ve değer kazanmışlardır. Büyük işlere girişmiş olanların müspet başarıları ancak bu yolda temin olunabilir.

Plânlama Teşkilâtı’nı bu kısa anlatıştan sonra ilâve etmek isterim ki, memleketimizin plâna dayanan eserlerinde hürriyet içinde kalkınma çabasında gittikçe daha iyi neticeler alacağız. Halk Partisi olarak elimizde kudret olduğu zaman inancımız ve anlayışımız temelinden bu yolda olduğu için kolaylıkla çalışırız. Biz iktidarda olmadığımız zaman iş başında olan her iyi niyetli heyetin, plâna müstenit idareyi başarı ile yürüteceğinden şüphemiz yoktur.

Plâna dayanan kalkınma siyasî partiler için önemli görevler ortaya koymaktadır. Büyük mesele plânın kaynaklarını sağlamak işidir. Bu ödev siyasî iktidardan, vatandaşa karşı gerçek ihtiyaçları ve imkânları dosdoğru söyleyerek vatandaşın ilgisini sağlamayı ister. Siyasî partiler için böyle bir ödevin başarılması büyük cesaretle sorumluluk duygusu beklemektedir.

Biz parti olarak vatandaşa karşı ihtiyaçları açıkça anlatarak çalıştık ve vatandaştan fedakârlığa katlanmak gayretlerini, makûl ölçüde elde edebildik.

Kalkınma işinde karma ekonomiyi uygulamak lâzımdır. Bunu ifade etmekte ve onun çarelerini hulûs ile aramakta ön sırada bulunduk. Özel sektörün kalkınma işinde kendisine düşen ödevleri sağlamasını teşvik etmek, kolaylaştırmak ve onu maddi manevî imkânlar ile teçhiz etmek bir büyük çalışma konusudur. Özel sektörü sağlam ekonomik konularda tesirli bir hale getirmek [getirmenin] esaslı bir hedefimiz olmasına birinci derecede ehemmiyet veririz.

Günün politikasını hülâsa etmeğe çalışırken hürriyet içinde plâna müstenit kalkınma için tafsilat vermeğe çalışmamamızın okuyucum tarafından lüzumsuz görülmemesini rica ederim.

Bizim görüşümüze göre binbir siyasî mesele içinde en mühim dâvamız kalkınma için karma ekonominin başarısını sağlamak geliyor. Kesin ihtiyaç, umumiyetle bilindiğinden çok daha ehemmiyetli bir derecededir. İç ve dış diğer meseleler [ve] her meselenin halli kalkınma işindeki başarının tesiri altındadır. Onun için bu konuda her zaman yaptığım gibi ısrarla duruyorum.

Cemiyetin herkesi meşgul eden diğer meseleleri sosyal güvenlik adı altında toplanmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuya cesaretle girmiş ve ilerde cesaretle bu konu için çalışmak kararında olan bir parti halindeyiz. Sosyal güvenlik ihtiyaçlarını hürriyet nizamı içinde ve bütün vatandaşlar için lâzım olan hudutlar içerisinde halletmek gayreti bizim için esastır.

İşçiler için yapmaya çalıştığımız sosyal sigorta düzeni memleketçe şimdiden dikkati çekmiş olmak insaf icabıdır. Kalkınma ile sosyal güvenlik tedbirlerinin muvazi ve ahenkli yürümesi daima hedefimiz olmuştur.

Biz kesin olarak güveniyoruz ki, sosyal güvenlik gibi cemiyetlerin daima sabırsızlık gösterdikleri tedbirlerde vakit kaybetmeksizin yani mümkün olan süratle sonuçlar almak yolunu tutmuşuzdur ve ilerisi için teşvik edici neticeler almışsızdır. Korkulu tecrübelerden sükûnetle ve emniyetle geçmek mümkün olmuştur.

Bu mülâhazaları söylemenin bir maksadı sosyal güvenlik konusunda vatandaşlarıma müspet neticelere dayanan ümitler vermek ise bir diğer ehemmiyetli maksat da sosyal güvenlik konusunda aşırı talepleri ve akımları itidal içinde tutarak idare etmek tecrübelerinde başarı göstermiş olduğumuzu ifade etmektir. Aşırı akımlar özellikle hararetli olan genç kuşaklarda daima yüksek sesli ve canlı ifadelerini bulacaktır. Sinirlerine hâkim olan tecrübeli siyaset teşekkülleri bu hararetli akımları soğutmadan ve parlatmadan olumlu yollara sokabilecektir. Bu sözleri söylerken bir politikayı da ifade ettiğimi zannediyorum. Günün siyasî olaylarını özetlerken idaremiz konusuna da değinmek isterim.

Biz koalisyon hükûmetlerini mevcut partilerin büyük sayısı ile tecrübe etmişizdir. Bu tecrübelerin hepsi yeni başarılar sağladı. Vatandaşlar arasında gerginliği büyük ölçüde azalttı, ayni zamanda bizim geçirdiğimiz her koalisyon yeni güçlükler ve yeni hastalıkları da meydana çıkardı. Şimdi koalisyonların dördüncüsü ile idare ediyoruz. Bu tecrübenin daha 1963 sonlarında yapılması için elimizden gelen bütün gayreti sarf ettik o zaman mümkün olmadı, şimdi bizim dışımızda bir koalisyonun işlediğini sükûnetle görmekteyiz.

Vatandaşlarım kısa zamanda fark etmişlerdir ki, iktidardan çekilmeyi bir türlü hazmedemediğimiz söylentileri tamamıyla yersizdir. Şimdiki koalisyon hükûmeti de yeni güçlüklerden geçecek ve memlekete değerli tecrübe dersleri getirmiş olacaktır.

İç ve dış politikada memleketin istikrarlı bir idare örneği verebilmesi her parti için değerli bir hedef olması lâzım geldiğine inanıyoruz. Memleketin kuvveti ve itibarı kendisinin her halde istikrarlı bir hükûmet içinde idare edilmesindedir.

Başlıca muhalefet partisi olarak memleketin bugünkü siyasî durumunu kendi görüşümüze göre dile getirip düşüncelerimizi vatandaşlarımıza arz etmek istedim.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj*[27]

Yüce Kongrenizde bulunmak bahtiyarlığını temin edebilseydim size söylemeyi düşündüklerimi, şimdi bir mesajla bildirmek istiyorum.

Gençlik Kolları teşkilâtımız bizim partinin esaslı çalışma kollarıdır. Biz Gençlik Kollarımızdan yeni kuşaklarımızın memleketin büyük meselelerini öğrenmek, incelemek yolunda faydalanmalarını fikir ve ideal temelleri üzerinde söz sahibi olacak şekilde yetişmelerini sağlamak isteriz.

Gençlik Kollarımız, fikir sahasında bu geniş çalışmanın yanında, partimizin fikirlerini ve hedeflerini fırsat buldukça vatandaşa anlatmak ödevini yaparlar ve ayrıca seçim zamanları hiçbir çıkarları olmaksızın, parti hizmetlerinde fedakârlıkla çalışmayı ihtiyar ederler. Gençlik Kollarında bulunan arkadaşlarımız ilk zamandan itibaren bizim için değerli şahsiyetlerdir. Otuz yaşını bitirdikten sonra Gençlik Kolları’ndan ayrılarak partinin daha geniş ve daha sorumlu ana kademesinde vazife ifa ederler. Arkadaşlarımızın Gençlik Kolları içinde çalıştıkları zamanlarda siyasî fikirleri ve tekâmülleri bizim için kıymetli olduğu kadar memleket için de değerli manâ taşır. Yeni kuşaklarımız tabiatı ile cemiyetimizin canlı teşebbüslerde öncüleri olmak iddiasında bulunurlar. Bu onların hakkıdır. Onların düşünce ve eğilimlerini istikbalin işaretleri olarak değerlendirmek de bizim vazifemizdir.

Şimdi arkadaşlarıma söylemek istiyorum ki, bugün memleketimiz, kalkınma ve sosyal tekâmül konularında büyük bir çaba içindedir. Bunun genç kuşaklar üzerindeki tesiri vakit vakit geniş teşebbüsler ve daha ileri olarak aşırı akımlar halinde kendini göstermektedir.

Biz parti olarak, gerek kalkınma, gerek sosyal güvenlik dâvalarında hedefe ilerleyişin sağlam adımlarla ve lâzım olan hızla ilerleme siyaseti içinde gerçekleşmesine çalışıyoruz. İsteriz ki, Gençlik Kollarımız, hazırlanırken, memleket siyaseti için şimdiden kendi iradelerini cesaretle kullanarak fedakârca çalışırken memleketin bünyesi için isabetli olan ölçüler içinde hareket etmesini bilsinler. Bu isteğimiz, Gençlik Kollarımızın yalnız kendi teşekkülleri içinde lüzumlu bir hareket olduğu için değildir. Asıl memleketin her çevresinde, her siyasî partide kolaylıkla görülecek aşırı akımların hangi ölçüler içinde olumlu ve faydalı ve hangi şekillerde olumsuz ve sakınılması lâzım olduğunu kendi çalışmaları ve yaşamaları ile örnek olarak gösterebilmeleridir.

Sevgili arkadaşlarım;

Sosyal dâvalarda Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün ıslahâtı benimsediğini bilirsiniz. Sizin huzurunuzda söylüyorum ki, biz cemiyetin sosyal güvenlik meselelerini cesaretle ve sebat ile tâkip ve halletmek azminde ve kararındayız.

Koalisyon hükûmetleri zamanında bu istikametlerde yürekten çalışmalar yaptık, kanunlar çıkardık, kanunları uygulamaya muvaffak olduk. Korkulduğu gibi sosyal tedbirlerin memleket huzurunda zararlı olmayacağını, aksine memleket huzurunda esaslı surette faydalı tedbirler olduklarını ispat ettik. Gelecekte de sosyal dâvalarda ve onların istediği bütün reformlarda tutumumuz bu olacaktır.

Size kalkınma konusunda ve karma ekonominin uygulanmasında yepyeni bir yol açtığımızı söyleyebilirim. Kalkınmanın temel tedbirleri bulunmuş, kanunlar haline getirilmiş, uygulama devirleri açılmıştır.

Memleketin kalkınması meseleleri bizim görüşümüzde herkesin bildiğinden daha önemli bir mahiyettedir. Bu meseleleri başarıyla çözebilmek milletçe ve onun sorumlularınca bilerek, sebatla yıllar boyunca çalışmaya bağlıdır. Emniyetle söyleyebiliriz ki, bu ihtiyaçları aslı ile ve teferruatı ile kavramış bir siyasî partiyiz.

Sevgili arkadaşlarım;

Siyasî parti olarak, inandığımız prensipleri ve lüzumlu gördüğümüz tedbirleri tatbik edecek iktidarın sahibi olmak, meşru emelimizdir. Bu iktidarı bize seçmen vatandaşımız verebilir. Yakında seçmen vatandaşımızın önüne çıkacağız ve düşündüğümüz hizmetleri ona kabul ettirmeye çalışacağız. Bu yolda başarı elde etmek daima seçmen vatandaşımıza fikrimizi anlatabilmemize, sonra onun verdiği oylar içinde bizim hissemize düşeni ziyan etmeden değerlendirebilmemize bağlıdır. Vatandaşa anlatma meselesini, seçim mekanizmasını gözünüzün önünde canlandırdığımı sanıyorum. Seçimin bu işleyişinde yardımcı kollar olarak sizin üstünüzde büyük sorumluluk ve imkânlar vardır. Kanunların verdiği kolaylıklar içinde görevlerinizi canla başla yapacağınıza eminim. Sizden ciddî bir gayret görmeğe kesin ihtiyacımız vardır.

Sevgili arkadaşlarım;

Bugün ki çalışmalarınızda bize ışık tutuyorsunuz. Yeni fikirler söylüyorsunuz. Çok şey öğretiyorsunuz. İdeal yolunda yakından beraber çalışmanın bahtiyarlığı içindeyiz.

Size sarsılmaz güven duyguları ile yürekten başarılar diliyorum.

 

 

 

 

NATO Bakanlar Konseyi Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısı[28]

“NATO’da müttefikler arası meselelerin de görüşüleceği günlerde, dış politikamız üzerinde muhalefet olarak bazı düşüncelerimizi açıklamayı faydalı görmekteyim.

NATO içindeki üyelerin, esas itibariyle doğu ve batı kanadında, bir itimat konusunu başa alarak inceleyeceklerini zannederim. NATO’nun doğu kanadını teşkil eden devletler arasında derin bir itimat meselesi bulunduğunu herkes bilmektedir.

Merakla ve ümitle beklemekteyiz ki, NATO, doğu kanadındaki derin buhranın hâlledilmesi için kendisine bütün olarak ve ciddî ödev düştüğünü takdir edecektir.

Bu safhada, Türkiye’de dış politika üzerindeki hükûmet ve muhalefet münasebeti hakkında bir açıklamayı tekrar etmekte fayda görmekteyim:

Hükûmetin başlangıçta ve şimdiye kadar taahhüt ettiği ve tatbik ettiği prensipler ile tamamıyla muvazi yolda bulunduğumuz anlaşılmıştır ümidindeyim.

Taahhütlerimiz içinde Kıbrıs buhranından dolayı milletçe çektiğimiz ıstırabın hükûmet tarafından ciddiyetle ele alınıp tâkip edildiğini görmekteyiz.

Parti Meclisi kararında da neşrettiğimiz gibi, hükûmetin dış politika meselelerini, özellikle Kıbrıs buhranını çözmek için, bir seçim hükûmeti olması düşünülerek kudretinin eksik olduğunun zannedilmesinden endişe etmekteyiz. Buna dair haber ve işaretler de kulağımıza gelmiştir.

İlk önce bu zannı, dış ve iç âlemde kesin olarak tekrar düzeltmek isterim. Hükûmet, dış müzakereleri yürütmek ve neticeye bağlamak için tam yetkili ve kudretli bir durumdadır. Bu konuda içerde bir münakaşamız olmadığı için, her hükûmetin bu ihtilâfı hâlletmesinden yalnız memnunluk duyacağız.

Türkiye Dışişleri Bakanı, meselelerimizi tam yetki ile konuşurken, NATO müttefiklerimize Türkiye’nin geçirmekte olduğu siyasî ve ruhî buhranı, etrafı ile anlatmaya çalışacaktır. Türk meselesinin lâyık olduğu dikkatle karşılanmasını milletçe hep beraber ümitle beklemekteyiz.

Sayın basın mensupları, NATO toplantısına Türkiye’de verilen ehemmiyeti ve Dışişleri Bakanının görüşmelerine haklı olarak bağladığımız ümitleri belirtmek için bu toplantıyı yaptım.

Hükûmetin dış politikadaki gayretlerinin, iç politikadaki tartışmalarımız yüzünden zarar göreceğini zannetmek yanlış bir hesaptır.

Kıbrıs buhranı karşısında, memleket içinde beraberlik bulunması sağlam ve sarsılmaz bir karakter taşımaktadır.”

Bu konuşmasından sonra, İsmet İnönü, soru yöneltmek isteyen bir gazeteciye: “Ben sorulu cevaplı konuşmağı severim ve hazırlanırım. Ama bu toplantıda sorulu konuşmaktan özür dilemek isterim. Çünkü Konferanstan sonra, yeni durum üzerine, daha etraflı konuşmak için fırsatımız olacaktır ve size bu fırsatı ilk imkânda vereceğim”demiştir.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Merkezinde Güncel Konular Üzerine Yapılan Sohbet[29]

(...)

“–Bize öyle bir cümle söyleyin ki, ömrümüz boyunca onu unutmayalım” diyen bir üniversiteliye, İnönü: “Hayat için mi, parti için mi?” diye sordu ve salonu dolduran kalabalığın “Hepsi için Paşam” isteğine şöyle mukabele etti:

“Kendi nefsinize ve Türk Milletine güveniniz hiçbir zaman sarsılmayacaksınız.”

Kopan alkışlar arasında, bir saattir oturduğu koltuktan kalkan İnönü, bu nasihat cümlesiyle başından beri büyük bir iyimserlik akan sohbet toplantısını bitirmiş oldu. Bir saat müddetle kendisine sorulan çeşitli konulardaki soruları hiç tereddüt etmeden cevaplandıran ve düşüncelerini ifade eden İnönü:

“Görüyorsunuz ki, suallerinizi kolaylıkla cevaplandırıyorum. Bunun bir sebebi olmalı. Onu da söyleyeyim: İçimiz, dışımız bir ondan” dedi ve sohbet odasında bulunanları ferahlatacak bir rahatlık içinde konuştu.

(...)

Sohbet başlıyor

Karşılayıcıları arasından güçlükle ilerleyerek toplantı salonunda yerine oturan İnönü “İstanbul’a her gelişimde sizlerle görüşmek, sohbet etmek zevkinden kendimi alamıyorum” dedikten sonra konuşmasına şöyle devam etti:

“Kim ne derse desin, siyasî hayata usul, istikamet, sağlamlık getirecek teşekkül Halk Partisidir. Bugünkü noktaya erişmemizde bize çetin vazifeler düştü. Başımızdan çok şey geçmiş, fakat hepsinden de başarı ile çıkmışızdır. Memnun ve ümitliyim. Sükûnetle ve huzur içinde konuşuyorum. Hâdiseleri görüyor ve iyi tâkip ediyorum. İyimserliğim, gelecekte bunu bozacak davranışlara müsamaha edemeyeceğim manâsına alınmamalıdır.

Dürüst bir seçim yapılacak ve sandıklardan tertemiz çıkacak oylarla yeni bir siyasî devre başlayacaktır.

Seçime yakın günlerde bütün memleketi dolaşarak, fikirlerimi vatandaşlarıma bir defa daha söyleyeceğim.”

Seçimle ilgili konularda bir müddet daha etrafındakilerle görüşen ve seçim kampanyasının ne zaman başlayacağını Genel Sekreter Dr. Kemal Satır’dan soran İnönü, daha sonra, kendisine tevcih edilen soruları cevaplandırmağa başladı ve ilk soru İl Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Salih Tezel’den geldi:

“–Paşam maaş meselesinde halkın yüzüne yüz aklığı ile çıkacak mıyız?”

İnönü–Mahkemeye gideceğim. Kanunlaşmasını bekliyorum. Kanunlaşmadan mahkemeye gidilemez. Meclislerde de Anayasa dışı davranışlar olabilir. Fakat bu taktirde, ihtilâfı halledici merciler var. Uzun boylu münakaşalara yer yok. Mahkemeye gideceğim.

Salih Nuri–Grubumuz kırmızı oy kullanacak mı Paşam?

Kemal Satır–(İnönü’nün yerine cevap verdi) Kullanacak.

Bir partili–Gecekondu Kanunu’nu pek çok vatandaş bekliyor Paşam.

İnönü–Vatandaşın beklediği pek çok kanun var. Tâkip ediyoruz.

Bir üniversiteli–Kıbrıs ne safhadadır?

İnönü–Başbakan, Dışişleri Bakanı, hükûmet konu üzerinde gayet ciddî mesai sarf ediyorlar. Biz de kendilerini destekliyoruz.

Bir genç–Paşam, Bölükbaşı partiye gelmek istese ne düşünürsünüz?

İnönü–(Herkesle beraber bir kahkaha attı). Soruya Dr. Kemal Satır cevap verdi: “Herhalde yeri rahat diye mütalaa eder”.

Parti işleri

Bu sırada, İnönü yanında bulunan Dr. Kemal Satır’a birden hatırladığı bir meseleyi sordu:

İnönü–İl Başkanları ne zaman toplanacak?

Satır–Toplanacaklar Paşam.

İnönü–Mayıs’ta mı, Haziran’da mı?

Satır–Haziran’da.

İnönü–(Herkese hitaben) Parti işleri hayal yapmaya müsaade etmez. Parti çalışmaları, parti bünyesinde tesanüt ve işbirliği ister. Netice hiçbir zaman partililerle alınmaz. Kendimizi vatandaşa beğendireceğiz. Seçimi onlarla alacağız. Parti içi çekişmeler, bu teveccühü kazanmakta faydalı olmaz. Bunu unutmayacaksınız.

Bir partili– Paşam bu yıl da bir deniz programı var mı?

İnönü–(Gülerek ve başını nasıl olmaz gibi iki tarafa sallayarak) Elbette var. En mühimi ilk gün. Ondan sonra rahat atlarım. 20-25 banyo yapabilirsem kış için büyük hazırlıktır.

İnönü sohbetin yaza intikal etmesi üzerine, dışarıda güzel bir bahar gününün bulunduğunu hatırladı ve intibalarını anlatmaya başladı:

“Sultanahmet Meydanı her zamanki gibi güzel, resmî vazifem sırasında, her defasında ah şu meydandan geçsem, parkta bir iki saat oturup dinlensem demişimdir. Bir defasında yaptım da; oturdum. Hafifçe gözümü kapadım. Sonra bir de açtım ki, kıyamet bir kalabalık toplanmış etrafımda... Herkes benim siyasî hayattan çekildikten sonra son derece üzüleceğim düşüncesindedir. Bunun benim için bir ceza olacağını söylerler. Halbuki nerede o günler? Benim için bayram.”

Bir partili–Paşam sizinle uğraşanlar daima vardır.

İnönü–Oooo.. Yumuşak yüz mahveder beni. Şaşırırım, elim ayağım karışır. Bir şeyler yapmak isterim. Yoksa haksız vaziyet almış, karşıma geçmiş hiç umurumda değil o.

İmtihan var

İnönü, salonu dolduran kalabalığa neşeli bir şekilde “Şimdi imtihan var, akıl imtihanı var, size ben sual soracağım” dedi ve şu suali sordu:

“Şimdi bana, bir cümle ile, aklımda kalmanızı istediğiniz fikri söyleyeceksiniz. Haydi bakalım, dinliyorum.”

Şükrü Van–(Zeytinburnu İlçe Başkanı) Söylüyorum Paşam: Gecekondulara tapu verirsek seçimde sırt üstü yatırırız.

İnönü–(Herkesle beraber güldü) İktidarımız esnasında seçim beyannamemizde millete taahhüt ettiklerimizin yüzde 95’ini tahakkuk ettirdik. Şimdi iktidarda değiliz. Ama iktidara geldiğimiz zaman diğer vaatlerimizi de yerine getireceğiz.

İclal Asımgil–(İl Yönetim Kurulu Üyesi) Halk Partisi toplum refahının sembolüdür.

İnönü–Güzel.

Bir yaşlı vatandaş–Meclisi Mebusan’a giren sabıkalıların çıkarılması.

İnönü–O sizin elinizde.

Bir genç üniversiteli–Kitap yasakları kaldırılmalıdır. Bütün fikir klasikleri rahatça basılıp okunabilmelidir.

İnönü–Başka?

Bir genç–Bütçeye ne renk oy verilecek?

İnönü–Ne renk oy almışsak.

Şükrü Van–(Zeytinburnu İlçe Başkanı) İşçi ve sendika temsilcilerini Meclis’e sokabilecek miyiz? Şunu hemen söyleyeyim ki, Paşam, Adalet Partisi sendikalardan Meclis’e sokmak üzere 20 aday istedi.

İnönü–İşçi dâvalarını ciddiyetle tâkip edecek, savunacak bir heyeti Meclise sokmağı biz de istiyoruz.

Bir üniversiteli–Amerika bize Kıbrıs konusunda razı olamayacağımız bir hal suretini kabul ettirebilir mi?

İnönü–Bütün alâkalıların içinde biz başta geliriz. Diğer alâkalılar bize, bizim kabul edemeyeceğimiz bir hal suretini teklif etmeyeceklerini öteden beri söylerler. Dolayısıyla böyle bir şey olmayacaktır. Olmaması gerekir. Kıbrıs konusunda hükûmet zora varmadan bir hal yolu bulmak gayretindedir. Zora varırsa, onun icaplarını yerine getirmekten çekinmeyecek bir politika içindeyiz.

Aynı genç–Zor kullanmağa mecbur olursak buna manî olurlar mı?

İnönü–Böyle bir mecburiyetin doğmaması için gayret sarf eden dostlarımız var. Ama böyle şeyler geçitte belli olur.

Bir genç–Petrolün devletleştirilmesine taraftar mısınız?

İnönü–Biz devletçi bir partiyiz. Bu siyaseti tâkip eden bir iktidar için petrol mutlaka yerli ellerde bulunmalıdır. Biz bu fikri savunduk. Buna rağmen Petrol Kanunu çıktı. Bize, birçok sermaye isteyen bir iştir, binaenaleyh, yabancıya vermek gereklidir, dediler ve kanunu çıkardılar. Şimdi yeni bir vaziyet var. Bugünün şartları içinde ıslah etme fikri hâkim. Islah edilmesi gerekli hususlar ıslah edilmelidir.

Bir genç–Millet yapar kampanyası hakkında düşünceleriniz?

İnönü–Böyle kampanyalar daha ziyade bir millî irade yaratılmasına yardım eder. Bu bakımdan hayırlı ve faydalı bir teşebbüstür. Yardımların ölçüsü de fikrin kuvvetlenmesine yardım eder.

Bir genç–Tarafsız bir politika ile Türkiye üçüncü bir bloğun lideri olabilir mi?

İnönü–Böyle bir şey bahis mevzuu değil. Böyle bir meselemiz yok. Taahhütlerimiz var ve onlara bağlıyız.

Bir genç–Kiraya verilen havaalanları yeniden kiralanacak mı?

İnönü–Kiraya verilmiş değil. Bunlar bir ittifak manzumesi içinde karşılıklı taahhütlerdir.

Bir partili–Koalisyon çalışmaları vatandaşı rahatsız ediyor.

İnönü–Ben tabiî görüyorum. Ben zorluklarından bahsettiğim zaman ciddî mütalâa etmeyenler de aynı zorluklardan geçiyorlar, alışacağız. Yeni bir şeydir ve alışıncaya kadar rahatsızlıkları olacaktır. Bu deveyi hep beraber güdeceğiz.

Bir partili–Bize seçim yaklaşırken neler tavsiye edersiniz Paşam?

İnönü–Birbirinizle uğraşmayacaksınız. Seçim mekanizmasının en küçük tatbikatını önemli tutacaksınız. Vatandaşın mutlaka sandık başına gidip oyunu kullanmasını sağlayacaksınız. Bilhassa aday olmayan partililer, çalışmayanları, hizip yapanları, küskünleri harekete geçirecek, vazife gördürecek, vatandaşın itimadını sarsıcı her hareketten kaçınacaksınız. Benim söyleyeceğim bunlar.

Bir partili–Paşam, Meclis ve Senatodaki partililerin çekişmeleri önlenemez mi?

İnönü–Beni dinleyin, kanunların görüşülmesinde karşılıklı fikir çatışmaları olacaktır. Bu doğru fikrin bulunması için gereklidir. Tabiîdir ve zannediyorum bunu kastetmiyorsunuz. Siz, Halk Partisi’ne ait prensipler üzerinde münakaşa edilmesin istiyorsunuz, doğrudur.

 

 

 

 

Ereğli Demir Çelik Tesislerinin Bazı Ünitelerinin Faaliyete Geçmesi Dolayısıyla Ereğli’de AA’ya Verilen Demeç[30]

Ereğli Demir-Çelik tesisleri, çok önemli ve mükemmel bir eserdir. Bu eser, endüstri hayatımızda, başlı başına bir ilerleme, bir merhaledir.

Bu tesislerin, Karabük’le beraber tam bir gelişmeyi sağlamaları lâzımdır.

Aldığımız bilgilere göre, tesislerin verimi, 1972’de iki, üç misline varmaları ümit ediliyor. Bu ilerlemeler, siyasî hayatımız içinde bir yenilik olacaktır.

Eserin, bu merhalelere varması için ona her surette yardımcı olmayı hedef almalıyız.

Siyasî hayatımızın, bu başarıları sağlayacağını, kuvvetle umuyorum.

Bu eseri vücuda getirmek için, çalışmalara iştirak etmiş olan dostlara, içeride çalışan sermaye sahiplerine, mühendislere ve bütün işçilerimize minnet borçluyuz.

Tek hedefimiz, bu eserin, başarıyla çalışmasına ve tekâmül etmesine hizmet etmektir.

 

 

 

 

SSCB Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko ile Görüşmeye İlişkin Türkiye Radyolarına Verilen Demeç[31]

Misafir Sovyet Dışişleri Bakanı’nın davetlisi olarak dün akşam kendisi ile hususî olarak görüştük.

Bir gün evvel, Dışişleri Bakanı’nın davetinde, Başbakanın etrafında hükûmete dahil olan parti liderleri ile beraber ben de bulundum.

Hükûmete dahil olan ve olmayan parti liderleri, hepimiz, iki memleket arasında iyi münasebetlerin gelişmesi arzusunu ifade eden beyanlarda bulunduk. Hükûmet bu müsait hava içinde vazifesini tâkip etmekte ve topyekûn millet desteklemesine dayanarak müzakereleri idare etmektedir.

Dün akşam, Sovyet Sefareti’nde bulunurken, hükûmet etrafında böyle bir tesanüt havası içinde dostane fikir teatisinde müzakerelerin hükûmetin tam yetkisi ve kudreti içinde devam etmekte olduğunu müşahede etmekten memnun olarak ayrıldık.

 

 

 

 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Dolayısıyla Türkiye Radyolarına Verilen Demeç[32]

Bugün, 19 Mayıs’ın aziz hatırasıyla memleketimizin ve milletimizin heyecanlı bir gününü yaşıyoruz.

19 Mayıs, Atatürk’ün mütareke sonrası İstanbul’da bir seneye yakın çırpındıktan sonra, hazır olarak bütün enerjisi ile memleketin ortasına geldiği gündür.

Samsun’a ayak bastığından itibaren, Milleti, durumun bütün tehlikesinden haberdar etmiş ve Millî Mücadelenin en buhranlı devresini kesin kararı ile açmıştır.

İstanbul hükûmetlerinin en menfisi o zaman iş başında bulunuyordu. Atatürk’ün, millet kurtuluşu için nasıl kesin bir karar ile Anadolu’ya çıktığı, otomobil sürati ile Sivas’a gelinceye kadar, İstanbul hükûmetince anlaşılmıştı.

Atatürk, yollarda vakit kaybetmeden Erzurum’a gitti ve orada Erzurum Kongresi ile Millî Mücadelenin resmî ve siyasî safhası ilân edilmiş oluyordu.

Bu devre, dış âlemde Millî Mücadelede, Atatürk’ün Sivas Kongresi ile toplandığı Heyet-i Temsiliye’nin idaresinde geçmiştir. Resmî yetki elinde olmayarak, Millî Teşkilât ile ve sonra merkezi Ankara’ya nakledilerek geçirilen bu idare devri, Millî Mücadelenin nazik bir devri olduğu kadar, İstanbul hükûmetlerinin ve bütün dış âlemin bütün vasıtalarla Türk Milleti aleyhine harekete geçecekleri zamana karşı da, milletin bünyesini hazırlama devri olmuştur.

19 Mayıs’ta başlayan bu faaliyet devrinin hazırlama kuvveti o kadar tesirli olmuştur ki, bir sene sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılması, hemen bütün memleketçe tabiî görünen bir netice gibi karşılanmıştır. Denilebilir ki, Atatürk’ün siyasî uzak görüşlülüğü, 19 Mayıs’tan 23 Nisan’a kadar çok başarılı bir hazırlama devri geçirmiştir.

Büyük Millet Meclisi resmî olarak milletin kaderine el koyduktan sonra, işlerin yürütülmesi, tabiatıyla, elbette nispî ölçülerde daha kolaylaşmış oluyordu.

19 Mayıs, Millî Mücadelenin pek önemli devrinin başlangıcı olması itibariyle, milletçe daima saygıyla ve minnetle anacağımız bir bayram günüdür. Bu günün, Gençlik ve Spor Bayramı yapılması da, yeni yetişen millet kuşaklarına, gelecek günleri işaret etmek bakımından, değerli ve ilham verici bir mahiyet kazanmıştır.

Bu duygularla, milletimizi, gençlerimizi, Atatürk’ün kutsal adının etrafında heyecan ile kutlamayı vazife sayıyorum.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında 14’lerden Bazılarının CHP’ye Katılmaları ve Diyanet İşleri Teşkilatı Yasası Üzerine Yapılan Konuşma[33]

(...)

“Bizim bildiğimize göre, bir an evvel demokratik rejime gitmek ve seçim yapmak taraftarları vardı. Hayır, bırakıp gidemeyiz, uzun müddet iktidarı elde tutmak lâzımdır, diyenler vardı. Uzun müddet iktidarı elde tutmak isteyenleri bertaraf ettiler. Ondan sonra seçimler oldu. Bu ayrılanlar memleket içinde, bilhassa iki unsur üzerinde çalışır göründüler. Birincisi, mağduriyete uğramışlar gibi, ordu içinde temas aramak, taraftar aramak. Bu görüş altında çalıştılar. İkincisi, memleketin geçirdiği siyasî buhranı, geçmişte geçirdiğini ve bugün geçirmekte olduğunu ve kendi başlarına geleni CHP’ye yüklemek, Halk Partisi’ni sorumlu tutmak. Bilirsiniz ki, mahkemeler karşısında şurada ve burada hep bizimle uğraştılar. 27 Mayıs İhtilâli’nin genel propagandasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu işle ilişiği vardır, beraberliği vardır propagandasının yürütüldüğünü de bilirsiniz. 27 Mayıs’tan dolayı biz, hücum karşısında kaldık. 5 senedir bunları yenmeğe çalışıyoruz. Bizim askerî ihtilâlle hiçbir münasebetimiz yoktu, bilmiyorduk. Şikâyet ediyorduk, feryat ediyorduk, her şeyi ama her şeyi apaçık yapıyorduk. Daha sonra Millî Birlik İdaresi geldi. Bunlardan bir tanesiyle daha evvel görüşmüş değilim ve arkadaşlarımdan birinin de görüştüğü bana intikal etmiş değildir.

Bize yakınlaşmak, CHP içerisine girmek, çalışmak temayülleri dağınık olarak intikal etmiştir. Acele etmedik. Ama gün geldi bunlar diğer siyasî partilere girdiler ve girdikleri siyasî partilerde CHP aleyhine öteden beri birikmiş olan bütün asılsız ve haksız iddiaları destekleyip ilân edecek duruma geçtiler. Bu vaziyette bizim aleyhimize olan cereyanların yine kendi içlerinden, olayları içiyle dışıyla bilen iyi niyetli, hizmet etmek isteyen insanlar tarafından cevaplanacak durumda olmasını uygun gördük. Bunlardan bir kısmı her yerde CHP’yi itham ediyor. Bu durumu, benim savunmamın hududu bellidir. Ama, kendileriyle beraber çalışmış, bir çok şeylerini beraber görüşmüş insanın çıkıp onların söylediklerine karşı vaziyet alması umumî efkâr karşısında daha inandırıcıdır. Biz, bize müracaat eden arkadaşlarla ilk günden şu iki esaslı noktada anlaşmışızdır. Bizim içimizde bulunup, ordu içinde münasebet, temas arayarak ayrı bir politika yapmak yoktur. Böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Bizim içimizde her Halk Partili gibi eşit haklar vardır, kimsenin imtiyazı yoktur.

Böyle esaslı noktaları gönül rızasıyla kabul etmişler, uzun boylu tetkik ederek bizim tutumumuzu beğendiklerini söyleyerek aramızda çalışmak ve hizmet etmek üzere gelmişlerdir. İlk değiliz, masum ve savunucu vaziyetteyiz. Umumî efkârın gerçeklerden, etrafıyla haberdar olması için kolaylık göreceğiz [göstereceğiz]. İyi niyetle geliyorlar ve bizim prensiplerimizi, masumiyetimizi, her şeye, tecrübe ile inanmış ve savunmaya karar vermiş olarak geliyorlar.”

İnönü’nün bu konuşmasına soru sahibi İstanbul Milletvekili Zeki Zeren, bir açıklığa kavuşmuş olmaktan dolayı memnuniyetini ve teşekkürlerini ifade ettikten sonra, Ankara Milletvekili Ahmet Üstün’ün Diyanet İşleri Teşkilât Kanunu münasebeti ile sorduğu soru üzerine CHP Genel Başkanı şu konuşmayı yapmıştır:

“Diyanet İşleri Teşkilât Kanunu’nun konuşulması münasebetiyle fikrimizi benim ağzımdan sarih olarak işitin. Ortada meselenin bir esası var. Lâik Cumhuriyetiz. Bunun içinde bu memleket din hürriyetine, vicdan hürriyetine sahiptir. Biz buna başladık. O zaman tek parti devrinde kimse sesini çıkaramıyordu. Seçimlerde CHP dinsiz diye 15 senedir propaganda karşısındayız. Bu propagandayı dişimizi sıkarak, kendimizi koruyarak bugüne kadar getirdik ve büyük ölçüde tesirsiz hale getirdik. Ama büyük ölçüde diyorum, yine bu hususta şimdi de, sonra da bunalmış, daralmış olanların bize her türlü isnadı yapacaklarını beklemek lâzımdır. Yaparlar. İftiraya, mantıkla, akıllı insanların anlayacağı delillerle karşı koymak mümkün değildir. İftiraya, temiz ve saf vatandaşın anlayışını ikna edebilirsek onunla karşı koruz. Bir de tecrübe ile karşı koruz.

Diyanet Teşkilâtı mensuplarının refah içinde bulunmalarını, emniyet içinde bulunmalarını, çalışmalarını istiyoruz. Kanunu getirdik, biz yaptık ama bu vesileyle yarışa çıkıp devletin lâik cumhuriyet vasfından eser bırakmayacak yollara gidemeyiz. Çıkıyorlar, lâik devletin hukuku vardır, dinî devletin hukuku vardır diyorlar. Doğrudur. Dinî devletin hukukundan ayrılarak lâik devletin hukukuna girdik. Hukuk bu. Adamın mirası dinî devletin mirasına göre başkadır, kabul etmiyoruz. Faizi bilmem nedir, başkadır. Kabul etmiyoruz. Biz bunlar dünya işidir diyoruz.

Şimdi, bu hudutlar içinde rast gelenin kendine göre prensip icat edip söylemesine imkân yoktur. Din adamlarımıza bizim söyleyeceğimiz, refahı, ibadeti, emniyeti ve her şeyi[nin] tamam olacağıdır. Ama arkadaşlarım, tevhidi tedrisat diye bir konu var. Yani, bir millet olarak bir harfi ile [aynı alfabe ile] henüz yüzde 60’ı okuyup yazma bilmiyor, diyoruz. Kültürümüz bu halde. İki harf ile, iki medeniyetle, iki istikamet... Bu, bildiğimiz ortaçağ politikasıdır. Bunu isteyen adamlar var, memleketler var. Bunların hepsine karşıyız. Bu hususta kendimize güveneceğiz, dedikodulardan, yanlış tefsirlerden ve ifratlardan yılmayacağız.”

 

 

 

 

Eskişehir Şeker Fabrikası İşçilerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma[34]

Sizleri, çok kıymetli misafirlerimiz olarak selâmlıyorum. Eskişehir’de sağlam dayanağımızsınız.

İdeallerimiz hep beraberdir, tâkip ediyoruz. Çok teşekkür ederim.

Eskişehir Şeker Fabrikası, Cumhuriyetin ilk eserlerindendir. En kuvvetli tecrübelerden biri orada yapılmıştır. Eskişehir Şeker Fabrikası, randımanı yüksek olan bir müessesedir. Şimdi ne halde çalışıyor, bilmiyorum. Çoktan beri görmedim.

Sosyal meseleler, bizim esaslı dâvalarımızdan biridir. İşçi haklarını sağlamak için bu son üç dört senelik kısa iktidarımız zamanında, çok gayret sarf ettik. Ortak partilere anlatmaya çalıştık. Ve çok ehemmiyetli neticeler aldık. Bu işçi haklarının toplu sözleşmenin grev hakkının, siyasî hayatımıza girmesinin oldukça önemli tarihçesi vardır. Biz Çalışma Bakanlığı’nı kurduğumuz zaman dışardan Çalışma Bakanlığı ve çalışma siyaseti kurulması için getirttiğimiz en ileri mütehassıslar, bize grev hakkı ile işe başlamanın doğru olmayacağını söylemişlerdi. Onun için 1950 seçimlerine biz grev hakkının dâvası olarak çıkmadık. Aksine, bizim aleyhimize olanlar, işçilerin grev hakkını bir seçim konusu olarak kullandılar. Biz ciddî adamlar olarak henüz karar vermediğimiz bir konu üzerinde vaziyet almadık. Seçimi kaybetmemizin sebeplerinden biri de bu oldu.

Sonra, grev hakkıyla gelen iktidar ondan cayarken, biz kani olduk ki, işçilerin toplu sözleşmesi, grev hakkı ve diğer sosyal teminatını sağlamak lâzımdır.

Bir büyük felsefedir, buna karar verdik, ondan sonra bütün muhalefet zamanımızda, sağlam olarak, bu prensipleri tahakkuk ettireceğiz dedik. İşçilerin bunu nasıl karşılayacağını da bilmiyoruz. Bütün bu müzakereler olurken işçilerden her türlü talebi, tezahüratı alıyorduk. Yapacağız bunları, diyorduk, yapacak mıyız, yapmayacak mıyız belli değildi. Memleket, siyasî hayatta, sağlam sözlerin ne olduğunu yeni yeni öğreniyor. Biz siyasî mesleğimizde, bunu esaslı bir nokta olarak tutuyoruz.

Bugün hoşa gitmeyebilir. Ama yapamayacağımız bir şeyse, yapacağız diyemiyoruz. Yapacağımız bir şeyse, derhal yapacağız diyoruz. Böyle bir siyasî hayat tâkip ediyoruz. İşçi hakları meselesi, bu memlekette tahmin edilmeyen bir başarı ile ve süratle, iktidarlarımız zamanında temin edildi. Bunun tehlikesi vardır. Bunun karşısında olanlar, göreceksiniz, hep ayağa düşecekler. Yürütülmez hale gelecek. Daha yeni kalkınma halindeyiz. Elimizde az vasıtalar vardır. Bunlar, düşüncesiz mübalağâlarla, mülâhazalarla çarçur edilirse, müesseseler kapanır, şöyle olur, böyle olur. Bütün bu tesirleri göğüsledik ve ispat ettik ki işçilerin amme işi şuuru, en akıllılarımızdan az değildir. Hürriyet nizamı içinde, sosyal hakları temin edilerek kurulacak bir siyasî sistem, siyasî rejimlerin en sağlamlarıdır. Bu kanaatteyiz. Kanunların temin ettiği haklara biz riayet edeceğiz, işçiler riayet edecek, anlaşacağız ve memleketin kalkınmasını beraber yürüteceğiz. Ve biz bunu işçilerle beraber, vatandaşlarımızla beraber, elbirliği ile yapabileceğimize kaniiyiz. Memleketin kalkınmasına yardım edeceksiniz, hizmet edeceksiniz, memleket ilerledikçe, kendi evlatlarına temin edeceği yaşama seviyesi yüksek olacaktır. Nazik bir mevzu üzerinde konuştum. Bir cümlesi, bir kelimesi, yanlış anlaşılır, mübalağâlı anlaşılırsa, ters anlamalara sebep olabilir. Bunun için dikkatli konuşuyorum, dikkatli anlamanızı isterim. Hürriyet nizamı içinde sosyal ilkelere bağlı, sosyal hakları temin eden bir cemiyet nizamı, bizim kanaatimizce en iyi nizamdır. Böyle bir nizamı, böyle bir hayatı temin etmek, bizim işçi olanlarımızın ve işçi olmayanlarımızın müşterek vazifesidir. El birliği ile bunu, memlekete fayda getiren müessese olarak, yürüteceğiz.

İşçilerin işverenlerle münasebetlerini, kanun hükümleri içinde nizama bağlayan hükümler, memleket için faydalı olmuştur. Memleketin kalkınması, ilerlemesi hayat seviyesinin yükselmesi, bu yüksek hayat seviyesinden her vatandaş tabakasının istifade etmesi; işçiler ve işverenlerin, anlayış içinde, memleketin kalkınmasına yardım etmelerine ve hizmet etmelerine bağlıdır.

 

 

 

 

SSCB Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko’nun Türkiye’yi Ziyareti Dolayısıyla SSCB Büyükelçiliği’ndeki Resepsiyonda Söyledikleri[35]

(...) Büyükelçiliğin ikinci katında özel büfede ağırlanan liderlerden İnönü, Rus havyarını yerken Gromiko’ya “Havyar insanı kuvvetlendirir, diyorlar. Siz de bu kanaatte misiniz?” sorusunu yöneltince “Herhalde bunu tecrübenize göre söylüyorsunuz” cevabını almıştır.

İnönü, bu arada, Podgorny’ye iletilmek üzere Gromiko’ya “Kendisinin en iyi dileklerini” bildirmiş ve “Türkiye gerçekten Rusya ile yakın ilişkiler kurmak istiyor. Bunu böyle bilmelerini isterim” demiştir.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Gençlik Kolu Kongresinde Yapılan Konuşma[36]

Sevgili arkadaşlarım, yüksek huzurunuzda bulunmaktan şeref duymaktayım.

Biraz evvel Genel Sekreterimizin CHP politikası üzerindeki konuşmasında politikamızın esas ve teferruatını dikkatle dinledik. Bu fikirlerin hepsiyle Genel Başkan olarak tam mutabakat halindeyim.

Ankara İl Gençlik Kolu teşkilâtımızın ve onun kongresinin siyasî hayatımızda özel önemi, özel bir yeri vardır. Bütün gençlik teşkilâtlarımızın ideallerini, heyecanlarını, sarsılmaz fikirlerini temsil eden bir karakterdedir. CHP merkezinde, politika cereyanlarının hareketli olduğu bir ortamda yetişmek ona özel bir dikkat ve vazifeler vermiştir. Bu, Ankara Gençlik Kolu teşkilâtının bütün akımlar karşısında özel bir vazifesi olduğu gerekçesinden doğmaktadır.

İleri hedefli cereyanlarda, heyecanlı olan genç kuşaklarda ayrı bir heyecan vardır. İşte bu cereyanlar karşısında size özel bir dikkat, özel vazifeler düşmektedir.

CHP ileri fikirlerin partisidir. CHP memleketteki bütün reform hareketlerinin, büyük ıslahâtın sahibi, uygulayıcısı ve tâkipçisidir. Hiçbir teşekkül, CHP ile bu hususta yarış edememiştir. Hiçbir teşekkülün hizmetlerinin değerinin az görülmesi iddiasında değiliz. İsteriz ki bizden daha ileri, daha hamleci olsunlar. Bu bizim için üzüntü değil, gayretleriyle bize ilham veren, harekete geçiren bir durum olur. Bu böyle olmakla beraber, bugüne kadar her ileri hareketin bizden gelmesi bir emrivâki, bir tarih hakikatidir.

Önümüzdeki aylarda seçimlere gireceğiz. Seçimlerde hepimize çok vazifeler düşmektedir. Hükûmetten ayrıldıktan sonra memleketin huzura kavuşması için, demokratik rejim içinde normal olarak rejimin işlemesi için özel gayretler sarf ettik. İktidardan ayrılmamızdan dolayı, iktidardan ayrılmayı hazmedemezler iddiasıyla söylenen sözleri sabırla karşıladık ve bunlara kendimizi kaptırmadık. İstedik ki, demokratik rejim içinde işler tabiî, normal seyri içinde yürüsün, rejimin işleyişi görülsün ve takdir edilsin. Bununla beraber, rejim meselelerinde, memleketin temel meselelerinde, fikirlerimizi söylemekten çekinmedik. Bundan sonra da rejim meselelerinde, memleketin temel meselelerinde fikirlerimizi söylemek, bunların mücadelelerini yapmak mecburiyetinde olduğumuz da tabiîdir.

Seçim mücadelemiz, mühim ölçüde, memleketin reformları ve ileriye götürücü hedeflerin tahakkuk ettirilmesi tedbirleri üzerinde geçecektir.

Gençlik kollarımız prensiplerimizi vatandaşlarımıza seçimlerde anlatmaya çalışacaklardır.”

Genel Başkan İnönü, bundan sonra eski Millî Birlik Komitesi üyelerinden Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer’in CHP saflarına katılmaları üzerinde de durmuş ve bu konuda şunları söylemiştir:

“Siyasî hayata girmeyi düşündükten sonra bizimle birlikte çalışmayı arzulayan üç arkadaş bizim partiye girmişlerdir. Bundan memnun olduğumuzu söylemekten zevk duymaktayım. Üç arkadaş aldık, Solmazer, Kabibay, Erkanlı. Bunlar partimize fikirlerimizi uygun gördükleri için girmişlerdir.

Tabiatıyla CHP en çok haksız ve asılsız tariz ve isnatlara maruz kalmış bir partidir. Bu arkadaşlar da bu gibi isnat ve tarizlere maruz kalacaklardır. Fakat hep beraber karşı koyacağız.”

İnönü, daha sonra CHP’nin hizmetlerine dikkat çekmiş ve konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“CHP’nin yapmış olduğu büyük ıslahât çok millete nasip olmayan işlerdir. Bu ıslahât yapıldığı zaman memlekette millî mücadeleden gelen büyük otorite ile kabul olunmuştur. Fakat asıl önemlisi bütün bu işler ve büyük ıslahât demokratik rejim içinde de milletçe kabul edilmiş, millete mal olmuştur. Bütün bu ıslahât ve işlerden dolayı demokratik rejim içinde karşımıza çıkmışlar, her türlü isnat ve tarizlerde bulunmuşlardır. Fakat milletimiz bunları reddetmiş ve inkılâplar milletimize mal olmuştur.

27 Mayıs Devrimi ve son Anayasamızla inkılâplar [ve] rejim kesin mevkiini almıştır. Yeni Anayasamız Türk Milleti’ne sosyal adaleti hedef tutmuştur.

Biz yeni Anayasanın hem manâsını, hem hükümlerini, hem hedefini gönülden kabul etmiş bir parti olarak çalışıyoruz.

Seçim devresinde çok işler vardır, çok hizmetler vardır. Bunları, bu işleri tâkip etmek, anlatmak ve neticesini almak için hiçbir şahsî menfaati olmadan çalışacaksınız. Sizden bunu bekliyoruz. Size başarılar dilerim.”

 

 

 

 

27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yayınlanan Mesaj[37]

Bugün, 27 Mayıs’ta, Hürriyet ve Anayasa Bayramı’nı kutluyoruz.

27 Mayıs Bayramı, yeni Anayasamıza başlangıç olmuştur. 27 Mayıs’la demokratik rejim, yeni, ileri ve aydınlık bir devreye girmiştir. Vatandaşlarımıza yeni Anayasayı dikkatle okumalarını ve onun, memleketin ilerlemesi için ne kadar faydalı esaslar koyduğunu iyice bilmelerini tavsiye ederim.

Türkiye Cumhuriyeti; insan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeği ve teminat altına almayı mümkün kılacak hukuk devletinin, bütün hukuki ve sosyal temelleri üzerine kurulmuştur.

Bununla, 27 Mayıs’ın yeni bir devir getirdiğini, anlatmış oluyorum.

Bu devri huzur ve mutluluk içinde geliştirmeği yürekten diler vatandaşlarımızın bu bayramını saygılarla kutlarım.

 

 

 

 

Hindistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Zakir Hüseyin’in Ziyareti Dolayısıyla Söyledikleri[38]

(...)

İsmet İnönü de, Asya’daki durumu gözden geçirerek, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ortaya çıkardığı meselelere dokunmuş ve Türkiye’nin daima önem verdiği Hindistan-Pakistan dostluğu üzerinde de durarak, “Bu dostluk olmadan, Asya’nın geleceği parlamaz” demiştir.

(...)

İsmet İnönü, Dr. Zakir Hüseyin ile, Kıbrıs konusu üzerine de konuşmuştur. CHP Genel Başkanı, meseleyi bütün geçmişiyle konuğa anlatmış, Makarios yönetiminin yürürlükteki anlaşmalara değer vermez tutumunu kınamış ve Türkiye’nin Kıbrıs anlaşmazlığını daima görüşmeğe ve barış yolu ile çözmeye hazır olduğunu bildirdiğini, Bağımsız bir Federal Devlet kurulması gibi akla uygun ve şerefleri koruyucu bir çözüme varmaktan başka bir istek ileri sürmediğini söylemiş ve Yunanistan ile gerçekleştirilmesi tasarlanan gelişmelerin verimli olması dileğini ifade etmiştir.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Petrol Yasasına İlişkin Yapılan Konuşma[39]

Petrol konusunda düşüncelerimizi muhtelif vesilelerle söyledik. Burada günün meselesini size kısaca arz edeyim.

Petrol Kanunu’nun tatbikatta görülen aksaklıkları düzeltilmelidir. Bugün söz konusu olan, Meclis araştırması mı, yoksa genel görüşme mi üzerinde duracağımızdır. Bir Meclis araştırması açılması, ilk görünüşte, bana tabiî gibi gelmişti. İşin içindeki arkadaşlarım genel görüşmeyi daha doğru bulmaktadırlar.

Bugün meselenin esası üzerinde, yani toptan devletleştirme kararı olmaksızın kanunu ve tatbikatı düzeltme konusunda araştırma mı yapılsın, genel görüşme mi açılsın konusunu ele alacağız.

Arkadaşlarımın bu husustaki fikirlerini dinleyip, grup olarak, usul hakkında müşterek bir karara varacağız.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Seçim Sistemine İlişkin Yapılan Konuşma[40]

Sevgili arkadaşlarım,

Seçim idaresi ile görevli Yüksek Seçim Kurulu, seçim konusunda değişiklik istedi. Hükûmet bu konuda bir tasarıyı Meclis’e getirmiştir. Seçimde bâzı yeni mühletler tayin edilmesi gerekiyor.

Derler ki, bu kanun vesilesiyle Seçim Kanununda bazı değişiklikler istenmektedir. Bu değişiklik millî bakiyeler üzerinde olacak deniyor, söyleniyor. Biliyorsunuz ki, küçük partilerin demokratik hayattan silinmemesi için bunu başından beri biz istedik. Mecliste ve Senatoda çalıştık, AP baştan beri vaziyet almıştı. Şimdi AP çevrelerinde Millî Bakiye sistemini esastan reddederek d’Hont usulünün iadesini arzu eden gayretler var deniyor.

Bizim bu konuda, bizim zarar göreceğimizi bildiğimiz halde başından beri gösterdiğimiz gayret karşısında küçük partilerden gördüğümüz muamele ortadadır. Küçük partiler bâzı arkadaşlarda hayal kırıklığı yarattı. Bu sebeple bâzı arkadaşlarımız kırgın oldular.

Biz yine aynı fikirdeyiz. Etraflı tetkik ile vardığımız kanaat odur ki, bu sistem kalkarsa ortada CHP ile AP kalacaktır. Böyle bir sistem tekrar eski hayatın, yani CHP ile AP’nin ölçüsüz olarak karşılıklı mücadelesini iade ettirecektir. Vatandaşlar arasında bugün siyasî partiler yüzünden düşmanlık azalmıştır. Bu çok önemli bir ilerlemedir. Henüz bir askerî ihtilâlin sarsıntılarından çıkmış bir memleketin tekrar katı parti mücadelelerine girmesinden fayda beklememeliyiz. Bu sistemin kalması memleketin büyük huzuru ve demokratik rejimin gelişmesi için zarurîdir. Bunun içindir ki, Millî Bakiye sisteminin esasının muhafazası niyetindeyiz. Daha tecrübe edilmeden kanaatimizi sarsılmış göstermek, bize kuvvet vermez. Fayda ve mahzurları ölçüldüğü zaman faydasının galip geldiğini sanıyoruz.

CHP ile AP’nin koalisyon yapmaları fikri hâlâ revaçtadır. Ancak, seçim sonunda yeni vaziyetler zuhur edecek ve partiler ona göre hareketlerini kararlaştıracaktır. Dörtlü koalisyonun seçimden sonra da devam etmesi muhtemeldir. Bugünden görüyoruz ki bizim koalisyondan çektiğimiz sıkıntılardan daha fazlasını onlar da çekmektedir. Fakat bu sistemde fazla partizanlık yapmaya kimsenin gücü yetmeyecek, vatandaşlar arasındaki siyasî çatışmalar azalacaktır. Demokratik rejimde, bizim en ön plânda arzuladığımız, vatandaşlar arasında çatışmaların olmamasıdır.

Bu sistemde siyasî parti ayrılıkları olduğu halde, baştakiler ne kadar partizan olurlarsa olsunlar vatandaşlar arasında iyi münasebetlerin kurulmasına engel olamayacaklardır.

Demokratik hayata başlarken, nispi temsilin bâzı mahzurlarını göz önüne alarak, ekseriyet sistemini kabul etmiştik. Biz sanıyorduk ki, nispi temsil daha ileri cemiyetlerin işidir. Tatbikat gösterdi ki, ekseriyet usulü daha ileri toplumların işidir.

Millî Bakiye sisteminde ısrar edeceğiz. Millî Bakiye sistemi aleyhinde beliren itirazlara katılmıyoruz. Bu sistemi muhafaza edeceğiz.

 

 

 

 

Ankara Polatlı Topçu Okulu’nda “Topçu Günü” Dolayısıyla Yapılan Konuşma[41]

(...)

“Sevgili arkadaşlarım” diye söze başlayan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Topçu Günü dolayısıyla kendisini hatırlayarak davet eden Komutana teşekkür edip, aralarında bulunmaktan duyduğu bahtiyarlığı belirterek, 64 yıl önce okuldan çıkışından sonraki ordu hizmetlerinin bir özetini yapmıştır.

İsmet İnönü orduda topçu sınıfının tarihçesinin de bir özetini yaparak ezcümle şunları söylemiştir:

“Bugünkü savaşlarda büyük patlama kudretindeki mermilerle isabet imkânı aranmaktadır. Ateş ve silâh gücü olarak, topçu mesleği ileri bir seviyede bulunmaktadır. Milletimizin savunma gücünü omuzlarınızda taşıyorsunuz, bilgili ve ehliyetli komutanların yönetiminde bu görevi tam olarak yapacağınıza güvenim tamdır. Türk ordusu, her zaman bu memleketin her sahada en ileride bulunan bir müessesesi olarak üstün görev yapmaktadır. Sizleri sevgi ve saygılarımla tebrik ederim, hepinize sevgi ve saygılar sunarım.”

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, konuşmasından sonra yapılan büyük tezahürata “sağ olunuz” diye mukabelede bulunarak: “Eski bir arkadaşınızın hatıraları olarak beni mazur görünüz” demiştir.

(...)

Okul komutanından sonra tekrar söz alan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı’na ait bir anısını nakletmiştir. CHP Genel Başkanı bu arada şunları söylemiştir:

“Garp Cephesi Komutanı bulunduğum zaman elimizde 7–8 tane ağır top kalmıştı. Bu topların büyük güçlüklerle kamalarını yaptırıp Sakarya Savaşı’na kadar bunların onarımını tamamladık. Topları cepheye getirdik. Karşımızdaki Yunan ordusu büyük imkânlarına rağmen bizim ağır toplarımızın ateşini görünce şaşkına döndü. Zaferimizle sona eren savaşı takiben esir Yunan Başkomutanı Trikopis ile Uşak’ta görüştüm, kendisine bazı sorular sordum. Kumanda heyetindeki arkadaşlarının kendisine yardımcı olmadıklarını, kendisini yalnız bıraktıklarını söyledi. “Neden mukabil taarruza geçmediklerini sordum,süvarileriniz arkamıza düştüğü için bozulduk” diye cevap verdikten sonra, daha önce öğrendiğim, sınıfını sordum, topçu olduğunu söyledi, o da benim topçu olduğumu öğrendikten sonra susmak zorunda kaldı” diyen CHP Genel Başkanı sözlerini şöyle tamamlamıştır:

“Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Petrol Sorunu Üzerine Yapılan Konuşma[42]

Siyasî hayatımızda günün meselesi petrol meselesi haline gelmiştir. Büyük ölçüde umumî efkârın malıdır. Bütün aklı erenlerin çok önem verdikleri bir kalkınma problemidir. Tabiatıyla, ihtilatları yüzünden bir büyük siyasî mesele de olacaktır. Biz, bütün partiler içinde milletin menfaatlerini en önde tutarak ve içinde bulunduğumuz vaziyetin nazik noktalarını dikkate alarak soğukkanlı, etraflı bir tetkik içindeyiz. İyi neticelere, amelî ve isabetli neticelere varmış gibiyiz. Daha varacağız, araştırıyoruz. Bugün size araştırmalarımızın ve çalışmalarımızın bugünkü safhasından bilgi arz edeceğiz. Kesin neticeleri aldığımız zaman sizin tasvibinize arz edeceğiz. Bütün arkadaşlarımız hepsi bir arada isabetli bir araştırma yapmaya çalışmaktadırlar.

Petrol mücadelesiyle varacağımız politika esaslı bir mücadele ve bir kalkınma politikası olacaktır. Bütün partice iyi anlamış olarak ve söz birliği ile bu politikayı tâkip etmemiz çarelerini temine çalışıyoruz. İyi yoldayız, iyi neticeler alacağız. Sizin huzurunuzda elbirliği ile, kanaat birliği ile memleket hayrına gürültüsüz, elimizden geldiği kadar anlaşmaya istinat eden, hiçbir taassup tâkip etmeksizin, ihtilata meydan vermemeye çalışan bir politika tâkip edeceğiz. Fakat bu politikayı tâkip ederken, hâdiseler ne müşkülat çıkarırsa çıkarsın hepsini yenmek kararında olacağız.

 

 

 

 

CHP Sakarya İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[43]

Sakarya Gençlik Kolu Kongresi vesilesi ile vatandaşlarıma ve genç kuşaklarımıza bir siyasî anlayışımızı açıkça belirtmek istiyorum.

Memleketimizin, özellikle genç kuşaklarının içinde bulundukları ilerici ve hamleci eğilimlerini biz CHP olarak iyi yürekle karşılıyoruz. Genç kuşaklarımızın canlı bir siyasî ortam içinde gelecek için iyi ve esaslı hazırlanmasını CHP’nin başlıca ödevi sayıyoruz.

Bu temel görüş yanında yeni nesillerimizin nasıl meselelerle karşılaşacaklarını göz önünde bulunduruyoruz. Parti olarak bizim inancımız odur ki, Türkiye’nin siyasî meseleleri bundan sonra daha ziyade cesaretle milletin sosyal ihtiyaçlarını ele almayı icap ettirmektedir.

Partimizin reformcu karakterini belirtirken yeni cemiyetin sosyal dâvalarla birinci dereceden meşgul olmak zorunluluğunda bulunduğunu bunun için belirtiyoruz.

Dünyada her milletin bugün karşısında bulunduğu mesele, milletin sosyal ihtiyaçlarını çözmeğe çalışmak esasında toplânmıştır. Bu çözüm yolu hürriyet nizamında ve demokratik rejim içinde bulunmak lâzımdır. Tartışma zamanları insan tabiatında ve özellikle gençlik mizacında olan istekler ve bunların ifadesi mübalağalı ve aşırı görünebilir. Biz bu ölçülerden hiç telâş etmeyiz. Biz cemiyetin istediği tedbirleri tam ölçüsünde bulup söyleyebilen iradeye sahip bir partiyiz.

Hürriyet nizamı ve demokratik rejim içinde reformları ve ileri hamleleri gerçekleştireceğiz. Genç kuşaklar aradıklarını emniyet ve isabetle bizde bulacaklardır.

Sakarya Kongresi’nde toplanan arkadaşlarımın sağlam zemin üzerinde açık hedeflere doğru cesaretle yürüyen bir parti olduklarını inançla ve daima hatırlarında tutmalarını isterim, ve kongrede hazır bulunanların hepsine saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

CHP Ankara Yenimahalle Kadın Kolunun Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma[44]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü evvelki gün Yenimahalle İlçe Kadın Kolu’nun Göl Gazinosu’ndaki toplantısında Atatürk devrimlerinden harf ve kadın hakları üzerinde durmuş ve özetle şunları söylemiştir:

“Kadınlarımızın siyasî haklara sahip olması büyük ölçüde bir reformdur. Ve bizim kadınlarımız bu ıslahâta layık olduklarını amme hayatının her sahasında ispat etmişlerdir. Her geçen zaman, kadınlarımızın yaratıcı tesirlerini daha ziyade ortaya çıkarmaktadır.

Şimdi 10 Ekim seçimlerine hazırlanınız. Sizlerden büyük görevler beklemekteyiz. Gelecek günler, kadınlarımızın zaferi üzerinde yükselecektir.”

 

 

 

 

Nasreddin Hoca Şenlikleri’ne Giderken Afyon Bolvadin’de Yapılan Konuşma[45]

Aranızda bulunmaktan bahtiyarım. Size de bir iki kelime ile hislerimi açıklamak isterim. Memleketimiz o acı günlerden bugünlere kadar gelmiştir. Çok ilerlemiş, kuvvetlenmiş ve itibar kazanmıştır. Önümüzde seçimler var. Seçimler memleket için iyi sonuçlar verecektir. Bu sizin elinizdedir. Siz vazifenizi yaparsanız, memleket kaderine sahip çıkarsanız ileri iyi olacaktır. İyi vatandaşlık havası seçimlerden çıkıldıktan sonra da bozulmayacaktır.

 

 

 

 

Nasreddin Hoca Şenlikleri Dolayısıyla Konya Akşehir’de Yapılan Konuşma[46]

(...)

Nasreddin Hoca’yı anmak için burada toplanmış bulunuyoruz. Nasreddin Hoca Akşehir ölçüsünde, Türkiye ölçüsünde bir insan olmaktan çıkmış, insanlık ölçüsü sınırlarına ulaşmıştır. Dünya milletleri kendi edebiyatlarında Nasreddin Hoca’yı canlandırmış ve yer vermişlerdir. Akşehir olarak bundan iftihar ediyoruz. Edebiyatçılar Nasreddin Hoca’yı anlamak ve yazmak için çalışmalarına devam edeceklerdir. Ben Nasreddin Hoca’dan, bu hazineden bir kaç damla söyleyeceğim. Hoca Selçuk İmparatorluğunun son günlerinde yetişmiştir. Bu vatanda akli tecrübesi ve zekasıyla siyasî cereyanlara katılmamış, halk içinde doğru yol göstericiliği yapmıştır. Bu dar günlerde Nasreddin Hoca ümit, irade ve enerjidir. Nasreddin Hoca gerçek bir Müslüman ve din adamı idi. Hikâyelerin hiçbirinde insanların evliya olduğuna ve mucize gösterdiklerine dair fıkra yoktur. Dünya olaylarını insan tarafından tabiat üstü tefsir ve hurafelere kendisini kaptırmadan dile getirmiştir. Büyük bir insandı. Sade ve masum hareketleriyle Nasreddin Hoca’yı anlayıp tâkip ediyoruz.

Konuşmasının sonunda önümüzdeki milletvekili seçimlerine değinen CHP Genel Başkanı İsmet İnönü bu konuda şöyle demiştir:

“Önümüzde büyük seçimler var. Vatandaş olarak vazifelerimizi yapmalıyız. Seçimlerden vatandaşların birbirlerine karşı tamir kabul etmez kırgınlığa uğramadan çıkmalarını isteriz.”

[Tamamlayıcı haber]

(...) Sonra kürsüye gelen İnönü, Nasreddin Hoca’nın meşhur “Kıyamet kopmaz ya” esprisiyle söze başlamış ve “Türkiye’de hiçbir olayın kıyamet koparmaya yetmeyeceğini” söylemiştir.

Hoca’dan faydalanma

İnönü daha sonra sözlerine devamla, “Akşehir ve bütün Türkiye, rahmetli Nasreddin Hoca’nın bu mazhariyetinden dolayı iftihar eder. Asırlar boyu Hoca heyecanla dinlenmiş, istifade edilmiştir. Basit, kolay görünen sözler içinde ne derin manâlar bulunduğu, ne kadar tabiî olduğu bir gerçektir. Ben kendi görüşlerimle Nasreddin Hoca’dan ettiğim istifadeyi bu hazineden birkaç damla olarak sizlere söyleyeceğim” demiştir.

Bundan sonra Hoca’nın Selçuk İmparatorluğunun dar günlerinde yetişen bir halk feylesofu olduğunu, kötü günlerde siyasî cereyanlara karışmamış bulunduğunu, ancak doğru yolu gösteren bir mürşit olarak yaşadığını ifade eden İnönü, “Böyle dar günlerde memleketin en fazla ihtiyacı bulunduğu irade, ümit ve enerjidir. Günlük hâdiseler ne olursa olsun, neşeden bir şey kaybetmeden, bu yolda çalışmak gerektir. İşte, Hoca bunun örneğini vermiştir” demiştir.

Hoca’nın gerçek bir Müslüman ve din adamı olduğunu da belirten İnönü, “Hoca, hurafeye iltifat etmemiştir. İnsanların keramet göstermesi mucize yaratmasına dair hiçbir hikâyesi yoktur. Hurafe ve tabiat üstü felsefelere kendini kaptırmamıştır. Bugün nasıl, Nasreddin Hoca’ya ait bir hikâye duyduğumuz zaman rahatlık hissediyor ve ferahlıyorsak, Hoca yaşadığı devirde de yeis vermemiş, her yere ümit ve enerji götürmüş, can vermiştir.”

Kurtuluş günlerinde

Daha sonra kurtuluş günlerine de değinen İnönü, şunları söylemiştir:

“Rahmetli Büyük Atatürk’ün burada çalıştığı günlerde sizin sıcak kucağınızda büyük işler doğmuş, en ileri başarıların hazırlıkları burada yapılmış, büyük güçlüklerin nasıl yenileceği burada tertiplenmiştir.”

Seçimlerle ilgili bir cümle ile sözlerini bitiren İnönü, “Önümüzde büyük seçimler vardır. Vatandaşlar vazifelerini yapacaklardır. Seçimlerden sonra vatandaşlarımın tamiri mümkün olmayan kırgınlıklarla birbirlerinin yüzüne bakamayacak bir davranış göstermemelerini ümit ederim” demiştir.

 

 

 

 

Garp Cephesi Komutanlığı Odasında Anıları Üzerine Söyledikleri[47]

(...) CHP Genel Başkanı İnönü, Akşehir’deki eskiden Kumandanlık binası olarak kullanılan binaya gelmiş, binayı gezdikten sonra Garp Cephesi Komutanlığı odasında anılarını şöyle anlatmıştır:

“Akşehir’de hayatımın en güç meseleleriyle uğraştım. O zamana kadar olan hayatım, hattâ ondan sonraki safha ile ilgili hayatımın en büyük meselelerinin çözüm yolunu burada aradım. Amirlerimden çok yardım gördüm. Burada arkadaşların çoğu rahmete kavuşmuştu, Büyük kahramanlık gösterdiler, bildiğiniz kurtuluş zaferleri ve neticeleri elde edildi. Rahmetli Büyük Atatürk’e Başkumandan olarak eski Garp Cephesi Komutanının derin saygılarını sunmak, benim için büyük bahtiyarlık olmuştur.”

[Tamamlayıcı haber]

Buradan Başkomutanlık Savaşı’nın canlandığı eski Garp Cephesi karargâhına giden İnönü, kapıda heyecanını gizleyememiş, “Demek burası benim odamdı? Başkomutanın odası da şurası olacak” diyerek Atatürk’ün odasına girmiştir. Bu arada TRT muhabirinin bir sorusuna “Bugün burada politika yapmak istemiyorum” diyen İnönü, “Peki tarihten bahsedin Paşam” sorusuna da, “Hatıralarıma nasıl ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. Akşehir hayatımın en güç meseleleri ile karşılaştığım bir yerdir. Kurtuluş Savaşından önceki ve hattâ bundan sonraki hayatımın çözüm yolu buradadır. Bugün rahmetli Büyük Atatürk’e eski Garp Cephesi Kumandanı olarak burada saygılarımı sunmak benim için derin bir bahtiyarlık olmuştur.” demiştir.

Daha sonra müzenin özel defterine “Atatürk’ün huzurunda saygı duruşu” cümlesini yazan İnönü saat 16’da Akşehir’den Konya’ya hareket etmiştir.

 

 

 

 

Ankara Dönüşünde Ilgın, Kadınhan, Konya CHP İl Merkezi, Konya Valiliği, 2. Ordu Karargahı, Cihanbeyli ve Kulu’da Yapılan Konuşmalar[48]

(...) Mevlâna Müzesi’ndeki tarihi eserler ve halılarla ilgilenen CHP Genel Başkanı İnönü, etrafındakilere “Bu asır, düşünce asrıdır. Fikir asrıdır. Düşünce ve fikir önde gelmektedir. Dünya ve yurt dâvalarının hallinde önce fikir gelmelidir” demiştir. 3 milyon ilmek atılmak suretiyle yapılan tarihi bir halının önünde takdirlerini belirten İsmet İnönü, Mevlâna Celalettin Rumi’nin “çokevliliğin” aleyhinde bulunmuş olduğunu söyleyen Müze Müdürü Mükerrem Keymen’e “Temeli sağlam adamdı. Mevlâna’nın düşündüklerini büyük ölçüde Cumhuriyet tahakkuk ettirdi” demiştir.

Valilikte

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Mevlâna Müzesi’nden ayrıldıktan sonra Konya Valiliğine giderek Vali Ömer Lütfü Hancıoğlu’nu ziyaret etmiş ve valiye “Muhtedir idarenizde ileriye emniyet içinde bakan bir halk gördüm” demiştir.

Şeref salonunda

İnönü daha sonra İkinci Ordu’da Komutanlık yapmış olan generallerin resimlerinin asılı olduğu odayı gezmiştir. Bu arada İnönü’nün eşi Bayan Mevhibe İnönü, İnönü’nün duvarda asılı fotoğrafını göstererek “Bakın Paşam. İsmet Bey’i gördünüz mü?” demiştir. İsmet İnönü resmî uzun uzun inceledikten sonra, “Ben Cumhuriyet devrinin kıdemlilerindenim galiba” demiştir.

Karargâhta

(...) Burada subaylara hitaben kısa bir konuşma yapan İnönü:

“İkinci Ordu Komutanlığı’nı ziyaretim, benim için çok istifadeli oldu. Çok istifade ettim. Vatan sizin ellerinizde, çok emin ellerdedir. Teşekkür ederim” demiştir.

Cihanbeyli’de

(...) Bu seyahate merhum Nasreddin Hoca şenliklerinde bulunmak için çıktığını ve yol üzerindeki ilçelerde yurttaşlarla görüşmeler yaptığını belirterek konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, özetle şunları söylemiştir:

“Birçok yerlerde yurttaşlarla temas ettim. Memleketi iyi gördüm. Herkes önümüzdeki seçimlerdeki görevini bilmektedir. Konuşmalarımda, vatandaşlarıma seçimlerden birbirlerine karşı kırgın çıkmamalarını, iyi geçimli olmalarını tavsiye etmeye çalıştım.

Hürriyet içinde kalkınmayı sağlayan en iyi rejim demokrasidir. Biz 20 yıldır bu rejimin peşindeyiz.”

Bu arada seçim kampanyasının henüz başlamadığına değinen ve kampanyanın tahminen 1 ay sonra başlayacağını belirten İnönü bazı partilerin kampanya açılmış gibi hareket etmelerine temasla: “Muhtelif partiler, seçim kampanyası başlamışçasına temaslar yapıyorlar. Sağda solda dilinin ölçüsünü bilmeyenler çıkıyor. Kampanya başlayınca bütün partiler çıkar programlarını açıklarlar, neler yapacaklarını söylerler, kendilerini vatandaşa beğendirmeye çalışırlar” demiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarına devam ettiğini de söyleyen İnönü, bu konuda “Mecliste önemli kanunlar var. Bu kanunlardan en önemlilerinin çıkmasına çalışıyoruz” demiştir.

Kulu’daki karşılama

(...) Yurttaşlara “Ankara’ya gidiyorum. Hatırımda ne kalsın istiyorsunuz. En önemli isteğiniz nedir?” diye soran CHP Genel Başkanı İnönü’ye yurttaşlar hep bir ağızdan “Topraksızız, Toprak Reformu istiyoruz” diye bağırmışlardır.

İnönü yurttaşların bu cevabı üzerine “Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını daha bitirmedi. Toprak Reformu, üzerinde ehemmiyetle durduğumuz bir konudur. Toprak Reformu Kanunu’nun çıkması için bütün kuvvetimizle çalışıyoruz. Çalışacağız” demiştir.

Ilgın’da

(...) İsmet İnönü Ilgın Belediye binasının balkonundan Ilgınlılar’a hitaben bir konuşma yapmıştır. İnönü bu konuşmasında Nasreddin Hoca’yı anmak için düzenlenen törenler dolayısıyla Akşehir’e geldiğini burada gördüğü büyük ilgiye teşekkür ettiğini belirttikten sonra şunları söylemiştir:

“Size minnettarım. Konya’nın her tarafından Nasreddin Hoca’yı anmak için büyük kitleler gelmiştir. Yakında seçim var. Henüz propagandaya başlamadık. Başlandığı zaman neler yapacağımızı söyleyeceğiz. Size çok şeyler söyleyeceğim. Memleketin ilerlemesi sizin oylarınızla olacaktır. Memleketin iyi gitmesi için vazifenizi dikkatle yapacaksınız. Plânla kalkınmadan başka çare yoktur. Bunu bilirsek gelecek günler daha iyi olacaktır. Plânla kalkınacağız.”

Kadınhan’da

(...) İnönü Kadınhan’da yaptığı konuşmada en iyi yönetim tarzının demokrasi olduğuna değinmiş “Halk kimi isterse onu başa geçirecektir. Geleceğin kaderi, sizin oylarınıza bağlıdır. Plâna dayanan bir kalkınma lâzımdır. Plânlı kalkınmanın faydası büyüktür ve ancak 10-15 yıl sonra belli olmaktadır. Bütün vatandaşlar şimdi plânlamayı anlamışlardır. Ben 15 yıl önce plân dediğim zaman yanımda 15 politikacı bile yoktu. Emek verdik ve çalıştık, şimdi bütün partiler plânı anladılar” demiş, daha sonra seçim sonuçlarına değinerek, “Seçimlerden sonra belki beraber hükûmetler, beraber çalışmalar yapılacaktır. Bunu düşünerek politikacılardan daha akıllı hareket edip, oylarınızı ona göre kullanın” demiştir. CHP Genel Başkanı İnönü, daha sonra Sarayönü ilçesine gelmiş ve burada da plân ve yaklaşan seçimlere değinen kısa bir konuşma yapmıştır.

Konya’da

İnönü bu konuşmasında genel seçimlerin yaklaştığına dikkati çekmiş ve şunları söylemiştir:

“Biz CHP olarak çok faydalı eserler meydana getirdik. Bugün çok haklı durumdayız. Vatandaşın karşısına alın akı ile, eserlerle çıkıyoruz. Muhalefet zamanımızda olduğu gibi, iktidar zamanımızda da memleket meselelerini çözümlemekte çaba gösterdik. Memlekete doğru istikamet vermek vatandaşa bağlıdır. Vatandaşın sağduyusuna güveniyoruz. Geçirdiğimiz tecrübeler bize çok şeyler öğretmiştir.”

Bu arada İnönü, henüz resmî seçim devresine girilmediğine temasla, “Meclis henüz çalışıyor. Mecliste önemli kanunlar var. Temmuz 16’da Meclisin kapanma ihtimâli bulunmaktadır. Ondan sonra fikirlerimizi, çalışmalarımızı size söyleyeceğiz.” demiştir.

[Tamamlayıcı haber]

(...) Sözlerinin sonunda önümüzdeki seçimlere de değinen İnönü şunları söylemiştir:

“–Seçimin resmî devresi henüz başlamadı. Büyük Millet Meclisi çalışıyor. Ellerinde önemli kanunlar var. Bunlar çıkar çıkmaz Meclis tatile girecek. Biz CHP olarak faydalı eserler meydana getirdiğimize inanıyoruz. Bunlardan burada bahsetmiyorum. Seçimlerin resmî propaganda zamanında çok şeyler söyleyeceğim. Vatandaşın karşısına yüz akıyla çıkıyoruz. Vatandaşın iyiye ve refaha yönelmesi için yaptığımız çabaları ve edindiğimiz tecrübeleri anlatacağız. Vatandaşın da vazifesini yapmasını istiyoruz. Hürriyet nizamı içinde kalkınma ancak vatandaşın vazifesini bilip çalışmasına bağlıdır. Fikirlerimiz kuvvetlidir, tedbirler verimlidir, geçirdiğimiz tecrübelerden çok şeyler öğrenilmiştir. Bunları seçim zamanında arz edeceğim.”

 

 

 

 

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Mezuniyet Töreninde Yapılan Konuşma[49]

(...)

Daha sonra kürsüye davet edilen İsmet İnönü, konuşma için hazırlıklı olmadığını bildirmiş, Gülhane ve Askerî Hekimlikle ilgili bazı hatıralarını nakletmiştir.

İnönü özetle şunları söylemiştir:

“Ardı arkası kesilmeyen harplerde, Gülhane’den yetişmiş arkadaşlar, sıhhi hizmetleri büyük bir başarı ile yürütmüşlerdir. Muharebelerde, biz, çok hastalıklarla karşılaştık. Hastaneler, o zaman şimdiki kadar imkânlara sahip değildi. Doktorlarımız, tıbbın büyük ölçüdeki eksikliklerini, bizzat kendi vücutlarında tamamlamaya çalıştılar. Salgın hastalıkları önlemek için kendi vücutlarına yaptıkları tecrübelere kurban giden hocalar tanıyoruz. Biz, İstiklâl Harbine, birçok imkânsızlıklarla girdik. Bilhassa ilaç ve sıhhi malzeme sıkıntısı çektik. Böyle olmakla beraber, doktorlarımız istifadeli sıhhi çalışmalar yapmışlardır.”

Garp cephesi hatıralarından da kısaca bahseden İnönü, özetle şunları nakletmiştir:

“... Büyük ölçüde, salgın hastalıkları önleyici aşılar garp cephesinde tecrübe ve tatbik edilmiştir. Doktorlarımız, bu aşıları nereden buldular, nasıl buldular, bunları burada teferruatı ile anlatamam. Kısaca, muharebelerde, sıhhi hizmetlerin karşılanmasında, Gülhane’den yetişmiş doktorlarımız öncülük etmişlerdir.

Tıp şimdi gelişme halindedir. Bugünkü doktorlarımız hususî bir seviyede, emniyetli haldedir. Bu arada, arzuları da çoktur. Umumî idare olarak, arzularını karşılamak, ehemmiyetli bir vazife olarak ortadadır.”

İnönü sözlerini şöyle tamamlamıştır:

“Gülhane’ye başarılar dileyeceğiz. Gülhane, daima bizim ilim hayatımızın yüksek bir mevkii hüviyetini taşıyacaktır.”

 

 

 

 

1961 Anayasası’nın Halkoyu ile Kabulünün 4. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[50]

Anayasanın halk oyunca kabulünün yıldönümü münasebetiyle C. H. P. Genel Başkanı İsmet İnönü “Yeni Anayasayı cemiyetimiz, siyasî partilerimiz başarı ile tatbik edecek ehliyeti gösterirlerse memleketimiz için güçlükleri atlatmak daima mümkün olacaktır” demiştir.

İnönü yayınladığı mesajda Anayasanın getirdiği yeni düzeni bir kere daha tekrarlamakta ve sonra şöyle demektedir:

“Vatandaş hakları sağlam teminata bağlanmıştır. Sosyal adalet, sosyal güvenlik, vatandaşın sosyal ihtiyaçları ilke olarak idareye amaç gösterilmiştir.

9 Temmuz Anayasası hürriyet içinde bir nizamı kurmuştur. Plânlamaya dayanan bir kalkınma amacını göstermiştir. Devlet Başkanı ve hükûmet azasından başlayarak bütün kudret sahiplerini kanun çerçeveleri içinde çalışmaya mecbur etmiştir.

Seçim emniyeti Anayasada sağlanmıştır. Seçimin yönetim ve denetimi hiç kimseye tâbi olmayan, bütün tedbirlerinde bağımsız olan Yüksek Seçim Kurulu’na verilmiştir. Devletin bütün teşkilât ve görevlileri Yüksek Seçim Kurulu’na yardımcı olmaya mecburdur.”

 

 

 

 

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’yü Ziyaret Sonrası Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[51]

(...) İnönü, Başbakanlıktan çıkarken, gazetecilerin soruları üzerine, bu görüşme hakkında şunları söylemiştir:

“Sayın Başbakanı ziyaret için randevu istedim. Sayın Başbakan, Sovyetler Birliği’ne yapacakları seyahat hazırlıkları ve tarihi hakkında bilgi verdiler. İstifadeli ve başarılı bir seyahat olacağına inanıyorum.

“Bundan başka, asıl müracaat sebebini arz ettim. Dikkatle dinlediler. Meşgul olacaklarını ümit ediyorum.”

Başbakana müracaatın seçimle ilgili olup olmadığı sorusuna, İsmet İnönü şu cevabı vermiştir: “Müracaatımızın sebebi, seçimle ilgilidir, denebilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, “Görüşmenizin konusu, seçim için güvenlik tedbirleri miydi?” yolundaki soru üzerine de şöyle demiştir:

“Güvenlik tedbirleri alacaklar, alırlar.”

İsmet İnönü, Başbakanın yanından gayet memnun ayrıldığını, gezisinde ve işlerinde başarılı olacağına inandığını sözlerine eklemiştir.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında İç ve Dış Politika ile Genel Seçimler Üzerine Yapılan Konuşma[52]

Sevgili arkadaşlarım:

Meclis çalışması sona ermek üzeredir. Yeni hükûmet devresinde çalışmalarımızın bir özetini size arz etmek istiyorum.

Dış politikada hükûmet esas hatları ile CHP hükûmetinin yürüyüşünü tâkip ettiğini ilân etmişti. Hükûmeti dış politikada güç durumdan kurtarmak için ciddî bir gayret gösterdik. Yeni hükûmet dış politika görüşmelerinde esaslı bir iki konuya yüklenmiştir. Kıbrıs müzakereleri ve büyük devletlerle olan münasebetlerimizdeki gelişmeler.

Hükûmet her iki konuda da bizim Kıbrıs’ta ve büyük devletler münasebetlerinde tâkip ettiğimiz hattı tâkip edeceğini söyledi. Ve o istikamette yürüdü. Biz de aynı konularda hükûmetlerimiz esnasında meşgul olmuştuk. Bilhassa CHP hükûmeti olarak çalıştığımız zaman Kıbrıs meselesi ile meşgul olduk ve Sovyet Rusya ile iyi komşuluk münasebetlerini geliştirmek yoluna girmiştik.

Gerek Kıbrıs konusunda ortaklarımızdan veya muhalefette ve karşımızda olanlardan biz hükûmette iken görmediğimiz yardımı biz yeni hükûmet zamanında Başbakana ve onun temsil ettiği bütün partilerden kurulma hükûmete fazlasıyla göstermeğe çalıştık. Bunun gerek Kıbrıs konusunda gerek büyük devletlerle olan münasebetler konusunda memlekete faydalı olacak her kolaylığı gösterdiğimizi ve hiçbir müşkülat çıkarmadığımızı temin edebilirim. Hattâ dış politika tartışmalarında sitem olarak bize açık veya gizli olarak yapılan tarizlere kendimizi kaptırıp tartışmaya girmedik.

İç politika tartışmaları

İç politikada tartışmalar iktidar ve muhalefet münasebetlerinin tabiî dalgaları içinde geçmiştir. Koalisyon partilerinin zaman zaman istidat gösterdikleri ifrat temayülleri Sayın Başbakanın itidal politikası ile önemli ölçüde yumuşamıştır. Ancak zaman ilerledikçe, hükûmet kurulurken hükûmet partilerinin bahsettikleri partizan idareyi kaldırmak ve seçim emniyeti tesis etmek gibi umumî mevzularda ne kastettiklerini tedricen anlamağa başladım. Zaten program müzakerelerinde de başlıca bu tarzda müphem olarak öne sürülen konular ele alınırken partizanlıkla mücadele edecekleri ve seçim emniyetine çok önem verecekleri iddiaları ile ne kastettiklerini endişe ile karşılamıştık. Hâdiselerin tekâmülü, olgunlaşması, endişelerimizin haklı olduğunu göstermektedir.

Fırsat buldukça, hususîyle Başbakanın doğrudan doğruya tesiri ile müdahalesi olmayan sahalara geçtikçe, karşımızda bulunan partiler partizanlık dediğimiz klâsik arızaları göstermişlerdir.

Seçim zamanları

Seçim zamanında ne yapacakları az çok anlaşılmıştır. Gerek propaganda olarak gerek mücadele metodu olarak.

Seçim meselesinde benim son gelişmelerden anladığım mânaya göre asgari gördüğüm ve zarurî  gördüğüm bazı teminat istedim. Bunu tâkip edeceğim.

Yarın Meclisin son günüdür. Müspet bir netice alacağımı ümit ediyorum. İhtiyaç olursa, Mecliste konuşmaya mecbur olacağım.

Bu şartlar altında seçmen karşısına çıkıyoruz. Seçmen vatandaşa gerçekleri cesaretle anlatacağız. Apaçık anlatacağız, ısrarla ve tekrarla anlatacağız. Hiçbir güçlük bizi vazifeden alıkoyamayacaktır. Biz seçmen vatandaş karşısında plânlı kalkınma, sosyal adalet, sosyal güvenlik, Toprak Reformu, Petrol Kanunu dâvaları ile oy isteyeceğiz.

Niçin netice alınamadı?

Bu ıslahât kanunları hükûmet programında da mevcut olduğu için binnetice Meclis çalışmasını bitirinceye kadar bir netice alacağımızı samimî olarak ümit etmiş idik. Fakat bir netice almadan Meclis tatile girmeğe mecbur olacak görünüyor.

Niçin netice alınmadı? Toprak Reformu Kanununda ve Petrol Kanununda?

İş çoktu, çok devam edilmiyordu. Bu hastalık her partide vardı. Bunun gibi birçok mazeretler söylenmiştir, söylenebilir. Ama emin olunuz ki, Toprak Reformunun çıkmamasında ve Petrol Kanunu’nun tamamlanmamasında bu özürlerin hiçbir kıymeti yoktur. Niçin çıkmadığının sebebi, CHP ile diğer partilerin görüşleri arasındaki farkın ve ayrılığın derin ve ciddî olmasıdır.

Yeni zamandaki propagandanın bir nevi hastalığı vardır: Eskiden plânlama dediğimiz zaman bizim karşımıza “Plânlama komünist usulüdür”, “bizim bütçemiz plândır” diyerek çıkarlardı. Açıktan aleyhinde bulunurlardı. Şimdi açıktan aleyhinde bulunulmuyor. 15 senelik mücadelede dâvalarımızı memleketin en uzak köşesine kadar götürerek mal ettik. Şimdi hiçbir kimse ne plânlamanın aleyhinde ne Toprak Reformunun aleyhinde, ne de Petrol Kanununun düzeltilmesi aleyhinde değildir. Fakat oturup da konuşmaya başladığımız zaman toptan reddedip ayrıldıkları zaman ne ise, beraber görünüp tatbikata geçtikleri zaman ki ayrılık aynıdır. Yalnız şu fark var ki, şimdiki durumda biz umumî efkâr karşısında kendimizi anlatabilirsek, samimî olarak güven kazanacak durumdayız ve bizim karşımızda taraftar görünüp bu reformların tatbikatına manî olmaya çalışanlar güç durumda kalacaklardır.

Bu mülâhazayı şunun için söyledim. Toprak Reformunun ve Petrol Kanunu teklifinin bir neticeye varamamasında, bizimle iktidar partileri arasındaki görüş ayrılığının derin ve ciddî olması başlıca sebeptir.

Devamlı ıslahât

Muhterem arkadaşlarım:

CHP olarak 45 seneye yakın bir zamandan beri memleketin modern bir devletin temel ilkeleri üzerinde sağlam bir devlet olarak kurulması için çalıştık. Memleketin ekonomik sahada ilerlemesini sağlamak için fevkalâde tedbirler, fevkalâde fedakârlıkları her zaman almışızdır milletimize, Cumhuriyetimize tekliflerimizi kabul ettirmeğe çalışmışızdır.

CHP’nin devamlı bir ıslahât ve ilerleme mahiyetinde hülâsa edilebilecek olan programı, 20 seneden beri demokratik rejimin bütün unsurları ve icapları ile memleketimizde kurmak, tatbik etmek çabası içinde geçmiştir. Bu 20 senede 1945’den bu yana aldığımız neticeler büyük neticelerdir. Bu müddet esnasında gösterdiğimiz gayretlerin bugünkü neticeleriyle alnımız açıktır ve daima övünebiliriz.

Bugün seçime çok sağlam zeminde giriyoruz. Parti olarak seçmen karşısında seçim vazifelerini iyi yaparsak, kendi içimizde davranışlarımız eksik ve yanlış olmazsa, iyi netice alacağımız mukadderdir. Milletvekilleri ve senatörler olarak ve adaylar, partililer olarak bu seçim esnasında tesanüt içinde intizam ve tertip içinde devamlı ve ısrarlı çalışmağa mecburuz. Partimizin idarecileri, bunları temin için bütün güçleri ile çalışacaklarıdır.

Bu seçimde bilhassa senatörlerimizin büyük ölçüde yardımlarına muhtacız. Kendileri seçimlerle doğrudan doğruya ilgili olmadıkları için serbest olacaklardır. Milletvekili seçiminde en çok yükü onlar taşıyacaklardır.

Hepinize başarılar dilerim. Muvaffak olacağımıza emin olabilirsiniz. Behemehal muvaffak olacağız.

 

 

 

 

İstanbul’da Oğlu Ömer İnönü’nün Evinde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[53]

(...)

Daha sonra basın mensuplarını eve davet eden İsmet İnönü kendileriyle neşeli bir şekilde bir süre sohbet etmiş ve çeşitli suallerini cevaplândırmıştır.

İnönü bu arada:

“Artık mugalata devri geçmiştir, bundan sonra gerçekler konuşacaktır” demiştir.

CHP Genel Başkanı bir gazetecinin Komünizmle Mücadele Dernekleri hakkındaki sualini şöyle cevaplandırmıştır:

“Bu dernek siyasî bir partinin organı olarak faaliyet göstermektedir.”

CHP Genel Başkanı Meclisten çıkarılmayan kanunlar konusunda da bir gazetecinin sualine karşılık şöyle demiştir:

“Önce, CHP bu kanunları istismar konusu olarak getirdi, dediler. Şimdi de “bu kanunlar komünizm kokuyor” diyorlar. Bunlar ihtiyatsız sözlerdir. Her iki kanunun da komünizm kokup kokmadığı konusunda kim fetva verecek? Artık mugalata devri geçti. Bundan sonra gerçekler konuşacaktır.

Milletin kararı kesindir. Millet kendi haklarını kendi alacaktır ve bu şekildeki tertipleri reddederek kendi iradesini kabul ettirecektir.”

İsmet İnönü Yunanistan’daki son olaylar hakkındaki suale karşı da sadece “Mücadele çok ciddî görünüyor” demekle yetinmiştir.

 

 

 

 

Heybeliada Öğretmenler Kampını Ziyarette Söyledikleri[54]

Şehrimizde bulunan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, dün saat 16.45’de Heybeliada’daki öğretmenler kampını ziyaret etmiş ve 150 kadar öğretmenle 30 dakika sohbet etmiştir. Bu arada öğretmenlere hitaben kısa bir konuşma yapan İnönü “Sizlerin yetiştirdiği nesil cemiyete hâkim olunca sıkıntılarımızın yüzde 80’i halledilecektir” demiştir.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ayrıca şunları söylemiştir:

“Hatırınızda bir şey kalsın. Ben öğretim hayatının her safhasından geçtim. En büyük mevkilere sahip oldum. Öğretimin her safhasına hizmet etmeye çalıştım. Öğretim sistemi hakkında bu senelerde zihnimde bir kıyaslama yaptım. Bu uzun bir hayatın kıyaslaması oldu. Şimdi size soruyorum. Bizim işlerimizde 50 seneden beri dünya ölçüsünde ilerlemiş olan iftihar edebileceğimiz şey nedir? Çok eksikliklerimiz vardır. Fakat bunların içinden biri iftihar edebileceğimiz seviyeye gelmiştir. Ben söyleyeyim, ilk öğretimdir ve ilk öğretmendir. Bunu sizlerin hoşuna gitsin diye söylemiyorum, çocuklarımda ve torunlarımda tecrübe ettim. İlk öğretim 50 seneden beri çok ilerlemiştir. Bu cemiyeti sizler kuruyorsunuz. Sizin yetiştirdiğiniz nesiller cemiyete hâkim olunca sıkıntılarımızın yüzde 80’i halledilecektir.”

 

 

 

 

Akşam Gazetesi ile Seçimler ve Güncel Siyasi Sorunlar Üzerine Yapılan Söyleşi[55]

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü dün Maltepe’deki evinde Akşam’a özel bir demeç vermiş, önümüzdeki seçimlerden sonra politika hayatından çekileceği yolundaki söylentilere cevap olarak “Bugün hiçbir kararım yoktur. Kendimi sıhhatli ve çalışmaya elverişli görmekteyim” demiştir.

“Önümüzdeki seçimlerde TİP’i CHP’ye rakip olarak görmekte misiniz?” şeklindeki bir soruya “Yalnız TİP değil, diğer partileri de kendimize rakip görmüyoruz. Aksine hepsi bizimle uğraşıyor” şeklinde cevap veren İnönü ile aramızda daha sonra şu konuşma geçmiştir.

Soru: “CHP önümüzdeki milletvekili seçimlerinde seçmenlerin karşısına hangi meseleler ve hangi sloganlarla çıkacaktır?”

Cevap: “Plâna müstenit kalkınma milletin muhtaç olduğu reformlar, onların tafsilatı, seçim vaatlerimizi teşkil edecektir. Tabiî bunları çok ölçülü bir şekilde ifade edeceğiz. Ne söylersek yerine getirmeye çalışacağız. 1961 seçimlerinde vaat ettiklerimizin ancak dörtte biri tahakkuk etmemiştir. Ölçümüz adetimiz budur.”

Soru: “Diğer partilerin CHP’ye karşı anti komünist sloganlarla seçim mücadelesine girişmelerini nasıl karşılıyorsunuz? Komünist[lik] isnatlarına rağmen CHP Anayasanın öngördüğü temel reformları savunmakta kararlı mıdır?”

Cevap: “Diğer partilerin fikir dışı isnatlarına milletin itibar etmeyeceğine inanıyorum. Tabiî savunduğumuz reformları hiç şüphesiz gerçekleştireceğiz.”

Soru: “Bu seçim döneminde Millet Meclisi’nden çıkmamış olan Toprak Reformu Kanunu, Petrol Kanunu gibi kanunların CHP hükûmetleri zamanında geciktirildiği, son koalisyonun da bu kanunları çıkarmaya vakit bulamadığı ileri sürülmektedir. Bu görüşü nasıl karşılıyorsunuz?”

Cevap: “Toprak Reformu iki koalisyon zamanında hazırlanmaya çalışıldı. Dördüncü koalisyon zamanında anlaşıldı ki bunların çıkmamasını evvelce hazırlayan AP’li ve YTP’li ortaklarla aramızda bulunan derin ihtilâflardır.”

Soru: “Son zamanlarda TİP’e yapılan saldırılar, Anayasa rejimini tehdit eder bir mahiyet kazanmaktadır. Bu hareketlerin kesin olarak önlenmesi konusunda CHP’nin tutumu ne olacaktır?”

Cevap: “Kanunlar siyasî partilerin dayanakları ve teminatlarıdır. Kanunlar ve devlet kuvvetleri siyasî partileri korumalıdır.”

Soru:” Ortanın solunda olduğunu açıklayan CHP, önümüzdeki seçimlerde TİP’i kendisine rakip olarak görmekte midir? Yeni seçimlerden sonra Türkiye’nin politik yelpazesinde partilerin dağılışını ne şekilde düşünüyorsunuz?”

Cevap: “TİP’i kendimize rakip görmüyoruz. Yalnız TİP’i değil diğer partileri de kendimize rakip görmüyoruz.. Aksine hepsi bizimle uğraşıyorlar. İşçi Partisi’nin ne oranda Meclis’e gireceğini tahmin edemem. Diğer partiler bugünkü müşterek durumda olacaklar, yani beraber çalışan partiler durumunda kalabilirler.”

Soru: “1961 seçimlerinden sonra İnönü hükûmetleri tarafından yürütülen şahsiyetli dış politikadan son zamanlarda uzaklaşıldığı ileri sürülmektedir. Özellikle Birleşik Amerika, Sovyetler Birliği ve üçüncü dünya ile ilişkiler bakımından şahsiyetli dış politika deyiminden ne anlıyorsunuz? 4. Koalisyon hükûmeti bu politikadan uzaklaşmakta mıdır?”

Cevap: “4. Koalisyon Hükûmeti ile dış politika münakaşası çıkarmadım. Aksine tahrikleri sabırla karşıladım. Hükûmetin nazik dış politika meselelerinde zayıf bulunmasına [bulunmamasına] hizmet etmeye çalıştım. Şahsiyetli politika bahsinde başkanlık ettiğim hükûmetler ancak başarılı gösterilebilir. İsnatlar üzerine tartışma açmak, hükûmeti dış politikada desteklemek fikrinde çelişme olacağı için bu konuya girmiyorum.”

Soru: “1954 yılında Petrol Kanunu’nun ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun çıkartılmasına en şiddetli muhalefeti göstermiş bir devlet adamı olarak bu kanunların bugünkü uygulaması ve yabancı petrol şirketlerinin millî menfaatlerimize aykırı tutumları hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Cevap: “Bunları düzeltmek için Mecliste yaptığımız sarih teklifler tutumumuzu açıkça göstermiştir. Gerek petrol, gerek Toprak Reformunda bütün partiler bizim gibi istekli olduklarını ilân etmişlerdir. Fakat hiçbirisi sarih bir teklifle ortaya çıkmamıştır. Ve bizim açık tekliflerimiz karşısında olumlu bir vaziyet almamışlardır.”

Soru: “Yunanistan’daki son durumu nasıl buluyorsunuz? Bize göre bu değişiklik Kıbrıs konusunda lehimize bir durum sağlar mı?”

Cevap: “Yunanistan ciddî bir buhran geçiriyor. Kıbrıs konusu ile münasebet aramaya çalışmak vakitsizdir.”

Soru: “Sizden sonra Türkiye için güçlü bir Başbakan olarak kimi düşünüyorsunuz?”

Cevap: “Bugün Başbakan değilim ve pekala güçlü bir devlet adamı iş başındadır. Şahsî anormal bir iddia sahibi hiçbir zaman olmadım.”

Soru: “ 14’lerin hemen hepsi siyasî partilere girdiler. Gerek bu grubun gerekse TİP’ten milletvekili olarak seçilmeleri beklenen sosyalistlerin önümüzdeki dönemde Meclise girmeleri Türk politika hayatında nasıl bir değişime sebep olacaktır?”

Cevap: “Anormal bir değişim olmayacak, zannediyorum. Hepsi yeni siyasî kadrolar da memlekete hizmet etmeye çalışacaklardır.”

Soru: “CHP’nin bu seçimleri kazanacağından emin misiniz?”

Cevap: “Her parti lideri gibi ben de seçimlerde iyi neticeler alacağıma güvenmek için daha çok sebeplere sahip olduğumu sanıyorum.”

Soru: “Yeniden dünyaya gelmeniz mümkün olsa asker mi, politikacı mı, yoksa bir ilim adamı mı, bir iş adamı mı olmak isterdiniz?”

Cevap: “Ben dünyaya geliş tarzımın ve geçirdiğim serüvenlerin bana en uygun olduğu kanısındayım. Şöyle olsaydım, böyle olsaydım diye bir tahassüsüm yok.”

 

 

 

 

Erzurum Kongresi’nin 46. Yıldönümü Dolayısıyla Hazırlanan Bir Makale*[56]

Mondros Mütarekesi’nden sonra vatanımızın karşısında bulunduğu parçalanma tehlikesi birden ve büyük ölçüde açığa çıkmıştır. Galip devletler bizim için tasarladıkları parçalama plânlarını hazırlayarak ve hunharca meydana çıkararak tatbik etmek hususunu tâkip etmişlerdir.

En evvel beliren tehlike Doğu hudutlarımıza ve vatanımızın Doğu kısımlarına karşı idi. Vatan müdafaası için, bir uçtan öbür uca, Türkiye’nin bütün halkında yer yer beliren savunma teşkilâtı, tabiatıyla, ilk önce Doğu vilâyetlerimizde işe başlanmıştır.

Büyük Atatürk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı. Erzurum Kongresi de 23 Temmuz’da toplândı. Samsun’a çıktığından itibaren iki aylık bir müddet içinde Millî Mücadele’nin temel prensiplerinin Erzurum Kongresi’nde ilk ifadeleri tespit edilmiştir. Dikkat edilirse Erzurum Kongresi’nde konulan prensipler bundan sonra bir sene zarfında bütün memleketi kapsayan savunma ve siyasî kurulma devrinde ve sonra sulh konferansında izlenen dâvaların bünyesi içinde tam bir olgunluk göstermektedir.

Bu suretle Erzurum Kongresi kendisinden sonraki bütün mücadele safhalarının gelişmesinde bir çelişmeye düşmeksizin mütemadi bir tekâmülün öncüsü olmuştur.

Vatandaşlarıma yeniden ve etrafıyla bir daha inceledikten sonra tam bir kanaatle ifade edebilirim ki, Erzurum Kongresi, uzak görüşlü, sağlam temelli, tükenmez bir eser ve Millî Mücadele’nin tarihte öğünebileceğimiz büyük bir abidesidir.

Bu eser Türk Milleti’nin müşterek malıdır. Erzurumlular’ın bir fedakârlık zamanında göz kamaştıran tehlikeleri göze alma ve en büyük fedakârlıklara katlanma vasıflarının üstünde gerçekleşmiştir.

Erzurum Kongresi anısını saygı ile selâmlıyorum. Buna yürek verenlere derin minnet besliyoruz.

 

 

 

 

CHP Konya Akşehir İlçe Başkanı Ali Kantarcı’ya Gönderilen Teşekkür Mesajı[57]

Ziyaretim esnasında gösterilen çok yakın ve sıcak ilgiye, ben ve eşim teşekkür eder, Akşehirlilere sevgi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 42. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç[58]

Lozan Barış Antlaşması’nın imza edildiği günü hatırlıyoruz. Yüzlerce yıldan beri yapılan anlaşmaların içinde, Türk milletinin yararına başarılı bir eser olarak Lozan’ı değerlendirmek mümkündür. Kapitülasyonlar, adli ve malî alanda kaldırılmış, Batı Avrupalı anlamında bağımsız devlet tasdik ettirilmiştir. Bu eser, şüphesiz, başta onun büyük komutanı [ile], Kurtuluş Savaşı meydanlarında can veren ve canla başla çalışan insanların çabalarının mutlu sonucudur.

Lozan’ın getirdiği hükümlerin ruhunu, bugün bir özel açıdan anlatmak isterim. Bu anlaşmadaki kurtuluş hükümlerini karşı taraf adına imza edenler, onların yaşayacağına inanmıyorlardı. Bana çetin bir günde, en büyük yetkili Lord Curzon’un, Amerikan delegesi Mr. Child’in yanında söylediği şudur: “Hiçbir isteğimizi kabul etmiyorsun. Memnun değiliz. Bil ki, ne reddedersen, onu cebimizde saklıyoruz. Harap bir memleketin var. Yarın türlü ihtiyaçlarla karşımıza geleceksin. O gün cebimizdekileri birer birer çıkarıp sana kabul ettireceğiz.”

Cevabım:

“Bugün istediklerimi almalıyım. Yarın muhtaç olarak gelirsem, sen de düşündüğünü yap.”

Bu konuşma, benim bütün siyasî hayatımın ışığı olmuştur.

Lozan Antlaşması birçok hayatî meseleleri yarım bırakmıştı. Boğazların gayri askerî olması, kalkmış olan adli kapitülasyonlara karşılık beş sene müddetle yabancı adli müşavirler, prensip olarak kalkmış olan malî hükümler yerine ilk beş sene için dondurulmuş, eski usul ticari anlaşmalar, Osmanlı borçlarının hallolunmadan geri bırakılması, sağlık ve fener hizmetleri için beş senelik geçici bir devre. Bunun gibi şeyler. Her biri önemli, birinde aksarsanız, eski usul devam edip gider.

Bu beş seneler, bu açık bırakılan meseleler, hepsi, yıllarca uyanık, tetikte bulunan, sebatlı bir idarenin himmetiyle, hiçbir zarar vermeden sona ermiş, Lozan hükümleri tam bir bütün olarak ayakta kalmıştır. Bu çalışmalar unutulduktan ve eser ihmale uğradıktan sonradır ki, her şey yeniden ufukta görünmeye başlamıştır. Ancak hesapsız bir gayretle çalışma, ilerleme, yükselme bazı esas teminata kavuşmuştur.

Vatandaşlarıma, hayatımın bu inancını bugün tebriklerimle söylerim.

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması, Meşrutiyetin İlanı ve Basında Sansürün Kaldırılışının Yıldönümü Dolayısıyla CHP’li Gençlere Söyledikleri[59]

(...)

CHP Genel Merkez Gençlik Kolları Genel Başkanı Doğan Araslı’nın başkanlığında muhtelif ilçelere mensup yüze yakın gençlik kolu üyesi bu sabah saat 10’da İnönü’yü Maltepe’deki evinde ziyaret ederek tebriklerini sunmuşlardır. Gençlerin teker teker ellerini sıkarak kendileriyle tanışan İnönü üniversite öğrencilerinin ders durumlarını da sorarak memnuniyetini belirtmiş ve: “Sizi dinliyorum şimdi kim konuşacak” demiştir.

İl Gençlik Kolu Başkanı İhsan Keser’in “Mutlu yıldönümleri dolayısıyla sizi dinlemeye geldik Paşam” cevabı üzerine CHP Genel Başkanı şunları söylemiştir:

“– Lozan’ın yıldönümü dolayısıyla, 3 yıldönümünü birlikte kutluyoruz. Bu üç bayramdan, Lozan’da çalıştık. İşçilerin bayramını temin etmemde sorumlu idik. Vazife aldık. Sansürün kaldırılmasını da sizlerden biraz büyük olarak kutladım.

Bayramlar iyi günlerdir. Gelecek günler için cesaret vericidir. Hatırladınız geldiniz çok yaşayın, bin yaşayın.”

İsmet İnönü daha sonra gençlerle birlikte bahçeye çıkarak gençlerin arasında resim çektirmiş ve kendileriyle şakalaşmıştır.

İnönü bir gencin “–Bize güveniyor musunuz?” sorusu üzerine:

“– Bize güvenin derseniz size güveneceğim” cevabını vermiştir.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Yapılan Konuşma[60]

Çok kesif bir çalışmaya başladık. Tâkip edeceğimiz yol, Parti Meclisi’nin ve Merkez İdare Kurulu’nun aldığı karardan sonra belli olacaktır. İlk devre Merkez İdare Kurulu programı üzerinde durduk. Memlekete hizmet etme çarelerini ve yollarını arıyoruz. Kalkınma ve reform istiyoruz. Bu umumî istikametimizdir. Çok kesif bir çalışmaya girdik.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi’nde Devletçilik ve Petrol Konuları Üzerine Yapılan Konuşma Özeti[61]

(...)

Toplantıdan sonra basın mensupları ile görüşen CHP Genel Sekreteri Dr. Kemal Satır, çalışmalar hakkında bilgi vermiş ve şunları söylemiştir:

“Bugün öğleden sonra Genel Başkanımız İnönü’nün başkanlığında yaptığımız toplantıda, partinin Parti Meclisince seçilen komisyon raporları üzerinde, Genel Başkan noktai nazarını ve şahsî görüşlerini beyan etmiştir. Genel Başkan konuşmasında raporların çok iyi olduğunu belirtmiş, arkadaşların noktai nazarlarını da ifadeden sonra, umumî efkâra arzında fayda mülâhaza ettiğini söyledi.

Devletçilik

Genel Başkan İnönü, devletçiliğimizin partinin karakteristik vasfı olduğunu söylemiş, başka memleketlerde devletçiliğin özel teşebbüsü geliştirmediğini; devletçiliğin özel teşebbüsün gelişmesine manî olduğunu; Türkiye’de ise özel teşebbüsün devletçilik sayesinde geliştiğini ve inkişaf ettiğini ifade etmiş ve konuyu misâller vermek suretiyle izah etmiştir.

Petrol konusundaki hazırlıkları tahlil eden İnönü, petrol kanunu çıkarılırken CHP adına yapılan konuşmaların aradan 10 sene geçtiği halde kıymetini kaybetmediğini 10 yıllık tatbikatın bizim haklı olduğumuzu gösterdiğimizi ifade etmiştir. Petrol şirketleri ile karşı karşıya bulunmanın bir hukuki mesele olduğunu, o şirketlerin mensup oldukları devletlerle karşı karşıya bulunmak demek olmadığını söylemiş, CHP’nin petrol gibi memleketin ekonomisinde ve millî savunmasında büyük önem taşıyan konudaki hassasiyetini izah etmiştir.

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile “Ortanın Solu ve Aşırı Sol” Konulu Söyleşi[62]

İnönü, “ortanın solundayız” demiş ve ortalık karışmıştı. Türlü yorumlara uğrayan, çeşitli propagandalara vesile olan bu iki kelime ile CHP Genel Başkanı ne demek istemişti? Herkesin kendi mizacına ve amacına göre cevaplandırdığı bu sorunun karşılığını bizzat İnönü’nün ağzından almak gerçeği aydınlatacak, duyulan tereddütleri giderecek, yapılan dedikoduların daha iyi değerlendirilmesini sağlayacaktı.

Onunla Maltepe’de, oğlunun evinde yaptığımız uzun görüşmenin başında her şeyden önce bu mesele üzerinde durmayı uygun buldum. İnönü o gün, Burhan Felek’in “Seksen yaşında delikanlı” deyimini doğrulayan bir havada idi. Dinlenmiş, dinçleşmişti.

Ortanın Solu

“Evet” dedi, “Siyasî mücadelemizi ideolojik mücadele haline getirmek isteyen seçim ortamı içinde ‘ortanın solu’ sözü yeni bir vesile oldu.”

Sonra bu konuda en isabetli yorumun, bir süre önce Ulus Gazetesinde yayınlanan Nihat Erim’in makalesinde yapıldığını anlattı ve şunları söyledi:

“Profesör Erim, Mr. Roosevelt’in büyük bir ekonomik buhrandan sonra Amerika’da ‘New Deal’ adiyle tatbik ettiği yeni düzen diyebileceğimiz sistem üzerine “ben ortanın solundayım” dediğini söylemiştir. Ben de böyle bir söz söylendiğini hatırlarım. Benim sözüm hem Halk Partisi’nin siyasî bünyesinden gelir, hem de Amerika şartlarına bâzı yönlerden benzer.

Amerika’ya benzerlik şurada:

Büyük bir ekonomik buhrandan sonra Amerika çok güç bir düzelme devrine girdi. Şimdi biz de büyük bir ekonomik ihtiyaç karşısında, çetin bir kalkınma çabası içindeyiz. Bu kalkınmayı zor tedbirlerle başarabileceğimiz kanısındayız. Çok fedakârlık yapmak lâzımdır. Muhafazakâr tedbirlerle bunları başaramayız. Normal tedbirler dışında çalışma zarureti duyulunca alınan tedbirler, ortanın solunda sıfat taşır. Kalkınma plânı, malî reform, Toprak Reformu, petrol dâvası ve bunun gibi tedbirler fevkalâde zamanların gerektirdiği çabalardır.

Şimdi bu benim söylediğim tedbirlere karşı bulunanların itirazlarını biliyorum. Bu söylediğim tedbirleri tatbik etmekte bütün partiler mutabıktırlar. “Bunların fevkalâdelik neresindedir?” diyeceklerdir.

Bunun kısaca cevabı şu:

Bütün muarızlarımız benimle mutabık olduklarını söylerler. Sözleri dudaklarındadır. Gerçekte hiçbirini kabul etmediklerini ilân ettikleri zamanlar kadar birbirimizden ayrıyız.

Bir misâl vereyim:

Ben daha 1930’larda mütevazi ölçüde kalkınma plânı tatbike başladım. 1950’de gelen birinci Demirkırat partisi, plânlı kalkınmayı komünist metodu olarak ilân etti ve plân tertibi devlet hayatına Anayasa ile girdi, dört seneden beri uğraşmamızda bütün millete mal oldu. Bir araya gelip amelî ve tatbikî sahaya girdiğimiz zaman görüyorum ki plânı savunan CHP ile diğer partiler arasında 1950’den evvel ki kadar fark vardır.

Plân fikrini komünist usulü sayanlar için bizim iddiamız elbette sol bir iddiadır. Bugün plânlı kalkınmanın özel sektöre düşmanlık olduğunu düşünebilecek insan bulunur mu? Ama daha dün bütün siyasî partiler o düşüncede idiler. Karma ekonomi sıfatıyla herkese bugünkü hali kabul ettirdik.

CHP bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir ekonomik anlayıştadır. 1923’teki harap memlekette devletçilik nasıl tek ve eşi, yardımcısı olmayan bir kalkınma çaresi idiyse, bugün de ekonomik hayatımızın temel bir unsurudur.

Daha Avrupalı manâsında aksiyonları piyasada işleyen bir tek anonim şirket yoktur. Bütün teşebbüsler ya şahısların, ya ailelerin, ya bankalarındır. Henüz birikmiş sermaye yoktur. Birikmiş olduğu kadar ya tefecilikte kazanır, ya aile içinde bir teşebbüse girebilir. Demek ki, büyük teşebbüsler hâlâ devletçiliğe dayanmaktadır. Hattâ yabancı sermaye ile kurulan büyük özel teşebbüsler bile hazine yardımıyla vücutlaşabilmektedirler. Son senelerin en büyük özel teşebbüsü olan Ereğli Demir-Çelik Fabrikası ancak hazinenin hesap dışı denecek kadar geniş yardımlarıyla meydana gelebilmiştir.

Bana devletçiliğin, ortanın solunda olmanın, özel teşebbüsü engellediğinden bahsetmeye kimin cesareti olabilir?

–Deniyor ki CHP’nin içinde türlü kanaat sahibi vardır ve bunların bir kısmı “ortanın solunda” görüşleri benimsememektedirler. Ne dersiniz?

–CHP’nin içinde türlü kanaat sahibi insanların bulunması, dünyanın her yerinde partilerin başında olan bir olaydır. Yeni alışan bizim gibi demokratik memleketlerde bu misâller daha tabiî sayılmalıdır. Önemli olan, temel olan bir partinin sevk-ü-idaresidir. Halk Partisi’nin sevk-ü-idaresi içerden ve dışardan gelen bütün akıntılara karşı doğru yolu, ileri hedefi bulur ve yürütür bir kudrettedir.

Aşırı sol

– Halk Partisi’nin aşırı sol akımları koruduğu iddiasına cevabınız nedir?

– İktidarımız zamanında aşırı sol akımlara müsamaha ettiğimizden şikâyet edilmiştir. Biz iktidara geldiğimiz zaman Büyük Meclisin açılıp açılmayacağının şüpheli olduğu bir devri ele aldık. İktidarımız zamanında iki silâhlı ayaklanma geçirdik. Ancak ikincisinde sıkıyönetim ilân ettik. Bu ortamı normal hale getirmek için hem aşırı hareketlere hâkim olacağına kudretli ve güvenli olmak lâzımdı, hem de kesin lüzum olmadan şiddete gitmemeyi lüzumlu görüyorduk. İki ihtiyacı mükemmel bir surette temin edebildik. Tedbirlerde biraz mübalağâ mizacı, bizi ucu bucağı bulunmaz karanlık bir devreye götürebilirdi. Düşünmeli ki işsizler ve muhtaç işçiler Millet Meclisi’ne kadar yürüyüş yapıyorlardı. Her hafta bir caddede büyük mitingler, hem ekonomik feryatlar, hem rejim tehlikeleri bağırıyorlardı Bütün bunlar sükûnetle geçmiş olmak şöyle dursun, işçi hayatında sosyal adalet tedbirleri hiçbir devre nasip olmayan bir başarı ile alınabilmiştir. Rejimi kökleştirip yerleştiren ve bugünkü seçimleri mümkün kılan bir idareye bu kadar insafsızlıkla hüküm verilmesi nadir görülmemiştir.”

– Türkiye İşçi Partisi ile ilgili olarak ortaya atılan şüphe ve iddialar hakkında ne düşünüyorsunuz? Halk Partisi’nin bu partiyi koruması hususunda yapılan teklifleri uygun karşılıyor musunuz?

– Devletin kanunları içinde kurulmuş devletin kanunları ve mahkemeleri teminatı içinde çalışan her memlekette esaslı bilinen bir siyasî parti üzerinde hiçbir şüphe beslenmesini haklı görmüyorum. Doğmuş bir partidir, vazifesini kendi anlayışına göre ifa etmeye çalışıyor. İşçi Partisi hiçbir taraftan himayeye muhtaç olmayan bir ortam içindedir. Bütün başarıları kendisinindir, bütün hareketlerinden kendisi sorumlu olacaktır.”

Birinci, İkinci Demirkırat

– Cumhuriyet Halk Partisi’nin aşırı sol, hattâ komünist olduğuna dair yapılan propagandalar sizce seçim sonuçları üzerinde ne derece etkili olacaktır?

– İthamlar klâsiktir. Dinsizlik ve şimdi komünistlik isnatlarıyla, özel teşebbüse karşı olmak, başka bir deyimle devletçi olmak konularıdır. Dinsizlik ithamı eski bir usuldür. Milletin sağduyusu bunu yenmiştir. Komünistlik ithamı sayın Devlet Başkanı’ndan kuvvet ve himaye edilmek derecesine kadar ümitlenmiştir. Fakat bunun da kötü maksatlara kâfi geleceğini sanmıyorum. Bunların hepsi kurallar dışı tahriklerdir.

Birinci Demokrat Partisi dinsizlik ithamıyla senelerce faydalandı. İkinci Demokrat Partisi bir de komünistlik ekleyerek faydalanmaya çalıştı ve çalışacak görünüyor. Hâdiselerin gelişmesini sükûnetle tâkip edeceğiz.

Böyle tahriklerin elbet cevapları ve tepkileri olacaktır. Hem bu tahrikleri yapıp hem de kardeşçe geçinmek nasihatlarından bahsetmek, tahrikçilerin fayda umdukları ayrı bir taktiktir ki, neticeleri bu sefer de tecrübe hayatımıza kaydolunacaktır.

Bunlar bir uyarmadan ibarettir. Bu uyarmalar geçmişte fayda vermedi, şimdi fayda verip vermeyeceğini zaman gösterecek.

 

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile Yapılan “Seçimlerden Sonra Koalisyon, Toprak Reformu ve Petrol” Konulu Söyleşi[63]

–Derler ki seçimlerden sonra memleketin muhtaç olduğu en isabetli idare CHP- AP koalisyonu olmalıdır. Ne dersiniz?

“–Koalisyonların her çeşidini tecrübe ettik. İstifadeli neticeler aldık. Şikâyetlerde bulunmaya mecbur kaldık. Sonra seçimlerden evvel yeni bir koalisyon tecrübe etmem diye karar verdim. Bugünkü durumumuz budur. Seçimlerden sonra memleketin siyasî hayatı yeni şartlar karşısında bulunacaktır. Hiçbir sabit fikrimiz yoktur. Nasıl bir karar verileceğini ve doğru tedbirin ne olacağını keşfetmeye çalışmayı beyhude sayarım. Galip ihtimâl eğer koalisyon ihtiyacı olacaksa, 4. koalisyon bir şekilde devam eder. Ortaklar birbirlerine daha uygundurlar. Bizimle bugünkü siyasî partilerin ve bu arada ikinci Demirkırat’ın ayrılıkları, temel konularda ciddî görülmektedir. Nasıl bir araya gelinebileceği hususunda bugünden hiçbir tahmin yapamayız.”

–Toprak Reformu ve petrol dâvasının tâkipçisi olmak iddiasını taşıyan CHP’nin, ilk üç koalisyon sırasında iktidarda iken bu konularda bir şey yapmamış bulunduğunu hatırlatanlar, partinizi samimiyetsizlikle itham ediyorlar ve Toprak Reformunun gecikmesinde asıl sorumluluğu CHP’de buluyorlar. Ne dersiniz?

“–Bu suallerin meçhûl tarafı kalmadı. Son Meclis müzakerelerinin netice vermemesi, AP ile YTP’nin bizimle kesin ayrılık halinde bulunmasından olmuştur. Hatırlamak lâzımdır ki birinci koalisyonda Tarım Bakanlığı, Adalet Partisi’nde idi. Toprak Reformu projesi koalisyonun bittiği günlerde yetişebildi. İkinci koalisyonda Tarım Bakanlığı YTP’de idi. Tabiatıyla koalisyon bitinceye kadar bir netice alınamadı. Görülüyor ki baştan aşağıya gecikmelerin hepsi bir sebebe ve aynı sebebe dayanıyor: Toprak Reformunu bizim anladığımız gibi ne ikinci Demirkırat partisi, ne de YTP kabul etmemişlerdir, etmeyeceklerdir. Üçüncü koalisyon hükûmeti zamanında Toprak Reformu tasarısı yeni baştan, yeni esaslarla hazırlanmıştı. Üçüncü koalisyon bir senelik bir hükûmettir. Dördüncü koalisyon 8 aylık vakit bırakarak tasarıyı hazırlamıştır. Ayrılığın derecesini düşünmeli ki, bu 8 ay zarfında tasarının tümü üzerindeki müzakere sona ermemiştir. Ellerinde ayrı ayrı imkân varken oyalandılar. Bir araya gelip konuştukları zaman düpedüz çıkmaza soktular. İşte bu hikâye o kadardır.

Petrol meselesinde de yine temel ayrılıktan bir anlaşmaya varılamamıştır. Biz 1954’de Petrol Kanunu’nun temelinden aleyhinde idik. İktidara geldiğimiz zaman devletin kanunu ile tesis edilmiş bir düzenin nasıl işlediğini tetkik edip bir hükme varmak vazifemizdi. Devlette devamlılığın ve vazifede dürüstlüğün tabiî neticesi budur. Her parti iktidarda olmadığı zaman birçok teşebbüslerin karşısında olacaktır. İktidara geldiği zaman o teşebbüslerin yürüyüşünü aksatmaksızın müşahede etmeye ve tâkip etmeye borçludur. Bu esas prensibi anlattıktan sonra şimdi haber vereyim ki 3-4 senelik tetkiklerimiz zamanında iyi niyetle seyrini takip ettiğimiz Petrol Kanununun bâzı yerlerde neticelerini ve pek çok yerlerinde evvelden tahmin edemediğimiz ölçülerde mahzurlarını gördük. Meselâ bütün dünyanın aldığı fiyatın fahiş bir çokluğu ile [dünyanın aldığı fiyatın çok üstünde bir fiyatla] petrol satın almak mecburiyeti gibi... Bu misâli söylüyorum, ufak bir insafı harekete getirmek için, senelerce uğraştık, Şimdi en ifratlı petrol kanunu taraftarı olanlar ile buradan bu konuda bir iyilik yapmaya gayret gösteriyorlar. Bu nokta, düzeltilmesi gereken diğer zararlı noktalar arasında bir kaç derece daha önemsiz kalır.

Tetkiklerimizin ve dürüst bir surette düzeltme taleplerimizin neticesi olarak sarih, açık ve kesin ifadelerle teklifler ortaya koymuş durumdayız. Hiçbir mugalâta mahareti bizim tekliflerimiz karşısında barınamayacaktır.”

 

 

 

 

Devletçilik Konusunda CHP Parti Meclisi Toplantısında Yapılan Konuşma[64]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü devletçilik konusunda Parti Meclisi’nde yaptığı bir konuşmada özetle şunları söylemiştir:

“Bizim görüşümüze göre, devlet ekonomik hayata müdahale eder ve vatandaş haklarını korur. Toplumun açık ihtiyaçlarına devletin uzanması tabiîdir. Bizde devlet özel sektöre rehberlik etmiştir. Bizim devletçiliğimiz yaşayan bir ilkedir. Haksız kazançlara, müstahsilin feda edilmesine engel olan bir anlayıştayız.

Bizim devletçiliğimiz, müstahsili koruyan bir devletçiliktir. Devlet plâncılığın esasıdır. Plâncılığın politikada ifadesi devletçiliktir.

Dün plân fikrini ortaya attığımız zaman buna komünist metodu diyenler bugün reformlara da aynı damgayı vurmak istiyorlar. Bu iddiacıların hepsi bizim gerimizdedir.

Bunlar toplumun ihtiyaçlarının farkında değildirler. Biz memleketin güçlüklerini biliyoruz. Bu güçlükleri yenmek için yeteri kadar tecrübemiz vardır.”

 

 

 

 

CHP İstanbul Şişli İlçe Binası Önünde Seçimler Üzerine Yapılan Konuşma[65]

Önümüzde büyük seçimler var. Memleketin idaresini kararlaştıracak adamlar seçilecektir. CHP olarak heyecanla girecek, seçime büyük iştirak sağlayacaksınız. Bu seçim memleketin idaresinde yeni bir devir açacaktır. Memleket hızla kalkınmaya muhtaçtır. Meseleleri iyi bilmeli, tedbirleri iyi almalıdır.

Bir refaha ulaşmak için kalkınmanın en iyi tedbirlerini biliyoruz. Tecrübe ile bulduk, tatbik ettik. Bu seçimde iyi bir netice almak hakkımızdır. Çalışırsanız seçimi alacağız ve şimdiye kadar başardıklarımızdan daha hızlısını başaracağız.

 

 

 

 

Tahsin Banguoğlu’nun Mektubuyla İlgili Yapılan Açıklama[66]

Edirne Senatörü Tahsin Banguoğlu’nun CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yazdığı ve bugün bir sabah gazetesinde yayınlanan açık mektubuyla ilgili olarak İnönü, Parti Meclisi toplantısı devam ettiğinden CHP Genel Sekreter Yardımcısı Cihat Baban aracılığıyla basın mensuplarına şu demeci vermiştir:

“Okumadım, tetkik etmediğim bir konu hakkında bir şey söyleyemem.”

 

 

 

 

CKMP Genel Başkanlığına Seçilen Alpaslan Türkeş’e Gönderilen Kutlama Mesajı[67]

CKMP Genel Başkanlığı’na seçilmenizi hararetle tebrik ederim. Size ve partinize memleketimiz için kıymetli hizmetler dilerim.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantılarının Sona Ermesi, Kıbrıs Sorunu ve Güncel Siyasi Konular Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısı[68]

“Cumhuriyet Halk Partisi Meclisi çalışmalarını bitirmiş bulunuyoruz. Biz bu toplantımızı Yüksek Seçim Kurulu’nun istediği görevleri yerine getirmek ve Siyasî Partiler Kanununun gerekli gördüğü yönetmelik değişikliklerini gerçekleştirmek için yaptık. Partiler yüzde beş kontenjan adaylarını hangi illerden ve kaç sayıda koyacaklarını kararlaştırıp Yüksek Seçim Kurulu’na bildireceklerdi. Bunu bildirdik. Yüksek Seçim Kurulu kontenjanların hangi sırada, listelerde hangi öncelikte olacağını istememiştir. Parti Meclisi de bu sıraları kesin olarak kararlaştırmadı. Parti Meclisi kanunun istediği gibi kontenjan verilecek illeri tayin etmekte bütün illerle istişare etmiş ve kendi yetkisi ile karar vermiştir.

Parti Meclisi

Parti Meclisi Siyasî Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu gibi sebeplerle yönetmeliklerde yapılması gereken değişiklikleri de görüştü. Bunlar hakkında kararlar verildi ve bunlar kanunî mercilere bildirildi.

Bunlarla beraber Parti Meclisi, CHP seçmen karşısına çıkarken prensipleri ve politikası hakkında açık bilgiler vermek için ciddî ve yoğun bir çalışma da yaptı. Bu, bugüne kadar yapılmış olan ön çalışmaların derlenmesi mahiyetinde oldu. Nitekim CHP’nin Devletçilik veya Petrol Kanunu gibi bazı temel meselelerdeki görüşleri toplantılar sırasında tespit edilmiş ve açıklanmıştır. Bütün fikirlerimizi, tabiî sırası geldiğinde seçim beyannamemizde daha da toplu halde ifade edeceğiz ve memleketten bu fikirlerimize oy isteyeceğiz.

Gergin tansiyon

Seçim kampanyasının resmen yeni açılması gerekmektedir. Bunun sebebi bir seçime gidilirken memleketi çok uzun süre gergin tansiyon içinde bırakmamaktır.

Usul bu iken, partilerin seçime kardeşlik havası içinde girmeleri propagandası yapılırken CHP’den gayri her partinin geniş ölçüde seçim kampanyasına girişmiş bulunduğu gözlerin önündedir. Üstelik bu işler CHP’nin arzulamadığı bir şekilde başlamıştır. Karşımızdaki partiler, kendilerine göre CHP’ye pek zarar verecek geniş faaliyetlerle, propagandalarla yol açmaya çalışmaktadırlar. Parti Meclisi bu konuyu da görüştü.

İnsafsız tecavüzler

Biz henüz konuşmaya başlamadık. Nihayet, mecburi hallerde bir iki ithamı cevaplandırıyoruz, gerekli bazı teşhisleri koyuyoruz. CHP kendi aleyhinde hararetle ve acele olarak başlanan haksız, insafsız ve adaletsiz tecavüzleri soğukkanlılıkla karşılamakta ve hepsinin hakkından gelecek kudrette olduğunu bilerek, hücumların yavanlığı karşısında güveni artmış bir halde seçim kampanyasının hazırlıklarına başlamıştır. Parti Meclisi, İstanbul toplantısında karşı partilerin CHP’ye yaptıkları azizliği fazlasıyla iade etmek için ciddî tedbirleri aradı, buldu, kararlaştırdı. Biz konuşmaya başladığımız zaman havanın ne hal alacağını herkes görecektir.

Koparılan gürültü

Tabiî olarak bizim mücadelemiz bize karşı yapılanlar seviyesinden üstün olacaktır. Etrafınıza bakınız, koparılan bunca gürültü arasında bizden başka bir fikir söyleyen var mıdır? Geçer akçe sandıkları ithamların tesiri on yıl denenmiştir. On yılın sonunda biz neredeyiz, o ithamların kerametine inananlar, o ithamların sahipleri nerededirler? Bu tespitin bir ibret yerine geçmesi lâzımdı. Geçmediği anlaşılıyor. Silâh sandıkları küflü âletler kendilerine mübarek olsun. Biz konuştuğumuz milletin ihtiyacına, temel arzularına dayanan meseleler üzerine tartışma açtığımız zaman bu gayretlerin boşluğu herkesten fazla kendilerini bozguna uğratacaktır. Bu tartışmayı, her toplumun kendi seviyesinde olarak, yepyeni dinamik, canlı bir kadro kentinden köyüne, Türkiye’nin her tarafına götürecektir. Türkiye’de yaşayan her ferde kuru gürültülerin üstünde, Türkiye’nin gerçek meselelerinin ne olduğunu kendi dili ile anlatmasını bileceğiz. Fikir muhtevasından mahrum, büyük ölçüde kaba tecavüz olmaya yeltenen usuller bizim karşımızda nihayet tamamıyla âciz kalmışlardır. İlerde de böyle olacaktır.

Kıbrıs konusu

Parti Meclisi istikbale güvenle bakarak ve son hazırlıkları itina ile plânlayarak çalışmalarını tamamlamıştır. Size bugün, bu çalışmalarda ele alınan birkaç konuda ilk açıklamaları yapacağım. Bunlardan birisi Kıbrıs meselesidir.

Kıbrıs meselesi Kıbrıs’taki Rum idaresinin yeni giriştiği teşebbüslerle günün önemli konuları arasına tekrar girmiştir. Kıbrıs Rum idaresinin geçen hafta aldığı kararlar başından bu yana Anayasaya ve milletlerarası antlaşmalara indirilen darbelerin en vahimidir. Makarios bu son davranışı ile Türk cemaatinin siyasî haklarını temelinden yıkmayı hedef tutuyor. Haysiyetli ve dinamik bir dış politika sloganı ile iş başına gelenlere bugünkü durumun vahametini hatırlatmayı görev sayarım.

Kıbrıs meselesini bağımsız ve federatif bir ihtimalî  hazırlayarak devrettik. Nereden nereye geldiğimizi iyi bilmek lâzımdır. Rumlar’ın hukuk dışı oldu bittilerinden hiçbirisini biz kabul etmedik. Bizim hükûmette bulunduğumuz sırada Amerika ve İngiltere çok taraflı antlaşmaların bir taraflı olarak ortadan kaldırılamayacağını resmî tebliğlerle ilân ettiler.

Biz, Türk Cemaati’ne karşı girişilen imha hareketlerini durdurmaya muvaffak olduk. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün kudreti yetmediği yerde, geçen yıl Ağustos ayında yaptığımız gibi, kendi silâhlı kuvvetlerimizi yollamakta tereddüt etmedik. Bizim zamanımızda Sovyetler Birliği, Dışişleri Bakanının ağzından, Kıbrıs’ta federatif bir hal çaresine taraftar bulunduğunu açıkladı. Son zamanlarda Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kipriyanu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bağımsızlığı savunurken bunun Enosisle neticelenmesinin tabiî olduğundan bahsetti. Kipriyanu’ya Sovyet delegesi şiddetle itiraz ederek onu mahcup ve müşkül durumda bıraktı. Bu hâdiseden dolayı Kıbrıs’ta Makarios idaresinin daha beş yıl uzatılması ve Türk cemaati haklarının iptali darbesinin yapılması dikkati çekicidir.

Başlıca sorumlu

Size, bugünkü durumu söyleyeyim. Hukuk tanımaz Rum yönetimi karşısında en başta dikkat edilecek nokta Kıbrıs’taki ırkdaşlarımızın güvenliğidir. Kıbrıs’ta Yunanistan askerî bakımdan bir işgal devleti gibi hâkim durumdadır. Kıbrıs’ta kanun dışı hareketlerin sorumluluğu başlıca Yunanistan’ın üstünde bulunmaktadır. Türk halkı her ihtimalî  bu gerçekle değerlendirecektir.

Hükûmeti ikaz

Kıbrıs’taki durum bugün henüz karanlıktır. Kıbrıs idaresinin bütün tedbirleri Enosis için aldığı âşikardır. Hal böyle iken Kıbrıs’taki son darbe, şekli olarak Kıbrıs bağımsızlığının ve Makarios’un şahsî idaresinin devam ettirilmesi arzusunu hedef tutmuş görünüyor. Bir oyun ihtimalîni gözler önüne sermek isterim. Hükûmeti ikaz ederim. Daha önce Yunanistan’la ikili görüşmelerle Kıbrıs meselesine çare arandığı söylenildiğinde, Mecliste Dışişleri bütçesi görüşülürken partimiz sözcüsü Yunanistan’la ikili görüşmenin bir oyalama taktiği olması ihtimalîne dikkati çekmiştir. İkili görüşmelerin son safhasını bilmiyoruz. Makarios’un anayasaya indirdiği bu yeni darbe karşısında Yunanistan’ın tutumu onun samimiyetinin ölçüsü olacaktır.

Hükûmetin Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’na baş vurduğunu öğrendik. Kurulun kararını derin bir ilgi ile bekleyeceğiz.

Amerika’nın ve Sovyetler’in meseleleri ve bizim noktai nazarlarımızı yakından bilerek hak ve adalet uğruna ne vaziyet alacaklarını göreceğiz.

Hukuk dışı son Rum davranışı üzerine hükûmetin garanti veren İngiltere ve Yunanistan’ın dikkatlerini çektiği ilân edildi. Bundan ne netice alındığını da bilmiyoruz.

Haysiyetli politika

Hükûmet, Kıbrıs politikasının bizim devrettiğimiz istikamette devam ettirileceğini ilân etmişti. Bu politikanın bugün hangi noktada olduğunu bilmiyoruz.

Hükûmetin Kıbrıs dâvamızın hallinde alacağı bütün enerjik tedbirleri desteklemeyi memlekete karşı görev sayarız. Rumlar Kıbrıs’ın Türk cemaatine karşı yeniden bir imha saldırısına teşebbüs ettikleri takdirde hükûmetin her imkâna başvurarak bunu durdurmasını tabiî sayacağız. Türk cemaatinin haklarını ve antlaşmalarla Türk milletine düşen görevleri ve hakları yürürlükte kabul ediyoruz. Bunların iptal edilmesini hiçbir surette kabul etmedik. Kabul etmeyeceğimizi tekrar söyleriz. Haysiyetli ve dinamik politikanın meyvelerini bekliyoruz. Bu meyveleri gördükten sonra söyleyecek yeni sözümüz bulunacaktır.”

İnönü daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplandırmıştır.

“Parti Meclisi bazı meseleler üzerinde açıklamalar yaptı. Devletçilik gibi, petrol konusu gibi.[Parti Meclisi] Diğer birçok meseleler üzerinde de hazırlıklar yapmıştır. Bunlar sırasıyla açıklanacak. Şimdi sizden ricam: Bugün bizim Parti Meclisinden sonra ne açıklamalar yapmak istediğinizi lütfen sorunuz, emriniz deyip cevap vereceğim.”

Soru: Tahsin Banguoğlu’nun mektubunu aldınız mı? Gazetede okudunuz mu? Okuduğunuza göre bu konudaki düşünceniz nedir?

Cevap: Tahsin Banguoğlu’nun mektubunu henüz almadım. Bir söze göre bana yazdığını söylüyor. Neşrettiğine göre 7 Temmuz’da göndermiş, 7 Temmuz ile 18 Temmuz benim hareketli geçen günlerim. Gözümden nasıl kaçmış olduğunu bilmiyorum. Hülâsa almadım. Gazetede derhal okudum. Şimdilik daha yeni neşriyat yapamadıkları anlaşılıyor. Partide benimle mücadele etmek isteyenler vardır. Kolayca kendimi bu cereyanlara kaptırmam. Yeri gelince cevap veririm.

Bir gazetecinin Banguoğlu’nun mektubunun uyarıcı mahiyette olduğunu söylemesi üzerine İnönü şu cevabı vermiştir: “Mektubu gazetede dikkatle okudum. Ne mahiyette olduğuna hüküm vermedim. Kendi takdiri. Banguoğlu’nun sözlerine benden iştirak beklemeyiniz. Benimle mücadele açmıştır. Nerede duracaktır. Göreceğiz.”

Soru: Türkiye’de komünizmle mücadele için 141 ile 142. maddeleri kâfi görüyor musunuz?

Cevap: Bu maddeler şimdiye kadar aşırı cereyanlarla mücadele için kâfi olduklarını göstermişlerdir. Kâfi olduklarında tereddütler yoktur. Kâfi olmaktan fazla tesirleri vardır diye şikâyetler olmuştur. Basiretle hareket eden iktidarlar elinde koruyucu tesirleri vardır.

Soru: Bir beyanınızda üç aya kadar çok şeyler olur dediniz, neyi kastettiniz?

Cevap: Bu söz seçim hâdiseleri ve seçim tahminleri sırasında söylenmiş bir sözdür. Seçim zamanı benim kanaatimce geniş zamanlarda her haftada, on günde, yeni bir akım gösterir. Seçimin tabiatı budur. Bunu kastederek çok erken başlamış seçim mücadelesinde çok fikir cereyanları, dalgalar olur dedim.

Soru: Seçimden sonra AP ile CHP arasında bir koalisyon düşünüyor musunuz?

Cevap: Muhterem arkadaşlar, seçimlerden sonraki hükûmet ihtimalleri için hep aynı sözü söyledim. Seçimden sonraki idare şekli ve hükûmet teşkili için hiçbir sabit fikrimiz yoktur. O günkü ihtiyaç ve şartlara karşı ne yapılacağını tahmin edemeyiz.

Soru: Seçim şansını rakamla ifade edebilir misiniz?

Cevap: Seçim şansını rakamla ifade etmekte, ben karşımda bulunan partilerin tahminlerinden istifade ederim. Geniş yürekle onları tâkip ederim. Karşımda bulunanların en çalımlıları iki yıl önce % 80 çoğunlukla geleceklerini söylüyorlardı. Daha sonra % 65 ve % 55 e indiler. Bu tevazu ile nereye ineceklerini bilmiyorum. Bakalım ne gösterecek, merak ediyorum.

Soru: Banguoğlu’nun mektubu altında 958’den beri partiye yeni bir yön vermeye ve partileri vesayet altına almaya çalıştığınız iddiası ne kadar doğrudur?

Cevap: Bu kırk yıldan beri söylenen sözlerdir. Bunların doğruluğunu veya yanlışlığını umumî efkâr tekrar tekrar hükme bağlamıştır.

Soru: CHP’nin Atatürkçü parti hüviyetinden uzaklaştığı ithamlarına ne dersiniz?

Cevap: Söyleyenlerin kuruntusudur derim. Atatürk’ün eserlerinden, fikirlerinden politikasından her marifeti yapanlar en ileri Atatürkçü olarak çalım yapmak yolunu tutmaktadırlar. Bunlardan her hafta bir yenisinin çıkmasını garipsemeyiniz.

Soru: Bugüne kadar kurulan koalisyonların bir zaruret olarak kurulduğu söyleniyor doğru mudur?

Cevap: Doğrudur! Bugüne kadar koalisyon hükûmetleri bir zaruret olarak kurulmuştur. Bu hususta görüş ve tahminler muhteliftir. Ben güç şartlar altında üç önemli koalisyonlar idare ettim. Bu koalisyonların her birini yürütmek için çok emek sarf ettim, sonuncusunu ayırırsanız diğerlerinde beraber geçinemediğimiz için ayrılma oldu. Ben koalisyonların müspet taraflarını arar onu tahlil ederim. Bu koalisyonların her ikisinden de ben istifade ettim. Her ikisinde de memleket için bir çok meselelerde faydalı oldu. Meclisin açılıp açılmayacağı demokratik rejimin yürüyüp yürümeyeceği şüpheli iken, fikirlerin güvensiz olduğu bir devrede CHP ile AP arasında koalisyon yapmaya muvaffak oldum. Bu koalisyon altı ay kadar sürdü. Bu koalisyon demokratik rejimin işleyebileceğini göstermek için istifadeli bir örnek oldu.

Asıl faydası da geçmiş hâdiselerin tazeliği arasında birbirinden çok uzak kalmış olan vatandaş kitlelerinin birbirine yakınlaşmasını kolaylaştırdı. Birbirine karşı olan ithamları, uzaklıkları çok yumuşattı. Siyasî partiler münasebetlerine geçmek için istifadeli oldu. Muayyen meselelerde protokolde tespit edilen bütün meseleleri dikkat ve hulus ile yerine getirdik. Sorumlusu olarak yerine getirmeye dikkat ettim. Birinci koalisyon teşekkül ederken hükûmete girecek Bakanların benimle görüşerek, sözleşerek seçileceği kesinleşmiş gibi idi. Kesinleşmiş gibi idi diyorum; yazılı bir belge yoktu. Rahmetli Gümüşpala ile beraber konuşulmuştu. Ben Gümüşpala’nın da hükûmete girmesini istiyordum. Girmedi. Hâl böyle iken birinci koalisyona giren bakanların hiçbirisi için Gümüşpala benimle görüşmedi. Arkadaşlar seçti, radyoda ilân ettiler, bana da bildirdiler. Bu muameleyi daha kuruluşta iken ihtilâf çıkmasın diye mesele haline getirmedim. Hava şu idi ki, AP CHP ile onun Başkanı ile başarı ile uğraşacak [çalışacak] en sağlam ve en kudretli arkadaşlarını seçmeye çalışmıştı. Öyle bir hava ile geldiler, çalışmaya başladık, çok güzel çalıştık. Protokolde kararlaştırdığımız meseleleri hâl ettikten sonra geri kalan devlet meselelerinde Bakanlar Kurulu olarak tam bir ahenk içinde çalışıldı. Bakanlar Kurulunda serbest müzakereler yapıldığı vakit fikirler kutuplaşır, nihayet Başbakan bunlardan bir netice çıkarmaya çalışır. Oya müracaat edilip kabul edilen netice bütün bakanların malıdır. Kabul etmediğin bir neticeye varılınca sen çekilirsin hükûmete devam etmezsin, Bakanlar Kurulunda usul budur. Hem hükûmete devam edersin, hem de kararlara muhalif kalırsın, bu olmaz. Bu akademik bir söz olur, bunun hukuki ve siyasî bir kıymeti yoktur. Kutuplar muhtelif meseleler için teşekkül ederdi. Bunlar CHP-AP diye ayrılmazdı. Birinci koalisyonda bütün güçlükler hükûmet dışından parti merkezlerinden ve genel başkanlardan geldi. Bu ihtilâfları karşılamak için arkadaşlar birlikte çalışırlardı. Af meseleleri için dışarıda büyük gürültüler oldu. AP İdare Kurulu hükûmetin partizanlığından yazılı olarak şikâyet etti. Şikâyet edilen Bakanları, Bakanlar Kuruluna havale ederdim. Bunlar ekseriya AP’li Bakanlar olurdu. Bu kaynaşmaların neticesinde dağılma olduğu zaman bakanların yarısı tekrar AP’ye gitmeyip dışında kaldılar.

Birinci koalisyon memleket dışındaki ihtilâtları önleyici bakımından faydası olmuştur. Bu fayda bence en önemlisidir. İkinci koalisyonda genel başkanların dışarıda bulunmasının müşkülâtın esası olduğunu düşünerek genel başkanların da hükûmet içinde olmasını şart koştum. İki genel başkan da girdiler. Bu koalisyonda da kararlaştırdığımız protokol maddelerini iyi niyetle doğrulukla tatbik ettik ve yürüttük, orada da güçlük protokol dışı maddelerden, partilerden ve parti genel başkanlarından bilhassa YTP Genel Başkanı’ndan çıktı.

Protokol dışı meseleleri dışarıda mesele yapanlar münakaşa ederler, böyle hükûmet olmaz. Bunların hepsini tecrübe edilmemiş koalisyon güçlükleri diye saymışımdır. İkinci koalisyon çok faydalı oldu. Daha uzun sürdüğü için [güçlükler] onun içinde çıkmıştır. Küçük partiler CHP ile bir koalisyonda bulunmanın kendilerini zayıf düşüreceği kanaati ile ve parti merkezlerinin tesiri ile ihtilâfa düştüler. Geçimsiz bir hale geldiler. Seçimlerde de zayıf düşeceklerini dikkate alarak o sebepten koalisyondan ayrıldılar. Bir kısım arkadaşlar sadece medenî ölçüde değil, siyasî bakımdan da bizimle beraber oldular. Övünmek gibi olmasın ama benimle beraber çalışanlar bana ısınırlar. Karşıda bulunup yalnız aleyhimdeki sözlerle beslenenler benimle temas etmedikleri müddetçe soğuk dururlar.

Gelelim üçüncü koalisyona. Bu koalisyonda da bağımsızlarla oldu. Bu koalisyon da büyük ölçüde faydalı oldu. Güçlükler yenilmeyecek derecede olduğu için ayrılmalar oldu. Şunu işaret etmek isterim ki, güçlükler üzerinde ısrar etmek fayda vermez. Koalisyonların psikolojik ve politik güçlükleri çoktur.

Görüyorsunuz ki, koalisyonlar büyük ölçüde faydalı olmuştur. Pek çok hizmetler beraber yapılmıştır.

Soru: Seçim sonuçlarını rakamla ifade edebilir misiniz?

Cevap: Ben rakama girmem, esasa girerim. Memleketin büyük ve âcil meselelerini biz biliyoruz. CHP biliyor, tecrübe ettik. Biz iktidara geldiğimizde bunları süratle ve ciddiyetle tatbik edeceğiz. Millete bunları anlatabilirsek millet toptan reyini bize verecektir. Nisbî temsil cari olur, seçim neticeleri hiçbir partiye hâkimiyet vermezse memleket idaresiz kalacak değil. Siyasî partiler bir araya gelip memleketin idaresini düzelteceklerdir. Koalisyonları fevkâlade durumlar dışında da tabiî saymak lâzım gelir. Kim kimle birleşir o ayrı meseledir.

Soru: Aşırı cereyanlar memlekete hâkim olursa yeniden askerî bir müdahalenin olacağı söyleniyor doğru mudur?

Cevap: Hiç böyle bir söylenti işitmiyorum. Demokratik rejim içindeyiz, seçim mücadelesi yapıyoruz. Seçimin neticesini göreceğiz. Memlekette çok cereyanlar olduğu doğrudur. Bunların bir kısmı akademiktir. Nazaridir. İfratları biz cesaretle ıslah edeceğiz. İfratlara kesin olarak hâkim olmak kararındayız. Yeni bir ıslahât fikri ile milletin ihtiyaçlarını temin etmek kararındayız.

 

 

 

 

 

AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in Kıbrıs Konusundaki Görüşlerine İlişkin Yapılan Basın Açıklaması[69]

“Kıbrıs Rum yöneticilerinin meydana getirdikleri şen’i ve vahim olaylar dolayısıyla, muhalefetin görüşlerinden 2 Ağustos’ta memleketi haberdar etmeyi görev saydım. Beyanatım, Kıbrıs konusunun yeni durumunu tahlil etmek, Türkiye olarak dayandığımız esasları belirtmek ve hükûmetin muhtemel tutumlarını kuvvetlendirmek maksadını taşıyordu.

Biz, Kıbrıs meselesini, bize karşı kullanılan Sovyet müdahalesi tehdidini de bertaraf edecek şekilde, bağımsız ve federatif bir çözüm yolu hazırlayarak devrettiğimizi söyledik.

Kıbrıs meselesinin temel unsurları

Rumlar’ın hukuk dışı oldu bittilerinden hiçbirinin kabul edilmediğini hatırlattık ve bunların kabul edilmemesi için hükûmetin alacağı enerjik tedbirleri destekleyeceğimizi bildirdik. Biz, Amerika ve İngiltere’nin, çok taraflı anlaşmaların tek taraflı olarak ortadan kaldırılamayacağını teyit ettiklerini belirttik. Nihayet Kıbrıs’taki olaylardan Yunanistan’ın sorumlu olduğunu ve çünkü Kıbrıs’ın fiilen Yunan işgali altında bulunduğunu ifade ettik. Bütün bu saydıklarım bugünkü Kıbrıs meselesinin mahiyetini ortaya koyan ve daima göz önünde bulundurulması gereken temel unsurlardır. Bunların hiçbir müzakerede ve hal şekliyle yani barış yoluyla veya silâh yoluyla girişilecek bir hal şeklinde hiçbir Türk hükûmeti tarafından hatırdan çıkarılamayacağını milletimize ve bütün ilgili taraflara göstermek istedik. Bu esasların hepsini Başbakan bilir ve tâkip etmektedir. AP Başkanı’nın [bu esasların] hiçbirinden haberdar görünmemesi şaşılacak bir talihsizliktir. Kendisine demecimin bu mahiyetini, ilk önce istifade eder ümidiyle tekrar edeyim:

Bazı hususları bilmediğimizi de belirttiğim demecime karşılık Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı yurt dışında bulunduğu için bizim bâzı bilgilerden yoksun kaldığımızı kabul buyurmuş ve bunu telafi edeceğini vaat etmiştir. Bunu teşekkürle karşılarım.

AP Başkanı’nın mukabelesi ise benim 2 Ağustos demecimin muhtevasını, ana hatlarını, hizmet gayesini hiç anlamamış olarak, demagojik bir zemine girdiğini gösteriyor. Bu, tanıdığım eski bir alışkanlıktır. Biz iktidarda iken kendilerinin muhalefet olarak Kıbrıs meselesini nasıl iç politika polemiği yapmış oldukları mukabelesinde “hükûmete geldiğimizden bu yana Kıbrıs meselesinin bir iç politika polemiği yapılmamasına dikkat ettik” demesiyle itiraf edilmiş oluyor. Hele şu sorusuna vatandaşlarımın dikkatini celbederim: “Kıbrıs meselesinin, sorumluluktan kurtulmak maksadıyla 4. Koalisyon hükûmetine devredildiği unutulmuş mudur?” Bu, herhalde günlük politika hâdiselerini eğlence gibi tâkip edenleri bile şaşırtacak hafiflikte bir mütalâadır.

Bildiklerini söylesin

Muhalefetin önemli bir dış meselede hükûmet karşısında ne vaziyet almasının memleket menfaatlerine uygun olduğunu bildiğimizden, AP Başkanı’nın dışında, herkesin haberi vardır. AP Başkanı’nın tahriklerine rağmen bunu ispat da etmiş bulunuyoruz. Hükûmet Başkanı’nın Sovyet Rusya seyahati günlerinde bu konu üzerinde daha fazla durmayacağım. Arzu ettiği zaman meselenin geçmişini, halini çok etraflı anlatırım ve yaptıklarını öğrenerek kendileri de şaşakalırlar.”

İnönü sözlerini şöyle bitirmiştir:

“AP Başkanı söyleyecekleri olduğunu bildiriyor. Söylediklerinden, söyleyeceklerinin de ne cinsten olduğu anlaşılıyor. Ne söyleyecekse, hazır seçim varken, hepsini söylemeye kendisini millet önünde davet ederim.”

 

 

 

 

AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in Kıbrıs Konusunda Söylediklerine İlişkin Yapılan Açıklama[70]

Kıbrıs’ın Yunan askerî işgali altına ne zaman ve nasıl girdiğini herkes bilir. Bununla beraber meselenin bizim bakımımızdan karakteri değişmemiştir. Bunları bilmiyorsanız vesikalar elinizdedir. Zahmet buyurup okursunuz. Başbakanın Sovyet Rusya’ya gitmek üzere olduğu ve orada bulunacağı günlerde sizin yarattığınız bu tartışmayı burada kesmek istiyorum. Başbakanın seyahatine zararlı olabilir. Bu zarardan hem memleketi, hem Kıbrıs dâvasını korumak için Başbakanın avdetini bekleyeceğim. İsterseniz o zaman tartışmaya devam ederiz.

 

 

 

 

Kim Dergisi’nden Sadun Tanju ile Ortanın Solu’na İlişkin Yapılan Söyleşi[71]

Soru: CHP’nin samimî tenkitçileri arasında CHP’nin sosyal ve ekonomik konularda hâlâ yeterince vuzuha ermemiş olduğundan şikâyet edenler gitgide çoğalan bir sayı teşkil ediyor.

Kısmen bu şikâyetleri cevaplandırmak için söylemiş olduğunuz düşünülebilecek “ortanın solundayız” sözünü de yeterince açık bulmayanlar var.

(İnönü fazla açık bulanlar da var diye şaka etti.)

Nitekim “ortanın solu” çeşitli tarifler bulabilecek bir deyimdir. Bu deyimin CHP açısından tarifini bir de KİM okurları için yapar mısınız?

Ortanın solu

İnönü: Türkiye’nin büyük davâsı, kalkınma davâsıdır. Muasır medeniyetin üstüne çıkmak ancak Devletçilikle mümkündür. Kalkınmamızı yaparken, ekonomik bakımdan, sosyal bakımdan bugünkü medeniyette kullanılan “solcu”, “sağcı” deyimlerinin son ölçüsünü verelim istedim. Kırk yıldır “Devletçiyiz” derken, aynı şeyi söylüyorduk. Bunun için “ortanın solundayız” dedim. Aslında, lâikiz dediğimiz günden beri ortanın solundayız. Lâiğiz dediğimiz zaman, dinsizlikten dem vuranlar, artık alıştılar.

40 sene sonra ortanın solundayız dedim. Bizim bütün prensiplerimizi benimseyenler, “ortanın solundayız” şeklindeki beyanımıza tepki gösteriyorlar. Niçin ? Halkçıysan ortanın solunda olursun. Ama kimsenin ne dini ne imanı ile uğraşmazsın. Ne komünist yaparsın, ne emniyetini ihlâl edersin. Reformcusun. Muhafazakâr değilsin. Anayasan sosyal temele dayanıyor. Sosyal adaleti benimsiyorsun. Ee, “ortanın solundayız”dan ne korkuyorsun?

Bunun, endişeyi haklı gibi gösteren bir bahanesi var:

“Komünizme varır mı?” Varmaz. Biz ifratçı adamlar değiliz. Devletçiyiz diyoruz. Bununla özel teşebbüsü reddetmediğimiz için, Devlet teşebbüsü ile özel teşebbüsü, Karma Ekonomi üzerinde birleştiriyoruz. Kalkınma felsefemizi ve sistemimizi açıklıkla ortaya koyuyoruz. Endişe duyduklarını söyleyenler, “hangi işler devletin, hangisi özel teşebbüsündür? Bilmediğimiz için emniyette değiliz!” derler. Bunun hiçbir aslı esası yoktu. Hangi işte özel teşebbüs ben bunu yapacağım demiş de devlet manî olmuş? Yok böyle şey. Bilâkis, devlet teşebbüslerine özel teşebbüsün mübadele [müdahale] ettiğinden, manî olduğundan şikâyetler vardır. Özel teşebbüsü koruyan, yaşatan tek idare biz olabiliriz. Faşist idareler devletçi teşebbüsü, özel teşebbüs aleyhine geliştirir ve işletirler. “Kâfi derecede Devletçi değilsiniz, özel teşebbüse fazla yüz veriyorsunuz” derler. Özel teşebbüs ise, bizi hasım sanar. Bizim ekonomik bünyemiz, bir temele dayanır.

Bizde öteden beri en kuvvetli sermayedar ve müteşebbis, devlet kapısıdır. En kuvvetli özel teşebbüs, işini devlet yardımı ile yürütmek ister. İster ki, öyle bir idare olmalı ki, devlet kapısında açıktan yürütücüsü olsun. Onun için Demirel taraftarıdır. Benimle, neyi yapacak? Bana Garplı manâsında bir tek anonim şirket gösterebilir misiniz? Hayır yoktur! En kabadayısı aile şirketidir. Halbuki bizim politikamız açıktır, vergisini vermeği göze almış her özel teşebbüse, karma ekonomi için de her nevi imkân açıktır. Ben özel teşebbüsü, memleket ekonomisinin faydasına olduğu ölçüde teşvik ederim, bunun pratik tedbirlerini düşünürüm. Ama vergisini verecek! Vermeyecek olur mu? Çalmayacak, Devlet içinde ortaklık aramayacak! Ben böyle bir politikanın başarısına inanıyorum. Bu yoldan kalkınma olur, olacak. Benim politikamın yaldızı üzerinden akmaz. Ama bir hususîyeti vardır. Mutlaka selâmete götürür.

Soru: Bizzat Parti içinden yapılan tenkitlere ne dersiniz? CHP’nin programı, ilkeleri kâfidir; CHP reformcu, halkçı, devletçidir; ayrıca “ortanın solundadır” gibi bir tespite lüzum yoktur diyorlar.

İnönü: Bunları kabul etmemişler ki! CHP’nin reformculuğuna, halkçılığına, Devletçiliğine inananlar , “ortanın solundayız” deyişime itiraz edemezler. Ben, itiraz edenleri de bir ileri noktaya getirdim.

Soru: Cumhuriyet Halk Partisi niçin çoğunluğu sağlamakta güçlük çekiyor? Kalkınma usulleri ve tecrübesi en güvenilir parti olduğu halde bugüne kadar yüzde 50’nin üzerine çıkamadı?

Demokratik rejim

İnönü: Geliyoruz. Gelecek ve çoğunlukta olacağız. Şimdi başarı ile mücadele edecek orandayız.

Genç kuşaklar için yenilmek yoktur. Azlıkta da olsanız kuvvetlisiniz ve demokratik rejimi mutlaka başarıya ulaştıracaksınız. Ama kesin sonuç, tam hâkimiyet için, demokratik rejimde zaman ister. Dikta rejimlerinde, meselâ yüzde 40 azlıkla hâkimiyeti sağlayabilir, rejimi yürütürsünüz. Ben bunun her çeşidini tecrübe ettim [gördüm/tanık oldum]. Toplum gelişiyor. Demokratik yolda ısrar etmek gerek. Bütün zahmetlerine rağmen, inanıyorum ki, iktisadî ve sosyal kalkınmanın en emin yolu budur.

Dikta rejimi yıpranır. Kuvvetten düşer. Yüzde elli iki ile yüzde doksan sekiz milletvekili getirdikleri zaman bile, bizi yenememişlerdir. Bütün geri cereyanlar, plânlı kalkınmayı ihmal eder. Gerçi birinci Demirkırat’ın 10 yıllık icraatı zararlarını telâfi edip, 10 yıl önceki başlangıç noktasına gelebilmek için 10 yıl ister. İkinci Demirkırat dört yıl iktidar sürerse, onun meydana getireceği zararları telâfi edip başlangıç noktasına toplumu getirmek en az sekiz seneye ihtiyaç gösterir. Seçim propagandası devresinde bunları vatandaşlarıma anlatacağım. Bizim dışımızdaki siyasî partilerden hiçbiri (TİP hariç) devlet idaresinde fikir ve prensip getirmiyor. Sadece TİP sağlam bir zemin ve meseleler üzerinde fikri bulunan bir siyasî teşekkül olarak görünmektedir.

Soru: Türkiye’nin kalkınma hızını kesen unsurlar sizce nelerdir? Bunlara karşı alınabilecek tedbirler neler olmalıdır?

 

 

 

 

Kalkınma tedbirleri

İnönü: Türlü tedbirler vardır. En önemlisi siyaset hayatında seçmene karşı ciddî olmak mecburiyetinin duyulmasıdır. Talihsizlik, CHP karşısındaki partilerin böyle bir mecburiyeti hâlâ duymamalarıdır.

15 yıl plân lâzımdır dedim. Ama, 15 yıl, plân komünist usulüdür dediler. Birinci Demirkıratla, plân konusunda ne kadar aramız ayrı ise; şimdi plân fikrini kabul etmiş görünen ikinci Demirkıratla o derece ayrılığımız var. Taraftar görünüyorlar, fakat 3–5 aylık bir iktidar devresinde bile, plâna evet diyenlerin ona nasıl zıt hareket ettiklerine şahit oluyoruz. İkinci Demirkıratlar da, birincileri kadar plân fikrine aleyhtardırlar. Zıddını tatbik için fırsat bekliyor. Plân diyorsun. Ben de “O”yum diyor. Toprak Reformu diyorsun ben de; Petrol diyorsun, ben de diyor. Sen bu değilsin ve hepsinde başka noktadasın. İkinci Demirkırat’ın yapmak istediği Toprak Reformu Feyzi Lütfi Beyi pek çok memnun eder.

Soru: Basın konferansınızda, CHP’nin seçim şansıyla ilgili bir soruya, “Ben rakama değil, esasa girerim,” diye cevap verdiniz ve şunları ilâve ettiniz: “Memleketin büyük ve âcil meselelerini biliyoruz. İktidara geldiğimizde, bunları süratle ve ciddiyetle toptan tatbik edeceğiz.” Bunun, seçimi kazanmaktan da önde gelen şartı, CHP’nin halk huzuruna bu esasa uygun olarak seçilmiş bir aday kadrosuyla çıkması değil midir? Oysa, bundan önce görülmüş olduğu gibi. CHP’nin gene çok farklı fikir ve eğilimlere sahip adaylarla seçime katılması mümkündür. Hep görülen bu hâdiseyi CHP için ciddî bir zaaf saymaz mısınız?

Kadro meselesi

İnönü: Başından beri geri kalmış ülkelerin hepsi bu hastalıkla malûldurlar. Kâfi kadro bulamazlar. Yapılacak şey, bir yandan politikayı tatbik ederken öte yandan taraftarlarını çoğaltıp, kadrolarını meydana getirmektir.

Başlangıcında kadro sıkıntısı içindeydik. Bugün de, parti olarak tam bir fikir ve inanç birliğini ideal noktasına vardığımız iddia edilemez. Fakat fark şu: Başlangıcında kendi içimizde de azlıktaydık. Şimdi, bizimle aynı fikirde olmayanlar çok azalmışlardır. Biz çokluktayız.

Soru: Cumhuriyet Halk Partisi’ni nasıl görmek istersiniz?

İnönü: Kalkınmayı temin etmiş, ileri bir parti olarak. Bugün bu yoldayız.

Soru: Muhalefet, muhalefet içindir. Bu gelenekle, batı demokrasilerinde muhalefet çok şey alır. Seçim kampanyasına girilmiş bulunulduğu şu sırada, CHP’nin muhalefeti neden hâlâ yumuşaktır.

İnönü: Seçim kampanyasına henüz girmedik. Girdiğimiz zaman bugünkü kadar yumuşak kalacağımızı tahmin etmiyorum. Bu bir.

İkincisi, biz prensiplere başlı başına bağlı bir partiyiz. Karşımızdakiler rejim ve kalkınma konusunda dâva sahibi değillerdir. Bundan sonra olacaklardır. Onlar için kaybolacak bir şey yoktur.

Bizim için memleket bakımından da kaybolacak şeyleri hesap etmek gereklidir. Benim şahsiyetim budur.

 

 

 

 

Türkiye’deki Yabancı Basın Temsilcilerinin Davetinde Yapılan Konuşma ve Sorulara Verilen Yanıtlar[72]

“Memleketimizdeki yabancı basın mensuplarının davetine icabet etmiş olmaktan büyük bir memnunluk duyuyorum. Nazik davetlerini teşekkürle karşıladım.

Şüphesiz ki misafirlerimiz bir büyük seçim öncesinde memleketin ahvalini parti liderlerinin ağzından dinlemek istemişlerdir.

Seçim kampanyası bizde henüz bütün hızı ile başlamıştır denilemez. Bundan sonra her geçen gün daha hareketli ve ateşli olabilir. Tecrübeli muhabirler, her memleketteki seçim kampanyalarının eğlenceli taraflarını olduğu kadar, ciddî taraflarını da bilirler.

Türkiye’de büyük hâdiselerden sonra olan bu seçim belki sizlerde uyandırdığı intibaın dışında, zannedildiği kadar büyük gürültüler içinde geçmeyecektir. Bu, garp âleminin her tarafında gördüğünüz bildiğiniz seçim kampanyalarından daha sert bir kampanya olmayacaktır.

Başlıca muhalefet lideri, belki de tek muhalefet lideri olduğum için fikirlerimi öğrenmek isteyenler benim bu sözlerimden pek iyimser bulunduğum neticesini çıkarabilirler. Ama seçim kampanyasında ne derece dalımıza basılacağını bilmediğimden, kampanyanın yine de ne derece yumuşak geçeceğini bilemem. Sayın muhabirlerin zevkle tâkip edecekleri bir seçim mücadelesine hazırlandıklarını zannediyorum.

Seçim tabiatının bu pitoresk taraflarını geçtikten sonra şimdi sayın Ritter’in suallerine cevap vereceğim.

Türkiye’de istikrarlı devamlı ve huzur içinde bir siyasî atmosfer yaratmak bütün siyasî partilerin müşterek hedefidir. Türkiye’de biz demokratik rejimin en güç olan ilk tecrübelerini yaşıyoruz. Bu tecrübelerden toplumu başarı ile çıkartmak müşterek bir gayedir. Her birimiz her vesile ile birbirimizi bu hususta kusurlu olmakla itham ederiz. Fakat size böyle mahrem bir cemiyette ifade ederim ki, hepimizin arzusu seçimden başarılı çıkmak, huzuru muhafaza etmek ve partiler arası iyi münasebetleri tesis etmektedir.

Türkiye barış isteyen bir memlekettir. Dış politikamız, memlekette barış olmasıdır. Pekâlâ görmüşsünüzdür ki, dünyada komşularımız içinde iyi münasebet tesisi için ciddî gayret göstermiş ve muvaffak olmuşuzdur. Memleketimizin geleceğine ciddî olarak güveniyoruz. Yeni nesillerimiz, istikbâlimizi teşkil eden kuşakların sahip olduğu görüşler, ileri görüşlerdir. İleri fikirleri tâkip ederken hiçbir ifratı kabul etmeyen bir anlayış müşterektir.

Dostlarımız çoktur, her yerde Türkiye’yi anlamak istidadında olan muhitler iyi niyetlidirler. Elbirliği ile dostlarımızdan ciddî bir anlayış ve yardım göreceğimize inanıyoruz.

Zannediyorum ki samimî fikirlerimi söylerken benim memleketim hakkında, içerde ve dışarıdaki meseleler hakkında ne derece güven sahibi olduğumu ve iyimser bulunduğumu anlamış olacaksınız. Benden sonra görüşeceğiniz parti liderlerinin sizlere daha ilgi çekici şeyler söyleyeceklerini ümit ederek hepinizin şerefine bir kadeh şarap içeceğim.”

İnönü kendisi şerefine ziyafet veren yabancı muhabirlerle bir kadeh şarap içtikten sonra “Şimdi sıra imtihan edilmeme geldi” demiş ve yabancı muhabirler tarafından sorulan çeşitli soruları cevaplandırmıştır.

İnönü ilk önce seçimlerin neticesi hakkında nasıl bir tahminde bulunacağı sorusuna cevap vererek şunları söylemiştir:

“Her yerde bir parti liderinin seçimler üzerinde beslediği ümitlerden ayrılacak değilim. Ama bir farkım var. Kendimi çok haklı görüyorum ve prensiplerimizi çok kuvvetli buluyorum. Bunları seçim neticelerine eklemelerini rica ederim.”

İkinci soru “Ortanın solu” konusunda olmuş ve İnönü şu cevabı vermiştir:

“Seçkin tecrübeli bir entelektüel âlem ortasındayım. Bilirler ki, ortanın solunda demek, reform isteyen, sosyal güvenlik isteyen, ileri fikirlerin tâkipçisi insanların ve partilerin davâsıdır. Sözlerimi bu mânası ile değerlendireceklerine eminim.”

İnönü Ortadoğu’da nasıl bir politikaya sahip olduğu konusundaki soruyu da şöyle cevaplandırmıştır:

“Biz ne isteyebiliriz? Dünyada barış istiyoruz. Ortadoğu’da ve bütün dünyada barış istiyoruz. Zannederim ki, suali soran memnun olmuştur.”

Seçimden sonra bir koalisyon ihtimalî  üzerinde neler düşündüğünü soran muhabire İnönü şu cevabı vermiştir:

“Bu soru bana politikada çok sorulmuştur. Koalisyonu en fazla tecrübe etmiş parti liderlerinden biriyim. Koalisyon zamanında çok işler yaptık. Çok ciddî şikâyetlerle ayrıldık. Ondan sonra yeni koalisyon yapmayacağım dedim. Bu sözlerim geçen iki güç yılını [koalisyon yılını] hikâye etmektedir. Şimdi gelecek için ne düşünüyorum? Sabit bir fikrim yok. Seçimden sonra şöyle yapacağım, böyle yapacağım dememişimdir. Seçimlerin hangi şartlar içinde geçeceğini bilemem. Her ihtimal mevcuttur. Her ihtimalîn hangi şartlar içinde geçeceği de zamanın ihtiyaçlarına bağlıdır.”

Seçim kampanyasında CKMP ile beraber hareket edilip seçim sonrasında bu parti ile bir koalisyona gidilip gidilmeyeceği yolundaki bir soruyu da İnönü şöyle cevaplandırmıştır:

“CHP ile CKMP arasında bir müşterek hareket görüşmesi olmamıştır. Halk Partisi’nin tüzüğü, programı bellidir. Seçim sonrasında hangi partinin bizimle beraber çalışabileceğini şimdiden bilemem.”

İnönü son olarak sorulan şahsî bir suali de “Buna benim adıma cevap verecek yok mu?” diye şaka ile karşılamış ve “Ben varım Paşam” diyen Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Burhan Felek’in kendi özellikleri hakkındaki sözlerini alâka ile dinlemiştir. Burhan Felek “Pek sık görüşmeyiz ama Paşanın sırlarını bilirim” diyerek şunları anlatmıştır:

“Bir defa sinirlenmez. İkincisi, en yorgun günlerinden sonra sekiz saat uyuyabiliyor ve istediği zaman uyanabiliyor. Tahtaya vuralım, yemek içmek, iştahı mükemmel, fakat müsaade etmiyorlar. Bunlar benim müşahedelerim. Bir de kendi kanaatimi söyleyeceğim. Paşa fikrî çalışmayı bırakmadıkça gençleşiyor.”

İnönü Burhan Felek’i tebessümle dinledikten sonra Time Life muhabirine ek olarak şu bilgileri vermiştir:

“Öyle görünüyor ki yaradılıştan sinirlerim kuvvetli. Çalışırken sinirlerim gergin olarak faaliyettedir. Bu faaliyet içerisinde ümitsizliğe vakit bulamam, hiçbir güçlük karşısında ümitsizliğe düşmem, halim bu.”

 

 

 

 

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün SSCB Gezisi Dolayısıyla Novosti Haber Ajansı’na Verilen Demeç[73]

(...) TASS Ajansı bültenlerinde de yayımlanan bu mülakatta İsmet İnönü, Başbakan Ürgüplü’nün ziyaretine değinerek, iki memleket arasında yapılmakta olan ve dostluk temeline dayanan temasların her iki tarafça iyi hislerle karşılandığını belirtmiştir.

Sovyet liderlerinin, geçmişin güç devrini tasfiye etmek arzusunda olduklarını da memnunlukla müşahede ettiğini bildiren İsmet İnönü, iki ülkenin yaklaşmasına temel olan ilk temasların kendisi tarafından başlatıldığını da söylemiştir.

CHP Genel Başkanı İnönü, Türk-Sovyet ilişkilerinin geliştirilmesinin, Başbakan Ürgüplü ve Dışişleri Bakanı Işık tarafından da arzulandığını kaydederek, Sovyetler Birliği Yüksek Şurası üyelerinden Podgorny ve Dışişleri Bakanı Gromiko’nun Türkiye’ye yaptıkları ziyaretlerin çok olumlu sonuçlar verdiğini belirtmiş ve Başbakan Ürgüplü’nün de gezisinden büyük faydalar sağlanacağını ümit ettiğini ifade ederek “Türk- Sovyet ilişkilerinin gelişmesinin, yalnız iki ülke için değil, bütün insanlık için yararlı olmasını dilerim” demiştir.

 

 

 

 

İstanbul Gezileri Sırasındaki Söyledikleri[74]

(...)

İnönü, saat 15.25’te yanında eşi olduğu halde il merkezine gelmiştir. Partililerle görüşen İnönü, siyasî konulara değinmemiş, yalnız “Seçim kampanyası gezisine Malatya’dan başlayacağım. Adetim budur” demiştir. İnönü, “Cemal Madanoğlu’nun İstanbul’dan bağımsız adaylığını koymasını nasıl karşılıyorsunuz?” sorusunu “Mühim bir tecrübedir” diyerek cevaplandırmıştır.

Deniz çok faydalıdır

CHP Genel Başkanı denizin faydalarını açıklamış “Denize devamlı giriyorum. Adalar’da hava güzel. Bir gün arasını kessem, bir daha giremem. Çünkü 11 dereceye kadar düşüyormuş. Aldırış etmiyorum” demiştir. Bir partilinin “Geçen gelişinizde yüz metre yarışına çıkacağını söylemiştiniz. Hazırlanıyor musunuz?” sualini gülerek karşılamış ve şunları söylemiştir:

“–Başkalarını seyrettim. Şimdi hazırlanıyorum. Yüzme, diğer yarışların hepsinden zor.”

Kapalıçarşı’da

İnönü, eşiyle birlikte yanında partililer olduğu halde il merkezinden çıkarak saat 16’da Nuruosmaniye’ye gelmiş ve Kapalıçarşı’ya girmiştir. Kuyumcular kısmını halkın alkışları arasında gezen İnönü, Elbiseciler bölümünün ağzındaki, “Şark kahvesine” girmiştir. Kahvede, yanına gelen bir turiste, İstanbul’u beğenip beğenmediğini soran İnönü, “Çok güzel, beğendim” cevabını alınca gülmüş ve “Öyledir” demiştir.

Bu arada İspanyol olduğunu ve Karabük’ten geldiğini söyleyen turistin elinde bulunan kartpostallarla ilgilenen CHP Başkanı birinin üzerine “Karabük’ten güzel İspanya’ya giderken” yazmış ve imzasını atmıştır.

Halkın arasında güçlükle yürüyerek Beyazıt’a çıkan İnönü, otomobiline binerek önce Yeniköy’e gitmiş, oradan da Emirgan’a geçmiştir. Tarihi Çınaraltı Çayhanesi’nde çay içip, daha sonra da mısır ve kağıt helvası yiyen İnönü Emirgan korusunda çalışan güreşçilerle ilgilenmiş, yanına gelen bir güreşçiye “Çalışıyorsunuz, çalışmanız lâzım. İyi çalışın. Yüzücülerimizin halini görüyorsunuz” demiştir.

Yüzme kulübünde

Emirgan’dan sonra İnönü, Ortaköy’de bulunan Yüzme İhtisas Klubü’ne gelmiştir. Yüzücülerle tanışan İnönü, bayanlara “Cesaretiniz var. Bir gün şampiyon olursunuz” diyerek takılmıştır. Yenilgiyi “Dayak” olarak adlandıran CHP Başkanı, “Her zaman çalışmak lâzım. Çalışmanızın arkasını bırakmayınız. İki aylık bir çalışma ile şampiyonaya katılınmaz.”

 

 

 

 

İstanbul Büyükada CHP İlçe İdare Kurulu Defteri’ne Yazılanlar[75]

Büyükada CHP İlçe Merkezi’ni ziyaret hatırası. Adalı arkadaşların alicenap nezaket ve teveccüh gösterilerine çok müteşekkirim, memlekete faydalı olma duygusunu yüreklerinde samimî olarak taşıyan vefalı arkadaşlarıma başarılar dilerim.

 

 

 

 

İstanbul Beykoz Köylerini Dolaşırken Yapılan Sohbetler[76]

Gezi, Çamlıca tepesinden başladı. 15 dakika kadar dinlendi, İstanbul’u ve Boğaz’ı seyretti, bâzı semtlerin ne tarafa düştüğünü yanındakilere sordu ve Orhan Eyüboğlu’nu iyi bir imtihandan geçirdi. İstanbul’un eski trafik müdürlerinden olan Eyüboğlu da, İstanbul’u iyi tanıdığını ispat fırsatını kaçırmadı.

Eyüboğlu’nun “Burası İstanbul’un en güzel yeridir, Paşam” sözüne İnönü’nün mukabelesi şöyle oldu:

–İstanbul’un en güzel yerini bulmak kolay değildir!

Sonra da eşi Mevhibe İnönü’ye dönerek bir hatırasını nakletti:

–Buraya bir hükümdar getirdim. İstanbul’u seyrettikten sonra, “Buraya iyi bak, burası şehir değil bir kıt’adır” dedim.

İnönü’den başka Çamlıca tepesine İstanbul’u seyretmeye gelmiş bir hayli turist de vardı. Paşanın kimliğini öğrenince hemen etrafını aldılar ve kimi resmini çekmeye, kimi imza almaya başladı. Mrs. Sloan adındaki Amerikalı kız, İnönü’ye yaklaşıp, “Sizin hayatınızı inceliyorum. Sizinle tanışmak isterim” deyince, İnönü genç kızın elini sıktı ve yanağından öptü.

Sonra Beykoz’a hareket edildi. Karakulak suyundan inip tarihi çeşmeden eliyle su içen İnönü, “Nefis, tıpkı Karakulak suyu gibi” esprisiyle yanındakileri güldürdü. Karakulak suyu gazinosunda on dakika kadar kalındı. İnönü kahve içti, ormanın güzelliğini methetmek için de “Buraya erken gelmek lâzım, çok güzel bir ormandan geçtik” dedi. Bu sırada bir partili dert yandı:

“–Paşam siz bu ormana Ali Fuat Erdem’le beraber ders çalışmaya gelmişsiniz, ama şimdi çok kesildi perişan oldu.”

“–Ormanı kimler kesti?”

“–Paşam, fabrikalar yapıldıktan sonra işçiler, bu taraflara akın ettiler. Ormanları kesip burlara yerleştiler.”

Sıra ile Akbaba, Dereseki ve Tokat köylerine uğrandı, İnönü halkla sohbet etti. Köylüler, “Paşam bize şeref verdiniz, ihya ettiniz, Allah sizi başımızdan eksik etmesin” diye sevgi gösterilerinde bulundular. İnönü onlara neyle meşgul olduklarını, hangi işleri yaptıklarını sordu. Ormancılık hakkında bilgilerini tarttı, hangi ağaç çeşitlerinin yetiştiğini öğrendi.

Beykoz’da Onçeşmeler’deki gazinoda dinlenirken etrafını alan kalabalığa seslendi:

–Bana soracağınız bir şey varsa, sorun, hatırımda kalsın!

–Sağlığın Paşam, dediler.

Kanlıca’da, iskele meydanındaki gazinoda, İnönü’nün geldiği haber alınır alınmaz, halk etrafına birikti. İnönü kalabalığa baktı ve sordu:

–İçinizde, yüzerek buradan karşıya geçen var mı?

Muzip bir Beykozlu cevap verdi:

–Ben varım Paşam, ama sandalla geçerim!

–Aferin sana!

İnönü kahkahayı bastı.

Meşhur Kanlıca yoğurdunu yerken “Bir darbımesel hatırladım” diye etrafındakilerle şöyle şakalaştı:

–Bir daha tok karnına yemek ikram ederlerse Kanlıca’nın yoğurdu olsa yemem diyeceğim!

Küçüksu’ya gelindiği zaman, hafif bir yağmur başlamıştı. İnönü, fırsatı kaçırmadı:

–Yağmuru kim getirdi, söyleyin bakalım! Rüzgarın sözü geçmiyor mu yağmura?

Yine de, keyifle haşlanmış bir mısırı yemeden kalkmadı, etrafındakilerle şakalaştı. Anadoluhisarı’nda kürek sporunun kuvvetli olduğunu söyleyen bir partiliye şöyle takıldı:

–Bu mısırın sayesinde mi?

(...)

 

 

 

 

Hürriyet Gazetesi’nden Cüneyt Arcayürek ile Güncel Siyasi Konulara İlişkin Yapılan Söyleşi[77]

(...) Heybeli’ye kafamızda bir yığın soru ile gittik. Evinin alt salonunda karşı karşıya geldiğimiz zaman, İnönü saatine baktıktan sonra, gülerek; “Kandili nerede söndürdün?” dedi.

Geniş bir koltukta yanyana oturduğumuzda, “Günün meseleleri içinde sorabileceğin soruları tahmin edip, bazı cevaplar hazırladım. Birlikte okuyalım, sonra sana vereyim” diye başladı.

Benim için ayağı tutmuyor, diyorlar

Hazırladığı cevapları okumadan önce, sıhhatinden söz açıldı. Seçim öncesi, yurtta bir geziyi pek arzulamıyordu. Sıhhatini ayarlı kullanmak zorunda idi. “Bilir misin?” dedi. “1950’den sonra dört sene, o zamankiler doktorlarla konuştular, rapor aldılar, 1954’ü çıkarmaz diye hesap yaptılar.” Sonra gevrek bir kahkaha savurdu. “Şimdi de, etrafa yapıyorlarmış, hastadır, eli ayağı tutmuyor, diye.” Paşa onun için arada bir Kapalıçarşı’ya, Kandilli’ye uğruyor galiba. Tekziplerin en tesirlisini kullanmak için olacak...

Paşa, hazırladığı beyanat metnini okumağa başlamadan önce, “Herhalde senin için de, günün konusu, Başbakanın Sovyet gezisidir.” dedi. Doğrusu, çeşitli konular içinde bu bir parçaydı. Yazdığı metinde İnönü, Sovyet gezisi hakkında şöyle diyordu:

“–Başbakanın Moskova gezisi tam bir başarıyla bitmiştir. Başbakan Sovyetler Birliği’nde resmî makamlardan ve halktan gördüğü muameleden memnunluk ifade etmiştir. İyi komşuluk münasebetlerinin daha ümitli bir yola girdiğini söylemiştir. Ekonomik ve ticari alanlarda verdiği haberler kalkınmamıza yardımcı olacak mahiyettedir. Mahsullerimiz için geniş pazar bulunduğunu bildiriyor. Alacaklarımızla kalkınmanın kolaylaşacağını, ödeme şartlarının elverişli olduğunu söylüyor. Özetle denilebilir ki, Başbakan Sovyetler’le iyi komşuluk münasebetlerini geliştirmek için açılan yeni politikayı başarıyla yürütmüş, ilerletmiş, ekonomik tedbirlerle bağlama yolunu bulmuştur. Memleket Başbakanın çalışmasından ve başarısından müteşekkir olmakta haklıdır.”

İnönü burada durdu. Hafif gülerek, “Şimdi politika kısmı geliyor” dedi ve okudu:

“–Başbakanın Sovyetler Birliği’ne seyahatinin göze çarpan tuhaf tarafı, Koalisyon partilerinin ve bu partilerin sözcülüğünü yapan bütün gazetelerin Başbakanın Sovyet Rusya’dan getirdiği iyi haberler için bir kelime memnunluk söylemekten dikkatle kaçınmış olmalarıdır. Koalisyon kendilerinindir, Başbakan kendi Hükûmetlerinin Başkanıdır. Bu, esef edilecek bir olaydır.”

Komünistlik ithamlarına karşı sözler

Kafamızdaki soruların birisini yeri gelmişken sormağa imkân bulamadık. Siyasî çevreler özellikle derler ki; İnönü, yeni Hükûmet Başbakanın Sovyetler’e hemen gitmesini hararetle istemiştir. Sebebi açıktır: CHP’ye göre, Sovyet Rusya ile ilişkilerin CHP Hükûmeti eliyle kurulmasından sonra, memleketin her köşesinde, İnönü’ye ve partisine komünistlik isnadı gelişmiştir. Nitekim, İnönü, bu ittihamın intikamını şu sözlerle almaktadır:

“– Bunun sebebini vatandaş görmüştür ve anlamıştır. Bu partiler bizim, Sovyet Rusya ile iyi münasebetler açılması için başladığımız teşebbüsün, gözü kapalı aleyhinde bulunmuşlardır. Bunu, bizi komünistlikle suçlamak için pek elverişli fırsat saymışlardır. Bu ithamı ellerinde bir bayrak gibi dolaştırmışlardır. Şimdi kendi koalisyonlarının ve Hükûmetlerinin Başkanı, bu politikanın memleket için hayırlı meyvelerini bir Rusya seyahatinden getirmiştir. Ağızlarını açıp tek kelime söyleyememeleri, ne kadar yanlış hesap içinde ve mahcup durumda olduklarını bizzat kendilerinin dahi görmelerinin neticesidir. Ama, vatandaş salim düşüncesiyle, bundan gerekli ibret dersini çıkarmıştır.”

(...)

Amerika ile münasebetlere gelince

İnönü, “Bütün münakaşalarımızda samimî olarak söyledim ve söylerim ki iç politika meselelerimiz üzerinde hiçbir yabancı devletle biz, bir görüşme yapmamışızdır. Tabiatıyla bir ihtilâfta olduğumuzdan da bahsedilemez” diyerek şöyle devam etti:

“– Bir misâl olarak petrol meselesinin Amerika ile münasebetlerimize tesir ettiği veya edeceği ileri sürülmek istenilir. Bu, tamamıyla yersiz bir tefsir gayretidir. ABD ile münasebet, iki memleketin temel ve bütün menfaatlerine değinen hayatî bir konudur. Bu konuda biz, hiçbir zaman kusurlu bir halde bulunmadık. Petrol şirketleriyle açılan muamele tamamıyla bir iç meseledir. Petrol meselesinde Amerika Devleti, hiçbir zaman bizim karşımızda bir vaziyet almamıştır. Amerika Devleti’nin buna istidatlı olacağını da sanmak istemem.”

Yazılı metin dışında da ekledi: “Bizim zamanımızda başlanan petrol şirketleriyle pazarlık, şimdi devam ediyor. Son petrol tartışmaları yüzünden alevlendi. Bundan bir şey çıkacağını sanmıyorum.”

Yabancı şirketler için teminat veriyor

Sonra, âdeta bir teminat verdi:

“–Tekrar edeyim ki, Türkiye’de yabancı şirketler kanunların teminatı ve himayesi altında serbestçe çalışmaktadırlar. Çalışacaklardır. Petrol şirketlerinin faaliyetlerini düzenleyen özel kanunlar mevcuttur. Bu özel kanunların zamanla meydana çıkan mahzurlu tarafları elbette ki düzeltilecektir.”

İsmet Paşa daha sonra, iktidarı sırasında zahmet çektiğini ifade ettiği bir başka iç meseleye döndü. Vergilerin ilân edilmesiyle, ortaya çıkan ferahlığın CHP Hükûmetlerine düşürdüğü iftihar payını uzunca anlattı. İnönü:

“–CHP’nin tâkip ettiği vergi reformu politikasının ne kadar doğru olduğu az zamanda anlaşılmıştır. Bu güç eser, herkesin anlayamayacağı ve cesaret edemeyeceği bir ciddî kalkınma ve ilerleme teşebbüsüdür. Biz bunun kararını, memleketin ekonomik ve sosyal ortamına gerekli teşhisi koyduktan sonra vermişizdir” dedi. Arkasından, iç politikada söylemek için aylarca beklediği noktaya varıyor:

Şimdiki iktidar için sözü: Taklitçiler

“–Biz servet beyannamesi ve vergi açıklanması kararlarını verirken karşımızdakilerin yükselttikleri para ile imanın gizli kalması gerektiği ve bizim yaptığımızın komünistlik olduğu ithamlarının yankıları hâlâ kulaklarımızdadır. Şimdi, bu ithamların sahipleri de mahcubiyet içinde eğik boyunla aramızdadırlar. Vergi beyannamelerinin açıklanması, ziraî vergilerin düzeltilmesi, hesap uzmanlarının yetiştirilmesi gibi teşebbüsler, hepsi, fiiliyatta ve tatbikatta karşımızda bulunan partiler tarafından kötülenmişti. Bugün bunlar, haksızlık ettiklerini söylemeksizin mahcup durumlarına çare bulmak gayretine düşmüşlerdir. Düşünmeli ki, biz 1964 senesine girdiğimiz zaman hem kalkınma, hem yarı harb, hem vergi reformu içindeyken bütçe çıktıktan aylarca sonra vergi kanunlarını yarım çıkartabilmek muamelesine uğramıştık. Şimdi hata anlaşılmışsa ve çare aranırsa biz bundan memleket hesabına ancak memnun oluruz. Ama vatandaş pekâlâ bilmektedir ki, bir hastalığın teşhisini koyup çaresini arayanların yerini, onun aleyhinde bulunan taklitçiler dolduramaz.”

Bizim kuvvetimiz doğruluğumuzdur

İnönü, okumayı kesti. “Şimdi ziraî vergi az diyorlar.. Püff.. Biz bunu söylediğimiz zaman karşımızda durup, zorluk çıkaranlar gene onlar..” cümlelerini ekledi. Sonra da devam etti:

“Bizim aleyhimizdeki bütün ithamlar daha bugünden, o ithamlara sebep olan davranışların neticeleri alındıkça iğne yemiş balon gibi birer birer patlamaktadır. Vergilerin açıklanması komünistlikmiş! İşte, neticesi. Sovyetler’le münasebetlerin iyileştirilmesi komünistlikmiş! İşte, neticesi. Petrol meselesini Türkiye’nin menfaatine düzenlemeye çalışmak, Amerika’yla olan münasebetleri zedelemekmiş! İşte, şirketlerin ham petrolü daha ucuza satmak için pazarlığa koyulma kararları. Bizim kuvvetimiz, bugün yarın yapılacak yaygaralarla sarsılmaz. Bizim kuvvetimiz zaman içinde her gün değeri artan doğruluğumuzdur.”

Tek başına AP iktidarı meselesi

İnönü, AP’nin tek başına iktidara gelebilmesi ihtimalî ve bunun sonuçlarını nasıl gördüğünü de yazmıştı. Bir doğru seçimin neticesinin herkes tarafından kabul edileceğini ifade ederken geçmiş günlerden bu yana geliyor ve şöyle diyor:

“– Biz demokratik rejimi 1945’de fiili olarak kurmak kararını verdiğimiz zaman bütün neticelerinin doğru işlemesi, her görülen eksikliğin iyi yürekle giderilmesi çaresinin yolunu tuttuk. Her seçimin neticesini biz kabul ettik, memleket kabul etti. Her seçimde görülen eksiklikleri ya biz düzelttik, ya düzelmesini istedik. Demokratik rejim bir seçim neticesinin kabul edilmemesinden sekteye uğramadı. Anayasanın dediği gibi, seçim yoluyla gelenlerin meşruiyetlerini kaybedecek tutumda olmalarından sekteye uğradı. İstikbal de böyle olacaktır. Bir doğru seçimin neticesi herkes tarafından kabul edilecektir. Seçimle gelenler meşruiyetlerini kaybettirecek tutumda olurlarsa her şeylerini kaybedeceklerdir. Mesele, bu kadar.”

Ve üzerinde konuşulan bazı AP adayları işi

İsmet İnönü, bazı AP adayları üzerindeki çeşitli söylentilere karşı hassasiyet gösteriyordu:

“–AP’nin bazı yoklama adaylarına itiraz ediliyormuş. Hattâ Sayın Devlet Başkanı tesir yapıyormuş. Bize karşı olan gazetelerde bu havadisler verilirken, bunların CHP baskısı ile yapıldığı da yazılmıştır. Kesin olarak beyan ederim ki Sayın Cumhurbaşkanı ile herhangi bir siyaset adamı veya partisi arasında böyle bir konuşma olmuş ise, bundan bir kelime haberimiz ve bilgimiz yoktur. İkinci Demirkırat, birincisinden ne alır, nasıl alır, kimi alır bizi hiçbir surette ilgilendirmez. Elbette ikinci Demirkırat, aynı yolda yürüyecektir. Bizi ilgilendiren esas mesele, eski parti, yeni parti, bütün vatandaşların huzur içinde memleketi kalkındırmak, ilerletmek için çalışma imkânı bulmalarıdır.”

Seçim neticesi: Vatandaş huzur istiyor

İnönü, seçim sonuçları üzerinde de düşündüklerini yazmıştı. Bunun dışında da fikirlerini söyledi. Hattâ: “Bir kaç beyanatınızda, çoğunlukla iktidara geleceğiz, dediniz. Genel Sekreter Satır ise, hiçbir parti tek başına iktidara gelemez diyor. Bu, bir çelişme midir?” sorusuna: “Çelişme değildir” cevabını verdi. “Diğerleri öyle söylüyor, o da cevap veriyor” diye ekledi.

İnönü:

“–Kendimizi kuvvetli görüyorum. Seçim hakkında fikrim şudur: İleri, geri akımlar ve çekişmeler ortasında sade vatandaş, zengin ve fakir iyi vatandaş, memleketin emniyetini, memleketin insanları arasında güzel geçinmeyi, bir kelime ile huzur dediğimiz nimeti istiyor” dedi ve şunları ekledi:

“–Bir ihtilâlin tabiî karışıklarından sonra iyiye gidiyoruz. Huzuru kimin, nasıl devam ettirebileceğini vatandaş, oyunu kullanırken salim bir şekilde tartacaktır. Vatandaş, yeni idarenin huzur denilen nimeti kendisine sağlayarak iyi yürekli, gizli hesaptan uzak ve bu vasıflardan aldığı güce ve kuvvete sahip bir idare olmasını ister. Seçimlerden sonra nasıl bir Hükûmet kurulacaktır? Seçimlerin nasıl neticeleneceğini kesin olarak bana söyleyebilirseniz onun Hükûmetinin nasıl olacağını da ben size söylerim. Bugün ihtimaller üzerinde daha fazla zihin yormuyorum.”

 

 

 

 

İstanbul’da Halkla Yapılan Sohbet ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[78]

(...)

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Suphi Baykam, Cihat Baban ile İstanbul Milletvekili Orhan Eyüboğlu’nun da bulunduğu bu gezi sırasında, bir vatandaşın seçimlerde hangi partinin iktidara yakın olduğu konusunda sorduğu suale CHP Genel Başkanı İnönü şu cevabı vermiştir:

“– Zengin fakir her iyi vatandaş huzur denilen nimeti istiyor işinde emniyet istiyor. İşbaşında bulunanların sözlerine itimat etmek istiyor. Bunu seçmek sizin elinizde, düşünürseniz bulursunuz.”

İnönü, başka bir yerde halkla yaptığı bir sohbette ise şunları söylemiştir:

“Sizleri görmek ve hatırınızı sormak için geldim. Nasılsınız keyfiniz yerinde mi? Benim gördüğüm keyfiniz yerindedir. Keyfinizin yerinde olmaması için de hiçbir sebep yok. Seçimleri de keyfiniz yerinde vazife şuuru içinde ve neşe ile yapacaksınız.”

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Heybeliada’ya dönmek için Bostancı’da vapur beklerken basın mensupları ile de görüşmüştür. İnönü sorulan sualleri şu şekilde cevaplandırmıştır:

Soru: Bir demecinizde, Kıbrıs konusundaki tartışmayı Başbakan Rusya’dan dönünceye kadar kestiğinizi söylemişsiniz. Şimdi Başbakan Rusya’dan dönmüştür. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mıdır?

Cevap: Kıbrıs konusunda münakaşa açmak isterlerse konuşuruz.

Soru: Seçimde sloganınız ne olacaktır?

Cevap: Seçimde slogan, bu sizin sanatınız.

Soru: Demirel tek başına iktidara geleceğiz diyor. Buna ne dersiniz?

Cevap: O söyler. AP’nin tek başına iktidara gelmesini seçim gösterecektir.

Soru: Yunanistan’daki karışıklıklardan istifade edip hükûmet Kıbrıs konusunda olumlu bir hareket yapabilmiş midir?

Cevap: Böyle şeyleri sorumlu olan hükûmet bilir.

Soru: Demirel Rusya gezisinden memnun olduğunu söylüyor?

Cevap: Memnun oldum, memnun olmuşsa.

 

 

 

 

26 Ağustos Taarruzu’nun 43. Yıldönümü Dolayısıyla Harp Malûlü Şehit, Dul ve Yetimleri Cemiyetince Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma[79]

“Cemiyetimize şeref veren bütün hanımefendilere ve beyefendilere, Malûl Gaziler Yurdu’nun eski emektarı olarak teşekkürü ve minnetimizi ifade ederek söze başlayacağım.

Burada şereflerini dile getirdiğimiz malûl gazilerimiz ve şehitlerimiz, milletimize emanet olan dulları, evlâtları hepimizin bu toplantıda yüreklerimizi şükranla ve minnetle doldurmaktadır.

Muhterem dinleyicilerim, harb bir milletin hayatında büyük bir imtihandır. Bir milletin idaresini, halini ve geleceğini temin etmek için vazife almış olan insanların en büyük fedakârlıkları yapacakları gündür. Meydan muharebeleri, milletlerin bütün varlıkları ile karşı karşıya hesaplaştıkları bir tecrübe meydanıdır. Burada çalışanlar, ordu namı altında muhtelif kademelerde emir ve irtibatla vazifelidirler. Ordu büyük bir entelektüel müessesedir. Kanun ve usullerle işlemesi çok nazik, büyük bir mekanizma halindedir. En son haddine kadar fedakârlık isteyen bir müessesedir. Bir insan bütün varlığını, canını düşünmeden, severek meydan muharebesinde vermek vazifesindedir. Meydan muharebeleri ciddî imtihan meydanıdır.

Bir harb, bir meydan muharebesi, bunun içinde bulunan bütün unsurların bütün yürekleri ile birbirlerine yardım etmesi sayesinde kazanılır. Bir ordunun, bütün insanları birbirinden farklı güçlüklerde vazife alırlar. Bunların hepsi tabiî vazife bölümü sayılır. Ve meydan muharebesinin kazancı temin edilir.

Bir büyük ordu, bir tek aşk ile meydan muharebesine başlar: O meydan muharebesi muzafferiyetiyle bitsin.

O meydan muharebesinde düşman çözülmeye başladığı zaman, vatan da yeni bir şafağın sökmeye başladığını fark eder. Burada bulunan arkadaşlarımız, böyle bir feragat içinde meydan muharebelerinin bütün güçlükleri içinde, kendi hisselerine düşen fedakârlıkları kabul etmiş insanlardır. Burada millet hizmetine neyimiz varsa koymuş olan yakın dostlar halindeyiz. Hayatımıza ışık ve kuvvet veren, harpten sonra geçen hayatımızda da birbirimize olan yakınlığımızdır. Bu arkadaşlarımın hepsine ayrı ayrı hayranlıklarımız vardır. Sevgi içinde yaşamış; harpten sonra, milletimizden büyük sevgi ve teveccüh görmüşüzdür.

Büyük ordular, ancak büyük milletlerin yetiştirebileceği müesseselerdir. Büyük ordular büyük muharebeleri kazanırlar. Bizim milletimiz bu büyük milletlerden biridir. Bu orduların yadigârını sulh zamanında alicenap milletimiz bağrına basmıştır. Hepinize yürekten saygılarımı sunuyorum.”

İnönü’ye verilen şilt

Yaptığı konuşmadan sonra, CHP Genel Başkanı İnönü’ye, Malûl Gaziler Yurdu’nun sembolü olarak kırık kılıçlı bir şilt verilmiştir. İnönü bunu üzerine “Hayatımızın, yeniden 26 Ağustos 1922’de olduğu gibi büyük bir kazancını elde etmiş oluyorum” demiştir.

 

 

 

 

İstanbul Gezileri Sırasında Yapılan Sohbet[80]

(...)

Çatalca’da Belediye Parkı’nda misafir edilen İnönü’ye, Hakkı Akyul adında bir vatandaşın “Toprak Reformunun ne zaman çıkacağını halkın merak ettiğini ve köylülerin bir an önce, Toprak Reformu’nun çıkmasını istediklerini” söylemesi üzerine, İnönü şu cevabı vermiştir:

“Toprak Reformu isteyen köylülere söyle: Toprak Reformu’nu biz behemehal yapacağız. Esasen bütün gürültü bundan kopuyor. Ama Toprak Reformu’nu yapmak onların elinde. Toprak Reformu’nu yapmak istiyorlarsa, ona göre rey verirler. Halep oradaysa arşın burada.”

İnönü, Çatalca’nın Ortaköy semtinde vatandaşlarla yaptığı bir sohbette bir çiftçinin “Paşam, Toprak Reformunu anlamıyoruz, bize bunu anlatır mısınız” şeklindeki sorusunu şöyle cevaplandırmıştır: “Nasıl anlamıyorsunuz. Toprak Reformu imkân olduğu kadar, topraksızı, az topraklıyı toprak sahibi yapacaktır. Bütün çiftçiye iyi tohum, iyi gübre, kredi ve kooperatif imkânları temin edecektir. İyi ekmesini bilen memleketler bugün bizim bir dönüm topraktan aldığımızın üç mislini alıyorlar. İyi çiftçinin gübre, tohum bulmak için imkânı yoktur. Zengin çiftçi gibi âlet kullanmak imkânından da mahrumdur. Bunların hepsini kooperatif sağlayacaktır. Ufak çiftçi, traktör getiremez. Bu zengin çiftçinin inhisarındadır. Kooperatifler bunları temin edecektir. Toprak Reformu’nun aleyhinde olanlar, bunların hepsinin aleyhindedir. Ortakçı, yarıcı, ortaçağdan beri köle hayatı yaşıyor. Bunları kurtaracağız. Dikkat edin, benim aleyhimde olanlar Toprak Reformunun da aleyhindedirler.

İlk Demirkıratlar gelmeden önce ziraat bu kadar geri değildi. Çiftçi iyi, kötü geçiniyordu. Şimdi ne haldeyiz. On sene bu halde gittiler, bu devam etseydi sıkıntının haddi, hesabı olmayacaktı. Ziraatın geri olmasında büyük tehlikeler vardır. Köylüye yardım yok. Zannediyorlar ki, zengin çiftçi bundan ziyan edecektir. Zengin çiftçi bundan nasıl ziyan eder. Aklı erdiği zaman işbaşında bulunan gel sana Ziraat Bankasından yardım edeyim, der. Böyle olmaz. Bir program dahilinde köy köy, yer yer bu ıslahât yapılacaktır. Altı yıl geçti mi, her şey değişmiş olacak. Haydan gelen huya gider, kapanın elinde kalırsa; böyle plânsız ve programsız kalkınma ve çiftçilik olmaz.”

Alican’ın konuşmasına cevap

Bir vatandaşın “Alican, İnönü bizden yakalarımıza orak çekiç takıp dolaşmamızı mı istiyor diyor, ne dersiniz?” diye sorması üzerine, İnönü “Bu sözün ciddî bir tarafı var mı? Yok. O halde, bitti. İsmet Paşa harpte, sulhta, muhalefette ve iktidarda nedir, bunu herkes bilir. Bir tarife ihtiyacı yoktur. 40–50 yıldan beri tuttuğumuz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz. Yapacağımızı biliriz. Behemehal muvaffak olacağız” demiştir.

Bundan sonra, bir hanım vatandaşın “CHP içinde kadın milletvekillerine fazla yer verilmiyor” demesi üzerine İnönü şu cevabı vermiştir: “Ben hanımlarla beraberim, sizin dâvanızı CHP ile olanlara ve olmayanlara kabul ettirmeye çalışıyorum ve çalışacağım. Kabul ettireceğim, emin olun.”

 

 

 

 

İstanbul İçerenköy Muhtarı, Koşuyolu, Çatalca ve Silivri’de Halkla Yapılan Sohbetler[81]

(...) İçerenköy’deki “Çınarlı” kahvede “az şekerli” kahvesini yudumlayan İnönü, kendisine “Hoş geldiniz!..” diyen ak saçlı adamın muhtar olduğunu öğrenince ansızın, “Muhtarlık arıyorum. Bana yerini verir misin?..” diyerek sordu. Adam, böyle bir soruyu beklemediği için, bir an şaşırdı.. Hemen kendisini toparlayarak:

“–İhtiyaçları çok buranın.. İhtimama muhtaç burası...” diyerek cevap verdi... Fakat, İnönü, asırlık çınar ağacının gölgesinde bakıma muhtaç bu mahallenin muhtarlığına adaylığını koymuştu bir defa... Arzusundan dönemezdi. Nitekim:

“–İhtiyaçları olsun.. çalışırız” diyerek üsteledi. Muhtar, muhtarlığını bırakmaya niyetli değildi. Semtin ihtiyaçlarını sayıp dökmeye devam etti ve sonunda da, “Biraz konuşun Paşam...” dedi. İnönü neşeli bir gününde olduğu için belki de konuşacaktı ama, bir türlü “Muhtarlığımı size bırakıyorum...” demeyen muhtara, sağ elini “Hayır” anlamına gelecek bir şekilde havaya kaldırarak:

“–Evvelâ, beni seçiniz...Seçimde bana rey verirseniz iki saat konuşacağım. Şimdi ben muhtarlık arıyorum. Bana muhtarlığını verecek muhtarı seçiyorum. Hangi muhtar bana yerini kolaylıkla bırakırsa orada kalacağım.Ama bakıyorum senin muhtarlığı bırakmaya niyetin yok!..” diyerek cevap verdi ve beraberindekilere “Haydi gidiyoruz...” dedi. Kalktı. Arabaya binerken muhtarlık odasından hâtıra defterini koşarak alıp getiren yaşlı muhtarın gönlünü almasını da unutmadı. Hâtıra defterine: “Çınarlı kahveyi ziyarette, İçerenköylülerle ve değerli muhtarı ile (Sayın Dilaver) dostça sohbet hâtırası” diyerek yazdı ve imzaladı.

 

 

 

 

Söyleyin patrona ayran içeceğim..

Geçen çarşamba günü saatin 17.25’i gösterdiği bir sırada, koşuyolundaki bir kahvenin havuz başında oturan İnönü, etrafını saran semt sâkinlerine “Demek çeşme başında toplanıp Belediyeye teşekkür ediyorsunuz...” dedi. Bu konuşmanın arkasından, dertler sıralanmaya başlanınca, konuyu değiştirerek, sormaya başladı:

“–Şu ağaç, nedir?”

“–Söğüt ağacı Paşam!..”

“–Ya şu..!”

“–O da akasya...”

Artık, dert dinleme faslından sohbet faslına geçilmişti. Salkım söğütlerin altında buz gibi soğuk ayran içmek doğrusu hiç de fena olmayacaktı. Bunu hepimizden önce hisseden İnönü:

“–Ayran içelim” dedi. Sonra da garsona, “Ayran bekliyoruz. Söyleyin patrona ayran içeceğim” diye seslendi.

Bu arada, kendisini görmek için etrafı yararak ilerleyen bir delikanlı, yıllardır kafasını kurcalayan “Kıbrıs” konusunda:

“–Paşa baba, Kıbrıs’ı ne yapacağız.” diyerek sorunca,

“–Ne istiyorsunuz, yapalım?..” cevabını aldı. Arkasından:

“–Bana kalırsa şimdi giderim...” dedi. İnönü, nedense bu konuda konuşmak istemiyordu. Sadece güldü. Bu sırada ayranlar da gelmişti. İnönü ayrana tuz ekerken, mahalle muhtarı kalabalığın arasından sıyrıldı:

“–Lütfettiniz Paşam buraya gelmekle...” dedi. İnönü, bu söze karşılık halkı göstererek:

“–Onlar lütfettiler...” diyerek cevap verdi.

Halk içinde halkla beraber..

Öğrencilerin hâtıra defterlerine, “başarı” dileklerini yazıyor, resim ve hüviyet kartlarına imza atıyordu. Bir politikacının her şeyden önce “halka kendisini sevdirmesi” gerektiğini söylüyordu. Nişanlı çiftlerin kısa zamanda evleneceklerini duyunca, sevinçle kendilerini alkışlıyordu. Balkan Harbinde kendisini tanıyan yaşlı askerlere, yaşlanma konusunda, “Geçmiş seneleri silelim, yeni baştan başlayalım” diyen İnönü, “22 yıl bir şey değil. Geçen hafta gibi!..” diyordu.

[Tamamlayıcı haber]

Önceki gün Ankara’ya dönen CHP Genel Başkanı İstanbul’da bulunduğu sürece, halkın içinden çıkmadı, İstanbullularla sohbet etti CHP Genel Başkanı halk arasında dolaşmaktan son derece zevk alıyor neşeleniyor ve “Bu geziler beni dinlendiriyor” diyordu. Çok yorucu gezilerin olduğu günlerde bile İnönü, gezinin sonunda: Çok iyi bir gezi oldu. Memnun oldum. Enerjim arttı, zihnim açıldı, diyordu.

(...)

Çatalca’da

O gün akşam üstüne doğru Çatalca’da idik. Mahşeri bir kalabalık sokakları doldurmuştu. İnönü arabadan iner inmez halk etrafını aldı. Elini öpmek, çiçek vermek isteyenler birbirlerini kovalıyordu. Evlerde olanlar pencerelerden yarı bellerine kadar sarkmışlar, İsmet Paşayı alkışlıyorlardı:

–Yaşa baba, varol... seslerini alkışlar tâkip ediyordu. Kalabalıktan yürümek güçtü İnönü güçlükle açılan bir yoldan yavaş yavaş yürümeye başladı. Şapkası ile halkı selâmlıyor:

–Acele etmeyin hepinizin yanına geleceğim. Sağ olun diyordu. Çatalca’nın halkla dolu ana caddesinde beş yüz metre kadar yürüdükten sonra Belediye parkına gidildi. Çam ağaçlarının altında hazırlanan bir masaya oturdu İnönü ve hemen lafı açtı:

–Sizi görmeye geldim. Nasılsınız bakalım?

–Sağ olun Paşam iyiyiz. Sizi aramızda gördük bahtiyarız.

–Beni dinleyin. Aranızda belediyeden biri var mı?

–Ben varım, diye bir hanım Paşanın masasına bir adım daha yaklaştı.

–Öyle mi, çok güzel, şimdi beni dinle. Buradaki çam ağaçlarını kim dikti?

–Bu ağaçlar çok önceden dikilmiş Paşam.

–Ama cinsleri güzel. Bunu bir meraklısı bulmuş...

İnönü’ye muhtarlık verildi

İsmet Paşayı görmek için kaynaşan halkın arasında kan ter içinde sıyrılan iri kıyım bir adam, masaya yaklaştı ve:

–Paşam, hoş geldiniz. Ben Ferha Paşa Mahallesi’nin muhtarıyım. Adım Niyazi Karaduman, siz geçenlerde İçerenköy’de bir muhtarlık istemişsiniz. Ben size kendi mahallemin muhtarlığını devrediyorum.

Muhtar bunu söyler söylemez cebinden çıkardığı muhtarlık mührünü ve anahtarları, İsmet İnönü’ye uzattı:

–Buyurun Paşam, yalnız bizim hükûmet konağımız bir Rum mektebinde... Müstakil bir hükûmet konağımız yok. Bize bir hükûmet konağı yaptırın. İsmet Paşa muhtarın bu cömert ikramından fazlasıyla memnun olmuştur. Bir kahkaha atarak:

–Sağ ol muhtar, bunu hiç unutmayacağım... dedi.

Halkla sohbet

Şimdi sıra halkla sohbet etmeye gelmişti. İnönü etrafını alanlara dönerek

–Bana soracağınız bir şey var mı? Cevap vereyim...

Ön sıralardan bir vatandaş,

–Paşam, diye söze başladı ve ilâve etti:

–Köylüler Toprak Reformu’nun ne zaman çıkacağını soruyorlar.. İnönü:

–Köylüler Toprak Reformu’nu istiyorlar mı?

–Evet Paşam..

İnönü:

–Toprak Reformu’nu isteyen köylülere söyle: Toprak Reformu’nu biz behemehal çıkaracağız. Esasen bütün gürültü ondan çıkıyor.

Ama Toprak Reformu’nu çıkarmak onların elinde, Toprak Reformu’nu istiyorlarsa ona göre rey verirler. Halep oradaysa arşın burada...

Aynı şahıs ikinci soruyu da sordu:

–Paşam, Alican, İnönü yakalarımıza orak çekiçli rozet taktıracak diyor.

–Siz ne dersiniz?

İnönü gayet sakin ve mütebbessim şu cevabı verdi:

–Bu lafın ciddî bir tarafı var mı? Yok... İsmet Paşa ve CHP harpte, sulhta muhalefette, iktidarda nedir? Bunu herkes bilir. Bir tarife ihtiyaç yoktur. 40-50 yıldan beri tutuğumuz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz. Yapacağımızı biliriz. Behemehal muvaffak olacağız.

Kalabalık arasında bir hanım İsmet Paşaya şunları söyledi:

–Paşam, CHP devrimci bir partidir. Fakat bu devrimci parti içinde hanımlara erkek arkadaşlar yer vermek istemiyorlar. Bu böyle olmaz.

İnönü bu itiraz üzerine; elini dizine vurarak bir kahkaha etti ve:

– Ben hanımlarla beraberim. Sizin dâvanızı CHP’li olanlarla olmayanlara kabul ettirmeye çalışıyorum. Çalışacağım. Kabul ettireceğim emin olun.

Silivri’de

Çatalca’dan sonra Ortaköy’e uğradı. İnönü burada Toprak Reformu hakkında bilgi isteyen köylülere, Toprak Reformunu anlattı. Onları ikna etti. Buradan Silivri’ye gidildi. Silivri de halk İsmet Paşaya bir şey sormadı sadece semtin özellikleri anlatıldı ve Silivri’de bir süt endüstrisi kurulmasının gerektiği belirtildi. Bu arada, Silivri’nin yoğurdunun Türkiye’nin en ünlü yoğurdu olduğu söylendiği zaman İnönü, evvelce içmiş olduğu ayranı da hesaba katarak:

–Sizin ayranınız yoğurdunuzdan güzel, bu nasıl oluyor, diye sordu.

(...)

 

 

 

 

Seçimler, İstanbul İzlenimleri, Toprak Reformu ve Komünistlik İthamlarına İlişkin Anadolu Ajansı’na Verilen Demeç[82]

(...) İsmet İnönü konuşmasına:

“Ankara’ya gidiyorum. Seçimin son safhasının idaresinde, partimizin başında bulunacağım. Bizi memleket ölçüsünde kesif bir çalışma bekliyor” diye başlamış ve İstanbul’da bulunduğu sırada halkla, yaptığı temaslar hakkındaki intibalarını şu sözlerle açıklamıştır:

“İstanbul’da sükûnet içinde, vatandaşlarımla temas etmek ve araştırma yapmak fırsatını buldum. Gördüklerimden, edindiğim intibalardan ümitliyim ve memnun dönüyorum. Her yerde İstanbullular’dan gördüğüm anlayıştan ve teveccühten dolayı, İstanbullular’a karşı minnet duygularıyla doluyum. Seçimlerden önce, belki bir defa daha gelebileceğim ve o günün durumunu da İstanbullulara söyleyeceğim.”

Seçim ne netice verirse o kabul edilecektir

CHP Genel Başkanı müteakiben 20 Ekim seçimlerine ve sonuçları konusuna temasla şunları söylemiştir:

“Benim gördüğüm, Türkiye, 1965 seçimine, gelecek günler için bütün iyi şartlar ve temel tedbirler hazırlanmış olarak giriyor. Bana bazı endişelerden bahsedenler oldu. Kesin olarak söylemek istiyorum ki, seçimler sükûnet içinde yapılacaktır. Yine kesin olarak söylemek isterim ki seçim, ne netice verirse o kabul edilecektir, 1965 yılında Türkiye huzur dönemine dönmüştür. Seçmen vatandaş oyunu verirken bu huzurun devamını esas hedef bilecektir. Memleketi yeniden bir maceraya çekmemek gayesi, her şeyin başında gelecektir. Ümitli olmamın sebebi budur.”

Her Türk köyünde bir sadrazam

İsmet İnönü politika hayatındaki genel anlayışına temas ettikten sonra 1961 seçimlerinden, iktidarı teslim edinceye kadar geçen sürenin bir muhasebesini yaparak sözlerine şöyle devam etmiştir:

“Benim siyasî hayatımda bir temel anlayışımı vatandaşlarım bilirler. Ben politikaya, her Türk köyünde bir sadrazamın oturduğunu düşünerek başlamışımdır. Hayatım, her Türk köyünü istediği gibi aldatabileceğine inanmış olan insanlarla mücadele içinde geçmiştir. Şimdi, bu kanaatime sadık olarak ve her Türk köyünün anlayacağına güvenerek diyorum ki: Bugün siyasî hayat, kararlı bir düzene girmiştir. Biz, 1961’de sorumluluğu aldığımız zaman durum böyle miydi? Bu dört sene içinde, siyasî istikrarı tamamıyla tahrip edecek karşılıklı ne hareketler oldu, unuttunuz mu? Bugün, saat gibi güven içinde işlemek istidadında olan çalışma hayatımız, çalışma hayatımızın meseleleri ne haldeydi? Yalınayak insanlar, Büyük Millet Meclisi’ne kadar yürüyüp, gösteri yapıyorlardı ve sokaklarda siyaset cereyanları birbirine hücum ediyorlardı. Emaneti teslim ettiğimiz zaman bunlar geride kalmıştı. Bugün, Sayın Başbakan Ürgüplü’nün böyle meseleleri var mıdır? Bu durum nasıl emeklerin mahsulüdür? Seçmen vatandaş, oyunu verirken bunu düşünecektir. Eski usullere dönüldüğü zaman ne neticeler hasıl olur, seçmen vatandaş oyunu verirken bunu hatırından çıkarmayacaktır. Huzurumuz, biz ona sahip çıkarsak devam edecektir. Huzur isteyen Türkiye, köylüsü ve kentlisiyle, bu gerçeği unutmak hakkına sahip değildir. Seçmen gerçekleri gözden kaçırırsa olumlu neticelerin hepsi kaybedilebilir. Bunlar kazanması güç, fakat ihtiyatsızlıkla kaybedilmesi kolay neticelerdir. Hepsinin devamını sağlamak da, hepsini kaybetmek de seçmenin elindedir. İyi idarede, gelecek günler verimli sonuçlar verecektir. Türkiye bilimsel ve tabiî müddetler içinde kalkınmasını kesin, olumlu hedeflere ulaştıracaktır.”

İyi şartlara gidiyoruz

CHP Genel Başkanı, seçimler konusundaki “iyimserlik”inin sebeplerini açıklayarak: “Tabiî, bütün iyi ümitlerin ve iyi şartların yanında, onun zıddı olan çabalar ve ihtimaller işlemektedir. Bugünkü iyimserliğimin sebebi, olumsuz şartların milletin gücü karşısında dermansız kalacaklarına samimî inancımdandır. Ben İstanbul’da bunu gördüm” demiş ve şunları eklemiştir: “[Seçimlere]İyi şartlarda gidiyoruz. En başta siyasî şartlar, kararlı emniyeti ve emniyet içinde engin çalışmayı sağlayacak, sağlam bir temele dayanmıştır.

Bu temel, yeni Anayasa’dır. Bu temel emniyet şartının zıddı olan olumsuz unsur ise, bu nizamın evvelkiler gibi çöküntüye ve kötü yollara götürülebileceğine inananların görülebilmesidir. Bunlar muvaffak olamayacaklardır. Herhalde, eskiden olduğu gibi, on sene hüküm süremeyeceklerdir. Ama, mesele, seçmenin bunlara kapılmadığını göstermesidir.

İyi günlere gittiğimizin ikinci belirtisi, kalkınmanın programa ve plâna bağlanma yoluyla olabileceğinin kabul edilmiş olmasıdır. Plânlama tatbikatının başka memleketlerdeki ilk senelerine kıyaslanırsa, bizdeki ilk seneler, övünülecek başarıyla geçmiştir. Ve gelecek için bütün ümitleri haklı çıkarmıştır. Mesele, şimdi samimî bir plân anlayışını, cesaret ve metanetle devam ettirebilmektedir. Bu plânlama politikasının tatbikindeki en büyük engel, plâna senelerce karşı koymuş olan ve bugün de ciddî olarak bunu anladıkları, buna inandıkları bilinmeyen politikacıların yaratmaya çalıştıkları ve ümitleri kesilinceye kadar yaratmaya çalışacakları menfî kanaatlerdir. Bu mukavemetin sahipleri, plânsız politikayı, çalışmadan kazanmanın öz kaynağı saymaktadırlar. Bunlar, plânlı çalışmayı da, çalışmadan her mahallede milyoner yetiştirmenin vasıtası haline getirmek gayretindedirler. Aslında, plâna karşı olan bu sistem, aldatabildiği kadar yürümeye çalışacaktır ve mahiyeti daha da kısa zamanda anlaşılarak, daha da fena mahkûmiyete uğrayacaktır. Bunda bu mesele, seçmenin bunlara kapılmadığını göstermesidir.”

Toprak reformu ve komünistlik isnatları

İnönü, CHP ye yöneltilen komünistlik isnatlarını ele alarak: “Toprak Reformu” diyoruz, “komünistlik kokuyor” diyorlar. Bu memlekette huzuru, Toprak Reformu’nu bizim anladığımız mânada yapmaksızın devam ettirebileceğini iddia edenler, ya akılları ermeyen saflardır, yahut çok özel menfaati dokunduğu için, bilerek bunun karşısında bulunan politikacılardır” demiş ve şöyle devam etmiştir: “Bunlar, memleketi en kısa zamanda tarifsiz karışıklıklara götürürlerse hiç şaşmayacağım. Komünistliğin Toprak Reformu yapmakla mı, yapmamakla mı kapımızı çalacağını sağduyu sahibi seçmen anlamış durumdadır. Benim iyimserliğimin bir sebebi de budur.

Bizim sosyal adalet, sosyal güvenlik yönündeki tedbirlerimiz de böyle olmamış mıdır? İşçiye haklarını verdiğimiz zaman, aynı komünistlik ithamları, aynı çevreler tarafından yükseltilmişti. Komünizm geldi mi? Komünizmi bırakınız, bu haklar verilmeseydi huzur gelir miydi? Bugün seçmenin bunu düşünemeyeceği sanılıyor. Düşünecektir. Söyleyeceğiz, tekrar edeceğiz, anlatacağız, herkesi kandırabileceklerini hesaplayanların sandıklarının aksine, herkes anlayacaktır. Petrol konusunu anlayacaktır. Toprak Reformu’nu anlayacaktır. Yeni dünyadaki yerimizi anlayacaktır, gerçek millî menfaatlerimizi anlayacaktır. Seçmen gözü bağlanarak memleketi tekrar bir karanlık içine atmayı reddedecektir, Yok, eskiyi geri getireceklermiş, yok intikam alacaklarmış, yok, birinci demirkıratmışlar, ikinci demirkıratmışlar.. Bunlar on yılın öncesinde yaşıyorlar, politikacıları bugünün şartları içinde yaşamaya davet ederim.”

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Anadolu Ajansı’na verdiği özel mülâkatı şu sözlerle tamamlamıştır: “Seçime, güzel günleri memleketimize bir an evvel, bütün bütün getirmek için giriyoruz. Vatandaşlarımıza gerçekleri bir bir anlatmaya çalışacağız, Ankara’ya dönerken kafamdakiler ve kalbimdekiler bunlardır.”

 

 

 

 

30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[83]

Zafer Bayramı’nı milletimize heyecanla tebrik ediyoruz. Zafer Bayramı’nın temeli bir 30 Ağustos gününde kazanılmış olan meydan muharebesine dayanır. Bu meydan muharebesinin tarihte adı Başkumandan Meydan Muharebesi olarak kaydedilmiştir. Her meydan muharebesi bir siyasî hedefi kazanmak için verilir. Meydan muharebelerinin hangilerinin ne ölçüde siyasî hedeflerini elde ettikleri çok zaman evvel doğru tahmin edilmemiştir. Kimisi çok geniş ölçüde savaş olduğu halde önemli netice kazandıramamıştır. Azı beklenilenden ziyade neticeler değişmiştir.

30 Ağustos Başkumandan Meydan Muharebesi bağlanan ümitleri çok büyük ölçüde temin etmiş olan zaferlerdendir.

Başkumandan Meydan Muharebesi insanların tanıdığı en haklı bir sebebe dayanır. Bu sebep, masum bir milletin, zalim bir dünya tarafından uğradığı haksız muamelenin yalnız fedakârlığa güvenilerek cevabının verilmesidir.

30 Ağustos Zaferi her zaman takdir edilecek bir askerî sanat eseridir.

30 Ağustos Zaferi bir büyük milletin vasıtalar ve yardımlar bakımından çok elverişli şartlar içinde bulunan hasımlara karşı fedakârlığın ve sanatın zaferidir.”

30 Ağustos Zaferi büyük bir milletin mânası ile kurtuluş ihtiyacını duyduğu günde bütün ümitlerini bağladığı ordusundan ve ordusunun başında bulunan Başkumandanından beklediği vazifenin tam başarı ile ifa olmasının parlak bir misâlidir. Böyle orduları ve böyle bir Başkumandanı büyük milletler meydana getirebilirler.

Türk Milleti 30 Ağustos Zafer Bayramı ile kalbinin bütün coşkunluğu içinde övünmeye, sevinmeye dolayısıyla şenlik yapmaya haklıdır.

 

 

 

 

Hindistan ile Pakistan Arasındaki Çatışmalar Dolayısıyla Verilen Demeç[84]

Pakistan’da cereyan eden muharebe hakkında Başbakanın yaptığı tebliği lâyık olduğu büyük önemle karşıladık.

Hükûmet dost ve müttefik Pakistan’ın ıstırabına faydalı olmak için ciddî bir çalışma içindedir. Biz buna yürekten yardımcı olacağız. Cereyan eden kanlı hâdiseler hakkında kesin kanaatimiz ve Türk vatandaşı olarak kesin durumumuz şudur:

Pakistan düpedüz tamamen haksız bir tecavüze uğramıştır. Uluslararası bütün kurallarla şüphe götürmez bir surette teslim edilmiş olan Keşmir üzerindeki Pakistan hakkı silâhla kaldırılmak isteniyor. Bu muamele haksızdır. Türk Hükûmeti, böyle haksız bir muamelenin nihayet bulması için bütün kudretini sarf etmelidir. Hindistan ile Pakistan arasında Keşmir ihtilâfının her iki memlekete zarar verdiğini her vesileyle söyledik, çare bulmaya çalıştık. Hindistan’ın bütün sulh çarelerini reddetmesi asla tasvip edilecek bir hareket değildir.

Pakistan’ın bütün ıstırabına iştirak ediyoruz. Bu ihtilâfın halledilmesi için her türlü gayreti sarf edeceğiz. Pakistan’ın uğrayacağı felâketin acısını her Türk ailesi hissedecektir.

 

 

 

 

CHP MYK Üyeleri ile Kadın ve Gençlik Kolları Yöneticilerinin Katıldığı Bir Toplantıda Parti İçi Önseçimler ve Genel Seçimlere İlişkin Yapılan Konuşma[85]

Sevgili CHP’liler,

Bugün sizleri CHP’nin muhtelif dallarında çalışan arkadaşlarım olarak topladım. Size anlatacaklarımı, bütün parti teşkilâtına ve partili arkadaşlarıma söylemek istediklerimin özeti olarak kabul ediniz. Bunu onlara naklediniz.

İlk önce, Parti Meclisi’nin çalışmasını bildireyim. Bu sefer Parti Meclisi çok önemli bir ödev için toplandı. Parti Meclisi bu ödevini yaparken tahmin edildiğinden daha güç bir görev karşısında bulunduğunu kavramıştır. 29 Ağustos’ta hâkim huzurunda önseçim yapıldı. Parti teşkilâtının seçmen vatandaşa takdim edeceği adaylar o gün seçildi. Bu neticeyi Parti Meclisi öğrendi. Listelere Partiler Kanunu ile eklemeye mecbur ve haklı olduğu merkez adaylarını tayin etmesi lâzımdı. Merkez adaylarının seçilmesinin ne kadar güç ve zahmetli olduğunun takdirini sizlere bırakırım. Yerler, ihtiyaca göre çok azdı. Aralarında seçme yapılacak olanlar birbirinden değerli idi ve çok sayıdaydı. Her seçilen aday, yoklama ile seçilenlerden aynı sayıda insanlara zarar veriyordu. Adaylar arasında tercih yapmak, zarar görecekler arasında adaleti korumak ve imkânlara sığmayan değerli arkadaşların ruh haletlerini kavramak, birbirinden önemli, birbirinden azaplı çetin konular olmuştur.

Parti Meclisi bu güç çalışmayı başarıp bitirdi. Parti Meclisi’nin her üyesi vicdanı ile çekişme halinde, partililere karşı yorgun ve dermansız, fakat ciddî görev duygusuyla bu çalışmadan yüzü ak çıkmıştır.

Parti Meclisi’nin Yüksek Seçim Kurulu’na takdim ettiği listelerdeki adaylar memlekete ciddî hizmetler yapmaya kudretli ve lüzumlu vasıfların hiçbirinden mahrum olmayan değerli insanlardır.

Listeler hakkındaki samimî kanaatimi söylüyorum: Daha iyisi yapılabilirdi, daha fenası olabilirdi. Böyle bir tartışmaya yer yoktur. Bütün partilerin listelerine bakanlar en kıymetli listelerin CHP’ye ait olduğunu görmekte hiçbir güçlük çekmeyeceklerdir. Biz bu seçimlere bütün listelerin en kıymetlisi ile giriyoruz. Bu, bize övünme hakkını verir. Huzurunuzda bunu tam bir vicdan rahatlığı ile ifade ederim.

Şimdi parti içinde arkadaşlık görevlerinin ve memlekete karşı borçlu olduğumuz dikkat ve saygının harekete gelmesi, işlemesi zamanındayız. Önseçim mücadelesi yapanlar kazanmış da olsalar, kaybetmiş de bulunsalar kendilerini bunun sarsıntısından derhal kurtaracaklar ve Altı Oklu Bayrağın zaferi için elele çalışacaklardır. Merkez adayı seçilenler ve seçilmeyenler arasında tabiatıyla hasıl olan kırıklıklar artık yeni görevler karşısında unutulacaktır. Bunlar insan tabiatının zahmetli fedakârlıklarıdır. Ama siyasî hayata girmiş ve memleket yolunda hizmet için idealistler gibi çalışmak kararını vermiş insanlar nazarında hayal kırıklıkları ilk yenilecek engellerdir. Siyasî hayata girenler, seçme ve seçilmenin cilvelerine en yüksek derecede bile olsa dayanamayacak mizaçta iseler siyaset yolundan memlekete hizmet etmek hevesini hemen terk etmelidirler. CHP gibi kazanmış olmayı ve kaybetmiş olmayı geniş ölçüde denemiş eski ve olgun bir partinin üyeleri seçimin bu cilvelerini geniş yürekle karşılayacak kabiliyeti edinmişlerdir.

Şimdi sizden istediklerim: Biz bu seçimi kazanabiliriz. Memlekette çok şey bunu gösteriyor. Millet huzurunun nasıl ve kim tarafından devam ettirilebileceğine teşhisini koymuştur. Bu netice için çalışmamız lâzımdır,. Bütün çekişmeler ve üzülmeler kapanmıştır. Kazananlar ve kaybedenlerin hepsi, kazanmış bir tek kişi şevkiyle seçmene partiyi anlatmaya, partiyi beğendirmeye çalışacaklardır. Bu bir şeref borcudur. Bu, memlekete siyaset yoluyla hizmetin ilk kapısı ve ilk basamağıdır.

Şimdi seçmen karşısında görevimiz çok feyizli olarak başlıyor. Memleketin dertlerini biliyoruz. Vatandaşın istediklerini biliyoruz. Huzur ve istikrarın, kalkınmanın, zengin ve fakir güven içinde çalışıp ilerlemenin, sosyal güvenliğin ve sosyal yükselmenin bütün çareleri üzerinde çalıştık, bunları tespit ettik. Vatandaşa söyleyeceğiz. Hiçbir parti bizimle bu konularda yarış edemez. Dikkat ederseniz, en iddialı olanlar elle tutulur bir tedbir, bir çare, bir program söyleyememektedirler. Bizimle, ağız kalabalığı başa çıkamaz.

CHP’liler, seçimi kazanmanın bütün şartları bizimle beraberdir. Halkın arasına gireceğiz ve en ücra köşedeki vatandaşa kadar herkese kendimizi anlatacağız. Ciddî bir görev duygusuyla çalışmaya koyulduğumuz zaman neticenin umduğumuzdan daha ileri olduğunu göreceksiniz ve göstereceksiniz.

Sizlere başarılar dilerim.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, konuşmasını bitirdikten sonra, toplantıda hazır bulunan ve kendisine takdim edilen CHP Edirne adaylarından Türkân Seçkin’i tebrik etmiştir. CHP listesinde birinci sırayı alan Seçkin’i toplantıda bulunanlara tanıtan Genel Başkan, “Adaylığı seçimle kazandı, haydi siz de kendisini tebrik edin” demiştir.

 

 

 

 

Pakistan Büyükelçisi Makbul Rabb ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri[86]

Büyükelçi Pakistan-Hindistan çatışmasının askerî durumu hakkında bilgi verdi. Metin ve kararlı görünüyorlar. Herhalde büyük ve önemli bir sefer. Pakistan azimli ve kararlı.

 

 

 

 

Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün Hindistan-Pakistan Çatışmasına İlişkin Parti Genel Başkanları ile Yaptığı Toplantıdan Sonra Söyledikleri[87]

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, Başbakanın yanında, öbür parti liderlerinden yarım saat fazla kalmış ve Başbakanlığın kapısında bekleyen gazetecilerin sorusu üzerine, daha fazla kalışı sebebinin “Tafsilât almak” olduğunu söylemiştir.

İsmet İnönü muhabirlere hükûmeti ciddî bir çalışma içinde gördüğünü, Pakistan’a faydalı olmak için hükûmetin her türlü imkânı aradığını söylemiştir.

“Pakistan’a faydalı olmak” deyiminden maksadın ne olduğunu soran bir muhabire İnönü, “Faydalı olmak deyimi içinde her türlü unsur vardır. Ne mümkünse onu yapacaklardır” demiştir.

İsmet İnönü, hükûmetin Pakistan’ın uğradığı saldırı ile ilgili olarak bugüne kadarki çalışmalarını tatmin edici bulup bulmadığına dair bir soruya şu karşılığı vermiştir:

“Çalışmalar hakkında geniş bilgi verdiler. Meseleyi her yönü ile öğreniyoruz. Şimdi, önemli olan, Pakistan ile Hindistan arasında ciddî ve büyük bir sefer başlamış görünüyor. Tabiî, ihtilâtı çok olan bir seferdir. Bizim hükûmet çalışıyor. Bu iki memleketten birisine, bir başka sahada, yakın bağlarla bağlıyız. Hükûmet her türlü imkânı aramaktadır.”

Bir muhabir İnönü’ye şu soruyu sormuştur:

“Pakistan’a yardım için NATO’ya bağlı kuvvetlerimizi kullanabilir miyiz?”

CHP Genel Başkanı bu soruyu şöyle cevaplandırmıştır:

“Hükûmetin içinde bulunduğu münasebetlerin hepsini dikkate alarak karar vermesi gerekmektedir. Hükûmetin her tarafta münasebeti vardır.”

[Tamamlayıcı haber]

(...)

Toplantıya katılan beş liderden biri olan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Başbakanlıktan ayrılırken, gazetecilerin, “NATO üyesi olmanın, yardım konusunda bir engel durumda mı olduğu” sorusuna karşılık:

“NATO içinde hükûmet, bu münasebetlerin hepsini dikkate alarak, karar vermeye mecburdur. Hükûmetin her tarafta münasebeti vardır” demiştir.

Pakistan’a faydalı olmak için hükûmetin ciddî bir çalışma içinde olduğunu belirten İsmet İnönü, her türlü imkânın arandığını ifade ederek şunları söylemiştir:

“Şimdi önemli olan Pakistan’la Hindistan arasındaki büyük bir ciddî savaştır. Pek tabiî, bu ihtilâtı çok olan bir seferdir. Bizim hükûmet çalışıyor. Bu iki memleket arasında, bir başka sahada, birisine yakın bağlarla bağlıyız. Bu sebeple hükûmet her türlü imkânı aramaktadır.”

 

 

 

 

Genel Seçimler Dolayısıyla Hazırlanan (Alıcıları Tespit Edilemeyen) Bir Seçim Mektubu/Bildirisi[88]

Aziz dostum.

Memleketimizdeki çalışma hayatının sosyal adalete uygun olarak düzenlenmesi ve emek sahibi vatandaşın mağdur olmaması için Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzun yıllardan beri gösterdiği çabayı bilirsiniz. Çalışma Bakanlığını, İşçi Sigortalarını biz kurduk. Bugün işçinin güven içinde memlekete hizmet edebilmesini sağlayan bütün kanunların hazırlayıcısı bütün hakların öncüsü ve savunucusu, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Başta Toplu Sözleşme ve Grev hakkı olmak üzere işçilere verdiğimiz bütün sözleri tuttuk.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin samimiyetle inancı şudur ki, sermaye ile emek arasında denge kurmadıkça bir memlekette kalkınma olmaz. Millî kalkınmanın ilk şartı, çalışan insana hakkını vermektir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz işçinin teşkilâtlanarak hakkını savunması yönüne çok önem verdik. Herkes için belli bir gerçektir ki Cumhuriyet Halk Partisi memlekete yepyeni olarak getirdiği sosyal adalet ve sosyal güvenlik fikirleri ile, emeğinin karşılığında hayatını kazanan insanın bugününü ve yarınını teminat altına almak için büyük gayretler gösterdi.

Ne var ki, bu istikamette daha verimli çalışabilmek ve daha iyi sonuçlara ulaşabilmek için işçi vatandaş kardeşlerimizin bizi düne nazaran çok daha kuvvetle ve daha hararetle desteklemelerine ihtiyacımız vardır.

Artık herkes biliyor ki, Cumhuriyet Halk Partisi çalışan, alın teri döken dürüst vatandaşların yanındadır. Az gelişmiş bir memleket olan Türkiye’de dar gelirli büyük topluluklara refah temin etmeği kendisine görev edinmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi işçi kardeşlerimiz tarafından ne kadar desteklenirse bu asil görevi o nispette yerine getirebilecektir.

Önümüzdeki 10 Ekim seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermek demek, ileri ve reformcu fikirlerin zafere ulaşmasını temin etmek demektir.

Sizden, bu sebeplerle Cumhuriyet Halk Partisi’ni desteklemenizi ve destekletmenizi diler gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

Genel Seçimler Dolayısıyla Muhtarlara Yönelik Bir Seçim Mektubu/Bildirisi[89]

Aziz Muhtar arkadaşım,

Bu mektubu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak sizi 10 Ekim seçimlerinden evvel, vatanımızı ilgilendiren meseleler üzerinde düşündürmek için yazıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi hakkında çok fena iftiralar kulağınıza kadar gelmiş olmalıdır. Bizim için komünist, dinsiz diyorlar; bu iftiralar kardeşi kardeşe düşman etmekten, vatandaşları birbirinin karşısına dikmekten ve bize düşman olanlara fırsat vermekten başka bir işe yaramaz. Cumhuriyet Halk Partisi, her şeyden evvel yurtta kardeşliğin gelişmesini istemektedir, bunu bir kere hatırdan çıkarmayınız!

Cumhuriyet Halk Partisi’nin gönlü artık, daha uzun yıllar Türk köylüsünün, Türk vatandaşının, sıkıntı içinde yaşamasına razı olmamaktadır.

CHP istiyor ki, çok çalışalım, kısa zamanda yollarımız yapılsın, sularımız getirilsin, çocuklarımız okulsuz kalmasın, hastahanesiz, doktorsuz kalmayalım. Bunun için topraklar sulansın, fabrikalar çoğalsın, refah artsın ki yabancılar sefaletin doğurduğu iç kırgınlıkları kullanarak bizi içimizden bozmasınlar. Herkese ekmek, iş temin etmek, her evi şenlendirmek istiyoruz.

Onun için plânlı kalkınmayı ileri sürdük ve plânı herkese, muhaliflerimize bile kabul ettirdik. Toprak Reformunu bu sebeple istiyoruz. Hiç kimseye evlât acısı çektirmemeye kararlıyız!

Sevgili Muhtarım!

10 Ekimde oyunuzu kullanırken yalnız köyünüzü ve kendi çevrenizi düşünmeyiniz... Oy verirken bu Devleti her yönü ile kim daha iyi idare eder, kim (evvelâ memleket, sonra parti) diye düşünür, onu arayıp bulunuz...

Oy vermek askerlik yapmak gibi bir memleket görevidir. Vereceğiniz oylarla yurt idaresi kötü ellere düşerse bunun günahı vebali sizin olur!

Bütün hayatını bu memlekete vermiş bir insan olarak sizden ricam oyunuzu kullanacağınız zaman, aklınız ve vicdanınızla karşı karşıya kalarak memlekete yararlı olmanızdır. Günü geldiği zaman memleketiniz için hayatınızı nasıl esirgemezseniz 10 Ekim’de de duygu ve düşüncelerinizle CHP’nin yanında olmalısınız.

Çoluk ve çocuğunuzla size esenlikler diler, gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

Malatya Seçim Söylevi[90]

Malatyalılar, sevgili hemşehrilerim,

Bundan tam dört yıl önce, 1961 seçimlerinin ilk konuşmasını gene burada, siz aziz Malatyalıların huzurunda yapmıştım. Bu, çok önemli, heyecanlı olaylarla dolu bir dört yıl oldu. Dört yılın sonunda bugün alnım açık, bütün vaatlerini tutmuş ve memlekete huzuru getirmiş, ilkelerini gerçekleştirmiş bir partinin, şerefli CHP’nin Genel Başkanı olarak 1965 seçimlerinin ilk konuşmasını yapmak üzere tekrar huzurunuzdayım. Size bugünkü durumu anlatacağım, sizden istediklerimi söyleyeceğim. Sizlere hitap ederken memleketimizin tamamına da seslenmiş oluyorum.

Aziz Malatyalılar,

Daha 1950’de memleketin başlıca meselesi huzur şeklinde meydana çıkmıştır. 1950’de iktidara gelenlerin nasıl sinirli ve insafsız bir partizan hayatına girdiğini Malatyalılar her vatandaştan daha iyi denemişlerdir. O zaman Malatya’ya getirilen Vali, ilk önce Malatya Belediyesi’ni bir düşman memleketin memuru gibi karşısına almıştı. Böyle başlayan çekişme devri Malatya’nın uçan kuşlarını susuz bırakmak hevesine kadar gitmiştir.

Bir iktidarın ilk gününden başlayan partizanlıktan bir ucundan öbür ucuna Malatya’nın çekmediği sıkıntı ve ıstırap kalmamıştır. İlkokulun masum çocuklarına devrin bir büyüğü bir gün Malatya’nın nesi meşhur olduğunu sorar. Belki devrin büyüğünün maksadı kayısıyı dile getirmektir. Masum çocuk bu kadar önemli bir sual karşısında hiç beklenmeyen bir cevap verir “Malatya’nın İsmet Paşası meşhurdur” der. Yetkili idare bu affedilmez çocuk suçundan dolayı okulda telâşlı tahkikata girişir.

Bu devir, 1960’a kadar böyle gözü kapalı baskı ve uğraşma halinde geçmiştir. Malatya’nın erkekleri ve kadınları demokratik rejimin başlıca dâvacılarından biri olarak 1960’ı bulmuşlardır. Hiçbir eziyet Malatya’yı haysiyetinde ve idealinde zayıf düşürememiştir. 1960’a kadar süren rejim dâvasının çetin günlerinde Malatyalı, erkeği ile ve tekrar ediyorum kadını ile bütün memlekette yeni hayatın, demokratik rejimin sancağını taşıyan insanlar arasında şerefle mevki tutmuşlardır. Bu eski hikâyeyi bugüne nasıl geldiğimizi hatırlatmak için söylüyorum.

1960 askerî ihtilâli, çok çekmiş olmasına rağmen Malatya’da son derece sükûnetle ve iyi vatandaşlık ruhu ile karşılanmıştır. Biz, politika prensibi olarak geçmiş zamandan vatandaşlar arasında acı kalmamasını ne kadar arzu ettikse Malatyalı da büyük çoğunluğu ile, yaradılışı itibariyle kendi çevresini bir sükûn ve uzlaşma muhiti haline getirmiştir.

1961 seçimlerinde, iktidarı alırsak büyük görevimizin memlekette huzuru temin olduğunu size burada ilân ettim. Size ve memlekete bugün bunun hesabını vereceğim. Geçen bu dört senelik müddette sükûnetin sağlanması ve bütün dalgalanmaların durdurulması bakımından nasıl bir yol tuttuğumuzu hatırlatacağım.

AP ile karma hükûmet

Biz ilk Hükûmeti, AP ile bir karma olarak teşkil ettik. Birbirinden en uzak görünen iki Partiyle bu karma hükûmet çok güç çalışmış, nihayet çalışmaz hale gelmiştir. Ama bu çalışma son derece faydalı olmuştur. Birbirine pek uzlaşmaz gözle bakan vatandaşlar arasında münasebetler yumuşamış, bir vatanın evlâtları gibi beraber geçinmek lüzumu hükûmete bakarak zihinlerde yerleşmiştir. Vatandaşlar arasında çekişme durmuş, şikâyetlere iki tarafın sorun taşıyan idarecileri sükûnet vermeğe çalışmışlar ve sıcağı sıcağına hırçınlıklar gevşemiş ve yatıştırılmıştır. Biz bu politikada o kadar ciddî ve samimî olduk ki, ortaklarımız bu politikayı CHP aleyhine kullanmak yolunu buldular ve büyük ölçüde CHP’lilerin şikâyeti bize karşı yükselmeye başladı. Benim kanaatimce CHP’nin fedakârlığı ile elde edilen müspet sonuçlar intikal devrinin büyük ihtiyacıydı ve büyük başarısı oldu. Ama bizim, memleketin geleceğini düşünen basiretli politikamıza kendileri için tehlikeli saydıkları bir buhranı geçiştirme vasıtası diye bakanlar bu politikadan hiçbir şey anlamadılar ve zamanın geldiğini sanarak ifratlı ve hırçın af avazeleriyle bunu nihayete erdirdiler.

Memlekete ilân ediyorum

Bu affı yapmış ve herkesi yuvasına geri vermiş kimse olarak buradan memlekete ilân ediyorum ki, ifratlı ve hırçın af avazeleri affı sadece geciktirmiştir. Biz ikinci koalisyonu kurduğumuz zaman memleket bir taraftan af çığlıkları, diğer taraftan bunun sıcağı sıcağına karşısında bulunan ihtilâlci cereyanların “hiçbir zaman af olmayacaktır” cevaplarıyla fiili hareket ve tecavüzlere sahne olmaya başlamıştı. Bu devri atlatmak kolay olmamıştır ve tehlikeli karışık hevesler yol almıştır. Bu cereyanlar o kadar hasta buhranlar göstermiştir ki, bir cephede neredeyse Çankaya’ya tekrar çıkmak ümidi, öbür cephede siyasî hayatı ve siyasî partileri kökünden kesme çaresi zihinlerde yer etmiştir. Bunlarla, memlekette fazla kan akmasına yer bırakmadan uğraşmak da bizim hükûmetimize düşmüştür. Siyasî partilerin uğradıkları tecavüzleri ısrar ile bertaraf ederek kanunların işlemesini sağlayabildik. Öbür tarafta iki defa, birbirinden önemli, birbirinden tehlikeli, silâhlı ayaklanma bastırdık. Bu karşılıklı hırçın akımlar ortasında basiretsiz ve şaşkın bir idare, rejimi bir istikamette veya karşı istikamette tamamıyla kaybedebilirdi. Bunların hepsinin üstesinden gelinmiş, sükûnetli, normal günlerin tabiî hayatı sağlanmıştır. Şüphesiz ki, bu müspet neticeler her şeyden evvel Türk ordusunun yüksek vatanperverliğiyle ve Türk ordusunun esasında temiz ellerde demokratik rejimden başka bir arzu taşımayan idealiyle alınmıştır.

Malatyalılar, sevgili hemşehrilerim,

Elli sene evvelki hikâyeleri dinler gibi bir haliniz var. Unutmayınız ki, bütün bu fırtınalar 1961’den beri 1963 ortasına kadar geçmiştir. Size iki sene evvelki tehlikeli maceralardan bahsediyorum. Geçirdiğimiz günleri iyice hatırlamanızı isterim ki, bugünün kadrini bilesiniz ve gelecek günlerin başlıca meselelerini hiçbir zaman gözünüzden kaçırmayasınız.

Millet karar vermek durumundadır

Sevgili Malatyalılar,

1965 seçimleriyle Türk milleti bir karar vermek durumunda bulunuyor. Memleketin kavuşmuş olduğu huzur ve sükun içinde basiretli bir iktidarın idaresinde tuttuğumuz yola devam mı edeceğiz yoksa nasıl bir idare kurmak istediklerinin işaretini bugünden vermiş olanlarla birlikte yeni maceralara mı sürükleneceğiz? Türkiye’de ise her seçmenin memlekete kaşı görevi, seçim günü sandık başına giderken bu suali kendi kendisine sormasıdır.

1963 sonlarına doğru Kıbrıs’ta Türk cemaatine karşı vahşi zulümlerin patladığını iyi hatırlarsınız. Bu sırada ikinci karma hükûmetteki ortaklarımız, içinde bulundukları bütün başarılarını paylaştıkları hükûmetin bir an önce çözülüp, çekilmesini sinir buhranları içinde arzu ediyorlardı. CHP’nin karşısında yer almış bulunan bütün siyasî partiler Kıbrıs meselesinin de eklenmesiyle genel durumun güçlüğü karşısında bir araya gelip hükûmet kuramadılar. Arzu etmemekliğimize, onların hükûmet kurmaları için ısrar etmemize rağmen, nihayet patlamış olan Kıbrıs dâvası günlerinde, düşmanı, hükûmetsiz bir memleket karşısında bulmanın keyfine düşürmemek için bağımsızlarla yalnız başımıza sorumluluğu yüklenmek mecburiyetinde kaldık. 1964 başına geldiğimizi fark etmişsinizdir.

Sevgili hemşehrilerim,

Bütün 1964’te memleket, yarı harbin sinirli hâdiseleri içinde yaşamıştır. Bu şartlar altında ekonomik kalkınmanın tedbirlerini yürütmeye uğraştık. Karşımızda bulunan partiler askerî ve malî ne tedbire lüzum görüldüyse, o tedbiri sevdirmemek, kötülemek için ellerinden geleni mübalâğa ile yapmışlardır. Bu şartlar altında 1964’ü geçirdik, toplumu sükûnete kavuşturduk, Kıbrıs meselesini patladığı günden daha elverişli, daha aydınlık bir uluslararası dâva haline getirdik. Ancak, o zaman karşımızdaki partiler, kendi hükûmetleri için şartların müsait hale geldiğine karar verip bir araya gelebildiler.

Gelecek günlerin hizmetinde

Sevgili Malatyalılar,

Üç sene siyasî ve iktisadî güçlükleri yenen başarılar devrinden sonra yalnız bu devri değiştirmek çabası içinde olanların tecrübesine memleketi devrettik. İktidarı bırakmayacağız ve iktidardan gitmemek için her şeyi yapacağımız propagandaları bir kof balon gibi patlayarak gene millet nazarında şerefli ve itibarlı insanlar olarak gelecek günlerin hizmetine kendimizi hazırlamaya başladık. Bu müddet esnasında tahrik edici bütün çıkışlara, sataşmalara karşılık sinirlerimizi muhafaza ederek dış politikada kayıtsız şartsız hükûmeti destekledik. Çok şükür yüksek sorumluluk duygusu taşıyan tarafız. Başbakana vakit vakit yardımcı olmak imkânını bulduk. Buna karşılık, aslında eski demir kıratın mirasını paylaşmak gayretinden esaslı hiçbir çabaları olmayan siyaset adamları bu sekiz aylık müddet içinde neler yapmaya istidatlı olduklarını birer birer göstermişlerdir.

Dertler ve çareler

Sevgili hemşehrilerim,

Bu seçime memleketin bütün dertlerini bilerek ve onların çarelerini araştırıp bulmuş olarak giriyoruz. Bütün görüşlerimiz açıktır ve seçim beyannamemizdedir. Bunları biz de bir bir söyleyeceğiz. Bugün, bu ilk konuşmamda belirtmek istediğim şudur: Memleketin birinci meselesi kurulan huzuru bozmamak ve siyasî hayatımızı fikirler ve tedbirler aramanın gayreti ortamında muhafaza etmektir. Size üzüntüyle haber vereyim ki, dört senelik çabadan sonra karşımızda bulunan bazı siyaset adamları, daha yalnız başına iktidarı almamışlarken, ellerine fırsat geçerse ne yapmak niyetinde olduklarını apaçık göstermişlerdir. Gene radyonun iktidarın başında bulunanların gözü kapalı sözcüsü olması, gene hiçbir devlet memurunun, umum müdürün, hiçbir valinin kendisini emniyette hissetmeyip bir parti başkanının hısmını, denklerini bağlamış halde beklemesi, gene fikir adamlarının, gençlerin takibi kapınızın önünde hazır durmaktadır. Bugünkü bağımsız Başbakanın gayretleri karşısında bu kadar kendini gösterebilen ters cereyanlar, partizan partilerin kendilerini tamamıyla serbest zannettikleri günde ya tek başına, ya bir kısmı ile her marifeti yapmaya çalışacaklarının işaretidir. Gene işçilerin dilekleri çabuk yoldan ölümle karşılanabilir, gene ticarette serbestlik farfaraları ortalığa salınarak enflâsyon ve vurgun devri açılabilir. Memleket kalkınması için çok çalışma, her türlü israftan dikkatle sakınma gayretleri, lüzumsuz vesveseler sanılabilir. Benim görevim size bu ihtimallerin geçmemiş olduğunu ve bu ihtimallerin geçmesi için seçmen vatandaşın oyunu dikkatli kullanması gerektiğini söylemektir. Huzur bir daha bozuldu mu artık tamir kabul olur mu, olmaz mı kimse bilemez. Böyle bir maceraya seçmen vatandaş müsaade etmemelidir.

Sarsılmaz bir huzur ve istikrar

Sevgili hemşehrilerim,

Aksamadan ilerleme hayatına geçebilmemiz, yavaşlamadan bir kalkınma hızını sağlayabilmemiz için huzurun ve istikrarın artık sarsılmaz hale gelmesi lâzımdır. Bu, anlaşılıyor ki, yeni gayretlerin ve yeniden dikkatli ve uyanık bulunmanın neticesi olacaktır. Bu görevde her yerden evvel, ilk kendi seçim bölgemiz olan Malatya’da vatandaşlarımı uyarmak istiyorum. Her yerdeki vatandaşımdan evvel Malatya’daki vatandaşımdan demokratik rejimi bu rejim içinde memleket huzurunu korumak için bütün enerjisini göstermesini isterim. Bütün dikkat ve enerjinin gösterilmesi için şimdi büyük fırsat elinizde ve önünüzdedir. Seçimlerde Malatya’nın, erkeğiyle ve bütün kadınlarıyla beni ne kadar desteklediğini, hiçbir tereddüde yer vermeyecek surette göstermelisiniz. Sizden bana destek olmanızı talep ediyorum. Ömrümün geri kalan bu kısa devresinde memleketin ilerlemesini sağlayacak aydınlık günleri sağlam ve sarsılmaz temellere oturtmak tek idealimdir. Bu ideali gerçekleştirmek için Malatya’nın büyük çoğunlukla beni desteklemesine ihtiyacım vardır. Geçmiş zamanda olduğu gibi gelecek zaman içinde ideallerimizin tahakkukunda kararlı olduğunuzu göstereceksiniz. Sandık başlarında Malatyalı erkeklerin ve daima benim desteğim olan Malatyalı kadınların yenilmez çoğunluğunun kendini göstermesini isterim.

Sevgili hemşehrilerim,

Demokratik nizam mücadelesinin kuruluş tarihinde Malatya’nın şerefli bir yeri vardır. Bu şeref ıstıraplı çile devrinden, büyük başarılar devrinden kazanılmıştır. Malatya demokratik nizamda büyük idealleri çoğunlukla tutmuş, seçim zamanlarında küçük hesapları ve kısır çekişmeleri unutmasını bilmiştir. Memlekette yanlış yolda olanlar ilk önce ümitlerini Malatyalılar arasında bölünmeğe bağlamışlardır. Şimdiye kadar bu ümitlere cesaret vermediniz. Bu seçimlerde sakat ümitlere cesaret verecek davranışlardan sakınmanızı dikkatinize arz ederim.

Seçimde büyük başarı sağlayacaksınız. CHP’nin temel direği olarak bir defa daha ün salacaksınız. Yüreğimin bütün coşkunluğuyla size sevgi ve saygılar sunuyorum.

 

 

 

 

Belediye Başkanlığını CHP’nin Kazanması Dolayısıyla Kastamonululara Gönderilen Teşekkür Mesajı[91]

Kastamonulu vatandaşlarım büyük seçimler arifesinde, Kastamonu Belediye Başkanlığına bizim adayımızı seçmişlerdir. Kastamonulu hemşehrilerimin bu güven gösterilerine kemaliyle takdir ediyorum. Minnet ve şükran duyguları yanında Kastamonu’nun CHP’den beklediklerini kavrıyorum. Kastamonulu vatandaşlarım emin olabilirler ki, büyük seçimde bize teveccüh gösterirlerse memlekete ve Kastamonu’ya hizmet yolunda onların teveccühüne hakikatten lâyık olduğumuzu göreceklerdir.

Coşkun yürekle sevgiler ve saygılar Kastamonu içindir.

 

 

 

 

Elazığ Seçim Söylevi[92]

Elazığlılar, aziz hemşehrilerim

Seçim meselelerini konuşmak için huzurunuza geldim. Dün Malatya’da her işin ve her siyasetin başı olan huzur ve istikrar konusunu anlatmaya çalıştım. Bugün burada, siyasî huzur ve istikrarın kurulmuş olduğu bir memlekette başlıca vazifenin ne olduğunu söyleyeceğim:

Türkiye için başlıca vazife hızla kalkınmayı sağlamaktır. Gelişme halinde bulunan bir memlekette, her yıl nüfusumuz, her memlekete nasip olmayan bir nispette artıyor. Doğru ve isabetli bir oranda kalkınmayı ve ilerlemeyi tertipleyemezsek her geçen yıl hayat seviyemiz daha gerileyecektir. Bu bakımdan tehlike diyebileceğimiz ciddî meseleler karşısındayız.

Kalkınmanın ilk şartı

Kalkınmamızın ilk şartı, temel şartı bunun bir plâna dayanmış olmasıdır. Plânlı ve programlı kalkınma sözü bir düstur olarak 15 seneden beri bizim dilimizdedir. Bizim 1950 senelerinde plân diye feryat ettiğimiz zaman bize plânın komünist usulü olduğunu bildirirlerdi. Kalkınma, onların hesabına göre, her akşam zihinlere doğacak tılsımlarla, gelişi güzel hallolunacaktı. Bu gidişin âkıbeti tam bir felâket olmuştur. 1950 senelerinde az çok kendi ekmeğimizi çıkaracak halde iken, 1960 senesine varmadan iktisadî ve malî alanda kesin çöküntüye uğradık. Alacaklılar bizi masa üzerine yatırdılar, tıpkı 84 sene evvel Düyunu-Umumîye masasına yatırdıkları gibi ameliyat yaptılar. Bir iktisadî politikanın tam iflâs ile neticelendiğini gösteren bu felâket gününü zamanın vurguncuları bir genişleme siyasetinin olumlu neticeleri gibi övünme konusu olarak millete bağırmak cesaretini kendilerinde bulabildiler. Milletler hayatında bu kadar yanlış hareketler nadir görülmüştür. Bu kadar yanlışların millete başarı gibi gösterilmesi cüreti ise, hiç görülmemiştir.

1960 Büyük İnkılâbı geldiği zaman Türkiye’nin bin emekle meydana getirilen ziraat seviyesi temelinden yıkılmış haldeydi. Sanayiimiz açık gözlerin elinde bir vurgun vasıtasıydı. Bu kadar ağır tecrübeler, nihayet Anayasada esaslı bir tedbire bağlandı. Bu tedbirin adı plânlı kalkınmadır. Bizim on seneden beri anlatmaya çalıştığımız plân ve program dâvasıdır.

Plânı işler hale getirdik

Sevgili vatandaşlarım,

1961’de Karma Hükûmetler şeklinde başlayan iktidarımızın ilk çabası Millî Birlik’ten aldığımız Plânlama Teşkilâtımızın fiili ve önemli vazifesini temin etmek olmuştur. Plânlamayı bütün kuvvetimizle işler hale getirdik. Türkiye’nin ihtiyaçları için ilk plânı tertip ettik. Bu ilk plân kanun halinde meclislerden çıktı. Bu ilk plana göre, lâzım olan malî kaynaklar vatandaştan ve memleket dışından sağlanmaya başlandı. İki sene hazırlık çabalarından sonra, planın ilk yılı 1963 olmuştu. Plâna göre, Türkiye senede % 7 nispetinde bir hızla ilerleyecektir.

Sevgili vatandaşlarım,

Bugün bütün siyasî partiler sözle plân taraftarıdır. Plânı hazırlayıp tatbik ettiğimiz bu son üç sene tarafından karşımızdakilerin çoğundan malî olarak plâna karşı güçlükler ve engeller gördük. Vatandaşın yapacağı yardımları zararlı ve faydasız buldular. Plânlama Teşkilâtı’nın değerini küçümsediler ve vatandaşın güvenini sarsacak sözler söylediler.

Kalfalar ve solcular diye yerdikleri plâncılar Türkiye için hazırladıklarını dünyanın büyük mütehassıslarına kabul ettirdiler. Her tarafta Türkiye plânının değerli ve faydalı bir eser olduğu kabul olunarak yardımı arzu gösterilen zamanlarda bizim muhaliflerimiz milletin vergi vermesini güçleştirecek, plânın ihtiyacımıza uymadığını anlatacak en zararlı yermelerden aslâ geri kalmadılar.

Plânla bağdaşamayan tutumları

Sevgili vatandaşlarım,

Görüyorsunuz ki, plânı 15 sene kabul etmemiş olanların millet karşısında biz de plâna taraftarız demeleri maksadı temin etmiyor. Şimdi bunlar milletten iktidarı istiyorlar. Bir yandan plâna taraftar olduğunu söylerken, Adalet Partisi Başkanı öte taraftan pahalılığın sıhhat alâmeti olduğunu ilân ediyor. Ve iktisadî felsefelerinin her gün, şartlara göre bir başka politika tâkip etmek olduğunu iftiharla bildiriyor. Bu tutumun plânlı kalkınma usulü ve mesleği [uğraşı çabası] ile uyuşması mümkün ciddî bir tarafı var mıdır? Bu 15 seneden beri plân aleyhinde işittiğimiz sözlerin bir yeni şekilde ifadesidir. Anlaşılıyor ki, zihniyet aynıdır. Ellerine tam fırsat geçtiği vakit plânı ne şekilde kuşa çevireceklerini kimse bilemez. Benim görevim, vatandaşlarımı işin başında Türkiye’nin kalkınması ve kalkınma plânı üzerinde dikkatli bulunmaya dâvet etmektir.

Temelsiz politika oyunları

Aziz hemşehrilerim,

Türkiye’nin kalkınması çabasında biz daha 1950’den evvel geri kalmış bölgelerimize özel bir dikkat gösterilmesini öne sürmüştük. 1950 seçimlerinde aleyhimize işleyen zararlı propagandalardan biri de memleketin doğusu ile batısı arasında fark yaptığımız ithamıydı. Şimdi 1961’den beri elimize imkân geçip de doğu bölgelerine de dikkat ayırabilince bu sefer doğu bölgelerine yardım meselesi rakiplerimizin elinde silâh olarak kullanılmaya başlandı. Ciddî olmayan temelsiz politika oyunları ne kadar sürebilirse bu propagandalar o kadar sürecektir. Şurası muhakkaktır ki, bu son üç senelik yarı iktidarımız zamanında doğu bölgelerimiz ondan evvel gelişme iddialarına nispetle çok hizmet görmüşlerdir. Buradan bütün doğuya sesleniyor ve diyorum ki; ellerimiz tutulmamış olsaydı biz daha çok şey yapardık. Ve bize imkân verilirse biz doğuyu batıya gıpta etmeyecek bir duruma sokacağız. Ben, vaat hususunda ihtiyatlı bir kimseyimdir. Bu vaadi size çekinmeden yapıyorum.

Keban Barajı teşebbüsü

Plânlı kalkınmadan bahsederken ve doğuya verdiğimiz önemi söylerken, büyük bir teşebbüsü tekrar anlatmak isterim: Bu teşebbüs Keban Barajı’dır. İktidarımız zamanında Keban projesi elle tutulur hale gelmiş, memleket ekonomisinde iç kaynaklar ve dış yardımlar için başlıca bir hizmet niteliği kazanmıştır. Keban Barajı’na milyarlar harcanacaktır. Barajın tam istifadesinin ilk devrine 1970 sularında kavuşacağız. Ve Keban Barajı hizmeti, kudreti, feyzi mütemadiyen artan bir hazine gibi, Türk iktisadîyatı üzerinde etkisini gösterecektir.

Keban Barajı o zamana kadar bütün memlekette her türlü santralleri ve barajları ile vücuda getirilen elektrik enerjisinin tamamını tek başına verebilecektir. Keban Barajı’ndan alacağımız enerji bütün memlekete gönderilebilecektir. Keban Barajı’nın kabloları her gittiği yerde bir endüstri yuvası kuracaktır. Keban Barajı’nın elektriği, kullandığımız elektriklerin en ucuzu olacaktır. Elazığlılar, dev eser budur: Hiç yardım görmesek de bu dev eseri mutlaka yapacağız.

Keban Barajı’nın yoluna girmiş bir teşebbüs olması uzun ve zahmetli hazırlıklarla mümkün kılınmıştır. Milletlerarası toplantılarda bu meseleyi olumlu bir istikamete sevk edebildik. Bugün tasarlanmış, ihale edilmiş, yapılmış, 250 milyon liraya kadar ki ilk işler tatbikat yolundadır. Fırat sularının bölünmesi meselesi diye uluslararası kurallara göre, komşu memleketlerle çıkan ihtilâflar zamanımızda halledilerek dışardan yardımların esaslı bir engeli kaldırılmıştır. Keban Barajı’nın sulama tertipleri ile Elazığ’ın güneyinde ve doğusunda büyük bir vatan parçasına getireceği nimetlerin sınırı yoktur. Bunları tehlikeye atmayınız! Oyunuzu kullanırken bunları düşününüz. Her seçmene bunları düşünmesi gerektiğini söyleyiniz.

Tedbirlerimiz esaslıdır

Sevgili vatandaşlarım,

Biz memleketin plânlı kalkınma dâvasını temelinden ele almışızdır. Tedbirler esaslıdır, sebat ile tâkip olunursa semerelerini vereceklerdir.

Sizden iktidarımıza destek olmanızı alın açıklığı ile istiyoruz. Elazığ’da ve bu bölgede vücuda getireceğimiz eserlerin bütün inceliklerini kavramışızdır. Elazığ Türkiye’nin ekonomisinde ve kültürde ileri merkezlerinden biri olacaktır. Bu değerli hedefe varmak için yardımınız şarttır. Büyük ölçüde bize yardıma rağbet ettiğiniz taktirde gayretlerimizin neticesinden memnun olacağınıza hiç şüphemiz yoktur.

Her gelişimde Elazığ’dan kıymetli hâtıralar götürdüm. Bugünkü kabulünüz de benim için paha biçilmez bir hâtıra olarak kalacaktır.

Bütün milletvekillerimiz arasında Elazığ seçmenlerinin değerli adaylarına fırsat vermek memlekete ve millete yüce hizmetler sağlamaları halis dileğimiz ve ümidimizdir.

Elazığlılara güvenimizle sevgilerimizi ve saygılarımızı ifade etmek bizi bahtiyar etmektedir. Sağ olunuz sevgili Elazığlılar.

 

 

 

 

CHP Malatya Kadın Kolunun Düzenlediği Sohbet Toplantısında Yapılan Konuşma[93]

(...)

İnönü özetle şu konuşmayı yapmıştır:

“Hanımefendiler, Malatyalı hemşehrilerim,

Bazı meselelerimizi anlatmak ve bilhassa büyük kadın devrimimizde ne halde bulunduğumuzu size söylemek istiyorum. İlk önce bu seyahatimin intibaını nakledeceğim. Çok memnun oldum. Malatyalı hemşehrilerim teveccühle karşıladılar.

Dikkat etmişseniz, konuları dağıtmadan bir temel mesele üzerinde konuştum. Burada her şeyin başında olan huzur, istikrar ve emniyet içinde çalışmadan bahsettim. Bu beyanatımda elli sene evvelki meselelerden bahseder gibi iki sene önce geçen siyasî fırtınaları hatırlatmak istemiyorum. Uzun zamana sığmayacak büyük hâdiseler, çok kısa zamanda ve hepsi yüz akı ile geçirilmiştir. Fırtınalı devirler memleketler için büyük imtihan günleridir. Bunlardan lâzım gelen dersleri, ibretleri almamız lâzımdır. Siyasî fırtınalı meseleleri hasis meseleler gibi almamalıyız.

Malatya’dan sonra Elazığ’a uğradım. Orada da hemşehrilerimin geniş teveccühleri ile karşılaştım. Elazığ’daki beyanatımda memleket kalkınması ve bunun temel unsurlarını anlatmaya çalıştım.

Münferit meselelerden bahsetmedim. Her meseleyi bundan sonra teker teker sırası geldikçe anlatacağım. Elazığ’dan da huzur içinde ayrıldım. Seçimlere güvenle gidiyoruz.”

İnönü bundan sonra seçimde sandık başına gitmenin önemi üzerinde durmuş, bunun bir vatandaşlık görevi olduğunu ifade ettikten sonra yoklamalar dolayısıyla tabiî olarak çıkabilecek bazı düşüncelerin aday listeleri kesinleştikten sonra kapanması lüzumuna değinmiştir.

Kadın hakları

CHP Genel Başkanı daha sonra kadın hakları üzerinde durmuş ve şunları söylemiştir:

“30-40 seneden beri uygulanan kadınlarımızın seçme seçilme hakkı, bütün hakları ve bunları kullanmaları bir süs değildir. Bu bir haktır. Kadınlarımız cemiyetin en güç meselelerine ne kadar girer, ne kadar çalışırlarsa cemiyet o kadar yükselecektir. Kadınlarımızın erkeklerle eşit haklarla cemiyet hayatına girmeleri, ilerlemenin şartı olan en büyük bir ihtiyaçtır. İlk günler bu hakları bunun için çıkarttık. Bütün güçlüklere rağmen, kadın hakları ileri bir seviyeye ulaşmamızın başarılı bir olayı olarak ilerlemektedir. Eskiden kadınlarımız için rey istemek büyük bir meseleydi. Şimdi tabiî seyrine girmiştir. “Kadın milletvekili yapamayacağız, yapmamalıyız, kadın evinde otursun, işine baksın” zihniyeti artık geçmiştir. Erkekler arasında bu yolda büyük ilerleme vardır.

Bugün her yerde işçi kadınlarımız; profesör, uzman kadınlarımız erkeklere örnek olacak şekilde çalışmakta, irtifa kazanmaktadırlar. Bugün öyle bir ilerlemeye gidiyoruz ki, her ailede kadınlarımız erkeklerle eşit çalışma haline getirilmektedirler. Bunu teşvik ediyoruz.

Bir kişi çalışır, herkes onun eline bakar. Bu devir geçeli çok olmuştur. Şimdi aileler genci ile, yaşlısı ile, kadını ve erkeği ile çalışma arıyor. Buna doğru gidiyoruz. Cemiyetin bu ilerlemesine Türk aileleri olarak uymaya mecburuz. Çalışma önemli bir harekettir. Çalışmanın ufağı büyüğü yoktur. Elverir ki ona buna yük olmadan çalışılsın. Aslında kadınlarımızın çalışması yeni bir şey değildir. Köylerde, fabrikalarda kadınlarımız öteden beri çalışmaktadırlar. Bu çalışmanın şehirlerimizde her Türk ailesine girmesini istiyoruz. Kalkınmamız, her şeyin üstünde kadın erkek çalışmamıza bağlıdır. İş yok ki çalışalım, demek aslında bir bahanedir. Çalışmak istedikten sonra evde boş vakti değerlendirecek bir iş yaratmak mümkündür.”

İnönü konuşmasının sonunda kadın öğretmenlerin toplum hayatındaki önemine de değinmiş ve şöyle demiştir:

“Hanım öğretmenlerimizin vazifeleri önümüzdeki güçlükleri gidermede çok önemlidir. Bilhassa öğretmen hanımların vazifelerini kolaylaştıracak şartları tâkip etmenizi isterim. Unutmamalıyız ki, kapalı hayattan cemiyet hayatına geçişte ilk günlerin vazifelerini alanlar ilk günlerin güçlüklerine göğüs gerenler kız ve kadın öğretmenlerimiz olmuştur. Onları cahil taassuplara karşı savunmaya kararlı olmalıyız.”

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[94]

Vatandaşlarım,

CHP’nin seçim beyannamesi üzerinde sizinle konuşacağım: CHP büyük zaferlerle doğmuş bir partidir. Her memlekette olduğu gibi zaman zaman bizde de büyük zaferleri kazananlar, daimî bir hâkimiyetin yolunu aramışlardır. CHP zaferlerden tam aksi kanaatle çıkmıştır. Ele geçmiş olan zafer itibarından, memleketin en çetin, en köklü meselelerini halletmek için cesaretle ileri atılmak yolunda faydalanmıştır. Atatürk böyle başladı ve biz onun yolunda devam ettik. İdeal, bugünkü medeniyetin her alanda ileri kurallarını memlekete getirerek, kaybedilmiş yılları süratle tamir ve telâfi etmektir. Bu kanaatle CHP kurulmuştur.

Sosyal düzende, hukuk düzeninde, insan hakları alanında o zamana kadar hayale sığmayan bütün reformlar yapılmıştır. Bu hamle, Atatürk’ü kaybettikten sonra aynı kuvvette devam etmiştir.

Bugün en yeni mânasında hukuk düzenine, ekonomi kuralına ve sosyal reformlara bu sarsılmaz kararla devam etmekteyiz.

Tek hedefimiz, ileri Türkiye’yi gerçekleştirmek için bütün hamleleri ve reformları anlatmak ve onları demokratik rejim içinde tatbik etmektir.

CHP oy avcılığına itibar etmez

Sevgili vatandaşlarım,

Size CHP’nin bir özelliğini söyleyeyim.

CHP kolay vadeden bir parti değildir. CHP oy avcılığına itibar etmez, güç zamanlarda CHP milletten fedâkarlık istemekten çekinmez.

CHP’nin temelinde olan Millî Mücadele, milletin fedakârlığı ile başarılmış, sonra milletin fedakârlığı ile memleket ele muhtaç olmadan yaralarını sarmış, ilk kalkınmasını yapmıştır.

Kolay yol göstericileri, borçla geçinmenin tavsiyecileri sonradan türemişlerdir.

1957 seçim beyannamemiz önümdedir. Devlet Radyosunun muhtar bir müessese haline gelmesi, seçim emniyeti, seçim sisteminin nispi temsil olması, iptal hakkı, milletvekili tahsisatının birinci sınıf memur aylığını geçmemesi, iki Meclis, Anayasa Mahkemesi, iktisadî kalkınma için plân ve program, enflâsyona son verilmesi, mahkeme bağımsızlığı ve hâkim teminatı, Yüksek Hâkimler Kurulu...

Şimdi size soruyorum: 1957’de ortaya attığımız bu büyük siyasî dâvaların bugün hangisi gerçekleşmemiştir?

1961 beyannamemizde yeni Anayasanın istediği bütün müesseselerin kurulması vardır. Memleketin hürriyet içinde hızla kalkındırılması başlıca hedef gösterilmiştir.

“Sosyal adalete inanmış bir parti olarak külfetler ve nimetler arasındaki ölçüsüzlükleri önleyici tedbirleri alacağız. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan enflâsyondan kaçınacağız” diye taahhütler alınmıştır.

Sevgili vatandaşlarım,

1961-1965 arasında lüzumlu kanunlar çıkarılmış, kalkınma bütün dünyanın gözü önünde sağlam bir plâna dayatılmış ve hürriyetsiz kalkındırma iddiasıyla ortaya çıkan eli silâhlı ve silâhsız bütün sergüzeştçiler bertaraf edilmiştir.

CHP’nin özü ile sözü birdir

Sevgili vatandaşlarım,

Eğer bugün hürriyet içinde kalkınma prensibini herkese kabul ettirebildikse, bunun sebebi, sosyal adalet ilkelerini samimiyetle uygulamış olmamızdır.

Eğer biz, pahalılığı sıhhat alâmeti ilân edip, mahallelerde tekrar milyoner üretmeye kalkışsaydık, sokaklarda yalınayak gösteri yapan kitleler kaybolmaz, çoğalırdı.

1961’de işçilerimiz için vaat ettiğimiz hakları, Toplu Sözleşme ve Grev haklarını en kısa zamanda, bir tek kimsenin burnu kanamadan gerçekleştirdik. İşte CHP budur vatandaşlarım!

CHP’nin, özü ile sözü birdir.

Biz, 1965 seçimlerine şu samimî inançlarla giriyoruz. CHP insanlara ekmek vermek için hürriyetlerini ellerinden alan rejimleri reddeder. Aynı şekilde ekmekten yoksun insanlara biçimsel hürriyetler tanımanın yetersizliğine inanır.

Bundan sonraki konuşmalarda çeşitli sahalardaki hedeflerimizi birer birer söyleyeceğiz.

Bugün size seçim beyannamemizin, yani Türkiye için fikirlerimizin ruhunu söylüyorum.

Huzur kurulmuştur

Son dört senede bir huzur kurulmuştur. Yatağımıza yatıyor ve “yarın hangi karışıklık nereden çıkacak, radyodan ne duyacağız, canımız ve malımız emniyette kalacak mı?” diye meraklanmadan yaşıyoruz.

Biz, bugün, kurduğumuz huzurun devamını, memleket menfaatlerinin birincisi olarak görüyoruz. Bunu sağlamak, milletin ihtiyacı bulunan yeni reformları basiretle ve itidalle, sıçramalara lüzum bırakmadan yapmakla kabildir.

Toplum, dört senede daha da ilerlemiştir. Siyasî partiler, bu ilerlemenin seviyesinde olmakla mükelleftirler.

1965 seçimlerinde milletimizin huzuruna çıkarken diyoruz ki, Plân, bizim ekonomimizin temeli kalacaktır. Bu ekonomide, vergi ve maliye politikası son derece önemlidir. Kalkınmanın kaynakları lâzımdır. Vergi kaçırılmayacaktır.

Bir kanunla herkesin ne vergi ödediğini ilân ettirdik. Bu usulü kaldırmak istiyorlar. Ne için kaldırmak istiyorlar, söyleyeyim vatandaşlarım: Bu mahdut bir çevrenin arzusudur. Maksat, çok kazandığı halde az vergi verenin veya vergi kaçıranın yine belli olmamasıdır. Az kazanan, çok kazananın devlete ne ödediğini bilecektir ki, kendi fedakârlığının lüzumunu ve ölçüsünü kavrasın. Buradan halka ilân ediyorum ki, servet beyannamesi de, vergi açıklanması da kalkmayacaktır ve hiç kimse tarafından kaldırılamayacaktır.

Öte yandan, sakıncaları meydana çıkmış olan tasarruf bonoları sistemini kaldıracağız.

Bugün tarım gelirlerinden hazineye hemen hiçbir şey girmiyor. Tarımdan bir küçük gelir sağlayan ve bununla geçinen kitle Türkiye’de mevcuttur. Tarım kazançlarından alınmakta olan vergiyi, memleket gerçeklerine uyduracağız ve geniş küçük çiftçi kitlesini vergi dışı tutacağız.

Sağlayacağımız kamu gelirinin önemli kısmını, köye yönelen su, içme suyu, elektrik, yol, okul gibi yatırımlarla köy kalkınmasında kullanacağız.

Toprak reformu ve petrol konusu

Toprak Reformu, tabiî bu siyaset felsefesinde en önemli bir yeri işgal etmektedir. Biz Toprak Reformunu ekonomik ve sosyal sebepten istiyoruz.

Bizim, böyle lâfı çok edilen bir dâvamız daha vardı: Petrol.

Biz bugün petrolü hemen millileştirelim istemiyoruz. Biz, bugün “ellerindeki bütün hakları alalım, yabancı petrol şirketlerini kapı dışarı edelim” demiyoruz. Türkiye bir hukuk devletidir. Türkiye’nin bir hukuk devleti kalmasında en dikkatli siyasî teşekkül CHP’dir. Petrol Kanununda Türk devletinin ve Türk sermayesiyle kurulmuş millî petrol müessesemizin petrol arama ve işletme yetkilerini sınırlayan hükümler değiştirilmelidir. Karşımızdakiler değiştirilecek bir şey yoktur, diyorlar. Vardır ve değiştirilecektir.

Anayasamız, devletin tabiî servetler ve kaynaklarının tasarrufunu, aranmasını ve işletilmesini sarih hükümlere bağlamıştır.

Batılı manâda devletçi bir partiyiz

Sevgili vatandaşlarım,

Biz devletçi bir partiyiz. Bizim devletçiliğimiz batılı mânada bir devletçiliktir. Özel teşebbüsle kamu sektörü birbirini tamamlayan bir ekonomi düzeni içinde, memleketin kalkınmasına çalışacaklardır.

–Hürriyet içinde kalkınmanın çarelerini, vasıtalarını sağlayalım,

–Huzur devam etsin.

–Türkiye haksızlıklar memleketi olmasın.

–Uyanan kitleler, idareden anlayış görsünler.

–Ve ileriye doğru yürüyüşümüzün gerekleri yapılsın.

1965 seçimlerinde milletimizin karşısına biz, bu hedeflerle çıkıyoruz.

Dış yardıma temel şartımız

Türkiye’ye yardım konsorsiyumu, bizim iktidarımız sırasında, bizim emeklerimizle kuruldu. Fakat, CHP bu konuda daima dikkatli oldu. CHP hangi devletten veya milletlerarası kuruldan alınırsa alsın, dış yardımın, siyasal, ekonomik ve sosyal düzenimizle ilgili bir kayda veya her hangi bir siyasal şarta bağlı tutulmasını aslâ kabul etmedi. Bu, seçim beyannamemizin esaslı bir parçasıdır.

Çeşitli bölgeler arasında dengesizlik

Sevgili vatandaşlarım

Memleketin çeşitli bölgeleri arasında, vatandaş arasında dengesizlikler bulunduğu inkâr edilebilir mi? CHP talihsizliklerin nasıl kırılabileceğini incelemiş ve bunun çarelerini bulmuş olan bir partidir.

Biz, Devlet Plânlama Teşkilâtının ve bütün yardımcı dairelerin plân ve program hazırlıkları ile ilgili araştırmalarında, yurdun geri kalmış bölgelerine özel bir önem verilmesinden yanayız.

Biz, geri kalmış bölgelerin yalnız eğitim ve sağlık gibi hizmetler yönünden değil, ekonomik yatırımlar bakımından da verimliliğini esas tutan önceliklerden yararlanmalarını mutlaka sağlayacağız.

Biz, köyün önemini biliyoruz.

Köyler kalkınınca vatan kalkınacaktır.

Köylerdeki bütün vatandaşlarımın oylarını, gerçeklere kulak vererek kullanmalarını istiyorum.

Makûs talihler yenilecek

CHP iktidarı, Türkiye’de köyün; köylünün, talihsiz bölgenin ve talihsiz vatandaşların iktidarı olacaktır. Biz, makûs talihleri yenmesini bilen bir siyasî teşekkülüz.

Türkiye’de, köylerde, şehirlerdeki gecekondularda dünya kadar talihsiz Türk vatandaşı böyle bir iktidarı beklemektedir.

CHP milletvekillerinin teklifi ile gecekondu bölgeleri belediye hizmetlerinden faydalanmaya başlamışlardır. Bu hizmetleri biz daha yaygın hale getirmek kararındayız.

Gecekondu bölgelerindeki kamu arsalarını ev yapımına ayıracağız. Bunlar sosyal konut tipinde olacaktır. “Gecekondu, içinde oturanındır” ilkesi bizim temel görüşümüzdür. Bu görüş için de gecekonduları birer sosyal konut haline getirmek, bizim bulduğumuz gerçekçi çaredir: Biz, gecekondu dâvasının başıboş bırakılmasının bütün mahsurlarını biliyoruz.

Dış politika

Sevgili vatandaşlarım,

Bir kelime de dış politika için söyleyeyim: Biz, Batı bloğunun bir mensubuyuz. Haysiyetli, millî menfaatlerimizi asıl bilen bir politika tâkip ederiz: Biz, dış politikayı sorumsuz polemiklerin ve iç politika yatırımlarının bir vasıtası olarak görmüyoruz: NATO’da kalacağız. CENTO’da kalacağız ve bütün komşularımızla iyi münasebetler güdeceğiz.

CHP’nin idaresindeki bir Türkiye’nin, gözü kapalı, hissi düşmanlıkları, hissi dostlukları olmaz.

Biz, önce Türkiye’yi düşünür, önce Türkiye’nin her badireden uzak olmasını isteriz.

Lozan Barış Antlaşması, Boğazlar rejiminin millî amaçlarımıza uygun şekilde çözümü; Hatay’ın ana vatana katılması, memleketin İkinci Dünya Savaşının dışında tutulması, bu savaşı hemen tâkip eden yıllarda milletlerarası komünizmin saldırı niyet ve teşebbüslerine karşı durulması, bugünkü son politika ve iyi münasebet gelişmeleri ve nihayet Kıbrıs dâvasındaki azimli ve barışçı davranışlarımız bu sözlerimin delilleridir.

Reform iktidarı

Sevgili vatandaşlarım,

1965 seçimlerinde karşınıza, bir reform iktidarı olmak vaadiyle çıkıyoruz. Bu büyük reformlar, tıpkı Kurtuluş Savaşında hedef olarak aldığımız zaferler gibi, dar vasıta ile ve herkesin görevini yapması ile gerçekleşecektir:

Çalışmadan “olur” diyenlere inanmayın, olmaz. Biz, hiçbir konuda hayal yapmıyoruz: Ödevin büyüklüğünü, zahmetin genişliğini riyazi bir surette ölçüyoruz. Bu durum içinde mutlaka olumlu neticeye ve kesin muzafferiyete varacağımıza hiç şüphemiz yoktur.

Bizi bu kadar cesaretli, emniyetli kılan temel unsur, bir sarsılmaz inançtan geliyor. Milletimiz, iyi ve gerçekçi bir idare altında uzun mesafeleri kısa zamanda alacak kabiliyette ve güçtedir. Bu inanç CHP’nin temelidir: Biz, bu hedefleri memleketin ve milletin benimsemesi için bir ortamı şart koşuyoruz: Bu ortam, memlekette huzurun ve istikrarın bulunması ve bütün çalışmaların iç politikada böyle bir ortama dayanmasıdır.

Biz, size ilerideki günleri vaat ediyoruz.

Size, geride kalmış günleri vaat edenler de var.

Huzuru, bunlardan hangisinin sağlayacağına siz karar vereceksiniz. Bir huzur ortamını vücuda getirmek için dört seneden beri çekmediğimiz mihnet ve atlatmadığımız tehlike kalmamıştır. İç politikada ve dış politikada sizden bunun kıymetini bilmenizi ve bunu elden kaçırmamanızı istiyorum.

Benim sizden istediğim, sandık başına giderken, vazifeyi hatırdan çıkarmamanızdır. Size sevgiler ve saygılar.

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[95]

Sevgili vatandaşlarım,

CHP 1965 seçimlerinde milletimizin karşısına, reform idealleri ile çıkıyor. Bu reformları Cumhuriyetimizin ilk devresinde milletçe el birliği ile gerçekleştirdiğimiz reformların neticesi, devamı saymak lâzımdır. Bunların başında Toprak Reformu gelmektedir. Bütün vatandaşlarımın bilmelerini ve emin olmalarını isterim ki, 1965 yılında Toprak Reformunu gerçekleştirmeyen bir Türkiye’yi huzur içinde bir memleket olarak muhafaza etmek imkânı yoktur. Vatandaşlarım aşırı uçlardan, yükselmeye başlayan ve yankılar uyandıran yeni seslere dikkat etmelidirler. Ben size bu akşam Toprak Reformu’nun önemini anlatacağım.

Tarım ihtiyacımız

Aziz vatandaşlarım,

Bizim tarım ihtiyacımız göz önündedir. Gıdamızı çıkaramıyoruz, topraklarımız bakımsızlıktan yozlaşıyor, kısırlaşıyor. Gelecek zamanlar daha da kaygı vericidir. Nüfusumuzun büyük kısmı tarım içindedir. Geçinemedikleri için, gözleri kapalı, şehirlere can atıyorlar. Tarımda kalan büyük vatandaş kitlesi tarım dışında bulunanların yaşama seviyesinin dörtte biri ile yaşamaya çalışıyor. Tarımda yüz binlerin üstünde gelir sağlayan çok mahdut vatandaşlar vergi vermiyorlar, üstelik bunlardan bir kısmı diğer işlerinin kazançlarını tarım hesabına ekleyerek bunların da vergisini kaçırabilecekler. Bugün yer yüzünde tarım ile geçinemeyen tarım memleketleri sayılıdır. Bunların arasında Türkiye de vardır. Bunlar sade vatandaştan, okumuşuna kadar herkesin gözü önünde olan gerçeklerdir.

Biz, lâfı ağzımızda gevelemiyoruz. Çok ağır ve çok ciddî böyle bir durumda çare nedir? Bunun çaresi çoktur. Kredi verilecek, gübre alınacak, tohum iyi olacak, sulama yapılacak, hastalık mücadelesi iyi olacak ve bunun gibi çareler... Bunları herkes söylüyor, ama hepsinin başı ve temeli olan toprak dağılmasının düzene konmasını kimse söylemiyor. Bizim memleketimiz durumunda olan bir yerde bir vatandaş en çok ne kadar toprağa sahip olabilir. Bu,belli olacaktır. Bu toprak ona verilmeye çalışılacaktır. Toprak Reformu burada başlar. Bunu yapmayan, bunu göze almayan bütün partiler beyhude konuşuyorlar. Bizim toprağımız çiftçimize istediğimiz kadar tarla vermeye yetmez. Ama bugünkü halimizde bakınız dertlerimiz ne kadar geniştir. Topraksız veya yeteri kadar toprağı olmayan vatandaş var. 1963 tarım sayımına göre topraksız aileler 308 bindir. Bundan çok vatandaş yarıcıdır. Bunların sayısı 293 bin işletmedir. Ortakçılar daha çoktur. Ortakçı sayısı 520 bindir. Bu suretle topraksız, yarıcı ve ortakçı olarak milyonu çok geçen aile toprakta çalışıyor, topraksızdır.

Kitleleri istismar yolu

Toprak Reformu dediğimiz zaman ilk önce bu meseleleri ele almak ve vatandaşa çare bulmak lâzımdır. Bu yapılmadı mı eloğlu (ırgatlar), (eli nasırlılar), (köleler) diye talihsiz kitleleri istismar etme, kışkırtma yolunu tutar ve bunun sonu ne olur, hiç kimse bilemez.

Bizim Meclise verdiğimiz kanun tasarısı bu temele dayanıyor. Biz, millet bizi desteklediği taktirde bunu gerçekleştireceğiz. Bizim hedefimiz körü körüne zenginden alıp fakire vermek değil. Mecliste duran tasarımızda söylüyoruz. Bizim hedefimiz tarım kesiminde, toprak dağıtım ve mülkiyetindeki dengesizlik ve adaletsizliği gidermek, toprak mülkiyetini daha yaygın hale getirmek, toprağın çok küçük parçalara ayrılmasını önlemek, küçük işletmelerin işbirliği yaparak daha verimli çalışmasını sağlamak ve modern tarım araç ve yöntemlerinden küçük çiftçilerin de yararlanmasını sağlamaktır. Tasarımız ekonomiyi, sosyal şartları ve tarımda verimliliği hep birlikte gözeten bir tasarıdır. Bunun için de kıraç arazi, sulak ve verimli toprak ayrı ayrı ölçülere tabiîdir. Verimli çalışan işletmeler normalin bir misli üstünde fazla araziye sahip olabilmektedirler.

Tasarıda zeytinlikleri, bahçeleri, narenciye ve meyve ağaçlarını vatandaşın elinden almak yoktur. Toprağı çok olandan ölçüsüne göre, fazla olanı diğer vatandaşlar için bedeli ile alınacaktır. Anayasamız bu esası kabul etmiştir.

Lâfı ağızlarında geveleyenler

Şimdi seçim zamanı. Lâfı ağızlarında geveleyen partiler de tarım ıslahâtından ve tedbirlerinden bahsediyorlar. Ama toprağı fazla olandan toprak almaktan, yarıcı ve ortakçılardan hiç bahsetmiyorlar. İşte AP’nin Toprak Reformu meselesi. Kıyamet kadar söz, fakat bir vatandaşın âzami toprağı ne olacak, bir vatandaşa asgari toprak ne verilecek, bir tek kelime bulamazsınız. Aksi uç ise, her yerde 500 dönüm diye tutturmuştur. Bunlardan hiçbir ciddî ıslahât fikri beklemeyiniz.

Biz, tam dört sene her koalisyonda, millet karşısında gerçekçi bir Toprak Reformu talebi ile bu neticeyi almaya çalıştık. Mecliste uğraştık, hükûmette uğraştık, ardı arası gelmeyen çekişmeler bir tek hedefe bağlıydı. Toprak dağıtımına dayanan bir kanun, kabul edilmek istenmiyordu. Bunu oyalamalarla, geciktirmelerle baltaladılar ve akılları sıra da sebebi, bizim kusurumuza bağladılar.

Tasarıyı AP’nin elinden kurtaramadık

Sevgili vatandaşlarım,

Biz ilk koalisyonumuzu AP ile yaptık. Toprak Reformunu AP ile programımızda ilân ettik. Fakat tam yedi ay bu reformun tasarısını AP’li Tarım Bakanının elinden kurtarıp Meclise gönderemedik. İkinci koalisyonda tasarı YTP’li Bakanın eline düştü, oradan yani YTP kanadının elinden bir türlü çıkıp Meclise gidemedi. Üçüncü koalisyonda Tarım Bakanlığında bir CHP’li varken tasarıyı kendimiz hazırladık. Meclise gönderdik. Seçim tasarısı dediler. Aleyhinde bulundular. Bir karma komisyonda görüşülmesini teklif ettik, önce yedi komisyona, sonra sekiz komisyona havale ettiler. Nihayet kanun bu suretle şimdiki kendi hükûmetlerine kaldı.

Aradan sekiz ay geçti

Tetkik eden komisyonun başkanı AP’li idi, Bakan YTP’li isteseydiler, hükûmeti düşüren çoklukları ile, düşündükleri ne ise o şekilde bir kanun çıkarırlardı. İşte, sekiz ay geçti. Sekiz aydır ellerinde bizim tasarımız var. Niçin çıkartmazlar? Diyelim ki, beğenmezler, İktidar ellerindedir. Beğendikleri tamam buldukları kanunu niye getirmediler? Toprak meselesinin bugünkü durumunda aklımız ererek, hasretle, ölçüyle tedbir bulmak lâzımdır ve kabildir. Tabiî uzun vâdeli bir çalışma ile netice alınacaktır. Milletler için bir ihtiyacın gerçekleştirilmesi saati çaldı mı basiretli politikacılar ileri yürüyen zamanı geri götürmeye çalışmazlar. O ihtiyacın memleket menfaatlerine uygun tarzda karşılanmasının yolunu bulurlar. Toprak Reformunu çıkarmamakta direnenler, bu seçimlerde ayırt edilemeyecek olurlarsa, memleketin çoğunluğunu ıstırap verici bir gelecek beklemektedir. Benim görevim gördüğüm kesin ihtiyacı söylemektir. Benim görevim gerçek bir Toprak Reformuna vatandaşın sahip çıkmasını istemektir.

Tercihi seçim günü siz yapacaksınız, aziz vatandaşlarım.

Hepinize sevgiler, saygılar sunarım.

 

 

 

 

Trabzon Seçim Konuşması[96]

Trabzonlular, aziz hemşehrilerim, sevgili vatandaşlarım,

Burada yerli meseleler ve umumî sorunlar üzerinde konuşacağım. Yerli ve memleket ölçüsünde yaygın bir meselemiz küçük esnaf ve küçük sanatkârlar, imalatçılar meselesidir. Buradan memlekete ilân ediyorum: Büyük temel ekonomik mesele olarak, büyük çapta endüstri ile ticaretle, tarımla meşgulüz. Bunların temellerini atmaya yürütmeye çalışıyoruz. Size haber vereyim ki, benim şimdiye kadar tecrübem büyük projeler orta çapta ve küçük çapta [projeler için] bir dürüst ve ehliyetli ticaret, sanat vatandaş kitlesine dayanmak şarttır. Böyle bir orta sınıf olmazsa büyük emekler kısır kalıyor. Bunu söyledikten sonra size küçük esnaf ve küçük sanatkâr vatandaşlarımızın bizim gözümüzde ne kadar eşsiz ve değerli olduğunu söylemiş oluyorum.

İktidarımızda bunların halleri ve menfaatleri, için çok meşgul olduk. Gelecekte de başlıca ödevlerimizden biri bu olacaktır.

Trabzon’un ve yaygın olarak Karadeniz bölgemizin özel ürünleri vardır. Fındık başta gelir. Tütün müşterektir. Fakat çok önemlidir. Hiçbir iktidar şimdiye kadar bizim Karadeniz mahsullerine verdiğimiz önemde yarış edememiştir. Biz büyük fedakârlıkla Karadeniz’de fındık müstahsilini korumaya ona faydalı olmaya çalışmışızdır. Tütün de böyledir. Yakın misâlleri bilirsiniz. Gelecekte de böyle yapacağız.

Özel teşebbüs konusu

Söz buraya gelmişken size özel teşebbüsten de bahsedeceğim. Biz karma ekonomi ile siyasî hayata kırk sene önce girdik. Bu karma ekonomiyi bir düstur olarak zaman içinde bütün siyasî hayata ve bütün partilere kabul ettirdik. Hep aynı yoldayız. Özel teşebbüsü korumak geliştirmek memleket kalkınması için temel şarttır. Kamu yatırımları ile birbirini tamamlayacak surette bu politikayı tâkip ederiz.

Şimdi genel sorunlara geçiyorum. Memleketin başlıca meselesi, her meselenin üstünde olan meselesi huzur ve emniyettir. Hal için böyledir, gelecek zaman için böyledir, özellikle seçimden sonra için böyledir.

Yirmi senelik ders

Huzurun temel şartı siyaset adamlarının en son yirmi senelik tecrübeden ders almış olmalarıdır. Demokratik rejime geçmekte, onu yürütmekte karşılaştığımız en büyük güçlük siyaset adamlarının, iktidara gelinceye kadar millî irade, hürriyet edebiyatını kullanmaları, bu sayede iktidara geldikten sonra kendileri için iktidardan gitmeyi beceriksizlik ve ahmaklık saymalarıdır. Bu hükmü verdikten sonra, idare başında bulunan siyaset adamları salim muhakemeyi nefislerine ve memlekete güveni kaybederler. Ve her türlü şiddeti ve fena hareketleri kolaylıkla yapar hale gelirler. Yüz defa tecrübe olunmuştur. Bu yoldan kendileri felâkete, mutlaka felâkete uğrarlar ve memleketi mutlaka felâkete götürürler.

Siyaset adamları içinde daha eline yarım veya bir çeyrek iktidar geçince nasıl kendini kaybedenler türediğini görüyorsunuz. Bu noktadan sonra size iyi bir haber de vereceğim. Benim görüşüme göre halk tabakasında birbirine karşı düşmanlık arzusu yoktur. Bu arzu halkımızın arasına siyaset tertipçilerinin zoru ile girmektedir. Siyasî partilerin sade vatandaş kitlesi, birbirleriyle anlaşıp geçinebilmek istidadındadırlar. Devlet kapısı büyük bir geçim kaynağı gözü ile görüldüğü için halk tabakasının bu ihtiyacı siyaset adamları tarafından kendi maksatları için istismar edilmektedir. Bu sözlerimi uyarmak için söylüyorum. Böyle tahrikler faydalı görüldüğü için siyaset adamları özellikle çabuk netice almak isteyen türediler her vasıtayı kullanmaya çalışıyorlar. Bunlar hasmı dinsizlikle, komünistlikle damgalamak, olur olmaz intikam hislerini beslemek ve insanlıktan nasibi olmayan bir davranışla iftira yoluna gitmektir. Bu usuller itibardan düşmeye mahkumdur. Ve göze görünür bir surette itibarını kaybetmektedir.

Toprak reformu

Şimdi size memleket ölçüsünde meseleleri söyleyeceğim. Bunların başında Toprak Reformu gelir. Toprak Reformu cemiyetimizin bugün muhtaç olduğu ve bir uçtan öbür uca istediği bir tedbirdir. Toprak Reformu tabiatıyla geniş tarımın ıslahât tedbirleriyle beraber yürüyecektir.

Toprak Reformu’nun aleyhinde olan siyasî partiler ve onların sözcüleri, Toprak Reformu adı altında yalnız tarımda ıslahât tedbirlerinden bahsederler. Toprak dağıtımından, çok toprağı olandan parasıyla toprak alıp onu dağıtmaktan bahsetmezler. Bu düpedüz Toprak Reformunu istememek demektir. Toprağı olmayana toprak verebilmek için toprağı çok olanın ne kadar çok toprak sahibi olacağını mutlaka sınırlamak lâzımdır.

Trabzonlular ve Karadeniz halkı az toprak talebinden çok ıstırap çekerler. Karadeniz halkı toprak buldukları her yere gidip çalışmak isterler ve gittikleri yerde de hem kendileri yaşamışlar ve hem onları imar etmişlerdir. Şimdi Karadenizli’nin karşısına geçip çok toprağı olandan fazlasını bedelle alıp toprağı olmayana dağıtmayacağız demek hiçbir şey yapmamak demektir. Fikirlerimizin iyi ve doğru anlaşılmasını isterim.

Bana niçin üç sene elinde iktidar vardı yapmadın derler. Üç senedir koalisyonlarda uğraştım. Hiç vakit kaybetmedim. Neticeyi alacağım zaman Toprak Reformunu istemeyenler onu baltaladılar.

Petrol meselemiz

Şimdi size petrol işini anlatacağım. Oldu olası petrol işi devlet elinde kalsın, yabancıya verilmesin dedim. Nihayet aksi fikirde olanlar 1954’te kanun çıkardılar. Şimdi, tekrar petrol meselesi milletin elindedir. Bunda da niye üç seneden beri yapamadın da şimdi çıkarıyorsun diyorlar. 1961’den beri petrol kanunu çıktığı gibi işlensin diye iyi niyetle çalıştık. Türlü meselelerini öğrendik, yabancı şirketlerle daimî olarak çekişme halinde bulunduk ve en nihayet bir açık kanaate ve memleket hayrına doğru tedbirlere vardık. Meclise verdik. Hükûmeti değiştirdiler. Ve Petrol Kanununu çıkaramadılar. Şimdi size haber veriyorum, Petrol Kanunu’nu çıkarmayanlarla aramızda uzlaşması mümkün olmayan ayrılık vardır. Biz petrol işinin devlet hâkimiyeti esas tutularak idare edilmesi kanaatine varmışızdır. Yabancı şirketler meşru haklarında kalıp çalışabileceklerdir. Fakat, Türkiye’de, petrol işine Türk Devleti ve Türk cemiyeti karışamayacaktır, dâvasından vazgeçeceklerdir.

Adalet Partisi’ni idare edenler bu kanaatte değildirler. 1954 Petrol Kanunu’nun yabancı şirketlere tanıdığı devlet üstü nizamı doğru buluyorlar. Kendileriyle anlaşmamıza imkân yoktur.

Vatandaşlar daha bilgilidirler

Son sözümü söyleyeceğim, 1965 Türkiye’sini iyi bilmek lâzımdır. Bugün vatandaşlar 20 sene evvelki, 10 sene, hattâ 5 sene evvelki vatandaşlardan çok daha bilgili ve tecrübelidirler. İhtiyaçlarının sebeplerini ve tedbirlerini düşünmektedirler. Bunların anlayışını görmeyerek eski usulde hâkimiyet dâvasında bulunmak büyük hatadır. Sosyal adalet, sosyal güvenlik usulleriyle memleket idare olunacaktır. Hürriyet içinde demokratik rejim tutunmuştur.

Komünizm ve faşizm bu memlekette yerleşmeyecektir. Yeni Anayasanın eskisinden farkını düşünmelidir. Yeni Anayasa bir sosyal devlet kurmuştur. Yeni Anayasa bütün kudretleri nefsinde cem etmiş olan Büyük Millet Meclisi’nin kanunlarını iptal edebilen bir Anayasa Mahkemesi kurmuştur. Hele eski kafa ile yeni cemiyeti idare etmeye çalışmak ham hayaldir. Halk Partili vatandaşlardan esaslı bir ricam vardır. Diğer siyasî partilerdeki vatandaşlarla yakın samimî siyasî münasebette bulunsunlar. Müdafaa ettiğimiz prensipleri beraber görüşsünler, anlatmaya çalışsınlar. Koalisyonlar devrinde ben bu münasebetlerin hayırlı neticelerini tecrübe ettim. Tahrik etmek isteyen herkese karşı halkın kendi yakın münasebetleri çok daha tedavi edicidir.

Toprak Reformu, petrolü, memlekette huzur ihtiyacı içinde yaşama ihtiyacını, sosyal adaleti halkımızın birbirine mutlaka anlatacağına inanıyorum. Karadenizli’nin hangi partiden olursa olsun mahsulünü korumayı, toprak sahibi olmayı ve petrol düzenlemesini anlamayacağını aklım kabul etmez.

Sevgiler ve saygılar.

 

 

 

 

Samsun Seçim Konuşması[97]

“Aziz Samsunlular, CHP il ilçe teşkilâtında çalışan arkadaşlarım,

Samsun’a kısa ziyaretim sırasında sizinle bir ikinci konuşma yapacağım. Dün meydanda vatandaşın zihnini işgal eden sorunları anlatmaya çalıştım. Önümüzdeki bir hafta seçim hazırlığı devresinin son haftasıdır. Bir hafta sonra seçim neticeleri belli olacaktır. Her vatandaş vicdani kanaatini kullanacaktır. Biz bu seçime geçmiş kısa iktidarımızın olumlu işleriyle, bugün ve yarın yapacağımız sağlam reformlarla çıkıyoruz. Memleketin büyük meseleleriyle çıkıyoruz. İlk önce Samsun’da üç sene zarfında neler yaptığımızı söyleyeceğim. Bu üç senede köylerde okul yapma, yol yapmada geçmiş 10 seneden daha fazla iş görülmüştür. Karşımızdakiler bunları görmek istemezler. Siz vatandaşın karşısına geçip köylerde daha çok hizmet yapılmış derseniz doğruyu söylemiş olursunuz. Vatandaş sizin bu söylediklerinizden memnun olacaktır.

Sosyal devletiz

Şüpheli günlerde karma hükûmetle iktidarı aldık. Sorumluluk büyük ölçüde CHP’nin üzerinde idi. Yarını belli olmayan bu şüpheli günlerden memleketi 1965 Türkiye’sine çıkaran bir partinin sorumlu insanlarısınız. Buna göre çalışacak, vatandaşa bu meseleleri anlatacaksınız. Şimdiki devletimiz başka bir hüviyette sosyal bir devlettir. BM Meclisi’nden Anayasaya aykırı kanunlar çıkarma ihtimalî  kalmamıştır. Yanlış kanun çıkarma ihtimalî  Anayasa Mahkemesi ile önlenmiştir. Son zamanlarda bunun faydası milletvekili maaşlarının arttırılması ile ilgili kanunun iptali ile görülmüştür. Türlü tertipler yaptılar, kanunlar çıkarmak istediler, çıkarabildiklerini çıkardılar, Meclis Başkanı’nın elinden yetkisini almak istediler, alamadılar, bu şartlar içinde CHP Parti Meclisi Anayasa Mahkemesi’ne dâva açtı. Anayasa Mahkemesi alınan karar haksızdır dedi ve tahsisatı iptal etti. Karşımızdaki partiler Anayasa Mahkemesi’ne ilk önce kendilerinin müracaat ettiklerini, CHP’nin daha sonra süs olsun diye başvurduğunu ileri sürdüler. Anayasa Mahkemesi ilk önce CHP’nin müracaat ettiğini, bunun üzerine tahsisatı iptal kararını aldığını açıkladı.

Toprak kanunu

Toprak Kanunu üzerinde Mecliste çok münakaşalar oldu. Toprak Kanunu’nu çıkarmayı, Petrol Kanunu’nu değiştirmeyi biz kararlaştırmıştık. Biz ayrıldıktan sonra kendileri yapmadılar. Şimdi her yerde üç sene iktidarda kaldı da niye yapmadılar diyorlar. Üç sene Toprak Kanunu ile uğraştık. Birincisinde Tarım Bakanı AP’li ikincisinde YTP’li idi. Zorluk çıkardılar. Her ikisinden de kanunu ellerinden kurtarıp Meclise getiremedik. Kabahat bizim mi? (Hayır sesleri) Üçüncüsünde Tarım Bakanlığı bizimdi. Toprak Reformu Kanunu tasarısını hazırlayıp Meclise getirdik. Bir an önce çıkması için tedbir teklif ettik. Bir kısmı bu kanunu çok iyi tetkik etmek Meclis komisyonlarında uzun uzun görüşmek lâzım, dedi. Bir kısmı dağıtacak toprak yok dedi. Hâsılı böylece kanun çıkmadı. Adalet Partisi sizin verdiğiniz kanun tasarısı komünizm kokuyor, diyor. O halde siz neye başkasını hazırlamadınız? Şimdi seçim beyannamelerinde kredi verilecek, yardım edilecek, tohum dağıtılacak, âlet makine verilecek derler. Kime verilecek kime? Toprağı olana verilecek, yardım edilecek. Ben şimdi soruyorum. Toprağı olmayana toprak verecek misiniz? Siz onu bana söyleyin. Toprak Reformu bu. İyi ziraat yapılması ve bunun şartlarını yerine getirmek de hazırladığımız tasarının içinde. Bu Toprak Reformu Kanunu ile size ortanın solunu anlatıyorum.

Ortanın solu komünizm demektir, diyorlar. Ben toprağı çok olandan bedeli ile alıp yarıcıya, topraksıza verelim diyorum. AP Başkanı bu komünistliktir diyor. Yani topraksızı toprak sahibi yapmak ortanın solu demektir. Komünizm demek değildir.

20 lira kazanandan vergi alacaksın, büyük kazanç sağlayandan vergi almayacaksın. Bu olmaz. Biz az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alacağız diyoruz. Ortanın solu budur.”

Petrol konusu

İnönü bundan sonra petrol mevzuuna da temas etmiş ve şunları söylemiştir:

“Bizim mütevazı paramızla, dedikleri gibi tecrübesizliklerimizle 10 senede çıkardığımız petrol o tecrübeli, becerikli paralı yabancı şirketlerin çıkardığından çok daha fazladır. Bu hep böyle gidecektir. Yabancı şirketlerin gayesi Türkler petrole elini sokmasınlar. Biz dışardan getirelim Türkiye pazarımız olsun isterler. Bu olmaz. Açık pazar gibi petrolü getirip istediği fiyatla satmak maksadıyla gelenleri bırakmayacağız. Memleketin petrolüne musallat olanları üretmeyeceğiz yaşatmayacağız. Petrolümüzün devlet üstü bir nizamla yabancıların elinde sömürülmesine müsaade etmeyeceğiz.”

İnönü bundan sonra Türkiye’de orta sınıfın küçük sanatkâr ve esnafın, küçük ticaret erbabının önemi üzerinde durmuş, vatandaşın henüz 100 lira verip de bir anonim şirkete ortak olma anlayışına ve durumuna gelmediğini belirtmiş, memlekette büyük fabrikalar kurulurken aynı zamanda orta sınıfın esnaf ve sanatkârın işleriyle de ilgilenilmesini ve ancak orta sınıfın normal bir çalışma düzenine kavuşmasıyla başarılı bir kalkınma yapılabileceğini ifade etmiştir.

Huzur ve güvenlik

CHP Genel Başkanı daha sonra memlekette huzur ve güvenlik konusundaki görüşlerini açıklamış ve şöyle demiştir:

“Memlekette huzur olmazsa güvenlik olmazsa hiçbir şey olmaz. Huzur ve emniyeti zamanımızda yarattık. Şimdi de huzuru biz getireceğiz. Huzur mevzuunda emniyetin sağlanmasında yaptıklarımız çok fazladır. Gelecekteki yapacaklarımız çok daha faydalı olacaktır.

Birinci demirkırat husumet andı ilân etmekle işe başladı. Husumet andının ilânından sonra vatandaşlar arasında gerginlik büsbütün arttı. Birinci demir kıratın devamı olduğunu söyleyen ikinci demirkırat korkarım ki birinci demirkıratın yolunda yürüyecektir.

Plânlı kalkınma bu memleketin kalkınması için tek çaredir. Plân, Petrol Kanunu, Toprak Reformu’nu ele alırsanız biz de o fikirdeyiz derler. Fakat o kadar. Toprak Reformu onlara topraksız tertip olacak. Petrol Kanunu [o kanun sayesinde] gelen şirketler haklıdır kanaatiyle düzeltilecek. Bu nasıl olacak? Şimdiye kadar şirketler bir kambur koydularsa bir kambur daha koyacaklar hepsi böyle.

Şimdi CHP olarak 1965 seçimlerine çok iyi şartlar içinde giriyoruz. Millet akıllıları ile düşünürleri ile bugünkü durumu iyi değerlendirir, iyi bir çareye bağlarsa, gelecek günler çok iyi olacaktır. Buna inanıyorum.

İşçi arkadaşlar sosyal adaletin ve ortanın solunda bir idarenin faydalarını iyi anlamış vatandaşlarımdır. Bizim üç senede işçi haklarında sağladıklarımız, 30 senede güçlükle alınabilecek haklardı. Bu kanunları getirdiğimiz zaman bunlar çıkarsa bu memlekette çalışma imkânı kalkar diyorlardı. Grev kanunları, toplu sözleşme diğer işçi hakları çıktı haklar sağlandı, pekala çalışıyoruz. Görüyoruz ki biz haklıymışız. İşçi haklarını, işçi kanunlarını iyi yürütmek için itidalli idare lâzımdır. İşsiz vatandaşa iş bulmak, iş yaratmak, işçinin haklarını korumak ortanın solunda bir anlayıştır.

İşçi ararsın bulur çalıştırırsın, sonra tutup kolundan hiçbir hak tanımadan kapı dışarı atarsın. Bu, devri geçmiş ortanın sağında bir harekettir. Ortanın solunda bir anlayış memleketi komünizme ve faşizme getirmeyecek tek politika anlayışıdır ve bunu biz temsil ediyoruz. Halkçı, plâna müstenit olarak kalkınmacı sosyal adaletçi, hülâsa plânı, sosyal güvenliği, sosyal adaleti ve halkçılığı ile ortanın solunda yer almış CHP memleketin geleceği için en büyük teminattır.

Hepinizi sevgi ile selâmlarım.”

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[98]

Sevgili vatandaşlarım,

Petrol meselemiz üzerinde konuşacağım. 1954’de Petrol Kanunu çıkarıldığı zaman biz bu kanunun aleyhinde bulunduk. Bizim kanaatimizce, toprağımızda petrol varsa bu bizim başlıca zenginliğimiz, kalkınmada dayanağımız olacaktı. Bu sebeple petrol mutlaka devlet elinde kalmalıydı. Özel teşebbüsümüzün yapamayacağı işleri devlet eliyle yapmayı lüzumlu görmüş ve tatbik etmiş bir siyasî parti olarak ödevimizi petrol konusunda mutlaka yerine getirmeliydik. Bu samimî inançla başlıca zenginliğimiz ve ümit kaynağımız olan petrolü yabancıya vermemek için 1954 seçimlerinde bütün gücümüzle vatandaşı uyarmaya çalıştık. Zamanın iktidarı aksini düşündü. İyi niyetli ve hayal kuran bazı insanlar da “paramız, bilgimiz yetmez, uzun zaman kaybederiz, Arabistan petrollerinde olduğu gibi yabancı şirketlerden faydalanalım” ümidini beslemiş olacaklardır.

Bu suretle zamanın iktidarı bir petrol kanunu çıkardı ve âdeta petrol kanununu petrol şirketleri istedikleri gibi çıkarttılar. Bu esnada durum şu idi: Biz, petrolü bulmuştuk, Raman’da ve Garzan’da. Diğer yerlerde de arıyorduk. Bize deniyordu ki, 15 seneden beri uğraşmanın neticesi bu kadardır. Bu 15 senenin 6 yılı İkinci Cihan Harbi’nde geçmişti ve 4 yılı da demokrat iktidar zamanındaydı. Yabancı şirketler gelince birden petrol fışkıracaktı, ihtiyacımız sağlanacaktı, ihracat yapacaktık, bolluğa kavuşacaktık.

Karma hükûmette sorumluluk

Nihayet 1961 sonunda bir karma hükûmette biz de sorumluluk aldık. Petrol işi CHP kanadındaydı. Yabancı şirketler çalışıyor, bir de eski bulduğumuz petrol üzerine kurulmuş millî bir şirket bulunuyordu. Biz, petrol işini sabit fikirle, yani 1954’de çıkarılmış olan petrol kanununu değiştirmek fikri ile idareye başlamadık, aksine, mevcut kanunun iyi niyetle tatbikini temin etmeye çalıştık. Bu çalışma esnasında petrol şirketleriyle türlü meseleler çıktı. Bunları halletmeye uğraştık.

Göze çarpan ilk nokta, millî petrol şirketinin şimdiye kadar çıkarmış olduğu petrolden yeni şirketler daha fazla bir şey bulamamışlardı. 10 senelik petrol kanunu devrinin sonunda, yani 1963’de durum şu idi: Yabancı şirketlerin çıkardığı petrol, ihtiyacımızın yüzde 3,5’unu buluyordu. Millî petrol şirketinin petrolü, yüzde 20 ihtiyacı karşılıyordu. Diğer bir takım inanılmayacak meselelerle karşı karşıya kaldık. İlk önce petrol ihtiyacımızı karşılamak için dışardan, petrol şirketleri eli ile işletme fabrikasına gelen ham petrol, yeryüzünde satılan en pahalı petrol fiyatındaydı. Bunun sebebini tetkik etmeğe başladık. Plânlama Teşkilâtı’na yaptırdığımız tetkikler sırasında bir başka önemli meseleyle karşılaştık. Yerli petrol Batman Rafinerisi’nde işlenen ürünleriyle depolarda duruyor, satılmak imkânı bulamıyor, memleket dışardan gelen pahalı petrolü yabancı şirketler fabrikalarında işliyor ve satılıyordu.

Millî petrol şirketi üretimi ile rafinerisiyle yaşayamaz bir vaziyete düşmüştü. Yabancı şirketler güya Türkiye’nin petrolünü bulmak ve onu işletmek için değil, Türkiye’deki millî petrol işletmelerini söndürmek ve memleketi tamamıyla muhtaç bir pazar halinde sömürmek için gelmiş gibi bir manzara görünüyordu.

Şirketlerle uğraşmaya başladık

Şirketlerin o zamandan beri birbiri arkasından meydana çıkan bu halleriyle arka arkaya uğraşmaya başladık. Bütün Avrupa memleketlerinin aldıkları fiyatla memlekete petrol girmesini sağlamaya ve memleketimize bir sömürge gibi istedikleri kadar pahalı fiyatla petrol sokulmasını önlemeğe başladık. Ardı arası kesilmeyen ve bugün de hâlâ devam eden fiyat indirimi budur. Öte yandan Türkiye petrollerinin memlekette satılması ve millî şirketin hayatının kurtarılması için çalışmaya başladık.

Bir kararname ile millî şirketin çıkardığı petrolün ilk önce işlenmesini ve satılmasını karar altına aldık. Dışardan giren petrollerin fiyatında yüzde 12,5’a kadar indirdik. Daha indirmek lâzım olduğu münakaşalarında hükûmeti devrettik. Bu müzakereler bugüne kadar bir netice vermedi.

Meydana çıkan diğer meseleler birbirinden önemlidir. Millî petrol şirketi kendi petrol bulduğu saha içinde sekiz ruhsat alabiliyor. Daha fazla alamıyor. Bu müddet esnasındaki çabalarda İskenderun’a kadar bir boru hattının yapılmasını türlü güçlükler ve uğraşmalardan sonra temin edebildik. Bu kararın nasıl tatbik edileceğini henüz bilemeyiz.

Mesele umumî efkârın malıdır

Bütün bu müşahedeler bir araya gelmiş, Petrol Kanunu’nun Türkiye’de devlet eliyle, millî şirketlerle petrol çıkarılması, işletilmesi, nakledilmesi işleriyle Türkler’in uğraşmaması ve Türkiye’nin şirketler tarafından bir pazar olarak daima fakir ve muhtaç bir durumda sömürülmesi, Petrol Kanunu’nun neticesi olacağı kesin bir şekilde meydana çıkmıştır. Şimdiki durumda halledilecek mesele, bu kadar hayatî ve ciddî bir önem göstermektedir. Uzun tartışmalarla mesele umumî efkârın malı olmuştur.

Bugün toprağımızın içinde bulunan petrolün Türkiye’nin gelişmesine, faydalanmasına yarayacak surette çıkarılması, fabrikada işlenmesi, bu suretle ihtiyacımızın karşılanması ve artanın dışarıya satılarak istifade edilmesi lâzımdır. Bunun tedbirleri alınacaktır.

Meseleler açılmış, tedbirler elle tutulur hale gelmiştir. Mecliste projemiz vardır. Komisyonda, umumî efkâr önünde açık konuşuldu, bir neticeye varılamadı. Bu konuda siyasî partiler arasında bir anlaşma olması çok arzu olunurdu. Memleketin talihi aksi surette tecelli etti. Adalet Partisi’ni idare edenler millî petrol şirketinin aleyhinde ve yabancı şirketlerin haksız davranışlarını destekler durumda oldular.

Bu sebeple aramızda çok ciddî bir ihtilâf vardır. Biz, yabancı şirketlerin ellerinde bulunan işlere, iyi niyetle devam etmelerini tabiî buluyoruz. Ancak, Türk Devleti’nin Anayasa ile teyit edilen hakkının iptal edilmesini kabul etmiyoruz.

1965 bütçesinin Senato Umumî Heyetince görüşülmesinde Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüdai Oral, Petrol Kanunu’nu değiştirmek için hükûmetçe çalışmalar yapıldığını tebliğ etmiştir.

Toprağımızdaki petrollerin memleket faydasına kullanılmasını mutlaka sağlayacağız. Memleketimizi sahipsiz bir açık pazar gibi kullandırmayacağız. Yabancı şirketlerin kazanç arkasında bulunmalarını anlıyoruz. Kazanç meşru hudutlar dışında olmayacak, özellikle Türk menfaatlerine zarar veren bir karakter taşımayacaktır.

Sevgili vatandaşlarım, size sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[99]

Sevgili vatandaşlarım,

Ben, seçim kampanyasından önce CHP’nin ortanın solunda olduğunu söyledim. O günden itibaren ortanın solu tartışma konusu oldu.

Ben sustum. İstedim ki, seçim kampanyası gelsin, parti sözcüleri oylarına talip oldukları halka memleketin durumunu anlatsınlar. Bu konuşmaları dinlediniz. Hepsi mustarip, dertli perişan bir vatan manzarasını gözlerinizin önünde çizdiler.

Şimdi konuşmak sırası bende. Peki, ortanın solunda olmaksızın bu memleketin meselelerini nasıl halledeceksiniz? O ortanın solu ki, bütün Batı memleketleri, demokratik ülkeler, harbin sonunda ortanın solunu tutmakla inanılmaz kalkınmalarını gerçekleştirmişlerdir. Almanya’yı, Fransa’yı, İtalya’yı o günler, ayrıca komünizm tehlikesi tehdit ediyordu. Komünizm bu memleketlerin kapısındaydı ve o memleketlerin halkına “hele oyunuzu bir bize verin, biz sizi bir kaldıralım ki [kalkındıralım ki], görün” diyordu ve bu ses derin yankılar uyandırıyordu. Fakat halk bu memleketlerin her birinde oyunu ortanın soluna verdi ve ortanın solundaki yolundan bu memleketler kalkındı, bu memleketlerden komünizm tehlikesi kalktı.

CHP’nin teklif ettiği yol

CHP olarak millete teklif ettiğimiz yol, bu yoldur.

1965 de Türk halkı 50 sene evvelki, 20 sene evvelki, hattâ 5 sene evvelki halk değildir. Halkın anlayışı, ihtiyaçlarıyla beraber değişmiştir. Gerek beslenmede, gerek kültürde ilerlemiş başka memleketler gibi olmak, her vatandaşın anlayıp arzuladığı kesin bir ihtiyaçtır. Vatandaş gördüğü bütün eksiklerden ve çektiği bütün mahrumiyetlerden devleti muhatap ve sorumlu tutmaktadır. Bunda haklıdır da. Anayasa, Türk Devleti için “sosyal bir hukuk devleti” demiştir. Varlıklı bir insanın yaşayışından mahrum olan vatandaşın ihtiyaçlarıyla meşgul olmayı, devlet Anayasa ile taahhüt etmiştir. Bizim devletimiz bu vasfı ile ortanın solundadır. CHP bunun gereğini yapmak sözü ile milletin karşısına çıkıyor.

Sevgili vatandaşlarım,

CHP’nin seçim beyannamesini bir tarafa bırakıyorum. Anayasanın icabı olarak devlet, vatandaşın ihtiyaçlarını temin etmek için plân içinde çalışacaktır. Köylüye toprak sağlanacaktır. Hastalar, parası olmasa da bakılacaktır. Vatandaşı ev sahibi yapmak devletin ödevidir. Çalışma emniyet içinde, insan gibi olacak ve herkes iş bulacaktır. Tekrar ediyorum okuduğum CHP’nin seçim beyannamesi değildir. Okuduğum, Anayasa’dır. Sosyal bir devletin görevleri bunlardır. Bu ihtiyaçlar tertip içinde, adaletle, sırayla daima düzelerek ve iyileşerek gidecektir. Ortanın solu işte budur.

Size tatbikat söyleyeyim. Hazine vergi ile beslenir. Vergide sosyal adalet olacaktır. Ayda 250 lira ücret alan gelir vergisi verir. Yılda 250 bin lira tarım geliri yapan vergi vermez. Bunu vatandaş kabul etmez. Sevgili dinleyicilerim, bunu devlet, düzeltmeye mecburdur. Devletin görevi 250 lira kazananın vergisini azaltmak, eksiği, pek çok kazanandan almaktır. Bu, ortanın solu politikasıdır. Sen bunu yapmadın mı, komünizm kapını çalar.

Türkiye’de herkese bol dağıtılacak ölçüde toprak yok. Ama kiminde fazla var, kiminde hiç yok. Tarımda toprak sahibinin elinde bulunacak arazi bütün tarımcıların ihtiyaçlarına göre sınırlanacaktır. Toprak Reformu bunun adıdır. Toprağın cinsine göre tayin edilecek ölçülerle pek çok topraklıdan toprak alınıp topraksız, yarıcı, ortakçı vatandaşların hali hafifletilecektir. Sonra da bunlara, verimi artırmanın vasıtaları verilecektir. Ortanın solu, işte budur. Toprak Reformu’nda karşımızdaki büyük parti AP ile bir noktada aynı haldeyiz. İkimizin de yüreği paralanıyor, topraksızı nasıl toprak sahibi kılalım diye. Onların yüreği paralanıyor, büyük toprak sahibini hep nasıl öyle muhafaza edelim diye. Ortanın solu ile, ortanın sağı arasındaki fark budur.

Bu fark, petrolde de mevcut. Hepimiz Türkiye’yi bir hukuk devleti sayıyoruz. Hepimiz devletin verdiği sözün makbul kalmasını istiyoruz. Böyle şartlar altında biz Türkiye’nin haklarını en iyi nasıl koruyabiliriz diye çırpınıyoruz. Onların yüreği parçalanıyor, aman yabancı şirketlerin kusurları ortaya çıkmasın diye. Ortanın solu ile sağını bundan daha iyi gözler önüne serecek tutum düşünülebilir mi?

Doğu bölgeleri, çalışanların, işçilerin emniyeti, bunların kazançlarını adalet ölçüleri içinde, fakat işvereni de saramıyacak [sarsmayacak] tarzda sağlamaları, öğretim gayretleri... Bunlar, ortanın solundaki yol tutulduğu taktirde karşılanabilecek, ama başka yol tutulup da karşılanmadı mı halkı başka heveslere itecek ihtiyaçlardır.

İşte ben, CHP’nin ortanın solunda olduğunu söylemekle doğru yolu göstermiş oluyorum. Türk milletine bu yolu tavsiye ediyoruz. Diyoruz ki, ıstırabını çektiğimiz perişanlığı ve tehlikesini hissettiğimiz komünizmi biz böyle bertaraf edebiliriz.

Komünistlikte toprak sahipliği var mıdır ki Toprak Reformu komünistlik olsun? Komünistlikte grev hakkı, toplu sözleşme var mıdır ki, CHP’nin işçi için yaptıkları komünistlik sayılsın? Komünistlikte herkes devletin gösterdiğini yapmaya mecburdur. Bunun gibi, faşistlikte de kimsenin hak iddiasına kalkışması mümkün değildir. Hürriyet içinde çalışma emniyeti aileleri geçindirebilecek toprak parçasına sahip olmak ancak demokratik rejimde, sosyal adaletle, yani ortanın solundaki politikayla kabildir.

Bugünkü toplumun idaresinde ancak memleketin ihtiyaçları, vatandaşın hakları emniyetle, plânla ilerleme yolunda olursa, toplum bunu görüp buna inanırsa huzuru korumak mümkün olur. Vatandaşa gelecek için ümit vermeyen, sosyal ihtiyaçları düşünmeyen bir idarenin huzuru sağlaması imkânı yoktur. Böyle bir toplumda en sağdan ve en soldan bütün aşırı cereyanlar nihayet topluma hâkim olur. İlerleyen bir dünyada akıllı hükûmetler bu korkunç endişeyi bertaraf etmek için ortanın solunu seçmişlerdir.

Ben ortanın solunu son gezimde Trabzonlular’a anlattım. Samsunlular’a anlattım. Her birinde sordum: “Ortanın solunun ne olduğunu görüyorsunuz. Bizim nerede olmamızı isterdiniz?” Hep biz ağızdan bağırdılar: Ortanın solunda. Benim samimî inancım, anlatılınca bunun kolaylıkla anlaşıldığıdır.

Herkes konuşurken işte ben bunun için sustum. Ama bütün iftiraların sonunda Türk halkı, şimdi anladığı ve doğru bulduğu yolun üzerinde, bizimle beraberdir.

Sevgili vatandaşlarım,

Selâmet, ilerleme, huzur ve komünizme dur deme ancak bu yolda, sosyal ıslahât yolunda, yani ortanın solunda mümkündür. Bunun aleyhinde bulunanlar ya ciddiyetten uzaktırlar, ya samimiyetten.

İkisini de, memleketin gerçek tehlikeleri olarak sizlere gösteriyorum.

Hoşça kalınız sevgili vatandaşlarım, uyanıklığınızı muhafaza ediniz sevgili vatandaşlarım. Sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

Ankara Mamak, Çinçin Bağları ve Yenidoğan Kahvelerinde Yapılan Seçim Konuşmaları[100]

(...)

Her kahvede büyük bir kalabalık tarafından sohbeti ilgi ile izlenen İnönü, şunları söylemiştir:

“Seçimden evvel sizleri yeniden göreyim dedim, sizleri selâmlamaya geldim.

Şimdi seçime gidiyoruz. Günlerdir, aylardır, haftalardır partiler gelip sizlere fikirlerini söylediler. Sizin söze ihtiyacınız kalmamıştır. Sizin bir şeye ihtiyacınız var. Meseleniz memlekette huzur olsun ve kendi ihtiyaçlarınız bir idare tarafından dikkate alınsın.

Sizin ihtiyaçlarınız sosyal ihtiyaçlardır. Devletimiz sosyal hukuk devletidir. Sosyal devlet demek sizin sosyal ihtiyaçlarınızı göz önüne alan devlet demektir.

Eski idare zamanında vatandaşın nerede yatacağını devlet düşünmezdi. Vatandaş nerede yer bulursa orada yatardı. Eskiden devlet bir yol yapardı bir de mahkeme kurardı. Şimdi vatandaşın nerede yatacağını, nerede barınacağını devlet düşünmek zorundadır.

Şimdi vatandaşın ihtiyaçları ile meşgul olacak devletin politikası bizim kanaatimizce “Ortanın solu” politikasıdır. Yani sosyal devlet politikasıdır.

Şimdi dikkat ediyor musunuz, biz bunları söyleyince herkes ortaya çıktı ve bize komünist oldu dediler. Neden böyle yaptılar? Çünkü akılları ermiyor, gözleri tutmuyor.

Toprak Reformu derken gübre diyorlar, tarım âleti diyorlar, ama bir türlü toprak demiyorlar. Topraksız Toprak Reformu olur mu? Onların kafası hâlâ 300 sene evvelki kafa. Sağ, sağ, sağ.

Sosyal devlet vatandaşların ihtiyaçlarını düşünen ve onların bu ihtiyaçlarını karşılayan devlettir. Vatandaşın evi yokmuş, parası yokmuş, bakılmıyormuş. Bunlar artık devletin düşünmesi gereken ihtiyaçlardır. Bunlardan hiç söz etmiyorlar. Vazife bilsinler yoluna koyulsunlar. Bugün eksik yaparsa beş sene sonra tamam yapar. Ama yapmayı düşünmezse hiç yapamaz. Yapmak istediklerimize komünist damgası vuracaklar, ben de korkacağım ve unutulup gidecek. Yağma yok. Türlü ihtiyaç içinde bulunan vatandaşlarımın beni iyi anlaması lâzım.”

 

 

 

 

İstanbul Taksim’de “İleri Türkiye Mitingi”nde Yapılan Seçim Konuşması[101]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü İstanbul mitinginde aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

“–AP anlayışını, politikasını ve hasımlarına ne gözle baktığını, 5 Ekim günü İstanbul’da ve 6 Ekim günü de Bursa’da verdiği söylevlerle açıklamıştır. Seçimin son günlerinde apaçık AP lideri ile tam karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Son hesaplaşma günüde açık konuşmak lâzımdır. Anayasadan başlayalım. Anayasa başlangıcında der ki, “Millet meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs Devrimini yapmıştır.” 27 Mayıs’ı kabul ettiklerini söylemek AP için senelerden beri âdet olmuştur. Neresini kabul eder? Bunu kendisi biliyor. Şimdi kendisine açıkça soruyorum: 27 Mayıs’ın değiştirdiği iktidar, yani DP iktidarı meşruluğunu kaybetmiş bir iktidar mı idi? Bunu açıkça millete söylesin? Şimdiye kadar olan tutumlarından AP’nin ve onun sözcülerinin bu kanaatte olmadıkları anlaşılıyor ve onun için gizli, aşikâr DP ‘yi tâkip eder görünüyorlar.

Tekrar soruyorum: AP lideri Süleyman Demirel Demokrat Parti’nin meşruluğunu kaybetmiş olduğundan dolayı devrildiğini kabul ediyor mu.?

Türk Devleti sosyaldir

Anayasa Türk Devletinin vasıflarını sayarken “Türk Devleti sosyal bir hukuk devletidir” der. Bunu kabul ediyor mu? Anayasa Toprak Reformu bahsinde şunu söyler: Devlet topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçlarıyla gereken tedbirleri alır. Kanun bu amaçlarla toprağın genişliğini gösterebilir. AP Toprak Reformu’nun esasını teşkil eden bu hükümleri ne için kabul etmez? Hattâ böyle bir reform tasarısını “komünizm kokuyor” diye nasıl ilân edebilir? AP bu suretle sosyal adaletin de, onun bir icabı olan Toprak Reformu’nun da karşısında vaziyet almıştır.

AP vergi reformunun daima karşısında olmuştur. 250 lira ücret alandan gelir vergisi alındığını gördük. 250.000 lira tarım kazancı olan vatandaşın gelir vergisi vermemesini kabul eder. Muhalefette bulunduğu zaman yüksek tarım gelirinin vergi vermesinin taraftarı olmamıştır ve sekiz aylık iktidarı zamanında hazinenin bunca güçlükleri içinde böyle bir gelir reformu düşünmemiştir. Zaten AP lideri söz söylemeye başladığı ilk günden çok kazanandan alınan gelir vergisini haddinden fazla bulmuştur.

Mücadele silâhları

AP’nin siyasî rakiplerine karşı mücadele silâhları birinci demirkıratın tıpkısıdır. Dinsizlik başta gelir. Açıktan veya kulaktan kulağa, bundan sonra komünistlik bugünkü silâhıdır. Toprak Reformu’nda, petrolde, yabancı sermayede, sosyal adalette ve her türlü sosyal tedbirlerde birinci demirkırat düşünceye kadar bizim plânlama fikrimize ve plâna dayanarak kalkınma dâvamıza karşı koydu. Delili bir tek idi: “Plâna müstenit bir kalkınma komünist usulüdür” diyordu. AP sözcülerinin bugünkü sözlerine bakarsanız onlar geçmişte ve bugün bizim ekonomik plânımızın kısır olduğunu söylerler. Sonra Karadeniz seyahatimde, Samsun’da öğrendiğim şudur: Son üç sene içinde Samsun ilinde köy yolları ve köy okulları yapımında elde edilen netice ondan evvelki 15 seneden fazladır.

Yabancı sermaye AP politikasının hasımlarına karşı sığındığı, bir kapıdır. Güya biz ve AP’nin karşısındakiler yabancı sermayenin aleyhindeyiz. Biz, memlekete faydalı olacak namuslu yabancı sermayenin hiçbir zaman aleyhinde olmadık, aleyhinde olmayacağız. Bizim zamanımızda memlekete giren yabancı sermaye DP zamanından daha az değildir. Hattâ Ereğli’de kurulan Demir- Çelik Fabrikası’nın ağır şartlarına rağmen mukavelesine göre yerli sermayenin bulunması mümkün olmayınca, bu açığı özel sermaye yerine devlet hazinesinden biz ödedik. Yabancı sermaye düşmanlığı öyle olmaz. Yabancı sermayenin, makûl olduğu zaman devletten görebileceği en büyük yardım böyle olur.

Petrol konusu

Petrol konusu başka bir meseledir. Yabancı petrol şirketleri memleket ihtiyacını ve kazancını bir an evvel sağlamayı düşünmüyorlar. Petrol Kanunu onlara devlet üstünde bir durum ve yerli petrol şirketi ve fabrikası yürütmeyi imkânsız kılan bir kudret verdiği inancındadırlar. Bu iddialar Türk Devleti’nin bütün haklarına ve Anayasanın sarih hükümlerine aykırıdır. Petrol kanunundan bu hükümler çıkarılacaktır. AP’nin bugünkü Bursa adayı ve aynı zamanda dünkü yabancı şirket savunucusuna göre, petrol kanununda değişecek bir şey yoktur. Bu usullerle AP Türk Milleti’ne karşı yabancı sermayeye sığınmakla ve Petrol Kanununu değiştirmemekle Türk Milleti’nden oy almak ümidindedir.

Millet içinde bir hayatî mücadele olduğu vakit zayıf iradeliler ve kısır görüşlüler aynı yolu tutmuşlardır. Millî Mücadele’nin karşısında olanlar, yabancılara karşı, Millî Mücadelecileri böyle itham ederlerdi. Demirkırat iktidar meşruiyetini kaybetmiş olduğu zamanlarda, Petrol Kanunu ile ve hasımlarını yabancı düşmanı olmakla, komünistlikle itham ederdi. AP aynı yolları, aynı silâhları kullanmaktadır.

AP bize karşı özel sektörün hamisi rolünü oynamaktadır. Birinci Demirkırat da böyle idi, o zaman özel sektör ikiye ayrılmıştı. Vatan Cephesi’ne dahil olanlar, hiç değilse CHP’ye mensup olmayanlar banka kapısında bütün teşebbüslere kadar ayrı muamele görür ve bu şartlardan mahrum olan özel teşebbüsler üvey vatandaş baskısı altına alınırdı. AP özel teşebbüste aynı yolun başındadır, fırsat bulursa o yolda devam edecektir.

Memleketimizde bugün yeni bir kuşak vardır ki, bunlar reform ve sosyal devlet vazifeleriyle yakından ilgilenmektedirler. İdealisttirler. Bunlara sosyal ihtiyaçları, ileri fikirleri ve iyi günleri söyleyip ümitlendirecek siyaset yolları lâzımdır. AP son sözleri ile bunların hepsini CHP’nin kışkırttığı zannındadır. Bu AP liderinin yanlış yolda olmasının örnek bir misâlidir. Memleketin sosyal dertleriyle mustarip olan genç kuşakları, iş adamları ve aydınlar. Bunların hepsi iyi niyetle büyük dertlere çare bulma çabasında olan insanlardır. Bunların hepsi bizimle beraberdir. Aynı ıstırabı çekiyoruz, aynı çareleri buluyoruz. Hepimiz ortanın solundayız. AP’nin vaziyeti sükûnetle ve aklı başında müşahede etmesini isterim.

Küçük esnaf ve küçük sanatkârlar

Şimdi cemiyetin bir, iki meselesini ayrıca söyleyeceğim:

Küçük esnaf ve küçük sanatkâr erbabını vatanın kalkınmasında biz belkemiği gibi bir gövde parçası saymaktayız. Benim şahsî tecrübem odur ki, büyük fabrika, büyük makineleşme ehliyetli ve kudretli bir küçük esnaf ve sanatkâr grubuna dayanmazsa asla verimli olamaz. Fabrika işlemeye, makine her gün bakıma ve düzeltilmeye muhtaçtır. Bunları kullanıp, düzeltecek, geniş, sağlam ve işine güvenilir ahlâkta bir küçük esnaf ve sanatkâr tabakasına dayanmak lâzımdır. AP Başkanı bir yerdeki konuşmasında, bana bakkalları da devletleştirecek miyim diye soruyordu. Küçük esnafa bu kadar temel ihtiyaç gözü ile bakan bir partinin sözünü söylüyorum. Son zamanlarda bir de yeni bir marifet gibi ticareti devletleştireceğimizden şüphe göstermektedir. Ticareti devletleştirmek şöyle dursun bütün gayretimiz endüstrimizin ve tarımımızın dış piyasalara gitmesini bilgi ile tecrübe ile sağlayacak bir ticaret mekanizmasının kurulmasına yönelmiştir.

Meşruluğunu kaybetmiş idareden sonra karıştığımız veya aldığımız iktidarda geçmiş yaraların sarılması ve vatandaşlar arasında yeni bir medenî münasebetin kurulması için çalıştık. Karşımızdakiler buna iyi niyetle cevap vermediler. Şimdi açıktan bunu demirkırat gibi memleketin huzurunu tehlikeye düşürecek dâvalar, tutumlar, ithamlar içindedirler. Bizim ödevimiz vatandaşı durum üzerinde açıkça aydınlatmaktır. Yeni kuşaklar, yeni Türk cemiyeti, gençler ve yaşlılar, sosyal güvenlik ihtiyacı içindedirler. Reformların taraftarıdırlar. Bunları huzur ve emniyet içinde toplayıp istikamet verecek ancak CHP’dir.

Karar sizindir sevgili vatandaşlarım.

 

 

 

 

Seçim Günü ve Oy Kullanırken Gazetecilerle Yapılan Sohbet[102]

(...)

Saat 9.45’de bahçeye çıkan İnönü, eşi Mevhibe İnönü’yü beklerken gazetecilerle bol bol şakalaştı. Bir ara gazetecilere, oylamaya katılma oranının ne kadar olabileceğini sordu. Gazetecilerden biri “Yüzde 80 oranında katılma olacağını sanıyoruz” dedi. İnönü bu defa 13 milyon 500 bin seçmen olduğuna göre, kaç milyon oy kullanılacağını gazetecilere sordu. Gazeteciler sırayla sekiz milyon, dokuz milyon, on milyon deyince de eline kalem kağıt alarak 13 milyon 500 binin yüzde seksenini hesap ediverdi. Daha sonra gazetecilere dönerek 13 milyon 500 binin yüzde sekseninin 10 milyon 800 bin olduğunu söyledi.

Daha sonra gazetecilerle İnönü arasında şu konuşma oldu:

–Paşam neticeyi nasıl tahmin ediyorsunuz?

–Biraz daha sabredin de gerçekler üzerinde konuşuruz.

–Süleyman Demirel “biz kazanacağız” diyor.

–O seçim sonunda belli olur.

Bu sefer İnönü sormaya başladı ve gazetecilere “Sizin için seçimin en meraklı safhası hangisidir” dedi. Gazeteciler, Paşanın bu sorusuna “Hükûmet kurulması” diye cevap verdiler. İnönü, gazetecilerin, “Sizin için seçimin en meraklı safhası nedir?” sorusuna şu karşlığı verdi:

“Geçti, bundan sonra merak edilecek tarafı yok.”

İnönü bu arada gazetecilerin “Şimdiye kadar kaç kere oy kullandınız.” sorusuna, “Sayısız. Cumhuriyette, cephede muharebede idik. İlk defa ne zaman oy kullandığımı hatırlamıyorum. Müntehib-i sani seçimleri olabilir. Başka hatırımda yok. Millî Mücadelede sivil, asker hep oy veriyordu. Askerler mebus olarak Meclise de girebilirdi.” şeklinde karşılık verdi.

Genç gazetecilerden biri İnönü’ye “Seçim kampanyası demokratik geçti mi?” dedi. İnönü şu karşılığı verdi.

“Tam demokratik geçti. Temelleri sağlamdır, siz de bekçisisiniz. Sizin için bundan başka hayat yok.”

Bu arada kameramanlar, fotoğrafçılar İnönü’yü devamlı olarak filme alıyor, fotoğrafını çekiyorlardı. Fotoğrafçılardan biri saçları rüzgardan dağılmış olan İnönü’nün yanına yaklaşarak, resim çekeceğini söyledi ve saçlarını düzeltmesini rica etti. İnönü sağ eliyle saçlarını düzeltirken “ Çok saç olunca böyledir.” dedi.

İnönü bahçeye çıkalı epey olmuştu. Bir ara arkasına dönerek evin kapısına doğru “Hadi biraz çabuk olalım” diye bağırdı.

Torunu Gülsün koşarak geldi ve dedesine, ciciannesinin hemen geleceğini söyledi. İnönü gazetecilere dönerek, “Söz aramızda bizim hanımın şimdisi yarım saat sürer” dedi.

Mevhibe İnönü bir süre sonra aşağıya indi. İnönü ile eşi Mevhibe İnönü, otomobile binerek 136 numaralı sandığa gittiler. Gazeteciler İnönü’den daha önce sandığın başına gelmişlerdi. İnönü gazetecilere “Kalabalık nasıl, kuyruk yapacak mıyız?” diye sordu. Gazeteciler kalabalık olmadığını söylediler. İnönü seçim kartını cebinden çıkardı ve üstünü okumaya başladı. “Adı İsmet. Soyadı İnönü. Doğum tarihi 1884”

İnönü hücreye girerek oy kullandıktan sonra sandık başına geldi. Oyunu sandığa attı. Sandık başkanına dönerek, “Canım üzerinde mühür iyi basmıyor” dedi.

Bu arada gazeteciler “Oyunuzu kime verdiniz?” dediler. İnönü, “Söyleyemem” dedi.

Gazetecilerden biri heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordu, “Heyecanlanmadım, sadece mühürü iyi vurmaya çalıştım” dedi.

İnönü bu arada eşine dönerek mühürü basarken dikkat etmesini tembih etti. Mevhibe İnönü hücreye girdikten biraz sonra hücreye dönerek “Hanımefendi çabuk gel” diye seslendi. Mevhibe İnönü bu sırada hücreden çıkmıştı. Paşaya dönerek “İyi bastım, ters de olmadı” dedi. İnönü gazetecilere, “Hanım her şeyi benden iyi biliyor” dedi. (...)

 

 

 

 

Seçim Sonuçları Üzerine Gazetecilerle Yapılan Söyleşi[103]

(...)

“Bir iki gündür parti merkezine gelmemiştim. Bugün parti merkezinde ufak bir görüşme yaptık. Hepimiz, vaziyeti, demokratik rejimin icabı görüyoruz. Sükûnetle ve vazife hissiyle karşılıyoruz. Bütün partililer için vazife hissesi şu şekilde hülâsa olunabilir:

Çetin bir seçim mücadelesi yapılmıştır. Demokratik rejimde bunlar olan şeylerdir. Seçim neticelenmiştir. Kesin hesaplar geliyor. Şimdi belli olan şudur ki, Adalet Partisi yalnız başına iktidara gelecektir. Bizim kanaatimizce, partiye de tebliğ edeceğiz, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşen vazife bu seçim muamelelerinin sükûn içinde bitmesine, seçim neticesi olarak iktidara gelecek partinin, iktidara sükûnet içinde gelmesine ve memlekette, tam bir huzur içinde, yeni iktidarın kurulmasına yardımcı olmaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi teşekkül eder, siyasî hayat tabiî işlemesine başlar o zaman vazifeler ciddiyetle tâkip olunur, yürütülür.

CHP olarak bünyemizde, prensiplerimizde hiçbir sarsıntı yoktur. Sağlam, sarsılmaz bir haldeyiz. Bu karar ile memleketin siyasî hayatında, büyük rolümüzü ifaya devam edeceğiz.”

Bir gazeteci İnönü’ye şu soruyu sormuştur:

“Paşam ortanın solu görüşünün Cumhuriyet Halk Partisine kendi taraftarları arasında çok oy kaybettirdiği söyleniyor, ne dersiniz doğru mudur?”

İnönü bu soruya şu cevabı vermiştir:

“Kim söylüyor? Söylerler. Hiç ehemmiyeti yoktur. Programımız var, fikirlerimiz var, prensiplerimiz var ve bir de Anayasa var. Müdafaa ettik, neticeye vardık.”

Bir başka gazeteci de seçim propaganda süresi içinde karşı tarafın İnönü’yü komünistlikle, dinsizlikle itham ettiğini, buna karşılık kendilerinin kutsal sular içtiklerini, ibadethaneleri ziyaret ettiklerini anlatmış ve:

“Bütün bunlar, sizce, din istismarı değil midir?” diye sormuştur. İnönü şu cevabı vermiştir:

“Şimdi vazife hissi, bütün bu münakaşaların üstündedir. Memleketin huzurunu korumak lâzımdır. Yeni iktidar sükûnet içinde teşekkül etmelidir. Biz bu maksada faydalı olmağa çalışacağız. Her şeyin zamanı vardır. Memleket umumî efkârı zamanla bütün bu söylediklerinizi değerlendirecektir.”

Bir başka gazeteci de, 1961 seçimlerinden sonra düzenlediği bir basın toplantısında İnönü’nün “Zorluklar karşısında iradem çelikleşir” dediğini hatırlatmış ve bu sözüne bugün için ne diyeceğini sormuştur. İnönü şu cevabı vermiştir:

“Şimdi zorluk yok ki. İrademin zayıfladığı şüphesi içinde değilim ki, böyle bir teminat vermek lüzumunu hissedeyim.”

 

 

 

 

Seçim Sonuçları Üzerine Söyledikleri[104]

Bıraktığımız yerden mücadeleye devam edeceğiz.

 

 

 

 

Seçim Sonuçları Üzerine AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’e Gönderilen Kutlama Mesaj[105]

Milletvekili seçimlerinde çokluğu kazandığınız için tebriklerimi sunarım.

 

 

 

 

Cumhuriyet Gazetesi’nden Mehmet Barlas ile Seçim Sonuçlarına İlişkin Yapılan Söyleşi[106]

(...)

Lâcivert elbisesi her zamanki itinalı düzgünlüğü içindeydi İsmet Paşanın. Odaya girdiğimde Kemal Satır ve Nüvit Yetkin’le parti meselelerini görüşüyorlardı. “Gel bakalım” dedi Paşa bana. Yanına oturdum. “Ne soracaksın bana?” dedi. “Paşam demeç vermiyor musunuz?” dedim. “Vermiyorum ya” dedi. “Peki..”dedim, “bir şeyler sorsam, öğrensem..”

“Neyi merak ediyorsun?”

Hemen sordum: “Paşam, bana ortanın solunu anlatır mısınız?”

Güldü. “Herkes bunu soruyor.” Sonra da: “Bana bak” dedi, “dünyada hiçbir partinin adı sağ veya sol değildir. Partiler meseleleri çözme şekillerine göre isimlendirilirler. Sosyal demokratı vardır, sosyalisti vardır; fakat bunlardan Marksist olmayanı (ben Marksist değilim) der. Bizim partimiz programı ile, tutumu ile, vatandaşın dertlerini ele alır. Yani biz sosyal devlete inanırız..”

“Paşam, bütün sosyalist partiler olayları materyalist açıdan yorumlarlar. İsimleri sosyal demokrat da olsa, Marksist de olsa, komünist de olsa, durum değişmez..”

“Ne demek istiyorsun yani?”

“Paşam sizin solunuz herhalde 1879 Fransa’sının solu değildir. Ve siz herhalde yeniden cumhuriyet istemiyorsunuz..”

Güldü Paşa bu sözüme, ve:

“Tarihi bırak!. Vatandaşın dertleri var, fabrikada çalışanın ve fabrikanın derdi var, şehirli vatandaşın derdi var...”

Gene sordum: “Sınıflar ne olacak Paşam?”

“Sınıfla neyi kastediyorsun?”

“Paşam, eğer köylü vatandaş başkasının tarlasında çalışıyorsa, işçi başkasının fabrikasında işçi ise bunlar emekçidir. Ama eğer köylünün toprağında başkaları çalışıyorsa, o köylü emekçi değildir.. Buna göre, siz Toprak Reformu yapınca, toprağı olanın menfaatini olmayanın yararına zedelemeyecek misiniz?” diye sordum.

“Tabiî... karşılıklı herkesin menfaati korunacak” dedi.

Neden?

“Paşam, sizden çok konuşuyorum ama, bir sorum daha var..”

“Söyle.”

“Partiniz madem ki kuruluş itibariyle ortanın solundaydı, şimdiye kadar hiçbir seçimde bu sözü söylemezken, neden 1965’te açıkladınız?”

Cevabı sert çıktı Paşanın:

“Sosyal adalet politikası yüzünden bize saldırdılar. Komünist dediler. Bunu söylemek zorundaydık..”

“Paşam...” diyordum gene, tuttu kolumdan, “İç bakalım şu çayını önce” dedi. Sonra yeniden başladık:

“Utanıyorum bu soruyu sormaya” dedim. “O ne ki?” dedi. Söyledim: “Seçimlerden önce: Seçimlerden sonra elime dinlenme fırsatı geçecek demiştiniz, bu fırsatı kullanmayı hâlâ düşünüyor musunuz?”

Tekrar güldü: “Ben her fırsatı kullanacağım” dedi.

“Yani Paşam, ayrılacak mısınız?”

Kemal Satır müdahale etti:

“Ayrılmak da rızaya bakar. Kim razı oluyor ki..”

Paşa güldü. Sonra elini göğsüne dayayıp: “Bu gece bakarsın bir kalp krizi, yarın sabah ayrılmış olurum..”

Sustuk...

“Mücadele sert olacak mı Paşam?” dedim.

“Hayır!” dedi. “Demokratik yolla Mecliste, Senatoda çalışacağız.”

“Ya AP idaresi sert olursa Paşam?”

“İyi, sert olsun” dedi. Baktı yüzüme. Açıkladım:

“Meselâ TPAO Müdürü İhsan Topaloğlu’nu değiştirmeye kalkarlarsa..”

“Niye değiştirsinler?” dedi. “Değil Topaloğlu, herhangi bir vatandaşa karşı bir haksızlığa, kanun dışı bir tutuma razı olamayız.”

“Dış politika da değişecekmiş Paşam” dedim, “Sovyetler Birliği ile mesafe açılacakmış yeniden...”

“Olmaz ki...” dedi. İlâve etti:

“İyi münasebet tâkip eden Ürgüplü hükûmetinde onlar da vardı..”

“Dışişleri Bakanı değiştirilecek diye söyleniyor” dedim.

“Kim olacakmış?” diye sordu.

“Settar İlksel diyorlar Paşam.”

“Tanımıyorum. Bir şey söyleyemem..”

Vakit gecikmeye başlamıştı. Satır ve Yetkin ellerinde kâğıtlar bekliyorlardı. “Paşam gideyim ben” dedim. “Gidersin, gidersin” dedi Paşa. “Senden konuşalım biraz...”

Konuştuk. Kapıdan çıkarken dönüp baktım, bir gülümseme vardı yüzünde.

 

 

 

 

Ortanın Solu Politikasında Israr ile İlgili Söyledikleri[107]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, parti yetkilileri ile yaptığı görüşmede ortanın soluna değinerek “Bu yoldan dönersek, bir hiç oluruz” demiştir.

 

 

 

 

Genel Sayım Günü Sayım Memurlarının Sorularına Verilen Yanıtlar[108]

(...) İsmet İnönü, dün sabah saat 10.00’da Çankaya’daki evinin kapısını çalan sayım memurlarını kahverengi bir elbise, krem bir gömlek ve kahverengi bir kravatla karşıladı. Sayım memurlarından birisinin elini tutarak yemek salonuna götürdü. Burada, yeşil kadife örtü ile örtülmüş masanın başına geçti ve sayım memurunu sağına oturttuktan sonra, “İnşallah gelecek sayımda da sizi biz sayarız” diyen sayım memuruna, “Gelirsiniz tabiî, gençsiniz sıhhatlisiniz.” dedi.

İnönü sayım memurunun sorularını cevaplandırdığı süre içinde sık sık eşi Mevhibe İnönü’ye seslendi, torununu çağırdı.

İnönü ile sayım memuru arasında şu konuşma geçti:

İ. İ. – Sayım memuru nedir, kontrol memuru nedir?

S. M. – Kontrol memuru, sayım memurlarını kontrol eden memurdur.

İ. İ. – Sayım saat kaça kadar sürecek?

S. M. – 17’ye kadar Paşam.

İ. İ. – Biter mi 17’ye kadar?

S. M. – Evet Paşam.

İ. İ. – Yoksa bitirinceye kadar mı?

S. M. – Evet bitirinceye kadar.

İ. İ. – Yani gece yarısına kadar sürerse dışarıya çıkarmayacaklar? Başka çare yok.

S. M. – Adı?

İ. İ. – İsmet.

S. M. – Biliyorum ama gene soracağım Paşam.

İ. İ. – Tabiî sor, sor tabiî.

S. M. – Adı?

İ. İ. – İsmet.

S. M. – Soyadınız Paşam?

İ. İ. – İnönü.

S. M. – Medenî haliniz Paşam?

İ. İ. – Evliyim.

S. M. – Esas işiniz ve mesleğiniz?

İ. İ. – Milletvekilliği..

S. M. – Şimdi bu evde hane halkından olsun veya olmasın kaç kişi var Paşam?

İ. İ. – Bu evde hane halkından dokuz kişi var.

Metin Toker– Sekiz Paşam.

İ. İ. – Dokuz kişi var.

Metin Toker– Şu anda yok bir tanesi, dışarıda kaldı gelemiyor.

S. M. – Şimdi bu evde misafir olarak kaç kişi var.

İ. İ. – Kimse yok.

Fikret Otyam– Niye, ben varım Paşam.

Fikret Otyam– Bizi saymıyor musunuz?

İ. İ. – Siz varsınız

S. M. – Bu hane halkında kaç aile var?

İ. İ. – İki aile var.

S. M. – Hane halkının işgal ettiği oda sayısı?

İ. İ. – Özden, söyle oda sayısı nedir?

İ. İ. – Bu katta yedi, yukarda yedi tavan arasıyla hepsi on altı.

S. M. – Bu bina için kira veriyor musunuz?

İ. İ. – Vermiyoruz.

S. M. – Mutfak var ve müstakil değil mi Paşam?

İ. İ. – Var müstakil.

S. M. – Helâ?

İ. İ. – Var.

S. M. – Banyo müstakil?

S. M. – Yakıt neydi Paşam?

İ .İ. –– Kömür ve havagazı.Mutfakta havagazı var.

S. M. – Elektrik var. Şehir suyu var.

S. M. –– Doğum yeriniz?

İ. İ. – Doğum yerim İzmir, yâni şehir olarak İzmir.

S. M. – Daimî ikametgâhınız Ankara, tabiî.

İ. İ. – Ankara.

S. M. – Anadiliniz, Türkçe?

S. M. – Anadilinizden başka bildiğiniz lisanlar?

İ. İ. – Birçok dil var hepsini mi yazacaksınız?

S. M. – Hayır Paşam, Yalnız en iyi bildiğiniz?

İ. İ. – En iyisi Fransızca,

İ. İ. – İngilizce de var ikinci dil olarak onu yazalım.

İ. İ. – İngilizce, Almanca başka diller onları yazmaya lüzum var mı?

S. M. – Yok efendim.

S. M. – Tabiîyetiniz T.C., dininiz?

İ. İ. – İslam.

S. M. – Mezun olduğunuz son tahsil müessesesi?

İ. İ. – Harp Akademisi.

S. M. – Evlisiniz Paşam?

İ. İ. – Evliyim.

S. M. – Son 12 ay içinde tuttuğu iş veya esas meslek nedir?

İ. İ. – Milletvekilliği.

S. M. – Başbakanlığınız var Paşam.

İ. İ. – Ha Başbakanlık, 12 ay oldu mu?

S. M. – 8 ay oldu Paşam.

S. M. – Son hafta içinde nakdi veya ayni bir gelir temini amacıyla bir işte çalıştınız mı?

İ. İ. – Çalışmadım. Çalıştı diye mi yazdın?

S. M. – Milletvekilisiniz.

İ. İ. – Ha, iyi.

S. M. – Tuttuğu iş veya meslek nedir? Milletvekili.

S. M. – Türkiye Büyük Meclisi..

İ. İ. – İş yeri olarak öyle mi?

S. M. – Tuttuğunuz iş veya meslekteki mevkiiniz? CHP Genel Başkanı diyelim müsaade ederseniz.

S. M. – Hanımefendinin ismi efendim?

İ. İ. – Hanımefendinin ismi Mevhibe.

S. M. – Doğum yeri efendim?

İ. İ. – Doğum yeri İstanbul.

S. M. – Yaşı Paşam? Güç bir sual.

İ. İ. – Onu kim bilir. 14 yaş küçük benden ne eder. 81 eksi 14 ne etti?.. 67.

 

 

 

 

Cumhuriyetin 42. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[109]

Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz. Bu bizim büyük başarımızdır. Bağımsız devlet, egemen millet mevhumlarına ne kadar bağlı isek o mânaların muzaffer olması bayramı bugündür.

Saltanatın sonu esef ve hüzün verici olmuştur. Millet kuvveti[nin] padişah kuvvetinin üstünde olduğunu, millet evlâdının değeri[nin], milletin öz hizmetinde kazanıldığını, Türk Milleti kesin düstur olarak kabul etmiştir. Cumhuriyet bu düsturların zaferidir. Onun için Cumhuriyet Bayramı büyük bayramımızdır. Milletçe yürekten sevinmeye, birbirimizi candan kutlamaya hakkımız vardır. Aziz milletimize Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

 

 

 

 

Başbakan Süleyman Demirel’i Kutlama Ziyareti Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri[110]

İnönü, Başbakanlığa girerken, gazete muhabirlerinin “Yeni kabineyi nasıl buldunuz?” sorusuna gülerek şu karşılığı vermiştir:

“Durun hele, Başbakanı ziyarete geldim. Kabineyi mi? Çok iyi buldum.”

Kısa süre sonra Başbakanlıktan çıkarken de, İsmet İnönü, muhabirlere şunları söylemiştir:

“Tebrik vazifesi, onu yaptım memnuniyet içinde ayrılıyorum. Samimî olarak başarılar diledim.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ile gazeteciler arasında, Başbakanlığın kapısında ayrıca şöyle bir konuşma geçmiştir:

“–Demin, yeni kabineyi iyi bulduğunuzu söylediniz. Oysa, seçim sistemini değiştireceklerini söylüyorlar. Yeni hükûmet karşısındaki tutumunuz ne olacaktır?”

“–Seçim zamanı karşılıklı prensiplerimizi söyledik. Birbirimizin fikirlerini biliyoruz. Hükûmet çalışmağa başlasın, fikrinizi söylersiniz. Ondan sonra münakaşasını yaparız.”

[Tamamlayıcı haber]

(...) Önce, “Nasılsınız bakalım” diyerek hatır sordu... Sonra merdivenlere yürüdü... Bu arada bir muhabir soruverdi: “Yeni kabineyi nasıl buldunuz Paşam?” Paşa bir an düşündü. “Durun bakalım...” dedi. Ve “Çok beğendim” sözlerini ekledi cümlesine...

Samimî başarı dilekleri

İsmet Paşanın ziyareti de kısa sürdü. Başbakan Demirel’in yanından o da Sunay gibi, on dakika sonra ayrıldı... Çıkarken de, girişindeki kadar keyifliydi... Çevresindeki gazetecilere “Tebrik vazifesini yaptık, bu kadar, memnuniyetle ayrılıyorum... Başarılar dilerim, samimî olarak başarılar diledim” dedi...

Merdivenleri inerken, karşılıklı konuşmalar oluyordu:

Bir muhabir–Paşam, hükûmeti beğendiğinizi söylediniz. Güven oyu verecek misiniz?

İnönü–Durun bakalım...Programlarını görelim...

Bir muhabir–Paşam, yeni hükûmet Seçim Kanununu değiştirmek kararında. Bunu CHP nasıl karşılayacak?

İnönü–Seçim zamanı karşılıklı prensiplerimizi söyledik. Birbirimizin fikirlerini biliyoruz. Hükûmet fikirlerini söylesin, ondan sonra münakaşasını yaparız...

Bir muhabir–Paşam, damadınız, siyasetten çekileceğinizi, senatörlük yapacağınızı yazıyor. Ne dersiniz?

İnönü (Gülerek)–Bilmem, daha okumadım, okuyum, o zaman söylerim...

İsmet Paşa, otomobiline bindikten sonra tam hareket etmek üzereyken, camı açtı ve “Sakın ters bir şey yazmayın” diyerek gazetecilere tembihte bulundu.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Grubun Yeni Dönem Meclis Çalışmalarına Katılımına İlişkin Yapılan Konuşma[111]

Muhterem arkadaşlarım,

Seçimin ertesi gününden itibaren tahriklere aldırmaksızın sükûnetle Meclisin açılmasını bekledik. Meclis huzur içinde çalışmaya başlasın diye ilân ettik. İnsaf ile söylemek lâzım gelirse ekseriyet partisi ilk günlerin taşkınlık tezahürlerini makûl bir ölçüde önlemeye çalıştı.

Bu devre Meclis çalışmaları önemle üzerinde durulacak bir faaliyet devri olacaktır. İlk günlerde Meclis çalışmalarında Başbakanlık Divanı’nda bir Anayasa meselesi ortaya çıktı. Grubumuz bu konuda güzel ve orta bir yol göstermeye muvaffak oldu. Ben bugün Meclis ve Senato Gruplarımızın faaliyetleri üzerinde arkadaşlarımın dikkatini çekmek isterim. Komisyonlarda ve Mecliste vazifeye devamı kesin olarak disipline bağlanmak zorundadır. Muhalefet olarak vazife aldığımız bu devre şimdiye kadar iktidar ve muhalefet olarak vazife aldığımız devrelerin en kıymetlisidir. Memleketin bugünkü ve geleceği bakımından sağlam fikirleri ve açık dâvaları ile sarsılmaz temeller üzerinde kurulmuş istikrarlı bir CHP vardır. CHP gelecek günlerin güçlüklerini yenecek tek siyasî parti olarak vatandaşın zihninde yerleşecektir. Güçlükleri küçük görmemek lâzımdır. Toplum içinde doğru yolda olmayan bütün menfaatleri karşımıza almışızdır.. Onlar da bizim karşımızda vaziyet almışlardır. Biz bunu bilerek açıkça fikirleri hür söylemekten çekinememişizdir. Bu fikirlerin takibi kesin, sarsılmaz bir çalışma usulü ile mümkün olacaktır.

Resmen bağlandığımız görevleri yerine getirmek için Komisyonlara vaktinde gidecek ve sonuna kadar tâkip edeceksiniz. Ekseriyet olmamıştır dendiğinde bu hiçbir zaman bizim milletvekillerimizin bulunmamaları sebebiyle olmamalıdır. Mecliste de CHP Grubu noksan olduğu için ekseriyet sağlanamadı kararını hiçbir zaman sicilimize geçirmemeliyiz.

Dâva sahibiyiz fikir sahibiyiz

Muhterem Arkadaşlarım,

Grup olarak dâva sahibiyiz. Bu dâva ve fikirleri tâkip için kesin karar ve irade sahibiyiz. Bunu bu dönemde Mecliste her vesile ile göstereceğiz. Memleket meseleleri hakkındaki dâvalarımız hepimiz tarafından birbirini tamamlayıcı açıklıkla savunulacaktır. Biz esaslı dâvalarda taviz vererek ve yan mânalı yuvarlak sözler kullanarak oy toplamak devrini görmüşüzdür. Bunların hepsi arkada kalmıştır. Bizim, “demagoji yaparak dâva güderiz ve oy alırız” hayali ve ümidi hatırımızda olmamıştır, olmayacaktır. Biz açıklıkla bir dâvayı söylediğimiz zaman, memleket bunu anlamaz, böyle söylemeli gibi sözleri de arkada bırakmışızdır. Dâvalarımıza açıktan sahip çıkmazsak memleket tam bir karanlığa doğru yuvarlanır gider. Meselelerimizi cesaretle ve açıklıkla anlatırsak mutlâka aydınlığa çıkabiliriz. Az bir zamanda ve yakın bir gelecekte bizim yolumuzun doğru yol olduğunu herkes anlayacaktır. Dâva sahibiyiz, açık fikirlerimiz ve verilmiş kararlarımız vardır. Neticeye ulaşmak için de kanun dışı ve ahlâk dışı usullere asla başvurmayacağız. Dâvamıza doğru yolda, doğru usullerle mutlaka ulaşacağız.

CHP Grubu olarak birbirimize güvenir, inanır ve el ele çalışırsak işte o zaman bizi hiçbir kuvvet yenemez.

Memleketin ihtiyaç ve dertlerini yeni nesillerin ne düşündüklerini ne kadar çaresizlik içersinde bulunduklarını hiçbir siyasî parti esef ederiz ki bizim gibi görmemiştir ve meşgul olmamıştır.

Gelecek zamanın başarıları bizim çalışmamızla sağlanacaktır.

 

 

 

 

Atatürk ile İlk Görev Arkadaşlığına İlişkin Anı Anlatımı[112]

–Cumhuriyet Gazetesi’nden S. A. Terzioğlu’nun Haberi–

Muharebelerde Atatürk’ün süratle güç ve karışık durumlara karar verdiğini büyük karargâhta iken görmüştüm.

Kafkas Cephesi’nden başlayarak nihayete kadar kumandanımız olarak maiyetinde çalıştığım zamanlarda derin görüş ve süratle karar verebilmek gibi büyük bir meziyetin emsalsiz ölçüde sahibi olduğunu görmüşümdür.

Her büyük kumandanda başlıca aranan bu vasıf Atatürk’te yaradılıştan ve öğrenişten köklü idi...

İlk yakınlık

Atatürk’le Erkânı Harbiye Mektebi (Harb Akademisi)’nde iken sınıflarımız birbirine yakındı.

Ondan sonra orduda ve özellikle Meşrutiyet inkılâbında birbirine yakın, birbirine paralel olaylarda ve görüşlerde bulunduk. Dünya Savaşı’nın ilk devrinde ben Atatürk’ün muharebelerini yakından tâkip edecek durumdaydım.

Bu küçük başlangıçla Atatürk’le tanışmamızın ön safhasını söylemiş oluyorum.

Vazife tanışması

Vazife tanışması ve gittikçe ağırlaşan memleket meseleleri içinde Atatürk âmir ve ben pek yakınında arkadaş olarak geçirdiğimiz hayat 1916 sonbaharında başlar. Ve, sonuna kadar devam eder.

Atatürk’ün vazifede beni yakından tanıması ve onun büyük kumandan vasfını benim vazifem sırasında ilk defa görmem şu olayla olmuştur:

Ben, 1916 senesinde Kafkas Cephesi’nde bulundum. İlk ödevim 2. Ordu Erkânı Harb Reisliğiydi (Kurmay Başkanı). Bu ordunun kumandanı, 2. ve 3. ordularının müşterek hareketini yani cepheyi ahenk içinde yürütmekle görevli idi.

1916 yazı ve sonbaharı 2. Ordu cephesinde Grandük Nikola ordularıyla çetin ve sürekli muharebelerle geçmiştir. Van’dan Erzurum cephesine kadar geniş bir hattâ Çar orduları ile muharebeler yapıyorduk. Bu şartlar altında kış geldi. Ama, kış bizim için, yani 2. Ordu için pek güç şartlar içinde gelmiştir.

Geniş cephe, çok derin ve kudretsiz menzil hatları, büyük bir orduyu barındırıp beslemek için önceden hazırlığı olmayan bir bölge…

Yeni kumandan geldi

Yaz muharebelerinde kumandanımız bulunan muhterem General, sonbaharda hasta oldu. Cepheden ayrılarak İstanbul’a gitti. Orduya vekil olarak kumanda etmek üzere Kolordu Kumandanlarından Mustafa Kemal Paşa tâyin edildi. Ordu karargâhı Bingöl civarında Sekrat denilen köyde idi. Yeni kumandanımız Mustafa Kemal Paşayı bir akşam karargâhta karşıladık. Kısa bir tanışmadan sonra hemen çalışmaya başladık. Ben kendisine Erkânı Harb Reisi olarak ordunun umumî durumunu anlattım. O, hiç nefes almadan Erkânı Harb Reisi’nin genel durumunu inceliyordu. Kumandan, yeni gelmiş bir âmirin ihtiyacı ile, beraber çalışacağı kurmay heyetinin ve özellikle Kurmay Başkanı’nın bilgisi ve vazife anlayışıyla temas halindeydi.

Erkânı Harb Reisi olarak ben konuşuyordum. Kolordularımızı (şimdiye kadar kumanda ettiği kendi kolordusu dahil), kolordularla münasebeti olmayan ordu teşkilâtını, yanımızda muharebe eden 3. Ordu ile münasebetlerimizi ve İstanbul’da bulunan büyük karargâhla ilgili meselelerimizi dinliyordu.

Tabiî bütün bunlar düşmanın karşımızda bulunan durumu ile yakından ilgili ve umumî düşmanların vaziyetiyle irtibatlıydı. Sonunda, kendi yakın vazifemize değinen mesele üzerinde, yani 2. Ordu’nun durumu, önümüzdeki günlerde alacağı lüzumlu tedbirleri de Erkânı Harb Reisi’nden dinlemek istedi. Ben de, 2. Ordu için gördüğüm ihtimalleri ve alınması gereken tedbirleri tafsilâtıyla söylemeye çalıştım. Yeni gelmiş bir âmir için Erkânı Harb Reisi’nden beklenecek olan görüşleri hazırlığım kadar anlattım.

Görüşlerim, orduya verilmesi gereken yeni genel durumun teklifi ile bitiyordu.

Kolordunun kışı geçirmek ve yeni ihtimallere hazırlanmak için ne surette tertiplenmeleri ve hazırlanmaları gerektiği, bize ait işleri İstanbul’la beraber yapılması icap eden taraflarıyla tespit edilecekti.

Telkin şüphesi

Bu konuşmamız iki saat kadar sürdü. Mustafa Kemal Paşa kısa bir konuşmadan sonra vaziyeti tamamıyla kavramış olduğunu söyleyerek ordu hakkındaki tekliflerimi ayniyle kabul ettiğini bildirdi. Ve, hemen tatbike geçirmek lâzım olduğunu ilâve etti. O zamana kadar ordu içinde ve İstanbul’la olan görüş farklarımızın birden ortadan kalkması ve hemen tatbike geçilmesinde yeni kumandana mübalâğalı bir tesir yaptığım endişesi bende uyandı. Ve kendisine kesin kararını derhal vermemesini, ertesi günü beklememizi rica ettim.

Bana öyle gelmişti ki, güç şartlar içinde pek önemli değişiklikleri sükûnetle düşünmesi için kendisine vakit bırakmak lâzımdı. Onun için kumandanımın kararı ertesi güne bırakmasını telkin etmiştim.

Bu sırada, Mustafa Kemal Paşa hayret göstererek kesinlikle telkini reddetti. Ve, uzun görüşmelerimizin neticesinde verilmiş olan kararın bu geceden tatbike geçilmesini emir olarak bildirdi. Vakit, arada bir ufak yemek fasılasından sonra epeyce ilerlemişti. Hemen o gece, yeni tertiplerin yürürlüğe girmesi için emirlerin hazırlanıp arz edileceğini söyleyerek kurmay odalarına döndüm. Ordu karargâhı çalışmaya başladı. Aradan 2-3 saat geçtikten sona, ileride bana anlattığına göre, kendisi odasında beklerken işlerin gerçekten yapılıp yapılmadığından şüphe etmiş ve benim çalışmamı vakit vakit yoklamış.

Sabah olmadan ordunun bütün emirlerinin, irtibat çok güç ve geniş olan büyük bir cepheye bildirilmesi için bütün tertipler alınmıştı. Kendisiyle, işler hazır olarak tekrar buluştuk. Son emirlerini imzaladı.

2 Ordu için yeni kumandan gelir gelmez alınan tedbirler İstanbul’a ve yanımızdaki 3. Ordu’ya bildirilmişti.

Çıkan münakaşaları kolaylıkla bertaraf eti. Ve o kışı çok güç görünen ihtimallere uğramadan geçirip hazırlanmak mümkün oldu.

Az bir zaman Mustafa Kemal Paşa ile Erkânı Harb Reisi olarak çalıştım. Ve birkaç ay içinde O’nun inhasıyla kolordulardan birinin komutanlığına tâyin edildim. Bundan sonra 2. Ordu’ya daha sonra Suriye cephesinde yakın vazife münasebetlerimiz her gün aramızda daha güvenilir, daha samimî karakterini arttırarak devam etmiştir.

 

 

 

 

Atatürk’ün Ölümünün 27. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[113]

Atatürk’ün ölümünü yürekten bağlılıkla ve engin minnet duygularıyla anıyoruz.

Fikirleri, inkılâpları her gün daha ziyade milletimizin yüreğinde yerleşmekte ve yeni kuşaklar hep yüce Atatürk’ü kılavuz ve önder bilmektedirler.

Toplumumuzda Atatürk’ün her gün artan tesiri, ilerlemenin ve yükselmenin sağlam teminatı olmuştur.

 

 

 

 

ODTܒde Düzenlenen Atatürk’ü Anma Toplantısında Yapılan Konuşma[114]

(...)

Toplanmak ve Atatürk üzerinde konuşmak bir güzel gelenek, âdet olmuştur. Bu toplantılar Atatürk’e karşı minnet duygularımızın bir ifadesidir.

Türk tarihinde zaferler ve muzafferiyetler sık sık görülen olaylardandır. Bununla beraber Atatürk’ün memlekete kazandırdığı zaferler, bir özel önem taşımaktadır.

Bir İngiliz tarihçisi demiştir ki: “Türk tarihinde Türkler’in Avrupa’dan silinip çıkarılması fırsatı iki defa elde edilmiştir.”

Bunlardan birincisi 1444’de henüz İstanbul alınmadan meydana gelmiştir. Trakya’da Türkler ile Polonyalılar karşı karşıya gelmiştir. Türkler zor bir durumda kalıp mütareke istemişlerdir. Polonyalı General Ponyad, Türkler’in teklifini kabul ederek muahede yapmıştır. Türkler o kadar müşkül durumda idiler ki, Ponyad savaşa devam etse idi, Türkler, İstanbul surları ile Polonya ordusunun arasında ezilip gidecekti. Bu fırsat kaçmıştır.

İkinci fırsat 1918-1920 yılları arasında ele geçmiştir. Onu da Avrupalılar kaybetmişlerdir. Bu ikinci fırsat kaybedilen büyük bir fırsattı. Karşımızda bulunan devletler dünyanın galibi devletler idi. Hiçbir güçlükleri yoktu. Kesin vuruşlar, kesin darbeler vurmak suretiyle, Türk siyasî hayatına son verebilirlerdi. Bunu yapmadılar, yapamadılar. Bu az rastlanabilen bir olaydır, hemen hemen yeryüzünde hiç olmamış gibidir. Bu hareketi idare eden büyük kumandan Atatürk idi. Bu, askerî, kesin bir zaferdir. Bu zafer, onu idare eden askerin büyük dehası ile kazanılmıştır. Bu deha, memleketin kurtarılması için çalışmıştır. Atatürk’e takdir duygularımız geniştir, derindir ve ebedidir.

Atatürk’ün askerlik dışında siyasî kudreti askerî kudretinden geri değildir. Hattâ benim kanaatime göre, siyasî kudreti daha ileridir.

İlk günden Büyük Millet Meclisi’ni kurmuş sonra Büyük Millet Meclisi’nin kudreti ile seferi devleti de idare etmeye çalışmıştır.

Bugün, 40 sene sonra, bu hâdise, basit bir şey gibi görülür. Bu hâdise seferden daha güç bir şeydir.

Yüzyıllarca süren saltanat idaresi, gökten inen bütün kuvvetleri elinde tutmaktadır. Ona karşı çıkmak, aklın alamayacağı bir teşebbüs idi. Zafer bakımından bu hâdise, zaten mevcut olan takat üstü güçlüklere, bir o kadar daha güçlük eklemiştir. Galip devletlere yardım eden bir kuvvet olmuştur.

Anadolu’da yer yer ayaklanmalar ve kışkırtmalar oluyordu. Dış sefer ve iç sefer, Anadolu’daki Türk halkını silmek kararında birleşmişti. Bir yerdekini bastırırsınız, 40 kilometre ötede bir yenisi patlak verirdi.

Anadolu’nun hocaları, her yerde halkı Büyük Millet Meclisi’nin aleyhinde ayaklandırmaya çalışıyordu. Ayaklananlar hem yağma eder, hem de rakiplerini 24 saat içinde imha etmeğe çalışırlardı. Bunlar, göz karartan bütün güçlükleri, bir kat daha, beş kat daha arttırıyorlar idi.

Biz, Birinci Cihan Harbi’nden mağlup çıkmıştık. On yıl devam eden aralıklı muharebelerle yıpranmış idik. Birinci Cihan Harbi’nin tam bir yenilgi ile kaybedilmesi halkın gözünü karartan, başlıca ümitsizlik kaynağı idi. Hiç kimse harbin sözünü işitmek istemiyordu.

Böylece bir cemiyet içinde, her türlü propagandanın tesiri altında, memlekette düşmanı yaşatmama kuvveti hasıl olmuştur. Büyük olan manevî kuvvet budur. Bu gelişme İnönü seferleri ile başlamıştır. Daha sonra işgal kuvvetlerinin kafasına vura vura dışarı atmak gayreti içinde gelişmiştir.

Bu muharebenin sefer zamanı... Atatürk bundan sonra devletin kuruluşu ile meşgul olmuştur. Zaferden sonra ilk meselenin kuruluş tedbirleri olduğunu, bana söylemiştir. Yeni devletin yaşaması için alınacak kuruluş tedbirleri üzerinde durmuştur.

Şimdi size Büyük Atatürk’ün kurtuluş tedbirleri dediği şeyi, bir iki çizi ile hatırlatmak istiyorum.

İngiliz tarihçisi son 600-700 sene içinde Türkler’i yok etmek için iki fırsat ele geçtiğini söylüyor. Bunlardan ikincisi olan 1922’de Türkler her taraftan işgal edilmiş olduğu halde işgal devletleri geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bunu yapan başlıca Atatürk’tür.

Ondan sonra kuruluş devrini biliyorsunuz. Cumhuriyet devri, inkılâplar devri.

Bugünkü cemiyet bize tabiî gelir. Bugünkü cemiyet ile o günkü cemiyet arasında büyük fark vardır. Cemiyet bugün bütün olmuştur. Kadını ile erkeği ile her sahada çalışmak istidadında olan bir bütün olmuştur.

İnkılâpları size tek tek anlatacak değilim. Bu inkılâplar, kolay yerleşmemiştir. Gençlere söylemek istediğim de budur.

Bazı inkılâplar zamanla yerleşmiştir. Bunların başında da yeni harfler gelir. Harf İnkılâbı yapılalı 37 sene geçmiştir. Bugün 42 yaşında bulunan insanların hepsinin, nazari olarak Latin harflerini bilmeleri gerekir. Demokratik düzene geçmekte yazı işleminin yerleşmiş olup olmadığını hesap ettim. O zaman 25 yaşında olanlar, Latin harflerini biliyorlardı. Yazı o kadar esaslı bir imtiyazdır.

Eskiler kültür hayatının takibinde büyük güçlükler çekmişlerdir. Bugün yeni yazı ile yetişenler devlet hayatında büyük mevkilere gelmişler, bakan olmuşlardır. İnkılâpların yerleşmesinde yazının büyük rolü olmuştur.

Dediğim gibi zamanla ilgili olmayan inkılâplar da vardır. Ne kadar zaman geçse bazı sinsi kuvvetler inkılâpların diğer cevherlerini yok etmek için çalışırlar. Bunu devamlı kontrol etmek gerekir. Bu da siz gençlerin görevidir.

Şimdi Atatürk yıl dönümünde O’nu anarken, Atatürk inkılâplarını korumak ve sağlamak fikri canlı olarak uyanmalıdır.

Hep beraber Atatürk inkılâplarını koruyacağız diyelim.

Koruyacak mıyız? (Hep birlikte “Koruyacağız” sesleri.)

Bu toplantıda Atatürk ilkelerinin size yepyeni bir devlet getirdiğini ve bu yepyeni devleti daima ileri götürmek azminde olduğunu belirtmek için konuştum.

 

 

 

 

DTCF’de Düzenlenen Atatürk’ü Anma Toplantısında Verilen Söylev[115]

Sevgili öğrenciler huzurunuzda bulunmakla şeref ve huzur duyuyorum.

Atatürk’ün yıldönümünde beni, sizin huzurunuzda bir konferans vermeye davet ettiler. Bu davet için Türkiye Millî Talebe Federasyonu’na teşekkürlerimi bildirerek söze başlayacağım.

Atatürk’ün yıldönümünde memleket bir baştan öbür başa haklı bir teessüs içinde idi. Hepimiz acıyı yüreklerimizin derinliklerine kadar tazeledik, hissettik. Bu duygular içinde, acı duyguları içinde Atatürk’e bağlılığımızı, minnetimizi belirtmek istedik. Memleket, baştan başa, büyük evlâdına kadir bilirliğini ve onun eserlerine bağlı olduğunu söyledi, gösterdi. Şimdi ben size Atatürk hangi alanlarda neden ötürü büyüktür onun tafsilâtını vereceğim. Kısa bilgiler içinde sevdiğiniz bağlandığınız büyük Türk evlâdının hakikatten gerçekten büyük bir yaradılış olduğunu anlayasınız. İnanarak, etrafınızda başkalarına da anlatmak kudretini kendinizde edinerek, onu anlayasınız isterim.

Atatürk kurtuluş seferinin başbuğudur; Onu idare etmiştir. Atatürk Birinci Cihan Harbi’nden büyük bir kumandan salâhiyetiyle çıkmıştır. Birinci Cihan Harbi’nde verdiği harplerde, verdiği muharebelerde kazandığı yalnız bizim memleket tarihinde edebiyatında değil, bütün dünyanın tarihinde taktirlerle ve hayranlıkla zaptolunmuştur, kaydolunmuştur.

Gelibolu Harpleri’nin başında

Genç bir subay olarak genç yaşında tümen komutanı olarak Atatürk, Gelibolu Harpleri’nin başında görünüyor. Gelibolu’ya müttefiklerin asker çıkarması Nisan 1915’dedir. Atatürk kendi yaptığı muharebelerde tarihi bir şöhret kazanmış olan Arıburnu Muharebeleri’ni idare etti. Ondan sonra yine Gelibolu Cephesi’nde, yarımadayı tam düşürmek için büyük hazırlıklarla meydana getiren Anafartalar Çıkarması’nı kısır bıraktırdı ve oraya çıkan düşmanı mağlûp ederek, deniz kenarında kapanıp kalmaya mecbur etti. Bu muharebelerin kesin bir ehemmiyeti vardır. Çünkü bir saat, iki saat içinde kazanılması mümkün görünüyordu, öyle hesap ediliyordu. Ve kazanıldıktan sonra, Gelibolu Yarımadası en dar yerinden kesilmiş ve muharebe bitmiş olacaktı. Bir iki saat içinde kesilecek en dar yeri, aylarca, on binlerce, yirmi binlerce insan öldükten sonra, gene kesilemedi. Ve nihayet düşman çekilmeye mecbur oldu. Bu Gelibolu Muharebesi’dir. Atatürk Birinci Cihan Harbi’nde Kafkasya’da bulundu, Filistin’de bulundu. Bunların hepsinde, muharebenin kesin neticesine doğru zayıf, dermansız bulunduğumuz zamanlarda güç vazifeler aldı ve bu suretle büyük kumandan hasletini mütemadiyen göstererek nihayet Yıldırım Orduları’nın Başkumandan Vekili oldu.

Atatürk Anadolu’ya çıkıyor

Birinci Cihan Harbi bizim dahil olduğumuz ittifak cephesinin yenilgisi ile bittikten sonra, Birinci Cihan Harbi’nin tasfiyesi ve sulh müzakeresi başlamıştır. Bizim mütarekemiz, Mondros Mütarekesi dediğimiz mütareke, 30 Teşrinievvel [Ekim] 1918’de olmuştur. Atatürk ondan sonra İstanbul’a geldi. İstanbul’da umumî bir çöküntü ve çözüntü içinde memleketi idare edenleri ne zihniyette ve ne kararda bulunduğunu anlamak için ve onların elinde memleketin geleceğinin ne olabileceğini keşfetmeye çalışarak, altı ay kadar çabalamıştır. Nihayet Anadolu’da asayişin temini, Anadolu’da türlü tesirler altında parçalanma ve türlü kazalara uğrama tehlikesinin altında bulunduğu sanılan memleketi, ordu müfettişi olarak, elde bulundurmak arzusuyla kendisini Üçüncü Ordu Müfettişliği’ne tayin ettiler ve Anadolu’ya gönderdiler. Atatürk bu hazırlıkları süratle yaparak yola çıktı ve Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıktı. Yunanlılar İzmir’e dört gün evvel 15 Mayıs 1919’da çıkmışlar ve derhal tecavüzlere zulümlere başlayarak, orada halkın, ne mümkünse onun tedarik edebildiği vasıtalarla, zayıf bir takım mukavemetler karşısında kalmışlardır. Mütareke, Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918’de teklif edilmiştir.

Şimdi Mayıs’ta bulunuyoruz. Bu müddet zarfında müttefikler mütareke şartlarını tamamıyla ısrarda ve kötüye kullanarak memleketi muhtelif yerlerinden işgal ettiler. Şarkta Kars, Ardahan ve Artvin tekrar Ruslar tarafından Ermeniler tarafından işgal oldu. Güneyde önce İngilizler sonra Fransızlar, onları tâkip ederek Urfa, Maraş, Adana bütün bu havaliye yayıldılar. Hattâ, İtalyanlar Antalya’ya ve Konya’ya geldiler. Yunanlılar, bu müddet esnasında, rast geldikleri mukavemet karşısında İzmir’i kendi ellerinde tutacak bir çerçeve dahilinde ilerledikten sonra durdular.

Bu şartlar altında Atatürk Samsun’a çıktı. Bu sırada, memleketin her tarafındaki işgal edilme ve halkın uzun muharebelerden bezginliğini ve fena idare edildiğine emin olan bir umumî kanaatin tesiriyle ruhen büyük bir çöküntü mevcut idi. Atatürk Samsun’a çıktığından itibaren, müttefikleri ve içerde her vasıta ile teşvik ettikleri, himaye ettikleri azınlıkları bütün teşebbüsleri ile teşhir ederek, onları düşman bilmelerini halka anlatmaya çalışarak, uyandırıcı, cesaret verici telkinlerine başladı. Atatürk buradan Amasya-Tokat üzerinden Sivas’a geldi, oradan Erzurum’a gitti. Yola çıktığından itibaren, İstanbul Hükûmeti daha ilk temaslarında, Atatürk’ün Anadolu’da ne yapacağını ve halka nasıl telkinlerde bulunduğunu anladıkça telâşı arttı.

Kongreler toplanıyor

İstanbul Hükûmeti’nin anlaşılıyor ki, esas maksadı memleketi sükûnete getirmek ve sakin bir memlekete galip düşman devletleri ile bir tertibe bağlayarak, pazarlığa başlamak istiyordu. Düşman galip devletler Anadolu’da her yerde yerleşmeye çalışıyorlar, her yerde halkı çöküntüye uğratıyorlar ve Türkiye’nin parçalanmasını her gün biraz daha arttırarak, temin etmeye çalışıyorlardı. Atatürk yolda bu çalışmaları, uyarmaları ve büyük ordu kumandanları ile vilâyetlerle temas ederek onları vazifeye çağırma teşebbüsleri içinde Temmuz başlarına doğru Erzurum’a vardı. O’nu, behemehal İstanbul’a celp etmek için tatlı dille, sert dille türlü teşebbüslerle ikna etmeye çalışıyorlardı. Bu şartlar içinde, Atatürk Erzurum’da 9 Temmuz’da istifa ediyor. 9 Temmuz’da kumandanlıktan askerlikten istifa ederek kendi tabirince sinei vatana dönüyor, çekiliyor.

Hemen onu müteakip, çekilir çekilmez Erzurum Kongresi’ni topladı. Memleketin müdafaası vaziyeti her yerde memleketi korumak için, mücadele etmek için harp cemiyetleri teşekkül etmiştir. Edirne’den başlayarak, Edirne’de, İzmir’de, Trabzon’da, Erzurum’da her yerde ayrı ayrı cemiyetler, mahdut hedefler, muhalif düşünceler ve birbirleriyle irtibatı olmayan dermansız teşekküller. Müdafaa cephemiz, böyle bir dağınıklık içinde, İstanbul Hükûmeti, müdafaa fikrine kesin olarak muarız olduğu için, bunları hiçbir surette iltifat etmiyor, teşvik etmiyor, yardım etmiyor.

23 Temmuz’da, unutmayın tarihleri, 19 Mayıs’ta çıkmıştı; ordu müfettişi olarak çıktı, uğraştıktan sonra, şimdi bir vatan evlâdı olarak, 23 Temmuz’da Erzurum Kongresi’ni topluyor. Ondan sonra, kongreyi toplar toplamaz, bütün müdafaa teşkilâtını bir araya getirmek üzere Sivas Kongresi’ni dâvet ediyor. Sivas Kongresi için, memleketin bütün her tarafından bütün müdafaa teşkilâtından murahhaslar geliyor. Sivas Kongresi’nden sonra, umumî bir beyanname neşrediyorlar. Başlıyor Atatürk’ün idare ettiği kongrelerin beyannameleri birbirini tamamlayarak, birbirine daimî ahenk içinde bulunarak, memleketin istiklâlini, memleketin bütünlüğünü isteriz fikrini yaymaya. “Uğradığımız muamele haksızdır, nihayetine kadar uğraşacağız” fikirleri, iradeleri gittikçe yükselen avazlarla, kâğıt üzerinde, senet halinde tevhit olunuyor ve memlekete yayılıyor. Sivas Kongresi’nde yaptığı en mühim işlerden bir tanesi, bütün dağınık müdafaa teşkilâtını Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti namı altında birleştirmek. Ve bütün halk müdafaasını idare etmek için “Heyeti Temsiliye” namı altında Anadolu’dan kongrelerle seçilmiş bir küçük heyetin idaresine veriyor.

Atatürk’ün siyasî tedbirlerdeki kudreti

Atatürk’ün, göreceksiniz, büyük bir kumandan olmak hassası aşikâr ve belirgin olmakla beraber, siyasî tedbirlerde kudreti, çok defa askerî kudretinin üstünde olacak kadar isabetli ve derindir.

Ankara’ya 1919 senesinin Aralık ayının sonuna doğru geliyor. Heyeti Temsiliye karargâhı Ankara’da kuruluyor. Yukarıda işitmişsinizdir, görmüşsünüzdür; şimdi Meteoroloji İstasyonu olan Ziraat Mektebi karargâhıdır.

Bütün bu ahvali, teferruatıyla müttefik orduları kumandanları biliyorlar. Muhtelif yerlerde kıtaları var, muharebe ediyorlar, halkla temas ediyorlar, öğreniyorlar. Kâfi değil, muhtelif yerlerde münferit subayları, gözlemcileri var; her halimizi gözetliyorlar. Çok defa düşünmüşümdür; bütün bu müddet esnasında, tarassut eden yalnız, İstanbul’la meşgul olur ve Anadolu’da bütün bu kaynaşmaları, hazırlıkları kayıtsızlıkla seyreden bir halleri var, neden? Memleketin hali o kadar perişan, müdafaa teşkilâtları o kadar dermansız ve ihtilâflar o kadar çok ki, müttefikler cephesinde umumî kanaat, kendileri tarafından hiç bir fedakârlık ve yorgunluğa lüzum olmaksızın, küçük devlerin darbeleri ile memleket aslâ kendisini kurtaramayacak kadar düşkün bir haldedir. Onun için, sükûnetle seyredip hâdiselerin inkişafını zevkle tâkip etmek onlar için de tabiî bir hal gibi gözüküyor. Bu ahval içinde, İzmir’in işgalinden sonra, 1920’nin 20 Mart’ında müttefikler, İstanbul’u işgal ettiler. Bu arada Meclis toplanmış, onu dağıttılar. İstanbul Hükûmeti’ni doğrudan doğruya emirleri altına almış oldular.

İstanbul’da temas kesildikten sonra, fiilen Anadolu, Heyeti Temsiliye’nin eline düşmüştü. Atatürk, Heyeti Temsiliye namına bütün emirleri kendisi imza ederdi. Derhal Millet Meclisi’ni kurmaya çalıştı. İstanbul ve müttefikler yer yer temin ettikleri taraftarları ile isyanlar ve tecavüzler tertip etmeye çalıştılar.

Şimdi, cephelerde, gönüllü askerlerle ve dar vasıtalarla, düşman karşısında bekliyorsunuz. Memleketin nâzik bir yerinde bir isyan çıkıyor. İster istemez, bu dahili harekâta karşı, cepheden asker alıyorsunuz, gönderiyorsunuz.

Cepheden alınıp gönderilen askerlerin seçme asker olması ve içerden yapılacak aldatmalara karşı dayanıklı ve anlayışlı olması lâzımdır. Demek istiyorum ki, cepheden alıp gönderdiğimiz insanlar, rast gele seçilmiş muhariplerden olmaktan daha fazla, manevî vasıfları daha anlayışlı, daha ileri seçme insanlar olması ayrıca icap ediyordu.

Bir hatıram

Sözün burasında bir hatıramı arz edeyim. Ben bu devrede Genelkurmay Başkanı idim. Büyük Millet Meclisi hükûmetinde, Genelkurmay Başkanı Meclis tarafından seçilen bir bakandır ve TBMM’ye karşı, bütün askerî hareketlerden doğrudan doğruya mesuldür. Bu vaziyette ben Miralay bir Genelkurmay Başkanı idim. Şimdi yerini söylemeyeyim. Anadolu’nun bir yerine, İstanbul Hükûmeti namına el koymuşlar, hülâsa içimizde TBMM Hükûmetine karşı ciddî bir tecavüz olmuş. Tavzih ettiğimiz kuvvete yol gösterdim, bugün gidiyorsan, şu kadar zaman sonra oraya varacaksın. Oraya varacaksın, seni ve askerîni debdebe ile karşılayacaklar, sizin her birinizi çok iyi muamele ile muhtelif evlere yerleştirecekler, yatırıp uyutacaklar, bir şey yoktur diyecekler, ne emrediyorsanız onu yapacağız diyecekler ve gece hepinizi basacaklar, silâhlarınızı alacaklar, mükemmel dövecekler. Başınıza bu gelecek. Onun için oraya gideceksiniz, karşı gelen kimseyi kabul etmeyeceksin. Buradan, âmirinden aldığın emri tebliğ edeceksin. İçinizde başka adamlar var. Sizi merkeze götüreceğim, içinizde bulunan adamları çıkaracaksınız. İstanbul’la irtibatınızı keseceksiniz. Büyük Millet Meclisi’ne memleketin kurtuluşunda tek ve başlıca salâhiyet sahibi o olduğu için ona tâbi olduğunuzu göstereceksiniz. Bunu da bir ufak heyete tebliğ edeceksin, hiç kimse ile temas etmeyeceksin, dışarıda bekleyeceksin. Yaptılar, yaptılar. Belli bir zaman zarfında müspet cevap almazsan, şehre dönme diyeceksin; adamları tutacaksın. “Merak etmeyin efendim” dedi. Gayet sükûnetle gidecek ve bunların hepsini yapacağım. Ama zararı yok. Tabur kumandanının halinden onu anladım ki, sözlerimin hepsini ya tabiî görüyor, ya kendisi aldanmayacak kadar akıllı olduğuna güveniyor. “Şimdi talimatım bitti, dinledin mi?” dedim, “Dinledim”. Şimdi tekrar bir şey söyleyeyim sana. Bunları yapacaksın, bu meseleyi halledeceksin. Halinden anlıyorum ki, sen bunları yapmayacaksın. Karşına çıkacaklar, bağırıp çağıracaklar, tedbirleri, bayrakları, ikramları onların hepsini göreceksin, o kadar masum insanlar benim dediklerimi yapmaz zannedeceksin. Hepinizi ayrı ayrı koyacaklar; sonra, sen, askerîn elinden silâhın alınmış bir duruma geleceksin. O zaman sana nasıl muamele edeceğini anlatamam. Anlıyor musun? dedim. Yine tekrar söyledim. “Merak etmeyin efendim” dedi. Bin tane teminat verdikten sonra, ertesi günü haber aldım ki, bunları karşılamışlar, bir güzel dövmüşler kalanlara yol vermişler, geriye göndermişler.

Halk son derece yorgun

Şimdi iç harpte hususîyle böyle büyük mücadele zamanlarında halk muharebeden son derece bezgin. Üst üste kısa aralıklarla on seneden beri mücadele ediyor. Millî Mücadelede kurtuluş için mücadeleye atılması gereken halk son derece yorgun. Bitkin ve Birinci Cihan Harbi’nin son zamanlarında hesapsız şikâyetlerle itimadı hakikaten sarsılmış. Onun için emniyetle bir kıtaya, bir topluluğa vazife verip, onu ciddî olarak iş görmeye sevk etmek, o kuvveti bulmak, silâhlandırmak kadar zor ve nankör bir iş.

Topluyorsun, silâhlandırıyorsun, giydiriyorsun, vazife veriyorsun, ertesi gün yoktur adam. Böyle zamanlarda milletler, ufak kıtalarla, ufak muzafferiyetler kazanır ve böyle zamanlarda milletler ruhani çöküntülerini tamir etmek için, enerjilerini yenileyip fedakârlık hislerini harekete geçirmek için zaferle beslenmek ister. İyi kıta zaferle beslenir, onunla üretilir. İyi kıta ancak ruhî kuvveti sağlam olan halktan alınır. Birbirine bağlı olan şartların hangisi evvel olacağını kimse bilmez. Böyle güç şartlar içinde memleketin her tarafında iç isyanlar oluyor. Bunlara kuvvet gönderiyoruz. Kimisi işe yarıyor, kimisi yaramıyor ve cephelerden boşalttığımız her yere düşman yeniden taarruz ediyor, orada can yakıyor. Yer alıyor, yağma ediyor. Bu ufak teferruatı söylemekten maksadım, İstanbul Hükûmeti’nin düşmana yardım etmek için, kendi politikasını yürütmek, yani düşmana yardım etmek için, Anadolu’yu iç isyanlara teşvik etmek teşebbüsünün ne kadar can alıcı, yıpratıcı ve takatten düşürücü tesiri olduğunu gözünüzde canlandırmaktır. Milletler büyük hâdiseler zamanında mütearife kabilinden daima söylenir. İlk önce, kendi içinde, birbirini destekleyecek bir beraberliği, müşterek bir iradesi olmak lâzımdır. Bu irade olmadan hiçbir şey yapılamaz. Bu irade ancak zaferlerle doğabilir. Büyük milletlerde doğar. Böyle bir fasit daireyi halletmek çabası içinde insanın ömrü heba olur.

İlk zafer

Muhterem dinleyicilerim, size iç isyanların safhasını anlattım. Bu kadar güçlükler içinde biz bunları büyük ölçüde azalttık. Tesirsiz hale getirdik. Tamamıyla yendik diyemeyiz. Böyle bir vaziyette düşman karşısında yeni harblere giriştik. Bu müddet esnasında müsait vaziyette olduğumuz yer Şark Cephesi idi. Orada Ruslar ihtilâl içerisinde ve mütareke ile bize bıraktırdıkları Kars ve etrafındaki yerlerimizi Ermeniler işgal etmişti. Ordu silâhı itibariyle Garptaki kadar soyulmamıştı. Bu zaman zarfında Şarkta, Ruslar, Bolşevik ihtilâli ile içerde uğraşıyorlar, Güneyde Kafkasya’da bulunan devletler Azerbeycan, Ermenistan ve Gürcistan olarak, millî hükûmetler halinde yaşamaya çalışıyorlardı. Ermeniler, Boşnak Ermenilerdir. Harp cephesinin idaresi için taarruza kalktık. Ermeniler’e karşı muzaffer olduk. Kars’a girdik; Kars’ı aldık ve Ermeniler’i, Ermenistan’a ricata mecbur ettik. Bu ilk zafer memleket ölçüsünde iyi bir tesir yaptı. Cenup’ta, Garp’ta, ruhani tesirleri büyük oldu. Müttefikler bakımından, galip devletler bakımından, bunun neticeye büyük bir etkisi olmadığını bildikleri için onlar, Güney’de Adana’da, Gaziantep’te ve Garp’ta Yunanlılar cephesinde hareketlerini şiddetlendirdiler.

İç bünyemizde ihtilatlar

Garpta muharebeler başlarken iç bünyemizde ciddî ihtilâtlar çıktı. Bu ihtilâtlar, bir düşman memleketten nasıl çıkarılacak, dâva nasıl halledilecek? Dâva Anadolu’da muhtelif yerlerde, gerilla harbi mahiyetinde mukavemetlerle hallolabilir, veya halledilemez. Bizim kanaatimizce, muntazam ordu ile, düşman istilâ kuvvetleri asıl Garp’taydı. Bu düşman istilâ kuvvetini, başlıca Yunan ordusu temsil ediyordu. Bu orduyu muharebe meydanında yenmek ve kafasına vura vura memleketten dışarı atmak lâzımdır. Bu imkânı temin etmek, bizim takatımız içinde, vasıtalarımızın içinde görünüyor. Bu imkânı son haddine kadar kullanıp, bu neticeyi almak lâzımdır. Muntazam ordu kurmak ve gönüllü kitleleri bir disiplin içine almak büyük ihtilâf yarattı. Nihayet bu ihtilâfı hallettik. Bu ihtilâfı halletmek ordu içinde vuruşmaya kadar ihtilâfı artırdı. Bir kısmı ayrıldı. Çok işitmişsinizdir. Bir kısmı ayrıldı, Kuvayi Milliye’den düşmana gitti. Gerisini tam bir askerî disiplin içine aldık.

Atatürk’ün siyasî kudreti

Size, Millî Mücadele’yi idare ederken, Başkumandan Mustafa Kemal’de bildiğimiz büyük kumandan hassası olduğundan fazla, siyasî kudreti olduğundan bahsetmiştim. Büyük Millet Meclisi’ni düşünüp, ilk günden beri, millî mücadeleyi, harb hareketlerini, o Meclis’le beraber yapmak fikri, Atatürk’ün kendi buluşudur. Bununla uğraştı. O Meclis’i topladı. O Meclis hükûmeti kurdu, bu hükûmetler de bu meclisle harb harekâtını idare etmeye başladı. Hükûmet kurulunca onun hazinesi oldu, onun vergisi oldu. Ordular, herkesi maaşı ile, yiyeceği ile besleyecek mesul makamlar yaratıldı. Ondan evvel, her yerde, mahalli müdafaalar, muharebe edenler, kıtaat askerleri, hepsi, beslenmesinde, yürüyüp gitmesinde, bütün ihtiyaçlarında paraya muhtaçtır ve bu para, iane ile toplanır. Mesul siyasî makam olarak, bu kıtaları beslemek vazifesi muntazam olarak bu şekli ile ne kadar eksik, ne kadar dar işlerse, işlesin, iane usullerinin hepsinden daha verimli tesir yapmıştır. Garp’ta mukavemet uzadığı için ve İstanbul’un Kuvayi inzibatiyesi tesirsiz olarak ricata mecbur olduktan sonra, Garp’ta müttefikler Yunanlılar’ı harekete geçirdiler. Ve Yunanlılar ilk harekette büyük bir sahayı işgal ettiler.

Yunanlılar Ankara seferi düşünüyor

Yunanlılar hazırlıklarını arttırıp, artık Ankara seferi düşünmeye başlamışlardır. İçimizden çıkıp, ihanet edenlerin Yunanlılar’a verdikleri bilgi ile bizim halimizi çok perişan görmüşlerdi. Bunun üzerine Yunanlılar, İnönü Muharebeleri’nde kolaylıkla Anadolu’yu istilâ edebileceklerini ümit ettiler. Birincisinde çok kuvvetle başladılar. İkincisinde çok dağınık kuvvetle hareket ettiler, her ikisinde mağlûp oldular çekildiler.

Garp Cephesi’nde Yunanlılar çıktıklarından beri hiç mukavemet görmeksizin mütemadiyen ilerlediler. Bir- iki ay aralıkla üst üste mağlûp olunca, hem Büyük Meclis’te herkesin mânevi kuvveti tamamıyla arttı, hükûmet kuvvetlendi; hem halk, iradesini, zafer ümidini ruhunda canlanmış hissederek, daha ziyade hevesle, iştiyak ile ordu hizmetine koşmaya başladı. Bundan sonra, Yunanlılar, bütün kuvvetleri ile ve hakikaten bir Anadolu seferi, bir Ankara seferi yapmak için hazırlığa başladılar. İleri gittiler. Şimdi, halimizi düşünmeniz için, söylüyorum. Biz bütün bu muharebeleri yaparken, henüz seferberlik ilân etmemişiz. O vasıtalarla memleketin kurtuluş seferini idare etmeye çalışıyoruz. Seferberliği uzun boylu, çok defa düşünmüşüz fakat, seferberlik ilân ettiğimiz zaman, o kadar yorgun ve isteksiz olan halkın seferberliğe lüzum görerek, hevesle silâh başına koşacağını tahmin etmiyorduk.

Yunanlılar bütün askerlik çağında bulunan insanlarını askere çağırdılar. Umumî bir seferberlik ilân ettiler. Umumî bir seferberlik için toplayacakları kuvvetleri beslemek, harekete geçirmek, silâhlandırmak, tabiî arkaları bütün dünyanın kaynaklarına dayandığı için güç değildi. Ankara seferini kararlaştırdılar. Pençe pençeye biz bunlarla muharebe ettik, Garp Cephesi’nde. Muharebe ettikten sonra, adım adım Sakarya’ya kadar çekildik. Bu esnada muharebe bir fasıla verdi. Arada, Büyük Millet Meclisi toplandı, vaziyeti fevkâlade ehemmiyetli gördü. Ehemmiyetli idi vaziyet tabiatı ile. Harbi idare etmek için [BMM] Başkumandan tâyin etti Mustafa Kemal Paşayı. Ve Büyük Meclis namına harb masrafları için kanun mahiyetinde tebliğler yapmaya ve emirler vermeğe iki ay müddetle salâhiyet verdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa umumî seferberlik ilân etti. Bu seferberliği beslemek için, halkın malını, her malını yüzde 40’a kadar vergi olarak almayı emretti. Ve bunlar şaşılacak bir zafer iştiyakı ile halk tarafından kabul edildi ve hiç arızasız olarak, mümkün olan intizam ile işledi. Bunu Eskişehir’den çekilip Sakarya cephesine gelinceye kadar bu müddet esnasında memleketten toplayıp orduyu bir misli, iki misli daha kuvvetlendirmek mümkün olmuştur. Sakarya Muharebesi bu şartlar içinde başlamıştır.

Anadolu’yu silâhla almak mümkün olmayacaktı

Düşman Sakarya’da mağlûp oldu, ricata mecbur oldu çekildi. Ondan sonra, Yunanlılar’da taarruz ümidi kayboldu, kesildi. Anadolu’yu silâhla almak mümkün olmayacaktı. Yalnız geniş bir mıntıkada yerleştiler, “oradan kuvvetiniz varsa bizi çıkarın” dediler ve bu ümide bağlandılar.

Eylül’de, Sakarya Muharebeleri bitti; ondan sonra, ertesi senenin, 1922’nin Ağustos’unda büyük taarruz başladı. Takriben bir sene kadar hazırlandık. Her taraftan bulduğumuz ağır vasıtaları, ağır topları, ne bulabildiysek söktük. Bunları hepsini kağnılarla, öküzlerle altı ayda, dört ayda çekerek Garp Cephesi’ne getirdik, bunlarla orduyu teçhiz ettik. Bundan sonra büyük taarruz başladı. Büyük bir süvari kuvveti yaptık. Muntazam Ordu namı altında yaptığımız kıtaları biz çok muntazam halde yetiştirdik, teçhiz ettik, gönderdik. Ne ondan evvelki vakti azam ordularının teçhizatı ile, ne şimdiki ordularımızın teçhizatı ile birbirine benzer bir tarafı yoktur. Bunu kolaylıkla tahmin edersiniz. Ne vasıta bulduysak, birbirine benzemesi, birbirinin aynısı olması hiç düşünülmeksizin, herkes ne renkte ne görürse onu giyer, onu bir araya getiririz, intizam ile muntazam bir kıtanın yaptığı bütün hareketleri yaptırmaya muvaffak oluruz.

Harbin askerî kısmı bitiyor

İzmir seferi bu şartlar altında başladı. Süratle hareket edildi. Ve İzmir 9 Eylül 1922’de işgal edildi. Seferden sonra yeni muğlak meseleler karşımıza çıktı. İngiltere, bütün dominyonlarından yardım isteyerek, bize karşı umumî bir sefer açmak için müracaat etti. Dominyonları yalnız Avustralya zannediyorum, yapmasını tavsiye etmekle beraber, yalnız gelebileceklerini söyledi. Diğerleri iştirak etmeyeceklerini bildirdiler. Onun üzerine İngiltere’de hükûmet değişikliği oldu ve hükûmet düştü. Yeni hükûmetler vücuda getirildi. Bundan sonra Mudanya Mütarekesi 1920 Teşrinievvelinde [Ekim’inde] ve ondan sonra bildiğiniz gibi Lozan Konferansı oldu.

Şimdi harbin askerî kısmı bu suretle bitmiş oluyor. Bu müddet esnasında daha Sakarya Harbi’nden sonra Fransızlar’la Antep ve Adana üzerinde mukavele yapıldı. Onlar Antep’ten ve Adana’dan çekildiler. Ankara Mukavelenamesi denilen vesika elde edildi. Sözlerimin başında söylediğim gibi, zafer için, irade lâzımdır, heves lâzımdır. Muharebe için lâzım olan heves ve irade de en tesirli olarak zaferle elde edilir. Hangisini evvel yapabilirseniz, o diğerini vücuda getirir. Bu askerî sefer demek İzmir, Konya, Antalya, Adana, Maraş, Antep, Urfa ve yukarıda Ermeniler’den ayrılan Kars ve etrafındaki memleketler, Zonguldak’a Fransızlar çıkmışlardı. Daha evvel İngilizler Samsun’da bulunuyorlardı. Bunların hepsi çıktı; Anadolu tamamen düşmandan kurtulmuş ve müttefiklerin işgal etmek için izhar ettikleri bütün askerler ya Yunanlılar gibi tamamıyla imha edilmiş olarak çekildiler veya diğerleri gibi, ümitsiz bir halde memleketi boşaltıp gittiler. Tam bir kurtuluş askerî bakımdan. Bu her memleketin tarihinde askerî zafer olarak büyük bir olaydır. Büyük bir kazançtır. Bizim Kurtuluş seferini öyle bir netice ile bağlıyabilmemiz ise, bizim için, var olmak veya yok olmak meselesinin var olmak tarafıdır. Tam bir taksim edilme, tam devlet halinden millet halinden çıkarılma plânının teşebbüsünün iflâs etmesidir.

Bir İngiliz tarihçisine göre

Bir İngiliz tarihçisinde okudum. Bu İngiliz tarihçisi, Türkler’in devlet halinden çıkarılması için tarihte iki tane fırsat ele geçirildiğini ve ikisinin de kaçırıldığını yazar. Bunlardan birincisi: İkinci Murat 1444’de, Rumeli’de, (daha İstanbul alınmamış), Polonya serdarı Ponyad ile muharebeye tutuşur ve yenilir. Ricata mecbur olur. Bulgaristan içerisinde ricat ederken, Ponyad’a müracaat eder, mütareke ister. O da kabul eder, anlaşırlar. Polonyalılar çekilir, bizimkiler de Edirne’ye yerleşir. Şimdi der ki, İngiliz tarihçisi: Türkler’in hali o idi ki, eğer Türkler’in istediği mütarekeyi Polonya serdarı kabul etmeyip, harekete devam etseydi, henüz İstanbul düşmemiş kapalı bir halde iken, Türkler Rumeli’den kesin olarak çıkacaklardı. Ve Anadolu zaten Timur seferinden sonra dağınık ve perişan bir halde idiler. Bu fırsatı, tedbirsizlik yüzünden, Polonyalılar yüzünden Avrupalılar kaybetmiştir. Bir bu. İkinci fırsat 1920. “Perişan bir halde idi Türkler, her taraftan işgal edilmişlerdir. Seyrettiler ve zorla bir araya getirdiler ve Yunanlılar, diğerleri göz göre göre mağlûp olarak fırsat tamamıyla elden çıktı” der.

Demek ki, kurtuluş seferi, harb sanatı olarak, muharebe iradesi, azmi ve neticesi olarak, herhangi bir seferde galip olma ve mağlûp olma ölçeklerinden başka türlü hesap edilmesi, yaratılması lâzım gelen bir büyük olaydır. Adamlar Türkler’i bir devlet ve millet halinden tamamıyla çıkarmak için bütün şartların hazır ve tamam olduğu kanaatinde idiler. Kendi kendine olacak bir netice için küçük peyklerin gayretlerini kâfi gördüler; hepsi neticede mağlûp olarak mahcup olarak, yüzleri eğilmiş, bizim tarafımızdan, bir galip sulh muahedesi imza edilmesini mümkün hale getirdiler. İngiliz tarihçisinin kurtuluş seferi ve onun neticesi hakkında verdiği hüküm budur.

Büyük güçlükler ve iç ihtiyaçlar ortasında toparlayıp tertip ederek, harpte ve sulhta müspet neticeye ulaştırabilmek, büyük deha büyük gayret, enerji sayesinde olmuştur. Onun için, millî mücadele harb olarak büyük gayret, külfet ve zahmettir. Bütün kuşaklarımızın, bütün nesillerimizin bunu iyi düşünmesi ve bilmesi lâzımdır. Milletimiz harb noktaî nazarından, hakikaten derin ve sarsılmazdır Atatürk’e karşı.

Cumhuriyet

Henüz İzmir’e girdiğimiz zaman, hattâ Lozan’ı imza ettiğimiz zaman, memleketin hükûmeti Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’dir. Daha Cumhuriyet ilân olunmamıştır. İstiklâl Harbi içinde, padişah Osmanlı Hanedanı’nın son varisi olan Vahdettin, Yunanlılar’la beraber işbirliği yapmış Türk milletine karşı silâh sevk etmiştir. Kendisini ve saltanatını tamamıyla nefrete ve idama mahkûm etmişti. Artık hanedanın eline memleketin idaresini teslim etmek imkânı yoktu. Onun için Cumhuriyet gayet tabiî olarak geldi. Cumhuriyet ilân edildi. Büyük Millet Meclisi Hükûmeti namı altında şekli idareyi devam ettirmek, bir ihtilâl zamanında, memleketi toparlayabilmek için, Atatürk’ün bulduğu son derece zor, son derece kısır bir çare idi. Modern devlet usulü olarak bilinen sistemler ve düsturlardan birini seçmek lâzımdı. Cumhuriyet bu ihtiyaçtan tabiatıyla doğmuştur. Halife[lik] kaldırılmıştır! Halifenin kaldırılması ile, hanedan kalmış oluyordu ve Cumhuriyete vermek istediğimiz temel prensiplere canlı bir manî olarak memleketin içinde yaşıyordu. Halife kalırsa şeriat kalacak, ve memleket orta çağ idaresi altında idareye devam edecekti.

Devrimler

Yeni devletin kuruluşu esasları başladı. Hilâfet 924’de ilga edildi. 924 Mart’ta. Ondan sonra inkılâp kanunları üst üste çıkmağa başladı. Kıyafet, şapka, tekke ve zaviyeler, yeni takvim ve saat bunların hepsi 925’de bitti. Ondan sonra Medenî Kanun kabul edildi 926’da. Büyük hukuki inkılâp. Medenî Kanunla, hukuk, temelinden değişiyor ve kadın vazife sahibi olarak, eş cemiyet insanı olarak cemiyete giriyor. Büyük ölçüde sosyal bir inkılâp.

928’de lâik Cumhuriyet ilân olundu. Birbirine bağlı olan hükümlerdir bunlar. Hilâfeti ilga, medenî kanunu kabulle beraber, hukuk düzeninde lâik esasın kabulü, hayatî bir ehemmiyeti haizdir. Yoksa tenakuzlar içinde memleketi ilerletmek mümkün olmayacaktır. 928 Harf Kanunu. Bu inkılâplar Türk Cumhuriyeti’ni, medeniyet âleminde kudretli bir varlık olarak tanıtmıştır.

İnkılâpların hepsinin ehemmiyeti vardır. O zamana kadar, yerli, yabancı veya azınlık ruhani kıyafetler, bir orta çağ devletinin başlıca fabrikası olarak her yerde, her işte görülürdü. Bunların hepsi düzeltildiği gibi, bir garp medeniyeti, Batılı bir medeniyet devlet ve ülkenin bütün şartları görünüşte ve içinde temin edilmeye çalışılmıştı.

Harf İnkılâbı

Muhterem dinleyicilerim,

Ben bu inkılâplar içinde Harf İnkılâbı için çok endişe ederim. Harf İnkılâbı’nın yerleşmiş sanılması için mutlaka uzun zamanın geçmesi lâzımdır. Bu uzun zamanı geçirebilecek miyiz, geçiremeyecek miyiz? İyi niyetli insanlarda bile, Harf İnkılâbı ruhî bir sıkıntı yapmıştır ki, insanlar düşünmeleri ile yazmaları arasında irtibatı ve ahengi bulamaz olmuşlardır. Bunun için, dişini sıkarak, sabrederek, yeniden harf öğreniyor, okuma yazma öğreniyor gibi, Harf İnkılâbı’nı kendi nefsinde tecrübe ederek, zorlayarak alışması lâzım geliyordu. O zamanlar yakın arkadaşlarımın teklifsizliğe dayanarak, rast geldiğim zaman, not defterini muayene ettiğimi ve eski harflerle not tutuluyor ise, şaka ile tariz ettiğimi hatırlarım.

Harf İnkılâbı, ayni zamanda, büyük kültür inkılâbıdır. Lâtin harfleriyle bütün garp âlemine, garp medeniyetine temas etmek için kolaylık vücuda getiriyordu. Harf İnkılâbı’nı yaralanmadan muhafaza etmek için ne kadar gayret sarf etmek lâzım geldiğini gözümde ve zihnimde büyütürdüm. Şimdi tamamıyla muvaffak olmuş bir Harf İnkılâbı önündeyiz. Eski yazıyı hiç bilmeyenler, yeni yazı ile bakan oluyorlar. Devletin en yüksek hizmetlerine çıkıyorlar. Cemiyetin her halinde, Harf İnkılâbı aleyhinde bir tepki olması ihtimalî kalmamış gibidir. Maddeten 40 yaşına kadar olan bütün kuşaklarımız, insanlarımız, çoklukla yeni harflerden başkasını bilmiyorlar. Onları eski harfleri öğretmeye sevk etsem öldürmekten daha zordur.

Kadın hakları

Bunun gibi kadının cemiyete girmesi ve peçeden kurtulması için bir kanun çıkarılmamıştır. Bu, cemiyetin tekâmülüne ve kadın her vazifede yerleştikçe, çalışma hayatı arttıkça, tabiatıyla kendi mevkiini elde edecektir kanaatine dayatılmıştır. İsabet olmuştur. Şimdi kadını tekrar kafesler arkasına koyabilmek de imkânsız bir çaba halindedir. Yalnız uzak yerlerde, geri kalmış bölgelerimizde kadınlar mahdut olarak cemiyet hayatına girememişlerdir. Ama onları ileri bir cemiyete yetiştirmek için bütün cemiyetin el birliği ile yaptığı tesir, her gün biraz daha artmaktadır. Benim müşahedem odur.

Demokratik rejim teşebbüsleri

Atatürk zamanında inkılâplar tepki ve mukavemet görmedi mi? Atatürk zamanında demokratik rejim teşebbüsü iki defa olmuştur. Birisi Birinci Büyük Millet Meclisi’nin ikinci grubunun çok miktarda taraftarlarının kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası teşebbüsü. Bu, Teşrinisani [Kasım] 924’ten, Haziran 925’e kadar devam edebilir. Bu esnada, bu partinin çalıştığı zamanda, Şarkta Müslüman devlet kurmak iddiasıyla büyük bir isyan çıktı. Seferberlik ilân ettik. Bu isyanı kısa zamanda bastırdık. Büyük ölçüde halk, isyan edenlere taraftar olmadı, onların aleyhinde bulundu; bunların tesiri ile bu fitne bastırıldı, dağıtıldı. Bunlar, bir siyasî ortamın, tüzüğünde, programında bulunan dine taalluk eder hükümlerden istifade ediyor denilmiştir. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin programında, “Fırka, itikadatı diniye ve ananatı milliyeye sadıktır veya riayet edecektir” gibi bir hüküm vardı. Bunu, mürteciler, şeriat yüzünden fesat çıkarmak isteyenler istismar ettiler denilmiştir. Partinin kapanması bu hengame içinde olmuştur.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kuranlar ve bunun başında bulunanlar, hemen hepsi denecek kadar büyük ölçüde bulunanlar, Millî Mücadele’nin en ileride hizmet etmiş insanları idi. Kendi programlarının, cahiller tarafından bu tarzda istismar edilmesinde hiçbir tesirleri yoktur. Ben hâdiseyi bir tarih gerçeği olarak, objektif olarak söylüyorum.

İkinci büyük tepki Serbest Fırka’da görülmüştür. Serbest Fırka 930’da kuruldu. Atatürk’ün yakın arkadaşları bunu kurdular. Kısa zamanda Serbest Fırka büyük halk hareketlerine, irticai mânada halk hareketlerine yol açtı. Her tarafta dervişler meydana çıktı, yeşil bayraklar açıldı. Bir yerde Serbest Fırka’nın ileri gelenlerinden birisi halka, İzmir’de meydanda toplanan büyük halk kitlesine karşı, kendilerinin inkılâplarla tamamıyla beraber olduklarını göstermek için nutuk veriyordu. Demek istiyordu ki, “Fesi getireceğimizi söylüyorlar size, aslı yoktur.” Daha “fes” sözü işitilir işitilmez İzmir rıhtımındaki on binlerce ve on binlerce insan başından şapkayı yere attı. Fesi getireceklermiş diye bayram yapacaklardı. Fırka bu kadar menfî bir tesir yaptı. Bunun üzerine Serbest Fırka kendisini kapattı. Kendisinin ve bunun tahrikatının, tabiî bir neticesi olarak, Menemen’de Kubilay hâdisesi oldu. Bir Yedek subaydı Kubilay. Dervişler köylerden geldiler, Menemen’in meydanında yakaladılar. Evvelâ kurşunla yaraladılar. Kubilay mukavemet ediyordu. Ondan sonra yatırdılar, herkesin gözü önünde boğazını kestiler ve kestikleri başı, yeşil bir bayrağın mızrağına dayayarak dolaştırdılar, teşhir ettiler. Bu İzmir’in Menemen kazasında olmuştur.

İrticai hareketler

Demokratik rejime girdikten sonra bu tarzda irticai hareketler siyasî partilerin istismarına ümit vermiştir. Bizim zamanımızda da, demokratik rejime geçtiğimiz zaman kullanıldığı vakit gene tesiri olmaktadır. İrticaın demokratik hayatta bir mevzuunu kullanması, lâikliği mevzuu bahis ederek olmaktadır. Herkes, lâikliğin eski idarelerin vatandaşın ibadetine, itikadına baskı yaptığı iddiasıyla ortaya çıkar. Hiçbir şey söylemese “Biz ibadete baskı yapılmasını istemiyoruz. Lâiklik demek dinsizlik demek değildir” tarzında, sanki lâiklik demek dinsizlik demektir, lâik Cumhuriyette ibadet yasaktır diyen varmış, güçlük yaptırıyormuş gibi bir hava yaratarak, bu kanaldan din istismarına teşebbüs ederler.

Atatürk’ten sonra

Atatürk 938’de aramızdan ayrıldı. Atatürk’ün ayrılmasından sonra olan hâdiseler, Atatürk’ün bıraktığı devleti ciddî bir imtihana maruz bırakmıştır. Büyük inkılâpların ve büyük ölçüde hizmet etmiş insanlarının eserlerinin kıymeti ve sağlamlılığı kendilerinden sonra anlaşılır. Sağlam ve büyük eserler onları yapanların ayrılmasından sonra kudretle ve kuvvetle devam edebilir. 938’de Atatürk ayrıldı. 939’da İkinci Cihan Harbi çıktı. Altı sene sürdü. İkinci Cihan Harbi, İkinci Cihan Harbi’nin ciddî olarak çok zikzaklı karışık ve çetin geçitlerinden Türk Devleti selâmetle çıktı, itibarını muhafaza etti. Kuvvetli bir devlet olarak uluslararası âlemde mevkiini şerefle belirtti.

Demokratik idare

Atatürk’ten sonra iç politikada demokratik idare fiilli olarak yürütülmeye başlandı. Çok söylenmiştir ki, demokratik idare İkinci Cihan Harbi’nden sonra galip devletlerin bizim üzerimizde yaptığı tesir ile zorla kabul edilmiştir. Bunun aslı yoktur. Bunu bana yabancılar da çok sormuşlardır. Demokratik rejime geçmemizin sebebi nedir diye. Ben demokratik rejime geçmeği 1938 sonunda 1939 içinde memlekette verdiğimiz söylevlerde halkın kendi kendisini idare etmesini, bütün esasları ile tahakkuk ettireceğiz tarzında etmiş, ilân etmişimdir.

Yabancılardan soranlara verdiğim cevap, deminden beri söylediğim gibi, Atatürk inkılâplarının memlekette ne kadar yerleştiği, şimdiye kadar başka usullerle yetişmiş olan nesillerde, yeni kuşaklarda, onların tesiri altında kalanlarda, ne kadar yerleşmiş olduğu kuvvetli zamanlarda keşfedilir kolay anlaşılır bir olay değildir. Serbest Fırka gibi bir hâdise olduğu veya bir münakaşa olduğu zaman hiç ummadığımız yerde inkılâplar aleyhinde tezahürat görüyorsunuz. Onun için, inkılâplar ne ölçüde yerleşti, kim taraftarıdır, kim aleyhtarıdır; bunun açıkça bilinmesini öteden beri, ciddî bir emir olarak temenni olarak arzu etmişimdir. Bu, ancak herkesin hürriyet nizamı içinde fikirlerini, emellerini söyleyebildiği bir rejim içinde mümkün olmuştur. Başka bir çaresi yoktur bunun. Nitekim demokratik rejime girdikten sonra, inkılâplar, memlekette ne kadar sağlamdır, kimler aleyhindedir, ne şekilde aleyhindedir, bunlar birer birer kendini göstermiştir. İkinci Cihan Harbi’nden sonra demokratik rejimi getirmemizin bir sebebi, İkinci Cihan Harbi’nden sonra biz, en kuvvetli zamanımızda idik. Bütün dünya yanmış yıkılmış, biz burnumuz kanamadan selâmetle gelmişiz. Bunun için de, hiçbir anarşiye mahal vermeden, demokratik rejimi yürütmek mümkündür kanaati var idi bende. Ve bu kanaatimde de aldanmadım. Çok münakaşalar oldu, hükûmetler gitti geldi, şöyle oldu fakat anlaşıldı ki, Atatürk ilkeleri, Atatürk inkılâpları çok sarsılmaz iradeye sahip yeni kuşaklar tarafından benimsenmiştir, korunacaktır.

27 Mayıs inkılâbı

Atatürk’ten sonra vuku bulan hâdiselerin en önemlisi 27 Mayıs inkılâbıdır. 27 Mayıs inkılâbı bir Anayasa nizamı getirmiştir. 27 Mayıs inkılâbı üzerine, demokratik rejime geçmeden evvel bir Anayasa projesi yapıldı. Memleketin umumî efkârına arz olundu, kabul edildi. Devlet, bu Anayasaya göre, yeni bir nizam aldı. Bu yeni Anayasa 27 Mayıs’ın nedenini şu şekilde tarif eder: “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışları ile meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti.”

27 Mayıs inkılâbını nedeni ile bu şekilde anlamak lâzımdır. “27 Mayıs inkılâbını kabul ediyoruz, tarif ediyoruz” dendiği zaman onun, 27 Mayıs inkılâbının, meşruluğunu kaybetmiş bir iktidarı deviren bir hareket olduğunu biliyoruz ve 27 Mayıs inkılâbının getirdiği yeni Anayasayı bütün hükümleri ile kabul etmeyi, tatbik etmeyi taahhüt ediyoruz mânasında anlaşılmalıdır. “27 Mayıs inkılâbını kabul ediyoruz” demek, onun nedenini biliyoruz, meşruluğunu kaybetmiş bir iktidarı deviren bir hareket olduğunu biliyoruz ve 27 Mayıs’ın getirdiği yeni Anayasa nizamını kabul ediyoruz tatbik edeceğiz, demektir.

27 Mayıs inkılâbının getirdiği Anayasa nizamı, insan hakları ve yüksek ideallere bağlılık içinde, Atatürk ilkelerine bağlılığı temel tutar.

1965’de, Atatürk’ün ayrılmasından 27 sene sonra, onun bıraktığı inkılâpları tümüyle muhafaza edilmek, korunmak ve tatbik edilmek, milletçe taahhüt edilmiştir. Bu, Atatürk inkılâpları için büyük başarıdır. Cemiyetimizin, yeni siyasal bünyemizi kuran, Cumhuriyeti yeni temeller üzerinde yükselme ve ilerleme için hazırlayan Atatürk inkılâplarını hakkiyle, tamamıyla koruyup, samimiyetle tatbik etmek için milletimiz ve özellikle genç kuşaklarımız, bugün 40 ile 45 yaşları arasına gelmiş olan yeni yetişen kuşaklarımız kararlı, iradeli olduklarını ispat etmişlerdir. Atatürk etrafında şehit olarak yatanlar var. Memleket içinde bu inkılâpları muhafaza etmek için, bu inkılâpların, devletimizin varlığında, kurtarıcı ilerletici tesirine inandıkları için, onları korumak fikrinde olanlar büyük çoğunluktadır. Herhalde tesirli ve iradeli olanlar çokluktadır.

 

 

 

 

CHP Ankara Gençlik Kolu Temsilcileriyle Yapılan Seçim Sonuçları ve CHP Konulu Söyleşi[116]

(...)

Parti Gençlik Kolları’nın Ankara Teşkilâtı’nın isteği üzerine kendileriyle Genel Merkezde dün bir saat kadar görüşen İsmet İnönü, seçim sonuçları, parti prensipleri ve bunlara karşı olan partililer, CHP’nin gelecekteki yönü konularıyla parti liderliğinden ayrılacağı söylentileri hakkında sorulan çeşitli sorulara cevaben şöyle konuşmuştur:

Geri dönmeyiz

“–Seçimlerden ümit ettiğimiz sonuçların aksini alarak çıktık. Bunu tabiî görmeniz lâzımdır. Biz memleket meselelerinde muayyen şeyler söyledik. Prensiplerimizi açık açık ilân ettik. Karşımızdakiler aksi tezi tuttular. Reyleri onlar kazandı. Seçimi şu sebepten, bu sebepten kaybettik diye bir hisse kapılmayın. Biz vazifesini bilen bir siyasî parti olarak görevimizi yaptık. Prensiplerimizin aksini söyleseydik, oy kazanmak endişesiyle hareket etseydik, ciddiyetimizi kaybederdik. Ortanın solu bizim 40 yıllık programımızın tabiî vazifesidir. Partilerin renkleri, yerleri belli olsun diye bunu seçim arifesinde açıkça söyledik. Zira prensiplerimizi açıkça söyledik. Zira prensiplerimizin açıkça belli olması zamanı gelmiştir. Kanaatimiz odur ki, bildiğimiz tedbirler, düşünme tarzımız, memleket faydasınadır. Hiçbirinden bir santim geri dönmeyiz. Prensiplerimizi sadakatle tâkip edeceğiz. Memleket yeni tecrübelere bizim noktai nazarımızın doğru olduğunu anlayacaktır. İktidara geldiğimiz zamanda bunları uygulayacağız. Fena olan yalnız propaganda ile rey kazanmayı, rey kaybetmeyi düşünen siyaset akımlarıdır. Bugün konuşur, yaldızlı görünür, rey alır, fakat vatandaş onunla devamlı olarak oyalanamaz. Seçimlerde “Yanlış yaptık” diye düşünenlerimiz çıkabilir. Hiç önemi yoktur. Biz, doğru düşündüğüne inananlar üstünüz. Yanlış diyenleri doğru olduğunu iknaya çalışırız. Olmazsa bizden ayrılırlar. Yalnız şunu söyleyeyim ki, bizim parti içinde ayrılık zannolunan fikir münakaşaları çok olmuştur. Ama büyük bir ayrılık ve patlama olmamıştır. Hasta olanları tedaviye çalışırız daima. Gerektiğinde hastanın iyi olacağı zamanı da beklemesini biliriz.”

Zaman bizimdir muzaffer olacağız

İnönü 1954’te Petrol Kanunu tartışıldığı zaman kendilerinin kanuna karşı çıktıklarını, kabul ettiremediklerini, ancak aradan 11 yıl geçtikten sonra o günkü taraftarlarından çok daha kalabalık bir taraftar topluluğu ile konunun millete mal olduğunu, bunun gibi bugün haklı olduklarını belirttikleri meselelerde de bir kaç sene sonra haklı çıkacaklarından emin bulunduğunu söylemiş, şöyle devam etmiştir:

“–Bizim noktai nazarımız 4 yıl sonra isabetli çıkacaktır. Bu defa millete anlatamadık. Cesaretinizi hiç kaybetmeyiniz. Zaman bizimdir. 1965 Türkiye’sinde sosyal meseleler ön plândadır. Birinci derecededir. Bir iktidar buna sahip çıktığı nispette istikbalin devamlı idaresidir. Bunun karşısındaki cereyanlar gelip geçici parıltılardır. Bizim kanaatlerimizle demokratik nizam içinde muzaffer olacağına inanıyoruz. Sosyal adaleti, sosyal tedbirleriyle sosyal bir politika istiyoruz. Bütün aşırı akımlar, olumsuz idareler ancak bizim tedbirlerimizle nizam içinde olur. Karşımızdakilerin muvaffak olmaları için kendilerine gereken yardımı yapacağız. Fakat iş dönecek dolaşacak bizim prensiplerimizin başarısı ile memlekete iyi günler gelecektir.”

Liderlik

İnönü bir soru üzerine CHP liderliğinden ayrılıp ayrılmayacağı konusu üzerinde de durmuş ve şunları söylemiştir:

“–Mahrem olarak size bir şey söyleyeyim: Benim için tabiatın kanunu yakındır. Bunun için bu konu üzerinde fazla durmaya lüzum yok. CHP ben varken ve ben yokken de kendi prensiplerini tâkip edecek, başarıya ulaştıracak çok genç kuşaktan çok yaşlı kuşağa kadar devamlı bir insan hazinesine sahiptir. CHP’nin hayatına şahıslar kaim olmayacaktır.”

AP iktidarı ve 4 yıllık kayıp

Az gelişmiş memleketlerin devletçi bir görüşle kalkınabileceğini, bugünkü iktidarın ise “özel sektörcü” bir uygulama niyeti taşıdığını, bu bakımdan önümüzdeki dört yılın memleket hesabına kayıp teşkil edebileceğini, iktidarın olumlu bir politika gütmesinin nasıl sağlanabileceğini sorusunu da İnönü şöyle cevaplandırmıştır:

“–Zaman yenilmeyecek kadar uzun görünür. Acele etmek fikri gelir insana. Ama kısa yol yoktur. Kısa yol tabiî yol değildir. İktidarın yetkisi var, düşüncelerini uygulayacaktır. Bekleyelim. Yanlış tatbikat yapılınca mahzuru süratle çıkar ve süratle düzelir. Biz seçimi kazansaydık daha çabuk tatbik olunacaktı. Şimdi karşı prensipler üzerinde tatbikat olacaktır. Fakat demokratik rejim yürüyecektir. Sonunu bekleyeceğiz. Bizim prensiplerimiz iktidarı kazananlara karşıdır. Gelecek defa görelim. O güne hazır olun. Gelecek zaman için hazırlanmak bir ödev olarak önünüzde vardır.”

Seçim neden kaybedildi?

İnönü, seçimlerin kaybedilmesinin, partinin prensiplerini halkın anlayamamış olması kadar teşkilâttaki bazı kırgınlıkların, küskünlüklerin yüzünden de ileri geldiğini, seçim sırasındaki ameli ve tatbiki usullerde CHP olarak bir takım kusurlar olduğunu, fakat, “oy avcılığı maksadıyla fikirlerden hiçbir zaman vazgeçmediklerini” açıklamıştır.

Çok neşeliydi

Gençlerle sohbeti boyunca İnönü’nün çok neşeli olduğu, sık sık espriler yaptığı ve gençlere bir ara “Canım hepimiz aynı yaştayız” diye takıldığı göze çarpmıştır.

 

 

 

 

Ulus Gazetesi Fotoğrafçısı Cemal Işıksel’in “Atatürk” Konulu Fotoğraf Sergi Defterine Yazılanlar ve Sergide Söyledikleri[117]

(...) Fotoğrafların sergilendiği Alman Kütüphanesi’ne beraberinde Dr. Kemal Satır, Hıfzı Oğuz Bekata ve Ali İhsan Göğüş olduğu halde gelen İnönü, sergiye daha önce gelen ve kendisini bekleyen Alman Büyükelçisiyle beraber fotoğraflar hakkında Işıksel’den bilgi almış, sonra, 1925-1938 arasına ait fotoğrafların teşhir edildiği sergi dolayısıyla açılan deftere şunları yazmıştır:

“Büyük Atatürk’le 1925’ten 1938’e kadar beraber yaşadık. Bize bu paha biçilmez fırsatı verdiği için sergi sahibi değerli sanatkârımız sayın Cemal Işıksel’e teşekkür ve minnet borçluyuz. 1925’ten 1938’e kadar süre, Türkiye’nin yeni temeller üzerine kuruluşudur. Zafer ve idealler hayatı... İsmet İnönü- 13/11/1965”

 

 

 

 

CHP PM, Meclis ve Senato Grupları Ortak Toplantısında Ortanın Solu Politikasında Israr ve Grup Toplantılarından Basına Sızmalara İlişkin Yapılan Konuşmalar[118]

(...) Ekrem Özden’in konuşmasından sonra Genel Başkan İnönü müdahalede bulunmuş ve kısa bir konuşma yapmıştır. İnönü, “Arkadaşımız samimî midir?” diyerek konuşmasına başlamış ve sertçe, “Ben dönmeyeceğim” demiştir. İnönü ayrıca özetle şunları söylemiştir:

“Ben dönmeyeceğim; lüzumu vardır; kanaatim vardır. Çünkü memleket baştan aşağı tam sola gidiyordu. Yeni yetişenler böyle, eskilerde ıslahât taraftarları, her gün daha ileriye gidiyor. Ne kadar itibarımız varsa onunla bu cereyanlara sahip olacağız ve memleketi aşırı istikamette gitmekten alıkoyacağız. Aksi olursa CHP iki-üç seneye varmaz YTP gibi AP’nin peyki haline gelir. İstikbali kurtarmak için tam bir cesaretle hareket ediyoruz.”

[21.11.1965 tarihli haber]

(...) Toplantı açıklandıktan sonra Genel Başkan İsmet İnönü gazeteleri göstererek, Parti Meclisi’nin bir gün önce yapılan toplantısının nasıl olup da gazetelere sızdığını sormuş, daha sonra sert sesle, üyelerin olup biteni dışarıda anlatmalarının doğru olmadığını söylemiştir. İnönü, her gün gazetelere bakacağını ve dışarıya sızmış bir haber görürse aynı şeyleri her toplantıda söyleyeceğini bildirmiştir.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Ortanın Solu Politikasında Israra İlişkin Yapılan Konuşmaların Özeti[119]

CHP Parti Meclisi’nin dünkü toplantısı, dün oldukça hareketli geçmiş, bazı üyeler, ortanın solunun terk edilmesini istemişlerdir. Buna karşı, Genel Başkan İnönü, bütün tenkitleri cevaplandırarak, memleket gerçeklerine uygun olarak, CHP’nin ortanın solu politikasını izlemesi gerektiğini bildirmiştir.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü yaptığı konuşmada daha önce yapılan konuşmaları tahlil etmiş ve partinin gelecekte izleyeceği ortanın solu politikasını, seçim sonuçlarını, iç ve dış politika konusundaki CHP görüşünü anlatmıştır.

[28.11.1965 tarihli haber]

Genel Başkan İnönü, dün parti meclisi toplantısından ayrılırken çalışmalar hakkında “çok memnun olduğunu” söylemiştir.

Genel Başkan İnönü önceki gün toplantıda üç saat kadar devam eden konuşmasında iç ve dış politika konularına değinmiş, özellikle dış politika sorularının bütün noktalarını tek tek incelemiştir.

Dış politika konusunu da “ortanın solu açısından” ele alan İnönü, bu sorunun da iç politika olduğu gibi aynı açıdan çözümleneceğini ve olayların zamanla kendisini ve bu görüşü mutlaka haklı çıkaracağını ısrarla belirtmiştir. İnönü: “Gerek demokrasi, gerek Halk Partisi’nin kaderinin ortanın soluna bağlı olduğunu, bugüne kadar CHP’nin hep olayları kendisine gelsin diye beklediğini, ama bu konuda böyle bir yol gütmenin lüzumsuzluğuna” değinmiş, ortanın solunun üzerine gitmekle şimdi kayıplar ve fireler verilebileceğini, sonunda bütün meselelerin ortanın soluna geleceğini belirtmiştir.

İnönü, bu konuda kararlı olduğunu, kendisi gibi düşünmeyenlerin bir gün muhakkak bu görüşe geçeceğini açıkça ortaya koymuştur.

 

 

 

 

Bulgar Gazetecileri ile Türk-Bulgar İlişkileri ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[120]

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin çağrılısı olarak bir süre yurdumuzda kalacak olan Bulgar gazetecileri dün akşam üzeri CHP Genel Merkezi’nde İsmet İnönü’yü ziyaret etmiş ve kendisi ile 45 dakika görüşmüşlerdir. İnönü bu görüşme sırasında Türk-Bulgar ilişkileri konusuna da değinmiş, ve, “Politik münakaşa halinde bulunmamız için hiçbir sebep yoktur” demiştir.

İsmet İnönü Bulgar gazetecilerinin Türkiye’nin dış politikasındaki son gelişmelerle ilgili olarak sordukları bir soruya şu karşılığı vermiştir:

“Arkadaşlarımız politika içindedirler ve bunu iyi bilirler. Bahsettikleri Türkiye ile Sovyetler’in ve Balkan devletlerinin iyi münasebet devrinin açılmış olmasıdır. Bunu kastettiklerini sanıyorum. Birleşik Amerika ile müttefik olduğumuzu bilirler. Birleşik Amerika ve garp memleketleri ile müdafaa ittifaklarımız bulunmaktadır. Mesele buna rağmen komşularımız ile iyi geçinebileceğimizi dünyaya göstermektir.

Bilirler ki bugün dünyada iki büyük politik kuvvet vardır. Dünya sulhu başlıca büyük devletler arasındaki yakın münasebete bağlıdır. Mesele Co-Existence* denilen beraber yaşama imkânlarının hazırlanmasıdır. Biz komşularımızla iyi münasebetlerde bulunduğumuz nispette bu amaca varılabileceğini sanıyoruz.”

 

 

 

 

CHP Genel Sekreterliği ve MYK Seçimleri Dolayısıyla Verilen Demeç[121]

Genel Sekreter’in ve Merkez Yönetim Kurulu’nun istifası üzerine yeni seçim yapılmış, Dr. Kemal Satır Genel Sekreterliğe yeniden seçilmiş ve Yeni Merkez Yönetim Kurulu seçimi de neticelenmiştir. İstifa ve yeni seçim kurultay müddetinin tüzük hükümleri dahilinde kabul edilen zorunluluğu yüzünden kurultay müddetinin uzaması sebebiyle yapılmış bir seçim muamelesidir. Merkez İdare Kurulu’nu benim tarafımdan veya Parti Meclisi üyeleri tarafından şiddetli tenkit edilmesinin istifaya sebep olduğu yayınlanmıştır. Bu havadisin hiçbir aslı yoktur. Bunun gibi eski yönetim kurulundan bazılarının tekrar seçilip diğerlerinin seçilmemesi yalnız ilgili olan arkadaşların israr ile özür dilemelerinden ileri gelmiştir. Parti Meclisi eski İdare Kurulu’na teşekkür etmiş ve yenisine iyi dileklerini sunmuştur.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında CHP’nin Meclis’te İzleyeceği Tutum ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[122]

Genel Başkan İnönü, “CHP’nin Parlâmentoda tâkip edeceği politika hakkında bir genel görüşme yapılması arzusunu hissediyoruz. Buna öncü olmak üzere fikirlerimizi söyleyeceğiz” demiş ve şöyle devam etmiştir:

“Partimizin Parlâmento içindeki politikası, mevzulara göre yürütülecektir. Her mevzuun kendisine göre önemi vardır ve kendisine mahsus bir hazırlığı olacaktır.

Şimdi yapacağımız iş şudur: Yeni Meclisin sükûnet içinde ve huzur içinde bulunarak çalışmasını beklemek lâzımdır, demiştik. Sadakatle bu politikayı tâkip ettik.

Cumhuriyet Senatosu Başkanlık Divanı henüz teşkil edilmemiştir. Şimdiye kadar bu işin gecikmesinde CHP olarak hiçbir hususî maksadımız olmamıştır. Aksine bir an önce Cumhuriyet Senatosu Başkanlık Divanı’nın seçilmesine elimizden geldiği kadar yardımcı olmak istiyoruz. Bu teşkili her taraftan beklerken, arkadaşlarımız da Meclis içi çalışmalar konusunda hazırlıklar yapmaktadırlar. Bu hazırlıklar, seçim mücadelesinde konu olan reform hareketlerini kapsayan kanun tasarılarını yeniden tamamlayıp Meclise sunmak yolunda olmaktadır.

Sükûnet içinde bulunuyoruz. İktidarın elinde, seçim esnasında değiştireceğini ilân ettiği konular vardır. Biz, bunların açık hale gelmesini bekliyoruz. Bunların mahiyeti belli olmadan şimdiden bir şey söylemek mümkün değildir. Vergi konusunda, bütçe işinde, servet beyannamesi konusunda ve diğer konularda bizim üzerinde önemle durduğumuz meselelerde aydınlık yeni gelmektedir.

Dış politika

Dış politika konusunda Kıbrıs için yeni bir çalışma vardır. Mesele Birleşmiş Milletler’de mühim bir müzakere devresinden geçmeğe hazırlanmaktadır. Aldığımız haberlere göre, Kıbrıs konusunda yeni fikirler basında intişar etmektedir. Bunların gelişmesini bekliyoruz. Meselâ bir habere göre, Birleşik Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı Ball, Kıbrıs meselesiyle başından beri ilgilenmiştir. Kendisi Kıbrıs’ın büyük devletler tarafından işgal edilmesini tavsiye etmiştir. Buna dair başka hiçbir haber almadık. Haber çok önemlidir ve çok ilgi çekicidir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda öteden beri Kıbrıslı Rumlar’ın tâkip ettikleri bir konu vardır. Mevcut muahedelerin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun vereceği bir kararla ehemmiyetten ve mümkünse yürürlükten düşmesini elde etmek isterler. Biz başından beri bunun karşısında mücadele etmekteyiz. Görüldüğü üzere, hükûmet öteden beri tâkip edilen istikameti Birleşmiş Milletler kanalında elde etmeye çalışıyor. Bunun dışında bir ittifak manzumesi içinde bulunmamızdan dolayı bizi ilgilendiren çok hem ehemmiyetli bazı meseleler basında intişar etmektedir.

Komünist Çin ile Birleşik Amerika arasında yine Komünist Çin ile Sovyet Rusya arasında bulunan meselelerden dolayı siyaset alanında büyük bir faaliyet vardır. Vietnam savaşı şiddetli bir surette devam ediyor. Alınan haberlere göre Vietnam’da askerî hareketler bakımından önemli bir devrede bulunulduğu anlaşılıyor. Söylendiğine göre, Birleşik Amerika mevsim rüzgarlarını atlatırsa, bundan sonraki hareketlerin devamı daha kolay ve başarılı olacaktır. Fakat bir başka görüşe göre, mevsim rüzgârları zamanı geçmiştir. Vietnam’daki karşı tarafın Vietkong hareketi azalma şöyle dursun, bilâkis hem muharebeler şiddetini arttırmış, hem Kuzey Vietnam’ın muharebelerde kullandığı kuvvetler cesametlerini arttırmışlardır. Ve Birleşik Amerika Savunma Bakanı’na göre, tehlikeli zaman Amerika için geçmiştir. Fakat kesin bir neticeye varmak için daha uzun süre geçecektir. Ve Amerika, Vietnam’da kullanacağı kuvvetleri ihtiyaç ne kadar lüzum gösterirse, o dereceye kadar arttıracaktır.

Dünya barışına taallûk etmesi itibariyle bu olayların ehemmiyeti büyüktür. Umumî olarak tahmin edildiğine göre, Vietnam meselesi Birleşik Amerika ile Komünist Çin arasındaki gerginliği arttırmaktadır, ayrıca Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki münasebetlere de hususî bir dikkati celb etmektedir. Sovyet Rusya ile Komünist Çin’in arasındaki münasebetlerin çok bozulmuş olduğunu, çok gergin bulunduğunu yazan, iyi malûmat almakla şöhretli kaynaklardan bu bilgileri edinmekteyiz.

Bütün bunlar NATO vaziyetine yakından tesir etmek istidadındadır. NATO içinde de kaynaşma vardır. Önümüzdeki yıl NATO toplantıları, NATO’nun kaderi ve geleceği bakımından çok ehemmiyetli olacaktır diye söylentilerle karşılaşmaktayız.

Bütün bu kısa mülahâzada, önümüzdeki zamanda Kıbrıs meselesinden sonra, bizim etrafımızda dünya barışı ile ilgili birçok münakaşalar ve ihtimaller olacaktır gibi bir intiba taşıyoruz.

İç politikada Toprak Reformu, Petrol Kanunu tasarısı gibi konularda Mecliste vukufla ve ısrarla çalışmalar yapmak durumundayız.

Memleket içinde iktidarla muhalefet arasında normalin dışında fevkalâde bir gerginlik olduğu mânası vermemeye dikkat edeceğiz. Bu her bakımdan lüzumludur. Yeni seçim olmuş, yeni bir iktidar gelmiştir. Aramızda münakaşa konusu olanları hükûmet programının tartışılmasında ortaya koyduk.

Dikkat edeceğimiz husus memlekette huzura yardımcı olmaktır. Reformlar konusunda da görüşlerimizi ciddiyetle koymaktır. Umumî efkâr karşısında fikirleri olmayan, çalışması zayıf, yalnız gürültü yapan bir siyasî parti olmaktan dikkatle sakınacağız. Memleketin huzuru bizden daha iyi taktir edecek durumda değildir.”

İnönü, genel görüşmede milletvekilleri ile senatörlerin ileri sürecekleri mütalâalardan sonra da, gerekirse konuşacağını belirterek sözlerini bitirmiştir.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Seçimlere İlişkin Yapılan Konuşma[123]

İnönü konuşmasında özetle şunları söylemiştir:

“Seçimde bütün haksız iftiralar, yıkıcı, gerici fikirler aleyhimizde kullanılmıştır. Hiçbir fikrimize fikirle cevap verilmedi. Vatandaşın tuttuğu her ıslahât dâvamıza sahip çıkar göründüler, aslında o ıslahâtın hiçbirini tatbik etmemek ve ettirmemek bütün siyasî mücadelelerinin hedefidir.

Başlıca iftira vasıtaları olarak bize karşı din istismarını ve komünistlik isnadını silâh gibi kullandılar.

Sağdan soldan siyasî partiler, bizim aleyhimize vatandaşı zehirlemeye çalıştılar. Bu şartlar altında seçim yaptık.

Bu zamanda uğradığımız isnatlar karşısında, ortanın solunda olduğumuzu söyleyerek gerçek yerimizi belirtmiş olduk.

Bunu, partimizin ve programının esas mahiyetini gösteren bir vasıf olarak benimsiyoruz, benimseyeceğiz. Programımız, partimizin tecrübe edilmiş programıdır. O programa bağlıyız. Ortanın solu, kırk küsur yıllık muhtelif tatbikat safhalarıyla ve bundan sonraki hedefleri ile programımızın vasfını ifade eder. Şimdi programımızın sosyal ıslahât devri içindeyiz. Bunu tâkip ediyoruz.

Marksizm ve aşırı ucu komünizmle tam karşı karşıyayız. Komünizmde, iç irademizde bizim bünyemize hiç uymayan vasıflar ve icraat görürüz. Fakat iç idarelerinde komünizmi kabul etmiş olan milletleri incitecek hiçbir davranışta bulunmayız ve dış münasebetlerimizi bu tesirlerin tamamıyla dışında tutarız.

Aşırı solda da, aşırı sağ gibi, dış münasebeti kulluk şeklinde anlayan bir zihniyet görmekteyiz. Bunun da kesin olarak karşısındayız.

Zannediyorum ki, ortanın solunda vatandaşımızın mahiyetini ve sınırlarını açıkça söyledim.

Şimdi sağımızdakilerle farkımızı söyleyeceğim.

Biz, siyasette, memleket idaresinde, muhafazakâr politika tâkip etmeyiz. Programımızdaki ilkeler ve devrimci karakterimiz, muhafazakârlığın zıttını ifade eder. Bununla beraber, muhafazakâr bir siyasî parti ile demokratik rejim içinde normal vazife münasebetlerinde bulunuruz. Fakat muhafazakârın daha sağında akımları, Anayasa düzenimiz ve Atatürk Devrimleri bakımından ciddî tehlike sayarız. Bu akımları besleyenler, gerici, irtica arayan ortaçağ mutaassıplarıdır. Bugün bizim karşımıza çıkıp siyaset alanında din üzerine iftiralar ve tecavüzler yapan insanlar derviş Vahdetinin halefleridir. Derviş Vahdeti hareketi şehirlerde ve Galata Köprüsü üstünde nasıl yakamıza yapışıp “Allah” ve “Şeriat” sözünü istismar ettiyse, bugün siyaset alanında bize karşı “Allah”, “Müslüman” sözünü politika istismarı alanına getirenleri aynı mahiyette görürüz.

Bunların zehri ve şiddeti bir süre kül altında yaşadı. Çok partili hayata girdikten sonra Atatürk’e kanun yolundan uzanmayan diller, siyaset alanından bütün ilerici vatandaşları ve Atatürk devrimlerinin hayatına kastettiler. 20 yıldır bu mücadele içinde onların zehrini tesirsiz kılmaya uğraşıyoruz.

1965 seçimlerinde de bu silâhtan ellerinden geldiği kadar istifade etmişlerdir. Aşırı sağcı, ne ad takınırsa takınsın fırsat buldukça bu oyunu oynayacaktır.

Biz, programları açık yazılı olmayan, aşırı sağ ve aşırı sol, bu akımlar karşısında vatandaşın aydınlık günleri Cumhuriyet Halk Partisi programının gösterdiği yoldan sağlamaya çalışıyoruz. Bu yol, ortanın solu yoludur. Ortanın solu bu bakımdan istikamet gösterir. Prensip ifade eder.”

 

 

 

 

CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar[124]

1965 genel seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanları ve temsilcilerinin büyük Atatürk’ün yüce huzurunda saygı duruşları.

17 Aralık 1965

İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Seçimler ve CHP Hükümetlerinin Politikalarına İlişkin Verilen Söylev[125]

Sevgili arkadaşlarım, muhterem il başkanları, temsilciler,

Sizi, seçimden sonra beraber görüşmek için dâvet ettik. Sizinle görüşmeye çok ehemmiyet veriyoruz. Siz arkadaşlarımıza hususî bağlılığımız ve saygımız vardır. Özellikle siz bu seçimde büyük mesuliyet aldığınız halde, şimdiye kadar olan seçimlerden farklı olarak seçimin kendisinde bir ilginiz ve menfaatiniz olmadı. Tam bir feragatle arkadaşlarınızın kazanması için, memleketin iyi bir seçim neticesine varması için, çalışma imtihanı verdiniz. Size minnettarız. Bu samimî duygularla sizi selâmlıyorum.

Her şeyden evvel söylemeliyim ki, sizin burada mümkün olduğu kadar çok temasta bulunmanızı, çok şey öğrenmenizi ve bilmenizi isteriz. Ona göre işinize, parti vazifelerinize çok mücehhez gidesiniz. Bundan sonra vazifeleriniz ehemmiyetli olacaktır. Önümüzde Kurultay vardır. Kurultayda bulunan arkadaşları siz uyaracaksınız, bilgilendireceksiniz ve iyi bir kurultay yapmamızı sağlayacaksınız.

Seçim üzerine konuşmaya başlıyorum. Bildiğiniz gibi muhterem arkadaşlarım, biz seçimlerde tahminimizden daha az netice aldık. Bu bizim üzerimizde tesir yaptı ve memlekette bir hayret uyandırdı. Herkes daha çok netice bekliyordu. Tecrübeli siyaset adamları olarak bilirsiniz ki, seçimlerde çok zaman böyle neticeler mukadderdir. İnsan umduğu nispeti ve umduğu neticeyi her zaman bulamaz. Demokratik rejimlerde daima her ümit edilen, “mutlaka elde edilecek” hayalleri gerçek olsaydı, hiçbir memlekette iktidarda bulunan veya muhalefette bulunan seçimi kazanmaktan başka bir şey düşünmez ve tılsım bulununca da iktidardan hiç ayrılmayan bir sistem vücut bulurdu. Böyle sistemler vardır, fakat onun adı demokrasi değildir. Herkes gelir, “ben bu memleketi ihya etmek için gökten inmiş bir nimetim” der, hiç gitmemenin çaresine bakarsa, onun adı demokrasi olmaz. Onun için demokrasilerde hâdiselerde hâdiseleri çok sükûnetle mütalâa etmek lâzımdır. Bununla beraber her seçim kazanılmak için, sağlam eksik hatalar ister. Bu usulü kaydettikten sonra seçim usullerine ve birbirimize atfettiğimiz kusurlara geçiyorum.

Büyük dâvalar

Biz seçimlere, şimdiye kadar olan seçimlerden farklı olarak esaslı bir usulle girdik. Büyük dâvalar ortaya attık. Büyük meseleler üzerinde seçmen denilen kudretli efendimizi kazanmaya çalıştık. Reformlardan bahsettik. Her birini ayrı ayrı söyledik. Her birini memlekete anlatmaya çalıştık. Toprak Reformu petrol ıslahâtı, Plânlama, plân üzerine memleket kalkınması, uzun vâdede alınacak müspet neticeler ve bunları elde etmek için bugünkü nesillerin katlanmaya mecbur oldukları fedakârlıklar. Bunları anlatmaya çalıştık. Rakiplerimiz, karşımızda bulunan partiler, fedakârlıkları en az olacak şekilde gösterdiler, hattâ daha cömert davrandılar. Fedakârlığa da lüzum yok, vergi de zaten ağırdır, ona da lüzum yok dediler. Şu şöyle, bu böyle, hülâsa vatandaşı bizim söylediklerimizden hoşnut edecek ne varsa, onları biz de yapacağız ve ucuz yapacağız, zahmetsiz yapacağız, diye iddia ettiler. Bunun ötesinde günlük şikâyetler üzerinde daha çok durdular.

Bir gerçektir ki, bizim vergi politikamız vatandaştan bugün için fedakârlık istiyordu. Şimdi, zaten ekonomik şartları dar olan bir memlekette fedakârlıktan bahsedince, bir çok insan tabiî olarak, beşeri olarak, daha ne kadar fedakârlık edeceğiz, şeklinde düşünür. İşte karşımızda bir adam ki, artık fedakârlığa lüzum yoktur, azamisi verilmiştir, diyor. Bu zaafı gösterebilir, bunu tabiî görmek lâzımdır. Vergi ilânı, servet beyannamesinin kaldırılması. Ben, bunu kaldırmamak lâzımdır, kaldıramazsınız, diyordum. Onlar, biz geleceğiz, vergi ilânını kaldıracağız servet beyannamesine lüzum yoktur, diyorlardı.

Bizim İstanbul’da asma köprü yapılacak vaadimiz yoktu. Hattâ plânlama mütehassısları bizim bugünkü halimize göre, televizyon bile hemen yapılacak, hemen göze alınacak bir şey değildir, kararına varmışlardır. Nasıl bir asma köprü yapılacak İstanbul’da? Lüzumlu mu? İki tane yapacağız diye çıktılar. Şimdi ciddî konuşanla, bol vadeden arasındaki fark, seçim zamanı bir takım hayal kırıklıklarına sebep olsa da, süratle farklarını vatandaş gözünde belirtir. Daha bir ay geçmeden köprü ne oldu dedikleri zaman, canım köprüyü biz yarın yapacağız demedik ya dediler. Elbette yapacağız dediler.

Tecrübeler arttıkça

Hepsi böyle olacaktır, geniş ölçüde. Şimdi bu usuller tecrübe edilmemiş partiler için kolay tatbik edilir usullerdir. Demokrasi rejimi içinde, uzun asırlık tecrübesi olmayan milletlerde, ilk zamanlar yürütülebilen usullerdir. Fakat milletin tecrübesi arttıkça, siyasî parti hayatı olgunlaştıkça, bu usuller iflâs edecektir. Biz eski bir parti olarak, iktidarda bulunmuş muhalefette bulunmuş, sorumluluk hissi kendisinde köklü olarak yerleşmiş ciddî bir parti olarak, uzun, geniş, hesapsız vaatlerle seçime giremezdik. Onun için sebepleri biraz bünyemizde bulmalıyız, kafamızda bulmalıyız, anlayışımızda bulmalıyız ve bunların vatandaş tarafından anlaşılması için zaman geçmesini beklemeliyiz.

Size darbı mesel haline gelmiş bir vaka anlatayım. Bir yeni politikacı, İngiltere’de seçmene işsizlik meselesinden bahsetmiş. Şimdi o kadar gürültüsünü işitmiyorum. Ben mektep talebeliğimden beri, İngiltere’de her sene milyon civarında işsiz olduğunu ve bunların devlet tarafından beslendiğini okuyarak yetişmişimdir. Seçmene yeni politikacı, “hükûmete gelirsek biz işsizliği kaldıracağız” demiş. Genç bir mektep talebesi de ona “bunu babam bana böyle söylerdi, o da babasından böyle işitmişti. Bu yüz seneden beri böyle devam ediyor, sen nasıl kaldıracaksın” demiş.

Demokratik hayatta ucuz aldatıcı vaatler, çocuklar tarafından karşılanacak hale gelir. Bunu bir şaka olarak söyledim. Demek istiyorum ki, sorumlu bir parti olarak biz, ciddî mevzular üzerinde durmaya mecburduk. Bu bizim hayatımızda bile, eski 40 küsur senelik parti olduğumuz halde, bizim seçim hayatımızda bile yeni bir tekâmül safhasıdır. Çünkü şimdiye kadar, biz de seçimlere hep rejim meseleleri üzerinde giriştik. Anayasa Mahkemesi getireceğiz, hürriyetleri sağlayacağız, ilk defadır ki bunlardan az bahsettik, büyük ölçüde ıslahât hareketlerinden fedakârlıktan uzun vadede kalkınmadan ve plânlı hazırlıktan bahsettik karşımızdakiler de bu hale geleceklerdir. Bu hale gelecekler, hâdiselerin zoruyla geleceklerdir. Bir ay içinde, köprü yarın yapılacak demedik haline düştü; vergileri bilmiyorum ne haldedir. Ne kadar doğru olduğunu bilmem. İlân edildiğine göre, gelir vergisi ilânını, Maliye Vekili kaldırmak bahsini iltizam etmediğini söyledi. Ama, servet beyannamesi üzerinde henüz durmaktadırlar. Onu yapabileceklerini henüz zannetmiyorum. Şimdiden, “Aynı maksadı temin edici bir başka çare bulacağız” diye, işi tefsir yoluna gitmişlerdir.

Seçim esnasında bilhassa bu iki konunun çok tesir yaptığına şüphe yoktur. Bugün bile bir çok dikkat sahipleri, siyasî hayatla, malî hayatla ilgisi olanlar, gelir vergisi ilân eden bir gazeteyi, muntazam surette tâkip ediyorlar ve her gün birbirlerine şaşkınlıklarını söylüyorlar. “Yahu filan adamın vergisini duydun mu? 800 lira veriyormuş, kalıbımı basarım, [okunamadı] bin liralık vergi verecek adamdır” diyorlar. Şimdi böyle bir umumî kontrolün yaratıldığı tedbir üzerine vergi vermemeyi kim gözüne alabilir. Kolay mesele değil. Şimdi seçimin temel konuları olarak farkımızı ve bunun vatandaş tarafından telâkkisini hatırlattıktan sonra diğer konulara geçiyorum.

Biz ne söyledi isek..

Bize karşı fikir sahasında mücadele yapılmamıştır. Ne söyledi isek ona ayni derecede taraftar çıktılar. Bu vergi meselesinde açık vaziyeti aldılar. Toprak Reformu dedik, Toprak Reformu’nu biz de istiyoruz dediler. Daha iyisini yapacağız. Petrol Kanunu üzerinde çok şikâyet var. Bu Petrol Kanununu behemehal düzeltmek lâzımdır, dedik. Mecliste kanun tasarısı üzerinde konuşulurken reddettiler, dışarıda konuşurken petrolü biz de düzeltmek istiyoruz dediler. Ne söyledi isek hepsine taraftardırlar bizden âlâ taraftardırlar. Ama plân demek, sıkı ceket giymek değildir. Mesul olan hükûmet vardır. Onlar plâna istedikleri şekli verirler, iki söylev bir araya getirmek, tecrübe edilmeden anlaşılmaz. Evet plân tatbikatı kanunla olur ve bunu hükûmet memleketin ihtiyacına göre, sorumluluğunu üzerine alarak teklif eder. Bu bakımdan, plân dairesi bir istişare dairesidir. Uzman dairesidir. Ama plâncılık bir uzmana fikir sormaktan ibarettir diyerek, şimdiye kadar uzmanları kullanan idare usulüne meylettiğiniz vakit, plândan eser kalmaz. Meşhur meseldir. Osmanlı İmparatorluğunun daire rafları ve ondan bize intikal eden idaremizin dolapları, rafları, uzman raporları ile doludur. Sıkıştığı zaman idare edenler şunu bir uzmana soralım derler, herkes okur. Kimse “evet bende bir şey söyleyeceğini zannediyordum, benim bildiğim şeyleri söyledi” der, burası böyle imiş, oda bir marifet mi diye birbirleri ile üç gün konuştuktan sonra rafa korlar kaldırırlar. Ben size tarihimizde bir büyük mesele üzerinde uzman hayatını anlatayım. Ormanlarımızın ne kadar büyük kazalara uğradığını bilirsiniz. Üzerinde çok söz söylemiştir. Orman üzerinde bu memleket bizim devrimizde değil yüz seneden beri hassasiyetle durmuştur. Hesapsız kesimi neticesinde bir gün memleket ormansız kalacak korkusu, yaygın idi. Adam 50 yıl evvel gelmiş. Şimdi hemen hatırıma gelen birini söyleyeyim. Bursa civarında Ahı Dağı vardır. Çamlıca gibi çok güzel bir dağdı bu. Bursa’ya giderken onun üzerinden geçilerek gidilir. Bundan 50-60 yıl önceki Belçikalı bir uzman diyor ki, “Ben Türkiye’de ormanlar niçin azalıyor diye merak ettim. Benden evvel gelen adamın raporunu okudum. O adam raporunu verirken Ahı Dağının yarısı ormanmış, bugün çırçıplaktır diyor. İşte şunları tavsiye etmiş, bunları tavsiye etmiş. Şimdi vaziyetini görüyorum. Bugün tavsiye edilecek başka bir şey yok. Ondan sonra gelen uzman Ahı Dağı’nı ve diğer gösterilen yerleri daha çıplak bulmuş. Uzman kullanma alışıklığı ise, o bir yüksek medeniyet merhalesidir. O plân dairesinde iş görmeğe mecburdur. Nedir plân dairesi? Uzmanlardan kurulu bir dairedir. Ama fikirleri reyleri herhangi bir makamın herhangi bir dirayetli Başbakanın aklına göre, iki gün uğraştıktan sonra rafa konacak kolaylıkta reddolunamaz. Usulleri vardır. Çalışmışlardır, oradan geçer, buradan geçer. Devlet bunları tatbik etmeğe mecburdur diye, kanunlar çıkar. Plân üzerine kalkınma başka bir usuldür. Bilhassa gelişmekte olan devletler için hayatî bir dâvadır. Bu ihtiyaca göre bir idare sistemi kurulursa, o idare sistemini tanımayınca, plânın atisini görürsünüz. Bunun yanında karşımızda fikir olarak bir şey kalmıyordu. Yalnız günün modası olan iftiralar üzerinde rakiplerimiz bütün faaliyetlerini topladılar. Günün modası olan propaganda bundan evvelki seçimde çok partili hayata girdiğimiz zaman büyük ölçüde din üzerinde toplanmıştı. Din istismarı üzerinde toplanmıştı. Bu sefer ona büyük ölçüde bir de komünizm propagandası eklendi. Sistemli bir suretle ‘memleket komünizme gidiyor, büyük tehlike vardır, aman memleketi komünizm tehlikesine düşmekten kurtaralım [dediler ve] bu propagandayı gayri resmî olarak, hususî olarak, yaygın olarak, geniş ölçüde aleyhimize işlediler. Haksız olan din istismarı ve din iftiraları ne kadar tesirsiz kaldı ise, henüz işlemektedir. Sıkıştıkları zaman ona müracaat etmektedirler, gene edeceklerdir. Komünist[lik] iftiraları da soysuzlaşacaktır, memleket fikir üzerine, dâva üzerine, ciddî istikametlere gidecektir.

Çeşitli sebepler

Şimdi arkadaşlarım kısa kısa temas ediyorum konulara. Seçimlerde teşkilât çalışmadı. Bu yaygın bir hükümdür. Nispî temsilin mahzurları, ön seçim vesaire. Baştaki nasıl olsa kazanacak, arkadaki kazanmayacak, binaenaleyh bu sebeple başlıca seçimle ilgili ve menfaatli olanlar çalışmak için çok isteksizlik içindedirler ve çalışanlar çok masraf içindedirler. Bunlara henüz bir çare bulamadık. Hiçbir parti bulamadı. Ama zaman bunlara çare bulacaktır. Masraflar devlet tarafından kontrol edilecektir.

Seçimlere girdiğimiz zaman nispî temsilin bu kısımlarını bilmiyor değildik. Hatırlarsınız genel merkez daha seçimden bir ay evvel, teşkilâtımız kütük meselesini, sandıklarını ve ön seçimin mahzurlarına çare bulmak meselesini başlıca konu olarak Parti Meclisi’nde konuştu, gruplarda konuşuldu, merkezlerde konuşuldu. Ama bu kadar çare bulundu, tam çaresi bulunamadı.

Daha çok netice alınabilirdi, daha çok çalışılabilirdi. Şurada burada tahmin edilmeyen kusurlar oldu. Olabilir; oldu. Bunları konuşacaksınız. İdarecilerle mahrem müzakerelerde, kendi başınızdan geçenleri anlatırsınız. Onlar görüşlerimize kendi görüşlerini ekleyerek, bu hâdiselere bir istikrar bulmaya çalışırlar.

Teşkilât kırgındı. Doğrudur arkadaşlar. Bunda bir hakikat payı vardır. Bunu kabul ediyorum. Biz iktidarda bulunduk.

Bir hakikat payı

Biz on sene teşkilât olarak çok eziyet çektik, çok mahrumiyetlere uğradık. Üç buçuk sene iktidarda bulunduk. Söylediğimiz haksızlıklardan en basitini tamir etmeye imkân bulamadık, derler. Görüyoruz biz bunu. Şimdi bu noktaya biraz sonra yine geleceğim. Bizim memleketlerde, en büyük sermayedar, en büyük müteşebbis, iş veren devlet kapısıdır. İşveren yoktur bizde. Onun için siyasî partiler mensupları iktidara geldikleri zaman devlet kapısından bir şey beklerler. Nasıl yapacaksınız. Devlet kapısı dediğin mahdut bir yerdir. “İktidarda bulunursan, bizi düşünüp bir iyilik eder”. Güzel, haklı olursan bunu yapsın. Bunu yapmak için, oraya yerleşmiş olan var. Onu ne yapacaksın. “O oraya haksız yerleşmiştir. Onu çıkaracaksın” veyahut “O da yerinde ise, bir tane fazla alacaksın.” Bunlar tatbiki kolay olan şeyler değildir. Zaman bunları anlatacaktır. Bir taraftan iktisadî durumumuz düzelecek, bir taraftan bu muamelelerin tatbiki için herkesin kabul edeceği haklı kıstaslar bulunacak. Biz üç buçuk senelik iktidarımız zamanında bütün bunların üstüne, bütün bu tabiî güçlüklerin üstüne, karma hükûmetler kurduk. Koalisyon hükûmetleri ile iki buçuk sene geçirdik. Yani partizanlık yapmayacağız. Herkese aynı muameleleri yapacağız. Geçmiş yaraları saracağız, dedik. Bir takım adamlar geçmiş on sene zarfında, partizanlıkla iş başlarına, iş ortalarına yerleşmişler. Bunları çıkarıp başka adamları iltizam ederek yerleştirmeye imkân var mıdır. Karma bir hükûmette beraber çalışacağımız yerde, herkesin gözü fal taşı gibi açılmış. Şimdi arkadaşlarım işin ne kadar güç olduğunu göstermek için size anlatayım. İş yapamadık, bakamadık, yardım edebilirdik. Ama aslında yapamamak için bütün engeller mevcut idi. Ben karma hükûmetleri idare ettim. Karma hükûmetlerde ilk önce AP Başkanı Hükûmet dışında idi. Rahmetliye ısrar ettim gir diye, o girmedi. Haftada bir tezkere alırdım. Bakanlar partizanlık ediyorlar ve AP’lilere haksızlık ediyorlar diye. Hükûmette öteki arkadaşlara AP’li Bakanlara gösterirdim. Yanlış anlaşılmıştır. Tahkik ederiz derlerdi. Bir defasında rahmetli Gümüşpala’nın bir tezkeresini aldım. Partizanlık ediyor diye, İçişleri Bakanı’ndan ve Tarım Bakanı’ndan şikâyet ediyordu. Kendisine söyledim. Bu Bakanların ikisi de AP’lidir. Ben mi yaptırıyorum bunları dedim. Bu misâlleri şunun için veriyorum. Karma bir hükûmette herkesin gözü, kendi adamları işten çıkarılmasın ve bir adam yerleştirildiği zaman, haklı mıdır, haksız mıdır, iltimaslı mıdır?

Bunun üzerinde, kılı kırk yararcasına bir kontrol altında çalıştık. Bununla beraber üçüncü koalisyon hükûmetinde Halk Partisi partizanlık yapıyor diye buhran çıktı. YTP itham etti, Halk Partisi partizanlık yapıyor dedi. Büyük mesele oldu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında, biz hükûmet partileri toplandık. Ben daha evvel düşündüklerimi kendi Bakanlarımla görüştüm. İddiaların hiçbirisinin altında kalamayız, bunun için tahkikatı kabul edelim, dedim. Halk Partili Bakanlar bana cevap verdiler ve her türlü tahkikatı kabul edeceklerini söylediler. Böylece bir emniyet elimde olduğu halde, münakaşaya girdim. Şikâyet ettiler “Halk Partisi partizanlık yapıyor” dediler. Dinledikten sonra teklif yaptım. Tahkikat komisyonu kuralım, bütün Bakanların icraatını partizanlık bakımından tetkik etsin. “Hay hay peki” dediler. Komisyonu teşkil ettik. YTP geldi. “Biz vazgeçtik” dedi. Çünkü kendileri yapıyorlardı partizanlığı –Bizimkiler onların yanında kusursuz kalıyordu.– Bunu silâh olarak kullandık. Partizanlıktan bahsedemezsiniz bize dedik. O zaman bana cevap verdiler. Dediler ki “Biz o zaman vazgeçtik çünkü bir hükûmet buhranı istemiyorduk.”

Ben Amerika’da elime geçen tek fırsattan istifade etmek için uğraşırken, bir sabah kalktım ki burada hükûmet düşmüş. Yalnız kalmışız. Ortaklarım çekilme kararı vermişler. Sorumlulukta ciddiyetten bu kadar uzak muameleler görmüş olan bir insanım, hem dâvayı çıkar ve hem de vazgeçmiş ol. Buna inanmak mümkün değildir.

Şartları iyi bilmek lâzımdır

Şimdi bu söz şuradan açıldı. Teşkilâtımız, iktidarımız zamanında arzu ettiği yardımı görmedi. Haklı olarak, dâvaları yapmak için Bakanlar elinden gelen gayreti gösterdi. Ama bizden anlaşıldığı ve beklendiği gibi bir yardım, bir teşvik görmediler ise, bunu sebeplere bağlamalı, izah edebilmeli ve bilhassa bizim hükûmetlerin içinde bulunduğu, Halk Partisi’nin içinde bulunduğu güçlüklere bağlamalıdır. İnsaf ile vaziyeti muhakeme etmelisiniz. Şimdi düşününüz bu kadar haksız muameleye uğradığımız halde, dördüncü koalisyonun teşkil edilmesi sebeplerinden birisi, bizim hükûmete karşı partizanlığı kaldırmak ve seçim emniyeti dâvasıdır. Demek bizi itham edecek sabit fikirleri, canımızı verecek kadar da fedakârlık etsek, yerinden sökememiş bir halde seçimlere girdik. Şartları iyi bilmek lâzımdır. Nasıl yapacağız diye üzüntüyü mübalağa etmeyiniz arkadaşlar.

Şeref ve itibarınızla ayaktasınız

Siz 43 senelik büyük devrimci, inkılâpçı bir partisiniz. Siz tek parti olarak, uzun müddet mutlak surette hâkim oldunuz. Siz demokrasi sistemini şuur ile ve memleketin hayrı için kendi rahatınızdan, menfaatinizden fedakârlık ederek, memleket menfaati için bu memlekette yerleştirmeye teşebbüs ettiniz. Siz bilmez misiniz ki, çok partili hayatta geçirdiğimiz zaman, bu memlekette, bunun geçmiş siyasî vakalar gibi, gelip geçici bir hevesten ibaret olduğunu sananlar, teşebbüsün ciddiyetini anladıktan sonra, “Bunlar diktatör partisidirler, diktatörlükten gelmişlerdir, bunlarla demokrasi olmaz” diye sizi toptan düşman ilân etmişlerdir. Siz siyasî hayatta bu fırtınalardan geçtiniz. Ne oldu netice? Siz ayaktasınız, bütün şeref ve itibarınızla memleket mukadderatı üzerinde tesir sahibisiniz ve bütün bu iftiralar iflâs etmişlerdir. Demek istiyorum ki, çekilen zahmetler heba olmamıştır, heba olmamaktadır. Bundan sonra da hâdiseler aynı olacaktır. Elverir ki dâvalarımız sağlam azmimiz sarsılmasın ve yolumuz doğru olsun.

Teşkilâta anlatılmamış derler. Evet teşkilât çalışmamıştır. Söyleyim. Bunda hakikat vardır. Çalışmama, vazifeyi ihmal etme kusurlarını bağışlama tabiatında olmamalıyız, olmayacağız. Gelecek sefer için bir şüphe varsa, onu düzeltmiş olarak gireceğiz. Teşkilâtın kırgınlığı meselesini, memleket bünyesini tamamıyla kavrarsanız, kırgınlıkları makûl ölçüde bertaraf edebilirsiniz.

Toprak reformu

Teşkilâta anlatılamamıştır. Ne anlatılamamıştır? “Toprak Reformunu anlatamadık efendim”. Toprak Reformunun anlatılacak yeri var mı? Herkes kendi toprağının başına geleceğini bilmez mi? On dönümü varmış da, beş dönümü varmış da, onun da elinden gideceğini zannetmiş, imiş. Lâf mı bu. O kimin elinden ne kadar toprağın gideceğini pek mükemmel bilmekte olan insanın, suni olarak yaydığı ve öğrettiği marifettir. Bunun anlaşılmayacak neresi var?

Anlaşılmamıştır efendim. Adam senatördür. Seçim zamanı rakiplerimizin en ziyade tesirli olarak kullandıkları vesikalar onun sözleridir. Basıyorlar yayıyorlar; “Teşkilât çalışmadı efendim, anlatılamadı efendim” Lâf mı bu. Ondan sonra elini kolunu sallayarak, Senatoda dolaşır. Mecliste dolaşır.

Bu seçim meselelerinin ne olduğunu, nasıl konuşulduğunu parti grubunda, Parti Meclisi’nde de konuşuyoruz. Anlatamadık efendim. Adam kendisini anlamamıştır. Adam kendisi inanmamıştır ki, anlatsın, ikna etsin.

Bütün teşkilât ayağa kalktı bizim. Bütün memleket ayağa kalktı. Mebuslar gider ayak 40 bin lira ceplerine alır gider mi diye? Teşkilât mı teşvik etti bunu? Bir Meclis Reisi kalktı bütün dünyaya karşı “vermem” diye dayattı. O Meclis Reisini Meclis kürsüsüne çıkıp kötüleyen kim? Bizim milletvekili değil mi? Şimdi bunların memlekette teşkilât üzerinde yaptığı yıpratıcı ve kırıcı tesiri gözden kaçırmaya imkân yoktur. Bu elbirliği ile, baştan, toptan düzeltilecek ve doğru istikamete yöneltilecek bir vaziyettir. Anlaşıldı mı arkadaşlar? Ortanın solunda demiş de ondan dolayı olmuş. Komünist diyorlar, komünist hangi ortanın solu?

Şimdi arkadaşlar bunları konuşacağız. Kurultay olacak, orada da bu hesapların hepsini vereceğiz. Siz parti başkanları olarak sorumluluk taşıdınız güç vazifeler yaptınız. Birbirlerimizin eksik ve kusurlarını biliyoruz. Bütün bunları hep beraber yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Bunun sözünü bana vereceksiniz.

Bazı işaretler

Bugünkü siyasî vaziyetlerimizin iyi işaretleri var ve bizi dikkate mecbur eden işaretler var. İyi işaretleri söyleyeyim. Bu seçimden sonra ummadıkları büyük bir muvaffakiyet aldıkları halde, eski seçimlerden farklı olarak karşımızda bulunanların çok mütecaviz bir çalım göstermediklerini bana söylediler. Tâkip ettik. Beyanatımda da söyledim, iyi bir tekâmül işareti saydım. Hepimiz spora girmiş, spordan çıkmış insanlar gibi, kazanan, az kazanan, kaybeden, birbirine saygı ile çıkabilecek ortama geldiğimiz zaman, demokratik rejimde, medeniyet merhalesinde büyük bir mesafe kazanmış oluruz. O bakımdan bunu değerlendiriyorum. İkinci bir müspet işaret, ben ortanın solunda olan partiyim dedim. Karşımızda olanları bilhassa iktidarda bulunanları sağcılıkla ve gerici unsurlara istinat etmekle vasıflandırıyordum. Buna Hükûmet Reisi cevap verdi. Hükûmet Reisi, bana cevap olarak değil kendisini tarif ederken, “Biz muhafazakâr partiyiz” dedi. Karşımızda bulunan partinin, onun başkanının biz muhafazakâr partiyiz demesini ben çok dürüst bir hareket ve doğru bir hareket olarak karşıladım. Memleketlerde muhafazakâr partiler vardır, olmalıdır, olabilir. Onun kendisine göre vazifeleri vardır. Onu bilerek “ Biz muhafazakâr partiyiz” der, o yeri tutarsa bizim karşımızda o sıfatla vaziyet alır. Biz onun karşısında, CHP olarak devrimci, halkçı, ilerici, ortanın solunda bir parti olarak vaziyet alırız ve karşılıklı münasebetlerimizi normal bir halde yürütürüz. Her memlekette olan bir şeydir. O kendi ölçüsünde yapabildiği kadar yapar, kendi usullerini kullanır, biz kendi usullerimizi 40 seneden beri nasıl kullandı isek, bundan sonra da öyle kullanırız. Bu normal bir siyasî hayattır. Şimdi buna ekleyeceğim şeyler var. Muhafazakâr parti sağ kanadından daimî bir tehlikeye maruzdur. Buna karşı kendisini koruyabilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Şimdiye kadar koruyamadılar. Sağcıyız diye, tâ en koyu, en karanlık irticaa kadar bütün vasıtalardan istifade ettiler ve bize karşı kullandılar. Gene aynı ifrata varırlarsa, memleket için her tehlike vardır. Bizim için her mücadele vardır.

Ama muhafazakâr parti olarak kendi sağında hududunu iyi tâyin ederse onlara karşı kendisini ve memleketini iyi müdafaa ederse, dürüst bir yoldan yürümüş olur. Nurcu demez, istifade eder. Dini siyasete karıştıran bir ortaçağ mutaassıbı demez istifade eder. Bu tarzda muhafazakâr parti olmaz. Bunları bize zaman gösterecektir. Temennim odur ki, muhafazakâr parti kendisini tehlikeli cereyanlardan muhafaza etsin. Biz ortanın solunda bir partiyiz, devrimci bir partiyiz, halkçıyız. Buna göre bir çok şeyler yaptık. Zamanın ihtiyaçlarına göre, daha bir çok şeyler yapmamız ihtimalî  vardır. Durucu bir parti değiliz. Bizim büyük vasfımız, vazifemiz, memleketin meselelerini, yeni ihtiyaçlarını görmek ve tedbirlerini aramaktır. Buna göre biz ortanın solunda olan bir partiyiz. Bizim solumuzda bir çok tehlikeler vardır. O tehlikelere karşı biz hem kendimizin, hem memleketin duvarıyız.

Özel teşebbüsün gafleti

Muhterem arkadaşlarım, özel teşebbüs bu seçimlerde bize karşı kullanılmıştır. Ve özel teşebbüsün gafleti buradadır ki, gelir vergisi ilân ediyoruz, servet beyannamesi istiyoruz, vergi istiyoruz. Bu gibi tedbirlerimizi özel teşebbüsün aleyhine tedbirler zannettiler, zannediyorlar. Bu yanlıştır.

Bizim almakta olduğumuz vergi, gelişmekte olan bir memleketin vermesi lâzım gelen vergi hududuna gelmemiştir. Bunun üzerinden fedakârlık ettiğin zaman, ya kalkınmadan vazgeçeceksin, ya söylediğini yapmayacaksın. Ya plânı hafife alırsın, her sene kapının önünde beliren nüfuslu bir arkadaşının sözüne bakacaksın ve başına yeni bir iş açacaksın. Beş sene sonra bir de bakacaksın, bir arpa boyu ilerlememişsin.

Samsun yeni gelişmekte olan yer. Bana dediler ki, burada üç buçuk senede yapılan köy okulu, köy içme suyu on senede yapılandan fazladır. Niçin? Paramız daha çoktu... Neden plân. Herkesin aklına geldiği yapılmayacak. Bir senede şikâyetçi çoktur. Oraya gitti, bana gelmediler. Daha bir sene, daha dört sene sarf edeceksiniz. Beş sene sonra bakarsın ki, köy yolu halledilmiş ve bu memlekette mesele olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra asıl mesele başlar. Çünkü bunlar ihtiyaçların en iptidaisidir. Asıl mesele ondan sonra başlar.

Şimdi arkadaşlar, demek ki seçimden sonra taşkınlık, evvelki senelere nispetle ya olmadı, ya az oldu. Bunu bir kere belirttim. Karşı iktidarda olan parti, kendi hüviyetini açıktan söylüyor bana. “Ben muhafazakâr partiyim” diyor. Tamam sağcı parti görüyordum, düzelttim şimdi. Muhafazakâr Parti olarak görüyorum. Sağından gelecek tehlikelere onların tesirlerine, ne kadar mukavemet edeceğini her gün gözlemekteyim. Sen de istersen benim solumdan ve senden gelecek tehlikelere, kendimi ne kadar koruyacağımı gözetle. Benim korkum yok gözetlenmekten, ama ben gözetlerim. İkincisi, dedim ki; biz de iktidar aynı zamanda geçim meselesi telâkki edilir. Şimdi sen taraftarlarına geçim yolu bulmaya çalışacaksın. Benim partimden olanları, yani sizin partinize mensup olmayanları suni olarak geçimden mahrum edecek misin? Haklı olduğu bir vazifeden kendi adamını kayırmak için başkasını çıkaracak mısın? Bunları gözetliyorum. Bir tanesine dokunduğun zaman büyük ölçüde partizanlık meselesi olarak masa üzerine getireceğim.

Ordu siyasete nasıl itilir?

Bir ordu meselesi oldu. Bir kumandan ile kendi Bakanı arasında geçmiş olan yazışma, gazetelere intikal etti. Biz hiçbir vaziyet almadık ve şimdiye kadar hiçbir şey söylemedik. Şimdi bu meseleyi sizin huzurunuzda açtım söylüyorum. Bir defa bekledik. Nedir mesele bunu anlayalım diye. Dikkatle tâkip ettik. Bir vesika neşrolunamadı. Hiçbir resmî bilgimiz yoktur. Gazete beyanatlarımızda gördüğümüze göre, Kara Kuvvetleri Komutanı ile kendi Bakanı arasında, Hükûmetçe düşünülmekte olan bir Af Kanunu üzerinde bir konuşma geçmiş. Bir Af Kanunu çıkacakmış. Şuraya şumûlü var. Buraya şumûlü var. Bakan sormuş: “Bu konuşmayı bana yazı ile verir misin, hükûmete nakledeyim”. O da yazı ile teklifini, fikrini söylemiş. Sonra bu gazetelere intikal etti. Nasıl karışıyor; Meclisten çıkacak bir kanun üzerinde söz söylemeye hakkı var mıdır yok mudur? Söyleyebilir mi söyleyemez mi? Doğru yaptı, yanlış yaptı. Ondan sonra bir büyük kumandanla kendi âmiri arasında geçen bir siyasî söz nasıl orada kalmıyor da dışarıya sızıyor.

Yani insan, oyuna getirilmiş bir kumandan hissini arıyor. Böyle bir mânadan kişi çok müteessir oluyor.

Kumandanda bir tabiat bilmeliyiz. Kumandan asker küçük olsun, büyük olsun, kendi âmirine itaat etmek ve ona itimat etmeye meslek icabı, yetişme icabı, tabiat icabı meyillidir. Amiri ile konuşur, “Şöyle yap der, böyle yap der”. Hiçbir fenalık olmaz bunda. Ama bir defa ona itimadı giderse, bir daha da itimadı olmaz. Ve böyle anlarda ordu siyasete, böyle hareketlerle karıştırılır. Bu ordu , elimizde bulunan bu ordu, siyasetten kurtulmuştur. Siyasete karışmaya aslâ hevesi ve istidası yoktur. Bu ordu, siyasete, politikacılar tarafından hata ile veya tasvip ederek zorla sokulmuştur. Bunun için size açıyorum. Böyle bir yanlış yola iktidarın hiç heves etmemesi, girmemesi lâzımdır. Kendi muvaffakiyetleri için esaslı bir nokta ve sakınılması lâzım gelen bir noktadır.